T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1584 Esas KARAR NO: 2025/1447 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI: 2024/867 Esas (Derdest Dava Dosyası) TARİH: 09/07/2025 (Ara Karar Tarihi) DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli) KARAR TARİHİ: 18/09/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1584 Esas KARAR NO: 2025/1447 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI: 2024/867 Esas (Derdest Dava Dosyası) TARİH: 09/07/2025 (Ara Karar Tarihi) DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli) KARAR TARİHİ: 18/09/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili 29/04/2025 tarihli dilekçesi ile; davalı şirketin mevcut durumda gerek resmi gerek fiili organsız (yönetim kurulsuz) olması kaynaklı davalı şirkete işbu davada şirketi temsil etmek üzere temsil kayyımı atanmasına, temsil kayyımı atanması davalı şirketi organsızlıktan kurtarmayacağından davalı şirkete organsızlık hali giderilene kadar ve misyonu organsızlık halinin giderilmesi ve zorunlu acele işlerle sınırlı olarak HMK hükümleri uyarınca geçici hukuku koruma olarak tedbiren yönetim kayyım heyeti atanmasına, temsil kayyımı atamasıyla yönetim kayyım heyeti atamasının aynı ara kararda davalı şirket dinlenmeden yapılmasına, iç denetim raporu da gözetilerek şirketin koruma altına alınmasına, mal varlıklarının devrinin önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesi'nin 05/05/2025 tarih 2024/867 Esas sayılı ara kararı ile;''1-Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabul kısmen reddi ile TTK 530/2 ve HMK'nun 389 ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir talebin kısmen kabulü ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı davalı ... Anonim şirketine yönetici kayyum olarak bilirkişi listesinden resen seçilen ... T.C kimlik numaralı Mali Müşavir Bağımsız Denetçi ..., ... T.C kimlik numaralı Prof. Dr.... ile Prof. Dr. ...in atanmasına, kayyum heyetinin yönetim kurulunun yetkilerini kullanmasına kayyumun görevinin karar kesinleşinceye kadar devamına, 2-Kayyum heyetinin yöneticilik görevini yaparken ortakların hak ve menfaatlerini ve şirketin menfaatlerini gözetmesine, şirketin durumu hakkında mahkemeye iki ayda bir rapor vermelerine, 3-26/05/2024 tarihinde görev süresi dolmuş olan yönetin kurulunun bütün yetkilerinin kaldırılmasına,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından 12/05/2025 tarihli dilekçe ile istinaf başvurusu olarak esasaen itiraz başvurusunda bulunulmuş, 11/06/2025 tarihli dilekçe ile bu talepten feragat edilmiştir. Üçüncü kişi/müdahiller vekili 03/06/2025 tarihli dilekçesi ile; Mahkemece 05.05.2025 tarihinde ilk karardan dönülmesini gerektirecek nitelikte yeni bir delil ve vaka olmamasına rağmen, yeniden davalı halka açık şirkete "organ boşluğu" gerekçesi ile tedbiren kayyım atanmasına karar verildiğini, söz konusu tedbiren kayyım atanmasına dair ara kararının usul ve yasaya aykırı olması sebebi ile kaldırılması gerektiğini; Bu arada davalı şirketin 08.01.2025 ve 22.04.2025 tarihli seçimli genel kurullarında aynı şekilde, içinde davacının da bulunduğu B grubu pay sahiplerinin red oyları ile A grubu pay sahibi müvekkili şirketin önerdiği yönetim kurulu üyelerinin esas sözleşmeye ve kanuna aykırı bir şekilde seçilemediklerini, davalı şirketin 22.04.2025 tarihli genel kurul kararına karşı İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/468 E. Sayılı dosyası ile genel kurulun iptali ile A grubu imtiyazlı pay sahiplerinin önerdiği yönetim kurulu üyelerinin seçilmiş sayılmasına karar verilmesi istemli bir dava ikame ettiğini, nitekim B grubu pay sahibi tarafından, aynı saikle açılan huzurdaki davada Mahkemenin işbu tedbiren kayyım atanması şeklindeki hatalı ve hukuka aykırı ara kararı ile, davalı halka açık şirketin yönetim kurulunun tamamını önerme imtiyaz hakkına sahip A grubu pay sahibi müvekkili şirketin esas sözleşme ve kanun ile korunan bu imtiyaz hakkının açıkça zedelendiğini; Gelinen aşamada içinde davacının da bulunduğu B grubu pay sahipleri tarafından kasıtlı bir şekilde esas sözleşme ve kanunun emredici hükümleri çiğnenerek, müvekkili şirketin bu imtiyaz hakkını kullanması ve bundan istifade etmesinin hukuka aykırı bir şekilde engellendiğini ve akabinde davalı halka açık şirkete yönetim organının seçilemediğinden bahisle kayyım atanması talepli davalar açıldığını, bu çelişkili davranma yasağını ihlal eden ve TMK'nın 2,3 maddelerindeki iyi niyet ve dürüstlük ilkelerine açıkça aykırı davranışların hukuk düzenince korunmasının mümkün olmadığını; Mahkemece atanan kayyımlar daha önceden İstanbul Andolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/724 E. Sayılı dosyasından atanmış olup, istinaf mahkemesince kaldırılan kayyım kararına istinaden bellli bir süre davalı şirkette görev yaptıklarını, bu süreçte kayyımların davalı şirket menfaatini değil daha uzun süre kayyım olarak görev yapabilmek amacına dönük olarak kendi menfaatlerini öncelediklerinin tespit edildiğini, bu şekilde kayyım menfaati ile davalı şirket menfaatinin çatışma içinde kaldığını, bu aşamadan sonra, davalı şirketin yönetimini üstelenmiş olan kayyım heyetinin, davalı şirketin seçilmiş son yönetim kurulu tarafından tayin edilen ve uzun zamandan beri şirket vekili olup, tüm uyuşmazlıklara hakim bir pozisyondaki şirket vekilini görevden el çektirip onun yerine kendi atadıkları yeni vekiller yolu ile davalı şirketin temsili yoluna gitmek istetiklerinin görüldüğünü; Nitekim davalı şirketin esas sözleşme ve kanuna uygun olarak seçilen son yönetim kurulu tarafından tayin edilen ve halen ... Holdingin baş hukuk müşaviri olan Avukat ...'ın özellikle huzurdaki davaya konu tedbir kararını istinaf etmiş olması ve kayyım heyetinin tayin ettiği yeni vekillerin davalı şirketin taraf olduğu davalarda davalı şirket aleyhine beyan ve savunma yaptıklarına dair kayyım heyeti başkanı ...'e e-mail yolu ile bilgi vermesi sebebi ile haksız bir şekilde azledildiğini, bu aşamadan sonra davalı şirket adeta savunmasız bırakılmış olup, kayyım heyetinin menfaati ile davalı şirketin menfaati çatıştığından kayyım heyeti tarafından vekil tayin edilecek vekillerin yeterli, özenli ve etkin bir savunma yapmayacaklarının açık olduğunu, nitekim kayyım heyeti tarafından atanan yeni vekillerin davalı şirketin taraf olduğu diğer davalarda aleyhine beyanlarda bulunduğu ve açıkça davalı şirket aleyhine olacak şekilde bir savunma yapıp talepte bulunduklarını, yeni vekillerin azledilmesi gerekirken bunu bildiren ve şirket menfaatini savunan eski vekilin görevden alınmasının başlı başına kayyım heyetinin şirket menfaatini değil kendi menfaatlerini öncelediklerini ispat etmesi bakımından anlamlı olduğunu; Bu sebeple, davalı şirketin menfaatlerinin korunması, yargılamanın daha sağlıklı yürütülebilmesi ve özellikle adil yargılanma hakkının sağlanması bakımından davalı şirketin yönetim kurulunu belirlemeye yetkili (A) grubu imtiyazlı paylarının tamamına sahip müvekkili şirketin ve davalı şirketin esas sözleşmeye ve kanuna uygun bir şekilde seçilmiş son yönetim kurulu başkanı ve yardımcısı adına işbu davaya müdahil olma zorunluluğu doğduğunu, mahkemenin davalı şirkete kayyım atanması yönündeki 05.05.2025 tarihli kararının açıkça hukuka aykırı ve hatalı olması sebebi ile yeniden incelenip değerlendirilmesi suretiyle kaldırılmasına ve mahkeme tarafından usul ve yasaya aykırı olarak atanan kayyım heyetinin başta davalı şirket vekilini azil işlemi olmak üzere yaptığı tüm işlemlerin geçersiz sayılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, ancak mahkeme aksi kanaatte olur ise, kayyım heyetinin menfaati ile davalı şirket menfaatinin açık bir çatışma halinde olması nedeniyle kayyım heyetinin veya heyet tarafından atanacak yeni vekilin bu davada davalı şirketi savunması hukuken mümkün olmadığından, davalı şirketi işbu davada yeterli ve etkin bir şekilde savunabilmek amacıyla davalı şirkete bu dava özelinde bir temsil kayyımı atanmasını, ve bu temsil kayyımının davalı şirket ile ilgili uyuşmazlıkları en iyi tanıyan ve bu davada gerekli savunma dilekçelerini ve istinaf dilekçesini yazan huzurdaki uyuşmazlığa hakim olduğu tartışmasız olan ve aynı zamanda ... Holding baş hukuk müşaviri de olan Sn. ...'