11. Hukuk Dairesi 2023/1730 E. , 2024/5132 K. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1618 Esas, 2022/1825 Karar HÜKÜM : Yeniden hüküm kurulmak suretiyle dava ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 3. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2017/299 E., 2019/763 K. Taraflar arasındaki munzam zararın tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üz…
**11. Hukuk Dairesi 2023/1730 E. , 2024/5132 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1618 Esas, 2022/1825 Karar HÜKÜM : Yeniden hüküm kurulmak suretiyle dava ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 3. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2017/299 E., 2019/763 K. Taraflar arasındaki munzam zararın tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bankanın devraldığı dava dışı Egebank A.Ş.'ye 12.10.1999 tarihinde 65.350,00 TL yatırdığını, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/205 E. ve 2010/410 K. sayılı kararı ile yatırılan bu paraların banka yetkililerince bir havuz hesabına oradan da şirket grubuna aktarılması ile kanuna karşı hile yoluyla havale görünümü altında dolandıncılık yapıldığının tespit edildiğini, müvekkillerinin İstanbul (kapatılan) 24. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/388 esasına kayden açtığı dava sonucu 14 yıl 7 ay 25 gün sonra, 06.06.2014 tarihinde alacağına kavuştuğunu, davacılar hakkına işletilen temerrüt faizinin 530.430,85 TL olduğunu, ancak davacıların 1999 tarihinde 65.350,00 TL ile Bursa ilinin gözde caddelerinden Fatih Sultan Mehmet Caddesinde 16 adet apartman dairesi alabilecek iken, şu an kendilerine ödenen 415.780,85 TL ile bunun mümkün olmadığı, enflasyonun varlığı ve iadenin 14 yıl 7 ay boyunca gerçekleşmemesi için haklı ve makul sebebin bulunmadığını, munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusurun borçlunun asıl borcun ödenmesinde temerrüde düşmesindeki kusur olduğunu, borçlunun ancak temerrüde düşmekte kusurunun olmadığını ispatla sorumluluktan kurtulabileceğini, somut olayda davalı bankanın geri ödemeyi geç yapmakta neden geç kaldığını gösteremeyeceğini, dolayısıyla zararının oluştuğunu, davalı banka yöneticileri tarafından davacıların banka aracı kılınmak suretiyle dolandırıldığını, bu hususun kesinleşmiş yargı kararı ile sabit olduğunu, munzam zarar koşullarının oluştuğunu, sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ekonomilerde para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinin alacaklıyı her zaman tazmini gereken zarar uğrattığını, temerrüt faizinin sadece ana paraya işletilerek hesap edildiğini, bileşik değil basit faize göre hesaplama yapıldığını, müvekkilleri davalı banka tarafından dolandırılmasaydı, banka hesaplarında bulunan paraya işletilen faiz tutarı tekrar ana paraya eklenerek ana para+ faiz tutarının toplamına yeniden faiz işletileceğini, munzam zararın kısmi alacak davası ile tazmininin istenebileceğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL'nin 06.06.2014 tarihinden itibaren avans faizi ile davacılara miras payları oranında bölüştürülerek verilmesine, 5.000,00 TL'nin 06.06.2014 tarihinden itibaren avans faizi ile davacı ...'a verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili, 09.09.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile 220.209,18 TL'nin 06.06.2014 tarihinden itibaren avans faizi işletilerek davacılara miras payları oranında bölüştürülerek verilmesine;102.018,09 TL'nin ise 06.06.2014 tarihinden itibaren tarihinden itibaren avans faizi işletilerek davacı ...'a verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı vekili cevap dilekçesinde, hisse devir sözleşmesi gereği 09.08.2001 tarihinden önceki işlemlerden TMSF'nin sorumlu olduğundan müvekkili bankaya husumet yöneltilemeyeceğini, zaman aşımı itirazlarının olduğunu, dava konusu olayda munzam zarar koşullarının oluşmadığını, davacı talebinin dürüst davranma kuralına aykırı olduğunu, davacının müterafik kusurunun bulunduğunu, davanın OYAK ve TMSF'ye ihbarı taleplerinin olduğunu, davacı taleplerinin yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Fer'i Müdahil TMSF vekili dilekçesinde; munzam zarar iddiasının somutlaştırılarak hesaplanabilir veriler ortaya konulması gerektiğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, zaman aşımı ve hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, dava şartlarının bulunmadığını, davalı bankanın temerrüde düşmediğini, davacının iddia ettiği zarar ve miktarı ispatlamadığını, munzam zararın muhtemel kar ya da farz edilen gelir olmadığından zararın ortaya konulamadığını, faiz oranının vadesiz mevduat faizi olması gerektiğinden faiz talebinin yasaya aykırı olduğunu, benzer olaylar nedeniyle verilen emsal kararlarda davanın reddedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 3.Fer'i Müdahil OYAK vekili dilekçesinde; 18.06.2007 tarihli sözleşme hükümlerinin müvekkili kurumu davalı bankanın belirttiği şekilde taahhüt altına sokmadığını, huzurdaki uyuşmazlığın TMSF'ye devrolan bankaların Off Shore hesapları nedeniyle zarara uğrayan mudilerin açtığı tazminat davası olduğunu ve bu konuda davalı banka aleyhinde onlarca karar verildiğini, bu davalarda TMSF borcu üstlendiğini açıkça beyan ettiğinden borcu üstlenen sıfatıyla TMSF aleyhinde hüküm kurulduğunu, bu nedenle davada husumetin asıl muhatap TMSF'ye tevcihi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davacı tarafın, muris ...'