T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/2027 Esas KARAR NO : 2025/2050 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2024/1013 Esas- 2025/859 Karar TARİHİ: 01/10/2025 DAVA: Tapu İptali Ve Tescil KARAR TARİHİ: 08/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olma…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/2027 Esas KARAR NO : 2025/2050 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2024/1013 Esas- 2025/859 Karar TARİHİ: 01/10/2025 DAVA: Tapu İptali Ve Tescil KARAR TARİHİ: 08/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu Beylikdüzü ilçesi Kavaklı Mahallesinde kain ... ada 10 nolu parselin müvekkiline ait iken, müvekkilinin de ortağı olduğu davalı şirketin bankadan kredi kullanabilmesi amacıyla taşınmazın inançlı işleme dayalı olarak 5 yıllığına davalı şirkete devredildiğini, 5 yıllık süre dolmasına rağmen şirket tarafından taşınmazın iade edilmediğini, bu nedenlerle inançlı işleme dayalı olarak davalı şirkete devredilen taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı şirket adına duruşma gün ve saatini bildirir davetiyelerin şirketi temsilen kayyım tayin edildiğinden kayyımlara tebliğ edilmiş, davalı şirket temsilcileri tarafından dosyaya herhangi bir cevap dilekçesi sunulmayarak yargılamaya yokluklarında devam olunmuştur.Feri Müdahil vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın inançlı işleme dayanak yapmış olduğu 03/03/2004 tarihli belgenin adi yazılı belge olduğunu, söz konusu belgenin her zaman düzenlenmesi imkan ve ihtimali bulunduğunu, iş bu belgeye dayalı olarak tapu iptal ve tescilin istenemeyeceğini ve bu bağlamda davalı yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 01/10/2025 tarih ve 2024/1013 Esas- 2025/859 Karar sayılı kararında;"....Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; dava konusu taşınmaz davacı adına tapuda kayıtlı iken inançlı işleme dayalı olarak davalı şirkete devredildiği, davalı şirket temsilcileri tarafından imzalanan 03/03/2004 tarihli protokol başlıklı belgeye göre taşınmazın 5 yıl sonra davacı olan tapu malikine iade edileceğinin belirtildiği, celp edilen sicil kayıtlarına göre belgenin düzenlendiği tarih itibariyle belgeyi imzalayan Salih ve ...'ün şirketi temsile yetkili kişiler olduğu, inançlı işlemin varlığının yazılı belge ile (kesin deliller) ispatlanması gerektiği (Yargıtay 14.HD 2016/8257 esas 2017/115 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere), bu bağlamda davacı tarafın inançlı işlemi yazılı (kesin) delille ispatlanmış olduğundan davalı şirket adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiş, iş bu kararın istinaf edilmesi üzerine İBAM 13. HD'nin 2018/512 Esas, 2019/256 Karar sayılı ilamıyla; "Somut olayda, davalı şirket ticaret sicil kayıtları ve şirketi temsile yetkili olanların imza sirküleri getirtilmemiştir. Dosyada bulunan ticaret sicil gazetesi örneklerinden davaya konu inanç sözleşmesinin yapıldığı tarihte davacının şirket yönetim kurulu başkanı, ...'nın yönetim kurulu başkan vekili, ...'ün yönetim kurulu üyesi olduğu, şirketin, yönetim kurulu başkanı davacı ile başkan vekili ...veya üye ...'den birinin imzası ile temsil ve ilzam edildiği anlaşılmaktadır. Davaya konu inanç sözleşmesinde davalı şirket adına atılı imzalardan birinin şirket yönetim kurulu başkanı olan davacı tarafından atıldığı sabit ise de diğer imzanın kime ait olduğu sözleşmede yazılı değildir. Mahkemece diğer imzanın kime ait olduğu tespit edilmeden ve imza sirküleri getirtilmeden şirket yönetim kurulu üyesi ...'e ait olduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. Ayrıca dayanak sözleşmenin her iki tarafında da davacı yer almaktadır. Başka deyişle davacı hem inanan olarak hem da inanılan olarak davaya konu sözleşmede