ın atanmasını talep ettiklerini beyanla açıkça hukuka aykırı ve müdahale talebinde bulunan müvekkillerinin de haklarını zedeleyen halka açık davalı şirkete yönetim kayyımı atanması yönündeki 05.05.2025 tarihli tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 09/07/2025 Tarih ve 2024/867 Esas sayılı ara kararında;"Mahkememizin 05/05/2025 tarihli ara kararla, davalı şirkete 3 kişiden oluşan kayyum heyeti atanmasına karar verilmiştir, kayyum heyetinin görev süresinin karar kesinleşinceye kadar devamına karar verilmiş, kayyum heyetinin şirket yönetim yerine geçmek üzere karar alması yönünde hüküm kurulmuştur. Müdahil vekilinin ihtiyati tedbire itiraz etmesi neticesinde, ihtiyati tedbir kararına itiraz 09/07/2025 tarihli duruşmasında değerlendirilmiştir. Dava hukuki niteliği itibariyle, TTK 530 maddesi uyarınca Anonim şirketin feshi talebine ilişkin olup, mevcut yönetim kurulunun görev süresinin sona ermesi ve yeni yönetim kurulunun seçilememesi nedeniyle davalı şirkete organsız kaldığından bahisle yönetim kayyımı atanması talebinde bulunulmuştur. Daha öncesinde İstanbul Anadolu 3.ATM kayyım tayinine ilişkin dava açılmış olup, davanın kabulüne ve üç kişiden oluşan kayyum heyetinin atanmasına karar verilmiştir. İş bu karar İstanbul BAM 13.HD 'nin 2024/2043 Esas, 2024/2134 Karar sayılı ilamı ile kaldırma kararı verilmiştir. Davacı taraf daha sonra mahkememizde fesih istemli dava açarak tedbiren davalı şirkete kayyum atanmasına ve davalı şirketin mal varlığının üçüncü kişiye devir ve temlikinin önlenmesi amacıyla malvarlığı üzerine tedbir konulmasını talep etmiştir. Davalı şirketin 26/05/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin 26/05/2024 tarihine kadar devamına ve atanmalarına karar verilmiş olup, 26/05/2024 tarihi itibariyle yönetim kurulu üyelerinin görev süreleri sona ermiştir. Daha sonrasında yapılan genel kurulda da yönetim kurulu üyeleri seçilememiştir. TTK 362 maddesine göre, yönetim kurulu üyelerinin görev süresi en çok üç yıl olup, bu sürenin sonunda yönetim kurulunun görevi hukuken sona erdiği için organ boşluğunu kabul etmek gerekir. Davalı şirketin 26/05/2021 tarihli olağan genel kurulu toplantısında seçilen yönetim kurulu üyelerinin üç yıl süre ile görev yapmak üzere yönetim kurulu üyeliğine seçildikleri ve bu tarihten sonra yapılan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerinin seçilemediği anlaşılmıştır. TTK 530 maddesi Anonim şirketlerin fesih ve tasfiyesine ilişkin olup," bir şirketin uzun süreden beri kanunen gerekli organları mevcut değil ise ve genel kurul toplanamıyorsa pay sahipleri şirket alacaklıları ve gümrük ve ticaret bakanlığının istemi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye ticaret mahkemesi yönetim kurulunu da dinleyerek, şirketin durumunu kanuna uygun hale getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse mahkeme şirketin feshine karar verir." TTK 530/2 bendinde dava açıldığında mahkeme, taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. Bu hüküm yüksek yargı kararların da düzenlendiği şekilde , özel bir geçici hukuki koruma düzenlemesidir, tamamlayıcı hüküm olarak da HMK ihtiyati tedbire ilişkin hükümlerinden faydalanır. Şirketin halen organsız olduğu, pay sahipleri arasında uyuşmazlıklar bulunduğu, davalı şirketin halka açık bir şirket olduğu ve sermaye piyasasında işlem yaptığı, başka mahkemelerde çok sayıda hukuki uyuşmazlığa ilişkin davalar bulunduğu, davanın TTK 530 maddesi gereğince açılmış fesih istemli dava olması nedeniyle davalı şirketin yönetim kurulunu seçmek üzere , genel kurul toplantısı ve gerekli hazırlıkları yapmak ve geçici olarak yönetim kurulu yerine geçmek suretiyle şirket işleyişini sağlar şekilde idare etmek üzere üç kişiden oluşan kayyum heyeti atanmasına karar verilmesi yerinde olup, bu konuda itirazlar TTK ilgili madde hükümleri ve yüksek yargı kararları nazara alınarak yerinde görülmemiştir. Ancak mahkememizce alınan ilk kararda, kayyum heyetinin yetkileri ve görev süresi karar kesinleşinceye kadar devamına şeklinde bir karar verilmiş ise de ve davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi için genel kurul toplantısının yapılmasına ilişkin olarak bir düzenleme yapılmış ve görev süreleri de bununla sınırlı tutulmuştur, böylece kararın infazındaki tereddüt giderilmiştir. Mahkememizce verilen ara kararda kayyum heyetinde bulunan iki kişiye imza yetkisi tanınmış ancak davalı şirket ve davalı şirkete bağlı bulunan diğer iştirak şirketlerinin olması ve bu şirketlerle ilgili hukuki problemlerin değerlendirilmesi için kayyum heyetine dahil edilen hukukçu kayyum heyetinin üyesi olan kayyumunda imzasının bulunması ve tüm alınacak kararların üç imza ile birlikte müştereken alınması hususunda karar değişikliğine gidilmiştir. Bu kapsamda itiraz kısmen kabul edilmiş, sair kısımlar ise red edilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile, ''İhtiyati tedbire yapılan itirazın kısmen kabulü ile; 1-TTK 530/2 ve HMK'nun 389 ve devamı maddeleri uyarınca İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı davalı... Holding Anonim şirketine yönetici kayyum olarak bilirkişi listesinden resen seçilen ... T.C kimlik numaralı Mali Müşavir Bağımsız Denetçi ..., ... T.C kimlik numaralı Prof. Dr.... ile Prof. Dr. ...'in atanmasına, kayyum heyetinin şirket yönetim kurulu üyelerini seçmek üzere genel kurul toplantısı için gerekli hazırlıkların yapılması ve gelecek celseye kadar şirketin genel kurul toplantısının yapılmasına, bu süre içerisinde kayyım heyetinin yönetim kurulu yetkilerini kullanmasına, kayyım heyeti tarafından alınacak tüm kararların kayyım heyeti tarafından üçlü müşterek imza ile alınmasına, 2-Kayyum heyetinin yöneticilik görevini yaparken ortakların hak ve menfaatlerini ve şirketin menfaatlerini gözetmesine, şirketin durumu hakkında mahkemeye iki ayda bir rapor vermelerine, 3-Sair itirazların reddine,4-26/05/2024 tarihinde görev süresi dolmuş olan yönetin kurulunun bütün yetkilerinin kaldırılmasına,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ile üçüncü kişi/müdahiller vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/07/2025 tarihli tedbir ara kararının, 05/05/2025 tarihli tedbir ara kararına karşı, davalı şirketin itiraz başvurusundan yazılı beyanla kabule bağlı olmayan şekilde feragat etmiş olması nedeniyle dikkate alınmaması gerektiğini, bu hususun 09/07/2025 tarihli duruşmada ara karar tefhimi öncesi davalı şirket beyanlarında da ''itirazımız yoktur'' şeklinde geçtiğini, ihtiyati tedbir kararının uygulanması sebebiyle menfaati açıkça ihlal edilen sıfatı iddiasındaki üçüncü kişilerin ise HMK 394/3 maddesindeki itiraz süresini geçirmiş olduklarını, bu durumun 05/05/2025 tarihli ara kararın 06/05/2025 tarihinde ... aracılığıyla duyurulmasıyla olsun, dosyada UYAP kaydı olan üçüncü kişilerin vekili bulunmasıyla olsun sabit olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte bu üçüncü kişilerin müdahil sıfatı var denilirse de, işbu sefer de asıl taraf istinaf ve/veya itiraz yoluna gitmediğinden feri müdahil olarak başvuru ehliyetleri olmaması nedeniyle itirazların yok hükmünde sayılması gerektiğini; Bu sebeple dosyada mevcut aktif durumdaki tedbir ara kararının 05/05/2025 tarihli ara karar olarak kabul edilmesi gerektiğini, izah edilen neden uyarınca işbu istinaf başvurusunun neticesinde ara karardaki resen dikkate alınması gereken bir durum olarak kayyım heyeti karar yeter sayısının 05/05/2025 tarihli ara kararın sonrasındaki 09/05/2025 tarihli ek ara kararda belirtildiği gibi üç değil de iki olmasına karar verilmesi gerektiğini, bu şekilde düzeltme yapılması gerektiğini, yine aynı zamanda resen dikkate alınması gereken bir diğer husus olarak, kayyım heyeti ücretinin yargılama gideri sayılmamasına, bu ücretin davalı şirketten karşılanmasına karar verilmesi gerektiğini, bu şekilde ara kararda düzeltme yapılması gerektiğini; 09/05/2025 tarihli ek ara karar sayesinde yönetim kayyım heyeti karar yeter sayısı iki imza şeklinde iken; 09/07/2025 tarihli ara kararda yönetimin karar almasını tıkama ihtimali taşır mahiyette yönetim kayyım heyeti karar yeter sayısının üç imza (heyet zaten üç kişilik olduğundan karar alınabilmesi oy birliği) şartına bağlandığını, bu durumun hukuka aykırı olduğunu, konu, hukuksal bir bakış açısı dahilinde ele alındığında; çok önemli kararlarda dahi oy birliğinin aranmadığını, nitelikli çoğunluk aranırken basit rutin yönetim kurulu kararlarında oy birliği şartı koyulmasının, yalnız hukuka değil aynı zamanda mantığa da aykırı olduğunu; İlk derece mahkemesinin, makul hiçbir gerekçe olmaksızın, itiraz süresini dahi kaçıran başvuru ehliyetsiz üçüncü kişilerin kötü niyetli taleplerine uyarak, yk karar yeter sayısını iki imzadan üç imzaya (oy birliğine) çıkardığını, bu durumun kabul edilemeyeceğini, durumun etkisinin, ortakları arasında fikir ayrılığı olan davalı şirket genel kurullarında yoğun tartışmalar sonucu alınan kararların icrası noktasında yönetim kurulunun karar almasını zorlaştırarak şirkete ciddi zarar olarak döneceğini; Ayrıca kayyım heyeti içindeki iki üyenin aktif akademisyenlik yapmaları kaynaklı yurt dışında bulunmaları, üniversitede bulunmaları gibi durumlar sık yaşandığından her üç üyenin de eş zamanlı bulunmaları ihtimali çok güç olup, bu durumun da şirket yönetimini karar alamaz hale getirdiğini, makul ve adil olan 3 kişilik yönetim kayyım heyetinin karar yeter sayısının iki imza olması olduğunu, istinaf başvurusu neticesinde ara kararın davalı şirketin üç kişilik yönetim kayyım heyeti karar yeter sayısının iki imza olacak şekilde düzeltilmesine karar verilmeesi gerektiğini;Ara karardaki davalı şirket yönetim kayyım heyeti ücretinin yargılama gideri sayılıp ücretin her ay davacı tarafça karşılanması hükmünün resen gözetilmesi gereken açık bir hukuka aykırılık olduğunu, istinaf başvurusu neticesinde bu durumun, ''kayyım heyeti ücretinin davalı şirketten karşılanmasına'' şekinde düzeltilmesi gerektiğini, bu hususta dosyada mevcut 07/07/2025 tarihli talep dilekçesindeki tüm beyanlarını yinelediklerini; Yönetim kurulu organından yoksun olan davalı şirkette tedbiren geçici hukuki koruma olarak görev yapan yönetim kayyım heyetinin ücretine ne bu dava ne de tedbir talebinin sebebiyet vermediğini,) hatta davalı şirket yararına olarak kayyım heyeti ücreti ve maliyetinin davalı şirketin geçmiş yönetim kurulu giderlerine göre çok daha düşük kaldığını, davalı şirketin her halükarda bir yönetim kurulu olmak zorunda olduğunu, davalı şirketin, işbu dava olmasa dahi yönetim kuruluna bir ücret ödemek zorunda olduğunu, bu beyandan çıkan sonuçla söz konusu yargılamanın, davalı şirketin yönetim kuruluna ödeme yapılmasına sebebiyet veren bir durum olmadığını, somut olaydaki kayyım heyeti ücretinin, davacı yanca karşılanması gereken yargılama gideri olmadığını, işbu sebeple istinaf incelemesi neticesinde yönetim kayyım heyeti ücretinin yargılama gideri sayılarak davacıya (tek bir ortağa) yüklenmesinin kaldırılması gerektiğini beyanla 09/07/2025 tarihli ara karara dayanak olan 05/05/2025 tarihli ara karara yönelik yapılan itirazların yok hükmünde olduğundan 05/05/2025 tarihli ara kararın aktif şekilde devamına, üç kişilik kayyım heyetinin karar yeter sayısının en az iki imza olacak şekilde düzeltilmesine, kararda kayyım heyeti ücretinin yargılama gideri sayılarak davacı tarafça ödenmesi hususunun kaldırılmasına, kayyım heyeti ücretinin davalı şirketten karşılanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Üçüncü kişi/müdahiller vekili istinaf dilekçesinde özetle;Davaya müdahil olan taraf sıfatı ile 14.07.2025 tarihinde kendilerine tebliğ edilen gerekçeli karar içeriğinde usule dair ve esasa etki eden vahim maddi hatalar, çelişkiler ve eksiklikler bulunduğunu, ... tarafından yapılan yargılamada müvekkilleri adına yaptıkları müdahale başvurularının kabul edilmesine, bunun sonucunda duruşmada müdahiller vekili olarak 09.07.2025 tarihli duruşmaya katılıp talep ve beyanda bulunmalarına ve ... tarafından ihtiyati tedbire itiraz üzerine yapılan duruşmada verilen ara karara dair gerekçeli ara karar müdahiller vekili olarak kendilerine tebliğ edilmesine rağmen, gerekçeli karar başlığında ilgili müdahil taraf olarak müvekkillerinin isim ve unvanlarının yazılmadığını; Yine ... tarafından tedbire itirazları üzerine verilen 09.07.2025 tarihli gerekçeli ara karar içeriğinde, davalı şirkette yönetim kurulununun tamamını önerme imtiyaz hakkına sahip payların sahibi ... ve davalı şirketin son yönetim kurulu başkan ve yardımcısı adına yaptıkları itiraz gerekçelerini içeren 03.06.2025 ve 17.06.2025 tarihli dilekçelerinin gerekçeli karara derc olunmadığını, daha da dramatik olan hususun ise, gerekçeli kararın ikinci sayfasının ikinci paragrafında, "Müdahil vekili 07.07.2025 tarihli dilekçesinde özetle (...)" denilmek sureti ile müdahil olan taraf olarak kendilerinin 03.06.2025 ve 17.06.2025 tarihli müdahale dilekçeleri yerine, davacının 07.07.2025 tarihli beyan dilekçesinin özetinin gerekçeli karara hatalı bir şekilde derc edilmiş olması olduğunu; Sonuç olarak, ... tarafından müdahilliklerine ve duruşmalara kabulüne karar verilerek, tedbire itirazları üzerine verilen gerekçeli ara karar evrakının da kendilerine tebliğ edilmesine rağmen, kararın giriş bölümünde müdahil taraf veya ihtiyati tedbir kararından zarar gören taraf sıfatı ile müvekkillerinin adının yazılmamış olması, müdahiller vekili olarak sundukları 03.06.2025 ve 17.06.2025 tarihli dilekçeler yerine davacının sunduğu 07.07.2025 tarihli dilekçenin, kendilerinin müdahil dilekçesi olarak özetinin yapılmış olmasının, gerekçeli kararda müdahil taraf olarak tedbire yaptıkları itirazlarının kabul edilmesine ve tedbir kararındaki şartların bu itiraz üzerine kısmen değiştirilmesine karar verildiği yazılı olmasına rağmen, gerekçeli karar içeriğinde itiraz dilekçelerine hiçbir atıf yapılmaması, dilekçelerinin adeta yok sayılması suretiyle verilen bu isinafa konu tedbir kararının usul yönünden eksik ve hatalı olduğu gibi, tedbire dair incelemenin ve yazılan gerekçeli kararın ne kadar özensiz bir şekilde yapıldığını gösterdiğini, bu anlamda, gerekçeli kararın bu kadar tutarsız, çelişkili ve dahası bariz maddi hatalar içermesi sebebiyle tedbire dair verilen ara kararının hukuki dinlenilme hakkını ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini; İlk derece mahkemesince ihtiyati tedbir yolu ile davalı halka açık şirkette "organ eksikliği" olduğu gerekçesi ile yönetim kayyım atanmasına dair "organ boşluğu" iddiasının maddi ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, ... tarafından 05.05.2025 tarihinde verilen ara karar ile bu karara yapılan itiraz sonucu 09.07.2025 tarihinde verilen ve birinci ara kararındaki tedbir şartlarını kısmen değiştiren ikinci ara kararda, davalı halka açık şirkette "şirket yönetim kurulunun görev süresinin 26.05.2024 tarihinde bittiğinden ve şirkette yönetim organı boşluğu bulunduğu" gerekçesi ile "yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar " yönetim kayyımı atanmasına tedbiren karar verildiğini ancak ısrarla vurguladıkları gibi davalı şirketin yönetim kurulunun görev süresi 26.05.2024 tarihinde sona erse de, mevzuatta görevi sona eren anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının, görevlerinin kendiliğinden düşeceğine dair bir hüküm bulunmaması sebebiyle, yönetim kurulu üyelerinin yeni yönetim seçilene kadar görevlerine devam edeceğinin kabul edildiğini, bu hususun Yargıtay ve BAM kararları ile defalarca vurgulandığını, (Bknz. 11. H.D. E.: 2021/1446, K.: 2022/5737 K.T. :12.09.2022, 11.HD.07.10.1997 T. E:4267 K:5165, 11. H.D. E: 2009/5463, K: 2009/6666, K.T. :01.06.2009); Yine, ısrarla belirttiikleri gibi yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin bitmesi otomatik olarak yönetimin görevinin sona ereceği anlamına gelmediği gibi, mevcut yönetim kurulu yenisi seçilene kadar zorunlu ve acil işleri yapmak bakımından görevine devam ettiğini, dolayısıyla, davalı şirkette iddia edildiği gibi bir "organ boşluğu" bulunmadığını, nitekim somut uyuşmazlıkta davalı şirketin görev süresi sona eren yönetim kurulu üyelerinin zorunlu ve acil işler bakımından görevlerinin devam ettiği ve davalı şirkette organ boşluğu olmadığı hususunun huzurdaki davaya bakan ... dahil değişik mahkemelerin kararları ile teyit edildiğini ve bu kararların istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiğini, gerçekten bu durumun, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43.H.D.'nin 2024/1162 E., 2024/1144 K., BAM 13.H.D. 30.12.2024 Tarihli 2024/2043 E.,2024/2134 K. ve son olarak BAM 13.H.D. tarafından verilen 24.04.2025 Tarihli 2025/664 E., 2025/653 K. Sayılı kararı olmak üzere üç ayrı Bam kararı ile de tevsik edildiğini, sonuç olarak Yargıtay içtihatları, dosyada mübrez ve bizzat davalı şirket lehine verilmiş istinaf mahkemesi kararları ile mevcut doktrin, şirketin yönetim kurulunun görev süresi bitmiş olsa dahi görevine devam edeceğini kabul ettiğini; Özetle, davalı şirkette TTK 530/1 madde kapsamında tanımlandığı şekilde bir "organ eksikliği"nin de söz konusu olmadığını, bununla birlikte; yönetimin görevi sona ermediğinden organ eksikliği de mevcut olmadığını, buna rağmen bir an için davalı şirkette organ eksikliği olduğu kabul edilse bile -ki hiçbir koşulda kabul etmediklerini- bu sefer somut olayda, davanın dayanağı olan TTK m.530 /1 uyarınca iddia olunan organ boşluğunun uzun süreden beri feshi istenen davalı şirkette var olması gerektiğinin kabul edildiğini, yani, TTK 530/1 hükmünde, "Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından biri mevcut değilse" denilmek sureti ile kanun koyucunun bu madde kapsamında organ eksikliğinden bahsedilebilmesi için yönetim kurulu görev süresinin sona ermesine rağmen, uzun süreden beri seçilemiyor olması gerektiğini ön şart olarak kabul ettiğini, kanundaki bu ibarenin sebebinin, yeni yönetim kurulunu seçmek girişiminin ilk başarısızlığında kendilerine organ eksikliği davası açma hakkı tanınmış olanların hemen mahkemeye başvurmalarını önlemek olduğunu, mezkur ibarenin amacı dikkate alındığında ''uzun süre'' ibaresinin davanın dinlenilebilme şartını ifade ettiğini; Diğer yandan, her davanın açıldığı tarihteki şart ve koşullara göre değerlendirildiğini, bu çerçevede somut olayda davanın açıldığı 19.11.2024 tarihi itibarıyle veya tedbir talep edilen tarih itibarıyle sözde organsız geçen sürenin kanunda ifade edilen nitelikte "uzun bir süre" olarak kabulünün de mümkün olmadığını, kanunda belirtilen "Uzun süreden beri" ifadesinin, organ eksikliğinin süreklilik göstermesi gerektiğini belirttiğini, bu durumun ne kadar bir süreyi kapsadığına dair ilgili mevzuatta kesin bir süre verilmediğini, bu konuda takdir yetkisinin mahkemeye bırakıldığını, ancak, bazı yorumlara göre, bu sürenin en az üç yıl olması gerektiğinin ifade edildiğini; (Bknz. İstanbul BAM, 14. HD., E. 2022/328 K. 2023/338 T. 2.3.2023); Son olarak, ilk derece mahkemesinin istinaf başvurusuna konu tedbir kararının dördüncü bendinde, "yönetim süresi biten yönetim kurulunun bütün yetkilerinin kaldırılmasına" dair verilen alt hüküm ile iddia edildiğinin aksine davalı şirketin esasen organsız kalmadığı hususunun mahkemece tevil yollu kabul edildiğini, üstelik daha da önemlisinin, bu şekildeki bir tedbir hükmü ile bizatihi mahkeme eliyle davalı şirketin yönetimi organsız bıraktığının görüldüğünü, tedbir kararının bu yönden de hukuken çelişkili ve sakat olduğunu; İlk derece mahkemesinin, "organ boşluğu" iddiasına dayalı olarak açılan bu davada, ileri sürülen bu eksikliğin giderilmesi için yasal düzenlemede öngörülen "süre/imkan/fırsat"ı davalı şirkete tanımadan direkt tedbiren kayyım atamış olmasının bu sebeple de hukuka aykırı olduğunu, Doktrinde ve Yargıtay kararlarında; zorunlu organ eksikliği sebebiyle açılan davada feshe karar verilebilmesi için; anonim şirketin zorunlu organ eksikliğinin tespit edilme, şirkete mahkemece süre verilme ve süre sonunda fesih kararı vermeden önce yönetim kurulunun dinlenilme şartlarının tümünün gerçekleşmesi gerektiği görüşünün hakim olduğunu, dolayısıyla TTK m. 530/f.2’ye dayanılarak organ eksikliği sebebiyle açılan bir fesih davasında, mahkemece şirkete kayyım atanırken, TMK. m. 427/f.4 kapsamında gerçekleşmesi gereken şartların varlığının aranacağını, TMK'nin 427/4. maddesine göre ise; yönetim kayyımı atanabilmesi için, şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olmasının şart olduğunu, somut durumda ise; şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğundan, organ yokluğundan sözetmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olmasının da giderilmesi her zaman mümkün bir durum olduğundan tedbiren kayyım tayinine karar verilmemesi gerektiğini; Yine uygulamada ve yerleşik içtihatlarda, bu madde hükmünden yola çıkılarak mahkemenin kayyum atamadan önce ticaret şirketine yönetimi oluşturmak için uygun bir fırsat vermesi, gerekirse sırf yönetim kurulu seçimi için şirketin genel kurul çağrısını yapmasını sağlamak üzere şirkete makul bir süre verilmesi veya çağrı yapılamıyor ise, sırf yönetim kurulu seçimi için genel kurul çağrısı yapmak üzere şirkete sınırlı şekilde bir kayyım ataması gerektiğinin kabul edildiğini, bu kabulün arkasında, Türk Ticaret Hukukunda her ticaret şirketinin kendi seçilmiş organları ile yönetilmesinin temel prensip olarak kabul edilmiş olmasının yattığının ifade edildiğini ancak ne var ki, somut olayda Mahkemenin, davalı şirketin kendisine gerekli zamanı ve imkânı tanımaksızın, kayyum atamasını gerçekleştirerek, yasal ve usul açısından öngörülen haklardan şirketi mahrum bıraktığını, bu durum yasaya aykırı olduğu gibi, adil yargılama ilkesinin ihlali olarak değerlendirilebileceğini; zira şirketin durumunu düzeltme ve organ boşluğunu giderme hakkının ihmal edildiğini; TTK'nın 530. maddesinde "uzun süreden beri kanunen gerekli organın bulunmaması" hâlinde, mahkemece, ''şirketin durumunun kanuna uygun hale getirilmesi'' için taraflara uygun bir süre verileceği, bir diğer deyişle bu hususta ihtarda bulunulacağının hükme bağlandığını, yani ihtarın, doğrudan organ eksikliğinin giderilmesine yönelik olması gerektiğini, TTK. m. 530’da belirtilen sürenin, her bir şirket açısından değişebileceğini, ancak belirlenecek sürenin, organdaki eksikliğin giderilmesine olanak verecek makul bir süre olması gerektiğini, Yargıtay'ın, bazı kararlarında organ eksikliğinin tamamlanması için mahkemece verilen bir-iki aylık süreyi “uygun” bulmadığını, bu sürenin uygulamada, genellikle üç veya altı ay olarak verildiğinin görüldüğünü; Son olarak, işbu davada davalı şirketin feshi ve davalı şirkette yönetim organı boşluğu olduğu gerekçesi ile