yer almaktadır. Bu durumda inanç sözleşmesinin usulüne uygun olarak kurulduğunun yan delilerle birlikte ispatı gerekir. Bunun içinde tarafların bildirdikleri delillerin toplanması sözleşmenin usulüne uygun olarak kurulduğunun ispatlanması gerekir. Söz konusu inanç sözleşmesi 03/03/2004 tarihinde imzalanmış olup, bu tarihte şirket yönetim kurulu üyeleri davacı ile ...ve ...'den oluşmuş ise de, daha sonra 23/06/2004 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayınlanan davalı şirketin 07/06/2004 tarihli yönetim kurulu kararlarına göre şirket yönetim kurulu üyeleri istifa etmişler ve alınan karalar sonunda şirket yönetim kurulu başkanlığına ..., yönetim kurulu başkan vekilliğine ...üyeliğe ise ... atanmıştır. Davaya konu taşınmaz ise, tapu kayıtlarına göre 03/05/2005 tarihinde davacı tarafından satış suretiyle davalı şirket adına tescil edilmiştir. Anılan inanç sözleşmesi adi yazılı şekilde yapılmış olup her zaman düzenlenmesi mümkün belgedir. Taşınmaz, inanç sözleşmesinin yapılmasından itibaren 1 yıl 2 ay sonra tapuda devredilmiştir. Bu arada davalı şirket yönetim kurulu ve şirketi temsile yetkili olanlar değişmiştir. Tapuda devir tarihinde davalı şirketi temsile yetkili olanlar tarafından imzalanmış bir inanç sözleşme bulunmamaktadır. Buna göre davaya konu taşınmazın inançlı olarak teminat teşkil etmek üzere davalı şirkete devredildiğini, bu devir işleminin o tarihteki şirketi temsile yetkili olanların bilgisi ve onayı ile yapıldığını ispat külfeti iddiayı ileri süren davacı taraftadır. Ayrıca tapuda yapılan resmi senette devir bedelinin satıcı davacı tarafından nakden ve peşinen alındığı yazılı olup, davacı da dava dilekçesinde vergi mevzuatı açısından bedelin davalı şirket adına davacı hesabına yatırıldığını, bu bedelin daha sonra davacı tarafından davalı şirkete geri ödendiğini bu hususun şirket kayıtları ile ispatlanabileceğini belirtmiştir. Mahkemece şirket kayıtları getirtilerek şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak devir bedeli olarak davalı şirketçe davacıya ödenen bedelin davacı tarafından şirkete iade edilip edilmediği, böylece yapılan devir işleminin inanç sözleşmesi kapsamında olup olmadığı araştırılmamıştır. Davacı söz konusu taşınmazı davalı şirketin kredi ihtiyacı nedeniyle kredi alabilmesi amacıyla inançlı şekilde davalı şirkete devrettiğini, taşınmazın şirket mal varlığında görünmesi nedeniyle şirketin kredi kullanabildiğini ileri sürmektedir. Tapu kayıtlarına göre anılan taşınmaz üzerine Halk bankası tarafından 2009 ve 2013 yıllarında ipotek tesis edilmiştir. Bu nedenle yine şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak sözleşme tarihi ile taşınmaz devir tarihlerinde davalı şirketin mali durumu tespit edilerek kredi kullanma ihtiyacı olup olmadığı, söz konusu tarihlere yakın tarihlerde kredi kullanıp kullanmadığı, tespit edilerek davacı iddiasının bu meyanda inanç sözleşmesinin gerçek olup olmadığı, adi yazılı belge olup her zaman düzenlenmesi imkanı bulunan davaya konu inanç sözleşmesinin sözleşmede yazılı tarihte yapılıp yapılmadığı veya davalı taraf savunmasında belirtildiği gibi muvazaalı olarak daha sonraki bir tarihte düzenlenip düzenlenmediği tespit edilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Kabule göre de, davalı şirket davaya süresinde cevap vermeyerek davacı iddialarını inkar etmiştir. Davalı şirket kayyımları daha sonra verdikleri dilekçe ile de davacının dayandığı inanç sözleşmesini kabul etmemişlerdir. Bu nedenle mahkemece eksik inceleme sonucunda dosya içeriğine, iddia ve savunmalara aykırı şekilde davaya konu inanç sözleşmesinin taraflarca inkar edilmediği kabul edilerek karar verilmesi hatalı olmuştur." gerekçesiyle yerel mahkeme kararını kaldırmıştır.