şirkete tedbiren kayyım atanması talebinde bulunan davacının, genel kurul seçimi ile ilgili olarak yapılan genel kurullarda şirketin esas sözleşmesinde (A) grubu pay sahiplerinin önereceği adaylar arasından yönetim kurulunun seçileceği açıkça belirtilmiş olmasına ve TTK 360/1, 6103 sayılı TTKYUK 28/2 ve Ser.PK.16/2. f. İle 26/f.2 ile bu hakkın kanunun emredici hükümleri ile korunduğunu bilmesine rağmen, hukuka aykırı bir şekilde yönetim kurulunu seçtirmeyerek huzurdaki davayı açmasının, TMK 2.3 maddesindeki iyi niyet ve dürüstlük ilkelerine aykırı olduğu gibi çelişkili davranma yasağına da aykırı olduğunu, bu davranışın hukuk düzeni tarafından korunmasının da mümkün olmadığını; Müdahale dilekçelerinde ayrıntılı olarak ifade ettikleri gibi yönetim kurulunun tamamını aday gösterme imtiyaz hakkına sahip payların sahibi sıfatıyla müvekkili şirket adına İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/789 E. ve İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/468 E. Sayılı dosyaları ile genel kurul kararlarının iptali ile imtiyazlı pay sahiplerinin önerdiği yönetim kurulu üyelerinin yönetim kurulu üyesi olarak seçilmiş sayılması talepli davalar açıldığını; Bu derdest davaların özünün; hukuka aykırı genel kurul kararlarının iptali ile birlikte esas sözleşmeye ve ilgili mevzuata göre genel kurul tarafından, objektif haklı bir sebep olmadıkça seçilmesi zorunlu olan ve tamamı yeni üyelerden oluşan imtiyaz sahibi müvekkili şirket tarafından önerilen yönetim kurulu üyelerinin seçilmiş olduğunun tespiti istemini de içerdiğini, -yani ticari şirketin yönetim organının hukuka uygun olarak oluşturulması talebi olduğu- işbu davalarda verilecek karar ile esasen davalı şirketin yönetim kurulunun esas sözleşmeye ve kanuna uygun bir şekilde seçileceği/oluşturulacağı göz önüne alındığında, ... nin anılan davaların sonucunu bekletici mesele yapmak sureti ile davalı şirkete yönetim organını oluşturmak için kanunun aradığı bu "fırsatı" vermesi gerektiğinin açık olduğunu, davalı şirkete bu fırsat verilmeden, sırf yönetim kurulunun görev süresinin bittiğinden ve bu şekilde şirketin organsız kaldığından bahisle tedbiren kayyım atanmasına karar verilmesinin bu sebeple de hukuka aykırı olduğunu; Son olarak, davalı şirkette gerçekten bir yönetim organı boşluğu olduğu iddiası bir an için kabul edilse dahi bu sefer, tedbiren atanacak kayyımlarn işbu davada değil, müvekkili şirketin davalı şirket esas sözleşmesi (7.madde), TTK 360/1, 6103 sayılı yasanın 28//2, ... 16/2 ve 26/2 maddeleri uyarınca 13.09.204 ve 22.04.2025 tarihli genel kurulların iptali ile önerilen yönetim kurulu üyelerinin seçilmiş sayılması talepli, yukarıda dosya numarası verilen davalarda atanması gerektiği ve üstelik kayyımların imtiyazlı pay sahiplerinin önerdiği, davalı şirketi tanıyan ve bilen adaylar içinden tedbiren atamasının yapılması gerektiğinin açık olduğunu, bu anlamda, ilk derece mahkemesi tarafından verilen tedbir kararının bu sebeple de hukuka uygun olmadığını; İlk derce mahkemesinin, TTK m. 530 gereği yönetim kurulunu dinlemeden kayyım atama kararı verdiğini, kanuna göre mahkemenin bir ticari şirketin feshine karar vermeden önce mutlaka yönetim kurulunu dinlemesi ve uygun bir süre vererek şirketin durumunun kanuna uygun hale getirilmesi için olanak sağlaması gerektiğinin tartışmasız olduğunu, TTK m. 530/f.1, mahkemece şirkete eksikliğin giderilmesi için süre verilmesinden önce, yönetim kurulunun da dinlenmesinin gerektiğini hükme bağladığını, dolayısıyla mahkemenin şirkete süre vermeden önce, yönetim kurulu üyelerini de dinleyeceğini, ancak örneğin yönetim kurulu üyelerinin tümü zaten istifa etmişse veya görev süreleri dolması durumlarında, mahkemece süre verilmeden önce görevleri sona eren yönetim kurulu üyelerinin dinlenmesinin yerinde olacağını, zira TTK. m. 410/f.1 uyarınca, “Genel kurul, süresi dolmuş olsa bile, yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılabilir.”. TTK.’nın görev süresi dolan yönetim kuruluna tanıdığı bu “istisnai” yetki, şirket aleyhine organ eksikliği sebebiyle dava açılmış olsa bile varlığını koruyacağından, yönetim kurulunun görev süresinin sona ermesi sebebiyle şirketin feshi dava edildiğinde mahkemece görev süreleri dolan üyeler dinlenerek TTK. m. 410/f.1 kapsamında genel kurulun toplantıya davet edilmesinin sağlanabileceğini; Bu durumda bu dava tahtında dinlenmesi gerekenin görev süresi sona ermiş yönetim kurulu iken, isabetli bir karar olmamakla birlikte Mahkemece 16.04.2024 tarihli duruşmada, (o tarihte yönetim kurulu yerine kayyım heyetinin olması sebebiyle) Kayyım Heyetinin dinlenmesine hükmedilmişken, mahkemenin bu ara kararına dahi sahip çıkmadığını ve yeniden kayyım talebini değerlendirirken en azından görev süresi geçmiş yönetim kurulu üyelerini dinledikten sonra karar vermesi gerektiğini de açıkça gözardı ettiğini, tedbir kararının bu yönden de hukuka aykırı olduğunu; Reddedilen tedbir talebinden sonra aynı vakalara dayanılarak ikinci defa tedbir talep edilemeyeceğini, ...'nin 05.05.2025 tarihli itiraza konu tedbir kararında, "yeni gelişen sebepler" gerekçesi ile 29.11.2024 tarihli ilk tedbir talebinin reddine dair verdiği karardan dönmüş olmasının da hukuka aykırı olduğunu, Mahkemenin verdiği 05.05.2025 tarihli tedbiren kayyım atanma kararına gerekçe olarak 29.11.2024 tarihli ilk tedbir talebinden sonra "yeni gelişen sebeplerin" varlığı gösterildiğini, bu tedbir kararına karşı yaptıkları itiraz üzerine İDMce önceden verilen itiraza konu tedbir kararının şartları kısmen değiştirilerek 09.07.2025 tarihinde aynı şekilde davalı şirkete tedbiren kayyım atanmasına karar verildiğini, her ne kadar istinaf konusu edilen 09.07.2025 tarihli tedbir kararının gerekçesinde açıkça ilk karardaki gibi "yeni gelişen sebeplerin varlığı" gerekçe olarak ileri sürülmemiş olsa da, ...'nin bu anlayış ile verdiği ilk ve ikinci tedbirin kabulüne dair kararına bu yönden de itiraz etmek gerektiğini; Bilindiği üzere ilk derece mahkemesinin, dava açıldıktan sonra davacı yanca talep edilen ilk tedbir istemi üzerine 29.11.2024 tarihinde verdiği red kararında davalı şirkette organ eksikliği olmadığını net bir şekilde tespit ettiğini, ilk derece mahkemesinin tebdir talebinin reddine dair 29.11.2024 tarihli kararında, "(...) Ticaret Sicil Müdürlüğünden celp edilen yazıya göre davalı sirketin faal durumda olduğu, yönetim kurulu üyelerinin görevde bulunduğu bu nedenle davalı şirketin organsız kaldığından bahsedilemeyeceği, yönetim kayyumu atanması sartlarının oluşmadığı (...)" şeklinde net bir tespit ve kabulden sonra, aradan 5 ay gibi kısa bir süre geçmesine ve mevcut şartlarda kayda değer bir değişiklik olmamasına rağmen, ilk derece mahkemesinin 05.05.2025 tarihli itiraza konu ilk tedbirin kabulüne dair ara kararında yeni gelişen sebep olarak 29.11.2024 tarihinden önce mevcut olan vakaları yani 23.07.2024 ve 13.09.2024 tarihli genel kurul toplantı tutanaklarının göstermiş olmasının anlaşılamadığını, zira ilk derece mahkemesinin 29.11.2024 tarihli ilk tedbir talebinin reddine dair verdiği karar sırasında söz konusu genel kurul tutanaklarının dosyada mevcut olduğunu ve buna rağmen ilk derece mahkemesinin tedbir talebini reddettiğini, bu anlamda, ilk derece mahkemesinin mevcut şartlarda bir değişiklik olmamasına rağmen aynı vakalara dayanılarak önceden reddettiği tedbir talebini, kısa bir süre sonra yapılan yeni başvuru üzerine bu sefer kabul etmesinin hukukun evrensel nitelikteki ilkelerinden olan "kazanılmış haklara saygı" ve "hukuk güvenliği" ilkelerine de açıkça aykırı olduğunu; Başka bir anlatımla, ikinci kez talep edilen tedbir isteminin kabulüne dair kararının gerekçesinde yeni gelişen sebepler olarak ileri sürülen ve 29.11.2024 tarihli