İBAM kaldırma kararı kapsamında celp edilen şirket kayıt ve defterleri ve banka kayıtları üzerinde inceleme yapılmak üzere dosya bilirkişi heyeti ... ve arkadaşlarına tevdii edilmiş, bilirkişi heyeti düzenlemiş olduğu 17/01/2021 tarihli raporlarında özetle; "davalı taraf yasal defterlerinde davacı ...'e devir bedelinin tamamının ödendiği, davacı ...'ün tahsil ettiği devir bedelini geri ödediğine dair kayıt bulunmadığı, işlemin yapıldığı tarih itibariyle şirketin kredi kullanma ihtiyacının bulunmadığını" teknik kanaatleri olarak belirtmişler, mahkememizce de düzenlenen bilirkişi raporu yeterli görülerek hükme esas alınmıştır.Her ne kadar davacı taraf taşınmaza ilişkin inançlı işlem kapsamında kullanılan kredinin kendi hesabına gönderildiğini ve kendisinin de hesabına gelen parayı bankadan nakit olarak çekip şirket hesabına yatırdığını iddia etmiş ise de; bu hususa ilişkin dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı gibi bilirkişi incelemesinde de şirket kayıtlarında böyle bir paranın davacı tarafından şirket hesabına yatırıldığı tespit edilememiş, dolayısıyla davacı tarafın bu yöndeki beyanına mahkememizce itibar edilmemiştir.Davacı tarafın davasına dayanak yapmış olduğu protokol başlıklı inanç sözleşmesinin 03/03/2004 tarihinde düzenlendiği, davalı şirketi temsilen protokolü iki kardeş olan ... ile ...'ün imzaladığı, ...'ün protokolü aynı zamanda taşınmazı devreden malik olarak imzaladığı, şirketi temsilde yetkili olan üçüncü kişi konumunda ...'ın imzasının bulunmadığı, bu hususların davacı tarafın da kabulünde olduğu, sözleşmeye konu taşınmazın tapuda devir tarihinin sözleşme tarihinden daha sonra 03/05/2005 tarihi olduğu halde protokolde "... Gıda San. A.Ş. ...'den devir alınan taşınmazın...." ibaresinin yer aldığı, dolayısıyla henüz devir yapılmayan taşınmaz yönünden devir alınan ibaresinin kullanılmasının söz konusu protokolün sonradan düzenlendiğine işaret ettiği, söz konusu protokolün şirket kayıtlarında yer almadığı, şirket ortağı olan ...'nın şirketin tek mal varlığı olan ve fabrika binası olarak kullanılan taşınmaz kapsamında şirkete ortak olduğu, şirketin önceki temsilcilerinin sonradan düzenlenme imkan ve ihtimali bulunan protokole göre şirket taşınmazının inançlı işleme dayalı olarak devredildiğinin kabul edilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı mahkememizce değerlendirilmiştir.Yapılan yargılama sonucunda; davalı şirketin tek mal varlığı olan ve üzerinde faaliyetini sürdürdüğü Beylikdüzü İlçesi, Kavaklı Mahallesinde kain ... ada, 10 nolu parselin davacı tarafından davalı şirkete 03/05/2005 tarihinde satış yoluyla devredildiği, satış evrakında taşınmazın bedelinin 150.000,00TL olarak gösterildiği ve satış bedelinin tamamının taşınmaz maliki olan ...'e ödendiğinin belirtildiği, satış sözleşmesinin davalı şirketi temsilen ... ile ...'ün imzaladığı, davacı tarafın inançlı işleme dayanak yapmış olduğu protokolün ise satıştan önce 03/03/2004 tarihinde düzenlendiği halde, protokolde devir alınan taşınmaz ibaresinin kullanıldığı, oysaki protokolün düzenlendiği tarih itibariyle henüz taşınmaz devrinin yapılmadığı (devir işleminin yaklaşık 1 yıl 2 ay sonra yapıldığı), protokolü şirketi temsilen kardeş olan Ahmet ve ...'ün imzaladığı, şirket ortağı olan ... tarafından ortaklıktan ayrılmak amacıyla Bakırköy 1. ATM'nin 2015/941 Esas sayılı davasından sonra iş bu davanın açıldığı, oysaki protokole göre taşınmazın iadesinin 5 yıl sonra yapılacağının belirtildiği halde iade koşullarının 03/05/2010 tarihinde gerçekleştiği, davacı tarafından bu tarihten yaklaşık 5 yıl sonra mahkememiz nezdinde iş bu davayı açmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı ve söz konusu protokolün de Bakırköy 1. ATM'nin 2015/941 Esas sayılı davasından sonra düzenlendiği, nitekim adi belge niteliğinde olan 03/03/2004 tarihli protokolün her zaman düzenlenebileceği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafından ispatlanamayan inançlı işleme dayalı tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmiş, iş bu kararın istinaf edilmesi üzerine İBAM 13.H.D 2022/811 Esas 2024/1793 Karar sayılı ilamıyla ''Dairemizin yukarıda belirtilen kaldırma sebeplerinden bir kısmı da davacı tarafından taşınmazın devir bedelinin şirkete iade savunmasının ve şirketin taşınmazın devir tarihine yakın kredi kullanıp kullanmadığının araştırılması, davaya konu inanç sözleşmesinin sözleşmede yazılı tarihte yapılıp yapılmadığı veya davalı taraf savunmasında belirtildiği gibi muvazaalı olarak daha sonraki bir tarihte düzenlenip düzenlenmediği hususlarının tespitidir. Mahkemece davalı şirket kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde şirket kayıtlarında devir bedelinin iadesinin yer almadığı, şirketin krediye ihtiyaç duymadığı tespit edilmiş, Mahkemece de bu hususlar hükme esas alınmıştır. Ancak davacı vekili tarafından dava dilekçesi ve sonraki beyan dilekçeleri ile banka kayıtlarına dayanıldığı, devir bedelinin iadesine ilişkin davacı ve davalı banka kayıtlarının celbinin talep edildiği, Mahkemece bu hususta olumlu/olumsuz bir karar verilmediği, devir bedelinin şirkete iade edilip edilmediği ve bu bedel ile şirket borçlarının ödenip ödenmediği hususunun araştırılmadığı ve değerlendirilmediği, Mahkemece davacının kullandığı kredilere ilişkin kayıtların celbedilmesine rağmen krediler, başlangıç ve bitiş tarihleri, bedelleri, ne için kullandıkları ve buna göre şirketin mali durumu ve krediye ihtiyaç duyup duymadığının incelenmesi gerekirken bu hususta herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, tanık beyanlarına itibar edilme ve edilmeme sebeplerinin açıklanmadığı, davacının bilirkişi raporuna itirazları hususunda ek rapor talebi reddedilmiş ise de Mahkemece itirazların gerekçeli kararda karşılanmadığı, Dairemiz kaldırma kararında belirtilen sebepler tam olarak karşılanmamış ve eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verildiği anlaşılmış olup, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görüldüğü gerekçesiyle yerel mahkeme kararını kaldırmıştır.''İBAM kaldırma kararı kapsamında dosya bilirkişi heyeti Seyit Say ve arkadaşlarına tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti düzenlemiş olduğu 02/09/2025 tarihli raporlarında özetle; davacı tarafın davaya konu arsa için tahsil ettiği devir bedelini davalı şirkete geri ödediğine ilişkin herhangi bir kaydın bulunmadığını, davalı şirketin 2004-2005 yılı kaydı bilanço bilgilerine göre belirtilen yıllarda kar elde ettiği, dönen varlıkları ile kısa vadeli borçlarını ödeme gücünün olduğunu, net çalışma sermayesinin yeterli seviyede olduğunu, bu bağlamda mali açıdan yeterli bir durumda bulunduğunu teknik kanaatleri olarak belirtmişler, mahkememizce düzenlenen bilirkişi raporu yeterli görülerek hükme esas alınmıştır.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; İBAM kaldırma kararı öncesinde verilen kararda yer alan gerekçelere ilave olarak davacı tarafından inançlı işleme konu taşınmaz bedelini şirkete iade ettiğine ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı, şirketin mali yapısı itibariyle devir tarihi baz alındığında şirketin kar ettiği, dönen varlıkları ile kısa vadeli borçlarını ödeme gücünün bulunduğu, bu bağlamda mali yapısı itibariyle yeterli durumda olduğu, her ne kadar davacı tanığı ... şirketin bir dönem kredi yönünden dar boğaza girdiğini ifade etmiş ise de; tanığın iş bu beyanına tüm dosya kapsamıyla ve düzenlenen bilirkişi raporuyla çelişiyor olması, davacı tanığı ...'