ilk tedbir talebinin reddedilmesi kararının öncesinde yapılmış olan 23/07/2024 ve 13/09/2024 tarihli iki genel kurul toplantısınının ikinci tedbir talebinin kabulüne ilişkin dayanak olarak ortaya koyulmasının hukuken doğru olmadığını, zira bu hususun davalı şirket lehine kazanılmış bir hak olması dışında aynı vaka ve delillere dayanarak ikinci defa tedbir talep edilemeyceği kuralına da açıkça aykırı olduğunu; Esasen somut olayda davalı şirket nezdinde 29.11.2024 tarihli ilk tedbir red kararı sonrasındaki 5 aylık süre içerisinde oluşan tek yeniliğin; İstanbul Anadolu 3.ATM'nin 2024/724 E, 2024/1001 K sayılı dosyası üzerinden kayyım atama kararı verilmesi ve bu usulsüz ve hukuka aykırı olarak verilen kayyım atama kararının BAM 13.H.D. tarafından kaldırılması olduğunu, gelinen aşamada, ilk derece mahkemesinin aynı ticari sicil kayıtlarına dayanarak 29.11.2024 tarihli tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararında "Müvekkil şirketin organsız kalmadığını, şirkette yönetim boşluğu olmadığına" hükmetmişken, bu karardan birkaç ay sonra ortada yeni bir delil/vaka olmaksızın diğer bir ifade ile mevcut koşullar değişmemesine rağmen, bu sefer tam tersi bir kanaate ulaşmasının açık bir tutarsızlık olduğunu; İlk derece mahkemesi tarafından ihtiyati tedbir kararı verilmeden önce davalı şirket menfaati ile kayyım heyetinin menfaati çatıştığından, davalı şirketin işbu davada hakkının savunulması bakımından davalı şirkete temsil kayyımı atanmasına karar vermesi gerekirken ve üstelik bu husus dayanak yapılan istinaf mahkemesi kararında dahi zikredilmişken, bu yola başvurulmadan, davalı şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanarak tedbir kararının istinaf edilmesi sürecini de kayyımın insiyatifine bırakılmış olmasının ağır bir hak ve hukuk ihlali olduğunu; Müdahiller vekili olarak ilk derece mahkemesi dosyasına sundukları müdahale ve itiraz dilekçelerinde, somut dava özelinde davalı şirket menfaati ile kayyım heyetinin menfaatinin çatıştığını delilleri ve belgeleri ile gösterilerek, davalı şirketin hak ve menfaatlerinin savunulması bakımından ilk derece mahkemesinden işbu davada ve özellikle verilebilecek tebdir kararının istinaf sürecini yürütmek amacıyla davalı şirkete bir temsil kayyımı atanmasının talep edildiğini, bu temsil kayyımının ise, davayı ve yargılamayı başından beri takip eden ve davalı şirketin hak ve menfaatlerini gözeten son yönetim kurulunun tayin ettiği ve holdingin baş hukuk müşaviri de olan Av. ... olması gerektiğinin de ifade edildiğini; Yine sunulan müdahale ve tedbire itiraz dilekçelerinde, ... tarafından tedbiren atanan yönetim kayyımının tayin ettiği yeni vekil aracılığı ile davalı şirket aleyhine olacak şekilde davalı şirketin taraf olduğu davalarda beyan ve taleplerde bulunulduğu, dahası ... tarafından atanan kayyımların huzurdaki davada verilen 05.05.2025 tarihli tedbir kararının istinaf başvurusundan feragat etmekten çekinmediklerini, kayyımın amacının davalı şirketin ilanihaye kayyım eliyle yönetilmesini sağlamak olduğu, bu sebeplerle davalı şirketi işbu süreçte temsil etmek üzere bir temsil kayyımı atanması gerektiği ifade edilmesine ve bu hususta talepte bulunulmasına rağmen, ilk derece mahkemesinin işbu talebi görmezden gelerek davalı şirkete temsil kayyımı atamadan direkt yönetim kayyımı atama yoluna gittiğini, bu hali ile bu tedbir kararının, yönetim kayyımı ile şirket menfaatlerinin çatışmasına sebebiyet verdiğini; Diğer yandan, ilk derece mahkemesince verilen 05.05.2025 tarihli ilk tedbir kararına dayanak yapılan İstanbul BAM 13.HD.'nin 2025/664 E. 2025/653 K. Sayılı 24.04.2025 tarihli kararında aynı şekilde tedbiren yönetim kayyımı atanması yoluna gidilecek ise, öncelikle yönetim kayyımı atanacak şirketi temsil etmek üzere bir temsil kayyımı atanması gerektiğinin kabul edildiğini, gerçekten ilk derece mahkemesinin 05.05.2025 tarihli tedbiren kayyım atanması kararına dayanak yaptığı yukarıda bahsi geçen istinaf mahkemesi kararının gerekçesinde dahi açık bir şekilde bir ticari şirketin yönetim kurulunun yani temsil organının bulunmadığına yönelik bir kabul ile hareket edilerek tedbiren kayyım atanmasına karar verilecekse, bu süreçte öncelikle şirkete temsil kayyımı atanması gerektiğinin net bir şekilde ifade edildiğini, Ne var ki, buna rağmen, bu hususun ilk derece mahkemesi tarafından göz ardı edilerek hukuka aykırı karara dayanak yapılan istinaf kararında belirtildiği gibi ısrarlı taleplerine rağmen, davalı şirkete işbu davada temsil edilmek amacıyla bir temsil kayyımı atanmadan, tedbiren bir yönetim kayyımı atanmış olmasının ve kayyım heyetinin direkt kendisi ile ilgili tedbir kararının istinaf edilmesi sürecini yürütmesinin açık ve ağır bir hukuk ve hak ihlaline sebep olduğunu, nitekim bu şekildeki hatalı kararın bir sonucu olarak, yönetim kayyım heyeti tarafından 05.05.2025 tarihli tedbir kararının istinafından feragat edilmesi noktasına gelindiğini;Sonuç olarak, kayyım heyetinin hukuken, direkt kendi varlığının devam edip etmeyeceği ile ilgili yürütülen istinaf sürecine davalı şirket adına müdahale etme yahut şirket adına karar verme hak ve yetkisine sahip olmasının hukuken mümkün olmadığını, bu sebeple ... tarafından davalı şirkette organ boşluğu olduğu ön kabulü ile davalı şirkete yönetim kayyımı atanması yönünde verilecek tedbir kararı öncesinde, davalı şirketin hak ve menfaatlerinin kayyım eliyle yönetilmek değil esas sözleşmeye ve kanuna uygun bir şekilde oluşturulacak yönetim kurulu ile yönetilmesi olduğu kabul edilerek, işbu tedbir kararından önce davalı şirkete temsil kayyımı atanması gerektiğini ancak ilk derece mahkemesi tarafından verilen hukuka aykırı tedbir kararında bu taleplerinin dikkate alınmamış olmasının hukuka aykırı olduğunu;Bir ticaret şirketine kayyım atanmasının son çare olması ilkesinin ihlal edildiğini, anonim şirketlerde esas olanın, esas sözleşme ve kanuna uygun bir şekilde oluşturulmuş kendi organlarıyla yönetim olduğunu, kayyım atamasının ancak başka bir çözüm bulunmadığı hallerde mümkün olması gerektiğini, kayyum atanmasına ilişkin mevzuatın, öncelikle şirketin organ boşluğunun giderilmesi için kendisine "fırsat tanınması" gerektiğini öngördüğünü, dolayısıyla, organ boşluğu iddiası varsa dahi, şirkete belirli bir süre tanınarak boşluğun giderilmesi gerektiğini; Şirketin kendi organları tarafından yönetilmesi ilkesinin ihlalinin, yönetim kayyımının atanması ile birlikte şirketin iç işleyişinde ciddi sakıncalara yol açabileceğini, kayyım atanmasının, şirketin işleyişini sürdürmesi için son çare olması gerektiğini, yönetim kayyımı atanmasıyla şirketin büyük zarara uğrayacağı veya işleyişinin tamamen duracağının anlaşılması gerektiğini; Davacı tarafın, davalı şirkette pay sahibi olan imtiyazlı A grubu payların sahibi müvekkili şirketin esas sözleşmeye ve kanuna uygun bir şekilde önerdiği yönetim kurulu adaylarını kötü niyetle seçtirmeyerek, şirkette bilerek organ eksikliği yaratmaya çalıştığının dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerle sabit olduğunu, ne var ki ilk derece mahkemesinin, davacı tarafın "çelişkili davranma yasağına" ve "hakkın kötüye kullanılması" ilkelerine açıkça aykırı bu kötü niyetini göz ardı ederek davacıyı adeta ödüllendirdiğini; Müvekkili şirketin esas sözleşme ile kabul edildiği üzere, TTK 360/1 ve 6103 sayılı TTKYUK'nun 28/2 maddesi, ... 