ün davacının yakın akrabası olması (abisi) ve beyanlarının keza tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporuyla çelişiyor olması nedeniyle iş bu tanıkların beyanlarına itibar edilmemiş, inançlı işleme konu sözleşmenin içeriği, kullanılan ifadeler dikkate alındığında söz konusu protokolün taşınmazın devrinden sonra düzenlendiği, bu bağlamda davacı tarafın dava konusu taşınmazı inançlı işleme dayalı olarak davalı şirkete devrettiği hususunu kanıtlayamadığından açılan davanın reddine karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir..."gerekçesi ile, ''1-Sabit görülmeyen davacının davasının REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkil ... davalı şirket ile belli bir süre ticari faaliyette bulunduğunu, bu süre içerisinde davalı şirketin mali sorunlar yaşamaya başlaması nedeni ile aktifinin artırılmış gibi gösterilerek bankalardan kredi kullanmasının hedeflendiğini, bu sebeple davalı şirket ortaklarından olan müvekkil davacı ...’e ait dava konusu taşınmazın şirkete devredilerek kredi alınmasında teminat gösterilmesi, davalı şirketin mali durumunun iyileşmesinden, ihtiyacının ortadan kalkmasından sonra ise davacı müvekkile iadesi hususunda anlaşıldığını, tarafların bu devri gerçekleştirmeden önce dava konusu taşınmazın ileride tekrar davacı müvekkile iade edileceğine dair 03.03.2004 tarihinde inançlı işlem niteliğinde olan bir protokol düzenlediğini, İlgili protokolün imzalanmasından sonra, dava konusu taşınmazın 03.05.2005 tarihinde, davalı şirketin teminat işlemlerinin halledilebilmesi için ileride davacı müvekkile iadesi yapılacak olduğu inancı ve anlaşmasıyla, davalı şirket adına tescil ettirildiğini, devir bedelinin davacı müvekkile ait banka hesabına ödendiğini, müvekkilinin bu devir bedelini hem davalının kredi kullanmış olduğu ... Türk Bankası Beylikdüzü Şubesindeki hesabına kısım kısım ödeyerek hem de davalı şirketin borçlarının ödenmesi suretiyle iade ettiğini, Huzurdaki davanın kabul edildiğini ancak sonrasında İBAM 13. HD'nin 2018/512 Esas, 2019/256 Karar sayılı ilamıyla yerel mahkeme kararının kaldırıldığını, davanın reddine karar verilmesi üzerine ise kendileri tarafından ilgili karara karşı istinaf kanun yoluna gidildiğini ve İBAM 13.H.D 2022/811 Esas 2024/1793 Karar sayılı ilamıyla yerel mahkeme kararının kaldırıldığını, yerel mahkeme tarafından karar ilamında belirtilen hususlara ilişkin eksik inceleme ve değerlendirme yapılarak karar verildiğini, işbu sebeple ilgili karara itiraz ettiklerini, İBAM 13.H.D 2022/811 Esas 2024/1793 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere davalı şirketin krediye ihtiyaç duyup duymadığının, kredilerin başlangıç ve bitiş tarihleri, bedelleri hususlarında inceleme yapılması gerektiğini, ancak yerel mahkemece eksik bir inceleme ve değerlendirme yapıldığını; Her ne kadar yerel mahkeme tarafından "davalı şirketin 2004-2005 yılı kaydı bilanço bilgilerine göre belirtilen yıllarda kar elde ettiği, dönen varlıkları ile kısa vadeli borçlarını ödeme gücünün olduğunu, net çalışma sermayesinin yeterli seviyede olduğunu, bu bağlamda mali açıdan yeterli bir durumda bulunduğunu teknik kanaatleri olarak belirtmişler, mahkememizce düzenlenen bilirkişi raporu yeterli görülerek hükme esas alınmıştır." şeklinde bir gerekçe belirtilmiş ise de tekraren hatalı bir değerlendirme yapıldığını, Zira hükme esas alındığı belirtilen 02.09.2025 tarihli bilirkişi raporunda "... tarafından dosya muhteviyatına sunulan banka kayıtlarında, davaya konu taşınmazın tapu belgesinin, iş bu taşınmaz üzerine 04.05.2005 tarihinde 250.000,00 TL tutarlı ipotek tesis edildiğine dair ipotek belgesinin, ekspertiz raporunun, genel kredi sözleşmesinin, kredi ödeme bilgilerinin yer aldığı, kredi ödeme bilgilerinde, 10.02.2005-02.05.2008 ödeme tarihli