16/2 ve 26/2 uyarınca imtiyazlı müktesep hak niteliğindeki yönetim kurulunun tamamını önerme hakkı kapsamındaki A grubu pay sahiplerine tanınan imtiyaz hakkına dayalı olarak, 13 Eylül 2024 tarihli 2023 yılı olağan genel kurul toplantısında ve aynı şekilde 22.04.2025 tarihli genel kurul toplantısında önerdiği yönetim kurulu üyelerinin seçiminin, içinde davacının da olduğu bir kısım kötü niyetli B grubu pay sahipleri tarafından objektif ve haklı herhangi bir sebep ortaya konulmadan reddedilmiş olmasının da davacının kötü niyetini ispat açısından mühim olduğunu;Davacı tarafın kötü niyetle, yönetim kurulunun tamamını önerme imtiyaz hakkına sahip A grubu pay sahibi müvekkili şirketin kanun ve ana sözleşme tahtında korunan bu imtiyaz hakkını kullanmasını açıkça sabote ettiğini, bu davranış ile müvekkili şirketin imtiyaz hakkının gasp edildiğini ve dolayısı ile yönetim kurulunun hiç bir haklı sebep gösterilmeksizin sırf davalı şirkette organ boşluğu olduğu iddiasını temellendirmek için seçilemediğini, davacı tarafın, mahkemeyi yanıltmak ve şirketin kendi yönetim iradesini felç etmek suretiyle, adeta organ eksikliği yaratmaya teşebbüs ettiğini; bu davranışın yargılama hakkını kötüye kullanma niteliği taşıdığını; Seçilen kayyım heyetine ilişkin şaibe oluştuğunu; daha önce BAM kararıyla atamaları kaldırılan aynı kişilerin ilk derece mahkemesinin tarafından istinaf başvurusuna konu tedbir kararı ile tekrar kayyım olarak atanmasının, mahkemenin tarafsızlığına da gölge düşürdüğünü, BAM tarafından atanmalarına ilişkin karar kaldırılmakla birlikte, üstelik de gerek huzurdaki davada gerekse istinaf aşamasında müdahil taraf olarak sundukları dilekçelerde kayyım heyetinin hukukçu olmayan iki üyesinin görevlerini kötüye kullandıkları, objektif olmadıkları, şirketin menfaatlerini dikkate almadıkları, hatta şirket ile çıkar çatışmasına girmeleri sebebiyle değiştirilmelerinin talep edildiğini, nitekim ilk derece mahkemesi tarafından bu talep kısmen karşılanarak üç kişilik kayyım heyetinin içinde hukukçu üyeninde olacağı şekilde oybirliği ile karar almasına hükmedildiğini, bu anlamda, esasen ilk derece mahkemesinin dosyada mevcut kayyım heyetinin hukukçu olmayan iki üyesinin görevlerinin kötüye kullandıkları ve şirket menfaatlerine aykırı hareket ettiklerini tevil yollu kabul etmesine rağmen, bu kişilerin, işbu dosya kapsamında yeniden kayyım olarak atanmalarının bizzat aynı kişilerin göreve iadesi saikiyle karar alındığı hissini çağrıştırdığını; Kayyım atamasının şirketin itibar kaybına, ticari faaliyetlerinin zarar görmesine ve küçük yatırımcıların menfaatlerinin zarar görmesine yol açtığını, bu bağlamda, mahkemenin, kanun menfaatinin gözetilmesi ve küçük yatırımcıların korunması gerekliliğine aykırı hareket ettiğinin görüldüğünü, Yalnızca davacıların iddiası üzerinden hareket edilerek halka açık şirkete tedbiren kayyım atanması talebinin -söz konusu kayyım atama kararı bam tarafından daha önce farklı bir mahkemenin usulsüz ve yasaya aykırı kararıyla henüz kaldırılmışken-, pay sahibi davacının iyi niyetli olmayan başka hesaplar içine girerek kendi menfaatini düşündüğünü gösterdiğini ve şirkete zarar verdiğini, kaldı ki bu durumun zaten 11.12.2024 itibariyle şirkette yaşandığını, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen "Yönetim Kayyımı Atanması" kararı ile mahkemenin, "kamu menfaatinin gözetilmesi" ve "küçük yatırımcıların korunması" gerekliliğine aykırı hareket ettiğini, nitekim; davacı ile var olan ihtilaflar çerçevesinde devam eden bir çok dava içerisinde defalarca tedbiren kayyım atanmasına ilişkin taleplerin farklı mahkemelerce geri çevrildiğini ve Bölge Adliye Mahkemesi dahi bu yönde bir karar vermişken, İlk Derece Mahkemesi kararın sonuçlarını hiç düşünmediğini; İstinaf konusu tedbir kararının esasa dair gerekçesinin TTK 410. madde hükmü ile yerleşik yargısal içithatlara da aykırı olduğunu, İlk derece mahkemesi tarafından davalı şirkette organ boşluğu olduğu iddiası ile tedbiren kayyım atanmasına dair verilen 05.05.2025 tarihli ihtiyati tedbir kararına vaki itirazlar üzerine 09.07.2025 tarihli duruşmada kısmen kabul şeklindeki istinafa konu tedbire dair ara kararın gerekçesinde; "(...) davanın TTK 530 maddesi geregince açılmıs fesih istemli dava olması nedeniyle davalı sirketin yönetim kurulunu seçmek üzere, genel kurul toplantısı ve gerekli hazırlıkları yapmak ve geçici olarak yönetim kurulu yerine geçmek suretiyle sirket işleyişini sağlar sekilde idare etmek üzere üç kisiden olusan kayyum heyeti atanmasına karar verilmesi yerinde olup, bu konuda itirazlar TTK ilgili madde hükümleri ve yüksek yargı kararları nazara alınarak yerinde görülmemiştir. (...)" denilmek suretiyle ilk tedbir kararının gerekçesinden farklı olarak yönetim kurulu yerine geçmek üzere seçilen kayyım heyetinin, davalı şirketin yönetim kurulunu seçmek üzere genel kurul toplantısı için gerekli hazırlıkları yapmak suretiyle genel kurul toplantısını yapmak üzere geçici süre ile atandığının belirtildiğini; Ne var ki, bu gerekçenin TTKnın 410. maddesine ve yerleşik yargısal içtihatlara aykırı olduğunu, zira, davalı şirketin yönetim kurulunun görev süresi 26.05.2024 tarihinde sona erse de, mevzuatımızda görevi sona eren anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının, görevlerinin kendiliğinden düşeceğine dair bir hüküm bulunmaması sebebiyle yönetim kurulu üyelerinin yeni yönetim seçilene kadar zorunlu ve acil işler bakımından görevlerine devam edeceğinin kabul edildiğini, ayrıca TTK 410/f.1 gereği görev süresi sona eren yönetim kurulunun genel kurul çağrısı yapma yetkisi olduğunun da tartışmasız olduğunu, bu durumda, ilk derece mahkermesinin, görev süresi biten yönetim kurulunun genel kurul çağrısı yapma yetkisi yokmuş gibi sırf genel kurul çağrısı yapmak üzere, halka açık şirketin, A grubu pay sahipleri tarafından önerilerek seçilmiş, şirketi uzun zamandan beri sorunsuz bir şekilde yöneten yönetim kurulu yerine, şirketi tanımayan ve halka açık şirket yönetim tecrübesi olmayan kişileri, üstelik yönetim kurulunun yerine geçecek şekilde kayyım olarak atamış olmasının hukuka aykırı olduğunu beyanla İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/867 E., sayılı dosyasında verilen 09.07.2025 tarihli tedbir kararının ortadan kaldırılması sureti ile yapılacak yargılama sonucunda tedbir talebinin esastan kesin bir şekilde reddine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Talep, TTK'nın 530. maddesi uyarınca davalı şirketin organsızlık halinin giderilmesi aksi halde feshi istemi ile açılan davada, şirkete yönetim kayyımı atanmasına ilişkindir. Mahkemece, 05/05/2025 tarihli ara karar ile davacı tarafın tedbir talebinin kabulü ile davalı şirkete üç kişilik yönetim kayyımı heyetinin atanmasına karar verilmiş, bu karara karşı yapılan itiraz üzerine bu kez 09/07/2025 tarihli ara karar ile itirazın kısmen kabulü ile kayyım heyetinin, yönetim kurulunu seçmek üzere bir sonraki duruşmaya kadar genel kurul toplantısı yapmasına, yönetim kurulu yetkilerini kullanmasına, görev süresi dolan yönetim kurulu üyelerinin yetkilerinin kaldırılmasına karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ile üçüncü kişi/ müdahiller vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Türk Ticaret Kanunu'nun 530/2. maddesinde; ''Dava açıldığında mahkeme, taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.'' hükmü yer almaktadır. TTK'nın 530. maddesi uyarınca açılmış fesih davasında verilebilecek önlemler konusunda kanunda açık bir düzenleme yapılmamış olup Mahkeme, durum ve şartlara göre her olayın özelliğini değerlendirerek, makul görülebilecek, somut olaya uygun şekilde tedbir kararı verebilecektir. Mahkemece verilecek tedbir kararı yönünden ise HMK'nın ihtiyati tedbire ilişkin 389 ve devamı hükümlerince değerlendirme yapılacaktır.Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389/1. maddesi; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." hükmünü içermektedir. HMK'nın 390. maddesine göre de; Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Somut olayda; Mahkemece, dava dilekçesinde ileri sürülen vakıalara dayanılarak davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına dair ihtiyati tedbir talebinin, 29/11/2024 tarihli karar ile ve "davalı şirketin faal durumda olduğu, yönetim kurulu üyelerinin görevde bulunduğu, bu nedenle davalı şirketin organsız kaldığından bahsedilemeyeceği, yönetim kayyumu atanması şartlarının oluşmadığı, diğer sair hususların ise yargılamayı gerektirdiği, şirket mal varlıklarına tedbir konulması talebinin ise şirketin faaliyetlerini engelleyecek şekilde tedbir konulamayacağı ve bu hususta yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği"nden bahisle reddedildiği, verilen bu kararın, davacı vekilinin vaki istinafı üzerine Dairemizce incelendiği ve 30/12/2024 tarihli karar ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği, bu karardan sonra dosyaya yeni bir delilin eklenmediği, Mahkemece karar gerekçesinde bahsedilen 23/07/2023 ve 13/09/2024 tarihli genel kurul toplantılarının, 29/11/2024 tarihli tedbir talebinin reddi kararından önce yapılmış ve yine mevcut yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin de bu karar tarihinden önce dolmuş olduğu, İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/724 Esas, 2024/1001 Karar sayılı ve davalı şirkete yönetim kayyım heyeti atanmasına dair kararının kaldırılmasına dair Dairemizin 2025/664 Esas ve 2025/653 Karar sayılı ilamında, geçici hukuki koruma tedbirlerinden olan davalı şirkete yönetim kayyımı atanması talebinin, eldeki fesih talepli davada değerlendirilmesi gerektiğinden bahsedilmiş ise de, kararın devamında Mahkemece 29/11/2024 tarihli ara karar ile davalı şirketin organsız kalmadığından bahisle talebin reddine karar verildiğinin ve yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin sona ermesi ile şirketin doğrudan organsız kaldığından bahsedilemeyeceğinin açıklandığı, yoksa davalı şirkete bu davada verilecek karar ile yönetim kayyımı atanması gerektiğine işaret edilmediği, Mahkemece itiraza uğrayan ilk karar ile doğrudan yönetim kurulu üyelerinin yerine geçmek ve tüm yetkilerini kullanmak üzere, Dairemizin kaldırma kararı verdiği İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/724 Esas sayılı dosyasında atanan kişilerin kayyım heyeti olarak atandığı, bu karara yapılan itirazın değerlendirildiği 09/07/2025 tarihli ara kararda ise, üçüncü kişi/müdahillerin tedbir kararına itirazlarının değerlendirildiğinden bahsedilmesine rağmen, hangi itirazlarının, hangi tarihli dilekçelerinin değerlendirildiği açıklanmadığı gibi, bu itiraz dilekçelerinin özetinin de kararda yer almadığı, üçüncü kişi/müdahiller vekili tarafından sunulmayan bir dilekçenin özeti ile itiraz sebeplerine yer verildiği, ayrıca itiraz üzerine verilen kararda bir yandan davalı şirketin organsız olduğu kabul edilmişken, bir yanda da yönetim kurulu üyelerinin mevcut olduğu kabul edilerek, yetkilerinin kaldırılmasına karar verildiği, kararın hüküm kısmından seçilen kayyım heyetinin, yalnızca yönetim kurulunun seçilmesi için işlem yapmak üzere atanıp atanmadığı açık bir şekilde anlaşılamadığı gibi, bu halde, yani yalnızca yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi için işlem yapmak üzere atandıklarının kabulü halinde ise, yetkilerinin kaldırılması ile varlığı kabul edilen eski yönetim kurulu üyelerine bu görevin ne sebeple verilmemiş olduğunun karar gerekçesinde açıklanmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı TTK'da, anonim şirketlerde görev süresi sona eren yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının, salt sürenin sona ermesi ile kendiliğinden düşeceğine ilişkin hüküm bulunmadığı, görev süresi sona eren üyelerin üyeliğinin askıda ve devam ettiği, yeni yönetim kurulu seçilene ve göreve başlayana kadar eski yönetimin görevine devam edeceğinin öncelikle kabulü gerektiği, bu itibarla yönetim kurulunun görev süresinin bitmesi ile ortaklığın kendiliğinden organsız kaldığının da söylenemeyeceği, TTK'nın 530/1. maddesi ile; uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından birinin mevcut olmaması veya genel kurulun toplanamaması, yani şirkette uzun süreden beri devam eden organ boşluğu olması halinde şirketin alacaklılarına, pay sahiplerine ve bakanlığa şirketin feshine karar verilmesi yönünden mahkemeye başvurma hakkı tanındığı, Mahkemece bu durum tespit edildiğinde, yani öncelikle dava tarihi itibariyle şirketin uzun süredir organsız olduğunun tespiti halinde, görev süresi sona eren yönetim kurulu üyelerinin dinlenmesinden sonra şirkete, genel kurulun toplanarak yönetim kurulunu seçmesi için son ve uygun bir süre verilmesi, bunun mümkün olmadığının açık bir şekilde anlaşılması halinde ise (örneğin görev süresi sona ermiş yönetim kurulu üyelerine ulaşılamaması) sadece genel kurul toplantısına çağrı ve genel kurulun toplanması için yasal diğer işlemleri yapmak üzere kayyım atanması gerektiği, buradaki amacın, şirketin organ boşluğunun giderilmesi yönünde karar alınması için kayyım tarafından genel kurul toplantısının yapılmasının sağlanması olduğu, verilen süre içerisinde genel kurul toplanamaz ve/veya yönetim kurulu seçimi yapılamazsa artık şirketin feshine karar verileceği, her davanın, açıldığı tarihteki durum ve koşullara göre değerlendirileceği, bu itibarla Mahkemece, ihtiyati tedbir talebi ile ilgili olarak verilen ilk ara kararda şirketin organsız kalmadığı kabul edilmiş iken, yeni bir delil veya vakıaya dayanılmaksızın verilen ikinci ara kararda bu kez organsız kaldığının kabul edilmesi ile iki karar arasında ve yine az yukarıda açıklanan sebeplerle incelemeye konu son ara kararının kendi içerisinde açık bir çelişki oluşturulması, kararda hangi itirazların değerlendirildiğinin açıklanmaması usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, davalı şirketin dava tarihindeki koşullara göre uzun süredir organsız olduğunun kabulü halinde de, açıklanan şekilde işlem yapılması gerekirken yapılmaması, yönetim kurulu üyelerinin tüm yetkilerini kullanmak üzere yönetim kayyımı atanması usul ve yasaya aykırı olmuştur. Tüm bu sebeplerle üçüncü kişi/müdahiller vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin 09/07/2025 tarihli ara kararının kaldırılması ile ihtiyati tedbir talebinin reddine ve verilen kararın mahiyeti gereği davacı vekilinin istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına,2-Üçüncü kişi/müdahiller vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE,İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/07/2025 tarih ve 2024/867 Esas sayılı ara kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce talep hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, 2-Üçüncü kişi/müdahiller vekilinin, İlk derece mahkemesinin 05/05/2025 tarihli ara kararına yönelik itirazının kabulü ile; İlk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulü ile davalı şirkete yönetim kayyım heyetinin atanmasına dair 05/05/2025 tarihli ara kararının KALDIRILMASINA,3-Yasa gereği ihtiyati tedbire itiraz yönünden harç alınmasına yer olmadığına, 4-Taraflarca sarf edilen yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte İlk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Davacı tarafından istinaf aşamasında yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 6-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 7-Üçüncü kişi/müdahiller tarafından istinaf aşamasında yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 8-Üçüncü kişi/müdahiller tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 1.683,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak üçüncü kişilere verilmesine, 9-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 10-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 18/09/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.