ve 1.245.489,03 TL, 50.087,38 USD, 80.129,28 EURO tutarlı kredilerin kullandırıldığının, kredi türünün genel, ithalat ve işletme kredisi şeklinde olduğunun" şeklinde tespitte bulunulduğunu, Şu halde davalı şirketin 2005-2008 tarihleri arasında kredi kullanmış olduğu ve en önemlisi dava konusu taşınmaz üzerinde taşınmazın devir tarihinden tam bir gün sonra 04.05.2005 tarihinde ipotek tesis edilerek davalı yanın kredi kullandığı ve bu durumun bir tesadüf olmadığının sabit olduğunu, ancak yerel mahkeme tarafından bu tespit ve itirazlar dikkate alınmaksızın tamamen göz ardı edilerek davalının mali açıdan yeterli bir durumda bulunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinin hukuka ve hakkaniyet ilkesine aykırı olduğunu, Kaldı ki kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için yerel mahkeme tarafından belirtildiği üzere 2004-2005 döneminde davalı yanın mali durumunun iyi olduğu düşünülse dahi bu durumun söz konusu inançlı işlemin daha sonra akdedildiğine veyahut geçersiz olduğuna delil teşkil etmeyeceğini, işbu hususun kendileri tarafından ibraz edilen ve dosya muhteviyatında yer alan 28.07.2023 tarihli Doç. Dr. Nil Karabağ tarafından tanzim edilen uzman mütalaasında da belirtildiğini, ancak yerel mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, Dava konusu taşınmazın bedelinin davalı yana iade edildiğine dair herhangi bir kaydın bulunmadığı tespitinin hatalı olduğunu, Davacı müvekkilin dava konusu taşınmaza ilişkin devir bedelini geri ödediğine ait herhangi bir kayıt bulunmadığı tespitinin tamamen hatalı olduğunu, davacı müvekkil, dava konusu taşınmazın satım bedelini davalı yana, davalının kredi kullanmış olduğu ... Türk Bankası Beylikdüzü Şubesindeki hesabına ödediğini, bu iadenin doğrudan davalı şirket hesabına ve davalı şirketin borçlarının ödenmesi suretiyle gerçekleştirildiğini, ancak davacı müvekkilin ... Türk Bankası'ndaki hesaplarının getirtilmediğini ve bilirkişi heyeti tarafından incelenmediğini, bu hususun İstanbul BAM 13.Hukuk Dairesi 2022/811 E. 2024/1793 K. Sayılı karar ilamı gereğince incelenmesi gerekmekte iken ve yargılama süresince defaatle ileri sürülmüş olmasına rağmen bilirkişi heyeti tarafından yine tamamen göz ardı edilerek yalnızca davalı yanın banka hesaplarının incelendiğini, söz konusu durumun araçların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu, yerel mahkeme tarafından ilgili hususa ilişkin itirazları dikkate alınmaksızın hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, Dava konusu protokolün içeriğinin, yer alan ifadelerin, protokolün taşınmazın devrinden sonra düzenlendiği sebepleri ile dava konusu taşınmazın inançlı işleme dayalı olarak davalı şirkete devredildiği hususunun kanıtlanamadığından söz edilemeyeceğini, Protokolün içeriği, "devir alınan taşınmaz" ibaresinin kullanılması, protokolün düzenlendiği tarih itibariyle henüz taşınmaz devrinin yapılmaması, protokolün taşınmazın devrinden sonra düzenlendiği gerekçeleri ile dava konusu taşınmazın inançlı işleme dayalı olarak davalıya devredildiği hususunun kanıtlanamadığı gerekçesi tamamen hukuka aykırı olup kabul edilebilir olmadığını, kaldı ki kabul anlamına gelmemek kaydı ile çeşitli Yargıtay İçtihatlarınca inanç sözleşmesinin devirden önce veya sonra olmasının sonuca herhangi bir etkisi bulunmadığını, zira önemli olanın tarafların iradesi olduğunu, dosyada tanıklığına başvurulan ... ve davacı müvekkilin, diğer ortak ...'nın dahi bu protokolden haberdar olduğuna dair beyanda bulunduğunu, şu halde deliller, tanık beyanları dikkate alınmaksızın yalnızca protokolün içeriği, yer alan ifadeler dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesinin hukuka ve hakkaniyet ilkesine aykırı olduğunu beyanla, istinaf talebinin kabulüne, yerel mahkemenin 2025/859 sayılı kararının incelenerek esas ve usul yönünden kaldırılmasına ve hükmün bozularak yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesine, istinaf incelemesinin duruşmalı icrasına ve yargılama sonuna kadar tehir-i icra kararı verilmesine, yargılama gideri ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedildiği ve bu kapsamda devredildiği iddia edilen taşınmazın inançlı temlik sözleşmesi hukuki sebebine dayalı olarak davalı adına olan tapu kaydının iptali ve davacı adına tescili talebine ilişkindir.Dairemiz ikinci kaldırma kararından sonra Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili, dava konusu davacıya ait İstanbul ili Büyükçekmece İlçesi Kavaklı Mahallesi, ... Ada, 10 parselde kayıtlı taşınmazın davalı şirketin mali sıkıntılarının çözülmesi ve bankadan kredi çekilmesi için taraflar arasında akdedilen 03/03/2004 tarihli inançlı temlik sözleşmesi ile davalıya devrinin kararlaştırıldığını, akabinde 03/05/2005 tarihinde taşınmazın teminat amacıyla davalı şirkete devrinin bedelsiz olarak yapıldığını, yasal mevzuat gereğince şirket muhasebe kayıtlarından devir bedelinin çıkması için şirket tarafından davacının banka hesabına devir bedelinin gönderildiğini, ancak davacı tarafından daha sonra bu bedelin bir kısmının şirkete, bir kısmının da şirket adına farklı kişilere gönderildiğini, taşınmaz üzerine ipotek konulmak suretiyle kredilerin çekildiğini ve amacın hasıl olduğunu, ancak taşınmazın müvekkilinin geri devredilmediğini, şirkete sonradan ortak olan fer'i müdahilin şirket feshi veya ortaklıktan çıkma talebi ile dava açtığını, amacının söz konusu taşınmazdan da yararlanmak olduğunu, bu sebeplerle inançlı temlik ile devredilen taşınmazın davalı şirket adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı cevap dilekçesi sunmamış ve davacı iddialarının inkar etmiş sayılmıştır. Fer'i müdahil tarafından sunulan beyan ve müdahale dilekçesinde, davacı iddialarının doğru olmadığını, söz konusu her zaman düzenlenmesi mümkün adi belgenin kabul edilmediğini, söz konusu protokolde inanan ve inanılan tarafın her ikisinde davacının yer aldığını ve protokolün geçersiz olduğunu, taşınmaz devrinin gerçek bir devir olduğunu ve bedelin ödendiğini, davacının kendi muvazaasına dayanmasının da mümkün olmadığını, iş bu davanın kendisi tarafından şirketin feshi veya ortaklıktan çıkma davası açılmasından sonra açıldığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 28.02.2024 tarih, 2023/773 esas ve 2024/1189 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd.) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde hakimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2015 tarihli ve 2014/14-516 E., 2015/2838 K. sayılı kararı da bu doğrultudadır.) Somut uyuşmazlığa konu 03/03/2004 tarihli protokol başlıklı adi yazılı belgede dava konusu taşınmazın davacı tarafından davalı şirkete ihtiyaç duyacağı kredilere teminat oluşturması amacıyla beş yıl içerisinde ve bu süresinin sonunda istediği takdirde geri devir alınmak üzere devrinin taahhüt edildiği, şirket tarafından taşınmazın devir tarihinden itibaren beş yıllık sürenin sonunda talebi halinde davacıya devrinin taahhüt edildiği, söz konusu protokolün inanan kısmında davacının, inanılan kısmında şirket kaşesi üzerine şirket davacı ve yönetim kurulu başkan vekili ve üyesi olan diğer iki ortaktan birinin imzası ile müştereken temsil edileceğinden davacı ve davalının kardeşi ...'ün imzasının bulunduğu, yönetim kurulu başkan vekili ...tarafından imzalanmadığı, davacı tarafından duruşmada ...'nın belgeyi imzalamak istemediği şeklinde beyanda bulunduğu, bu haliyle inanan ve inanılan tarafta davacının olduğu, şirketi temsile yetkili olan ve belgeyi imzalayan diğer kişinin de davacının kardeşi olduğu düşünüldüğünde söz konusu adi sözleşmenin usulüne uygun düzenlenmiş bir inançlı temlik sözleşmesi olmadığı ve itibar edilmesi mümkün değildir. Dava konusu taşınmaz inançlı temlik sözleşmesi olduğu iddia edilen protokol tarihinden sonra 03/05/2005 tarihinde davacı ve davalı şirketi temsilen fer'i müdahil ve ... arasında akdedilen taşınmaz devir sözleşmesi uyarınca tapuda resmi olarak şirkete devredilmiş, taşınmaz bedeli olan 150.000,00 TL nin nakden ve peşinen alındığı davacı tarafından kabul edilmiş, şirket tarafından bu bedelin davacı hesabına yatırıldığı davacı tarafından da kabul edilmiş ve şirket kayıtları ile de teyit edilmiştir. Davacı duruşmadaki beyanında hesabına yatırılan paranın bankadan nakit olarak çekip şirket hesabına yatırdığını beyan etmiş, davacı vekili ise paranın bir kısmının şirket hesabına, bir kısmının ise şirket adına üçüncü kişilere ödendiği iddia edilmiş, Dairemizce bu hususun araştırılması için kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece kaldırma kararı doğrultusunda banka kayıtlarının celbedilmemesi doğru olmamış ise de, yargılamanın başından beri bu hususu ileri süren davacı tarafından kendisine ödenen taşınmaz bedelinin hangi tarihte ne kadarlık kısmının şirket hesabına, ne kadarlık kısmının üçüncü kişilere ödendiği, üçüncü kişilerin kimler olduğu, ne şekilde ödendiği ve ödemelerin açıklama içerip içermediği, yapılan ödemelerin kendisine ödenen taşınmaz bedelinin geri ödemesi olduğunu ispat edecek nitelikte olup olmadığı hususunda herhangi bir açıklayıcı bilgi ve belge sunulmadığı gibi davacının hesap hareketlerine kendisinin de ulaşması mümkün olmasına rağmen hesap hareketleri dosyaya sunulmamış ve geri ödeme iddiasının yazılı olarak ispat edilmemiştir. Davacı tanığı olarak dinlenen davalı şirkette satış elemanı olarak çalışan ... şirketin bir dönem kredi yönünden dar boğaza girdiğini, söz konusu mali sıkıntının ne şekilde aşıldığını, taşınmazın krediyle ne gibi bir ilişkisi olduğu konusunda bilgisinin olmadığını beyan etmiş, davacının kardeşi olan davacı tanığı taşınmazın teminat amacıyla şirkete geri iade edilmek üzere devredildiğini, bu durumu fer'i müdahilin bildiğini, protokolü neden iki kardeşin imzaladığını bilmediğini beyan etmiş olup, dinlenen tanık beyanları taşınmazın inançlı işlem ile devredildiğini ispatlar yeterlilikte olmadığı gibi, davalının ticari defter ve kayıtlarına ve çekilen kredilere ilişkin banka kayıtlarına göre düzenlenen bilirkişi raporları ile de davalı şirketin protokol ve taşınmazın devir tarihlerinde krediye ihtiyaç duymadığı, davacı tarafından çekilecek kredilere teminat amacıyla taşınmazın devredildiği iddia edilmiş ise de, taşınmazın devrinden önce de davalı şirketin bir çok kredi çektiği, taşınmazın devrinden sonra kredi çekilmiş ise de bu hususun tek başına taşınmazın davalıya inançlı temlik işlemi ile devredildiğini ispatlamak için yeterli olmadığı, protokol hükümlerine göre davacının devredilen taşınmazı devir tarihinden itibaren 5 yıl sonra (03/05/2010 tarihinden sonra) dilediği tarihte almasının mümkün olmasına rağmen dava dışı ortak fer'i müdahil tarafından şirketin feshi ve tasfiyesine ilişkin dava açmasından sonra 2016 yılında iş bu davanın açılmasının kardeşi ile birlikte düzenlenen protokolün fer'i müdahilin tasfiye payını azaltmaya yönelik düzenlendiğine ilişkin kanaat oluşturduğu, bu hususlar gözetildiğinde davacı tarafından taşınmazın geçerli inançlı temlik sözleşmesi ile devredildiği ve şirket kayıtlarına girmeyen sözleşmeden diğer ortakların ve yetkililerin haberdar olduğu ve onay verdikleri geçerli bir şekilde ispat edilemediğinden Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 08/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.