ın 12.10.1999 tarihinde Egebank A.Ş.'ye yatırdığı toplam 65.350,80 TL'nin usulsüz olarak off shore hesaplarına aktarıldığını, müteaddit başvuruya rağmen ödenmeyen paranın tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 15 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa enflasyon nedeniyle uğranılan zararın daha yüksek olduğunu bildirerek huzurdaki davayı açtığı, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamuca az veya çok herkes tarafından bilindiği, en önemlisi gerekli olduğu takdirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerektiği, -kararda belirtilen- emsal kararın da bu yönde olduğu, bu nedenlerle davacının munzam zarar tahsili talebinin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı vekili ve fer'i müdahil TMSF vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; kısmi dava açılmasının ve ıslah dilekçesi verilmesinin borçlunun temerrüt koşullarını değiştirmediğini, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte temerrüdün oluştuğunu, temerrüt tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının temerrüt faizi yönünden kaldırılmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın ıslahla arttırılan miktar yönünden zamanaşımına uğradığını, hükmün Off Shore davaları ile munzam zarar davalarındaki içtihatlara aykırı olduğunu, zararın ispatlanması gerektiğini, zaman aşımı ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini, müvekkilinin munzam zararın muhatabı olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir 3.Fer'i Müdahil TMSF vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi tarafından yapılan hesaplamanın doğru olmadığını, munzam zarar adı altında bir farkın ortaya çıkmayacağını, davalı bankanın temerrüde düşmediğini, kusurunun olmadığını, davacının iddia ettiği zarar ve miktarı ispatlayamadığını, munzam zararın oluşmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, davacılar tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddianın, kendilerince satın alınabileceği düşünülen Bursa ilinde altı adet apartman dairesinin geç ödenen 415.780,85 TL ile satın alınmasının mümkün olmadığı, iadenin 14 yıl 7 ay boyunca gerçekleşmemesi için haklı ve makul sebeplerin olmadığı gerekçesi ile zararlarının oluştuğu olduğu, yani davacılar tarafından, Ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareket edildiği, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan bahisle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığının ileri sürüldüğü, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacıların durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, burada kanıtlanacak olguların; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacıların şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olduğu, davacılari taşınmazları satın alamamaları nedeniyle zarara uğradıklarını ileri sürmüş ise de davacılar tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun yasal çerçevede ispatlanmadığı, ilk derece mahkemesince verilen davanın kabulüne dair kararın, somut olarak davacılar tarafından kendi durumlarına özgü şekilde ödenen para yanında temerrüt faizini aşan zarar olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerinde görülmediği gerekçesiyle davalı vekili ve fer'i müdahil TMSF vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; T.C. Merkez Bankasından, Türkiye İstatistik Kurumundan ve Borsa İstanbul A.Ş.'den bir takım ekonomik verilerin celbinin talep edildiği ve bu verilerin dava dosyasına girdiğini, ancak bu verilerin müvekkilinin alacağına kavuşamadığı sürede enflasyonun varlığını gösterip göstermediği yönünde bir değerlendirmede bulunulmadığını, İstanbul 24. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/388 E. ve 2012/172 K. sayılı dosyasında müvekkilinin dolandırılıp dolandırılmadığı, 12.10.1999 tarihinde gerçekleştirdiği 65.350,00 TL bedelli bankacılık işleminin geçerli olup olmadığı, bu işlemin hangi şartlar altında gerçekleştiği hakkında bir değerlendirme yapılmadığını, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/205 E. sayılı dosyasından verilen kesinleşmiş kararında izah edildiği gibi dolandırıcılık eylemini baştan beri bilen ve bu eylemin içine araç olarak katılan, eylemin gerçekleşmesi için personel dahil şubelerinin tüm imkanlarını seferber eden davalı bankanın müvekkilinin iradesini ortadan kaldırdığını, dolandırıcılık karşısında oluşan iradenin geçerli olmadığını, hukuka uygun şekilde iradesi oluşmayan müvekkilinin önlem almasının beklenemeyeceğini, dolandırıcılık karşısında mağdurların önlem almasını beklemenin dolandırıcılık eylemini meşru göstereceğini, Devlet iç borçlanma senetleri faizleri, TL ve dövize uygulanan faiz oranları, fiyat endeksleri ve altının değerinin 12.10.1999-06.06.12014 arası enflasyonu gösterdiğini, müvekkillerinin dayandığı fiili karine karşılığına denk gelen enflasyon olgusu değerlendirilse idi ispat yükü yer değiştireceğinden zarara uğranılmadığı ispat yükünün davalı bankaya geçmiş olacağını, bilirkişi raporunda müvekkillerinin munzam zararının olduğunun tespit edildiğini, davacının birikimlerini değerlendirmek amacıyla bankaya başvurduğunu, müvekkilleri dolandırılmasaydı birikimlerini başka bir bankada değerlendireceğini, dolandırmasaydılar bahsedilen tarihler arasında enflasyonun varlığından etkilenmemek için gerekli tedbirleri almış olacaklarını, munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusurun borçlu'nun asıl borcun ödenmesinde temerrüde düşmekteki kusuru olduğunu, borçlunun ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu ispatlamakla sorumluluktan kurtulabileceğini, somut olayda davalının geri ödemeyi yapmakta neden geç kaldığını gösteremediğini, Anayasa Mahkemesi kararlarına göre munzam zararın ayrıca ve özellikle ispatını beklemenin katı bir yorum olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.04.2019 tarihli ve 2018/1512 E., 2019/3201 K. sayılı ilamının da aynı yönde olduğunu, taşınmaz alım gücüne ilişkin hususun enflasyonun ve davacılar zararının bir göstergesi olduğunu, davanın tümden reddine karar verildiği halde davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi hükmüne dayalı olarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2. 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi, 3. 03.09.2022 tarihli ve 31942 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrası 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında, "Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. " düzenlemesine yer verilmiş olup, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde Asliye Mahkemelerinde görülen davalar için 9.200,00 TL ücret belirlenmiştir. Somut olayda, talep olunan alacak hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı olup, davanın tümden reddine karar verildiğine göre, yukarıda belirtilen düzenleme uyarınca maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kısmen kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 3. maddesinde yer alan "Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince kendisini vekille temsil eden davalı yararına 48.111,82 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine" ibaresinin hükümden çıkarılarak yerine "Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereği, kendisini vekille temsil eden davalı yararına 9.200,00 TL maktu vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine" ibaresi eklenmek suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.06.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Dava; 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerinin istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının faizi aşan zararını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kural olarak borçlu borcunu zamanında ödeseydi ödenen parayı davacı alacaklının somut bir yatırıma dönüştüreceği ileri sürüldüğü takdirde bu yatırımın yapılanmaması nedeniyle zararın oluştuğu iddiasını ispat yükü üzerinde olan davacı; somutlaştırdığı zararı ispatlamakla yükümlüdür. Ancak bu şekilde bir somutlaştırma yapılıp ispat edilmemesine rağmen davacının faizi aşan bir zararının bulunmadığını kabul etmek özellikle yüksek enflasyon ortamında paranın değer kaybı gerçeği karşısında hakkaniyete uygun bir çözüm yöntemi olmaz. Çoğun içinde az da vardır ilkesi gereğince yüksek enflasyona bağlı olarak paranın alım gücünün düşmesi nedeniyle oluşan bir zararın varlığının da ayrıca kanıtlanması gerekmez. Anayasa Mahkemesinin 2014/2267 başvuru numaralı 21.12.2017 sayılı kararında da yerel mahkemenin munzam zararının somutlaştırılıp kanıtlanamadığı yönündeki kararını onayan Yargıtay Özel Dairesinin kararı; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da emsal gösterilerek yüksek enflasyonun alacağın değer kaybına uğradamadan ödenmesinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir. Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 187 nci maddesinin ikinci fıkrasında herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediği belirtilmiştir. İspat zorluğunun bulunduğu durumlarda dahi 6098 sayılı Kanun'un 50 nci maddesi gereğince zararın hakim tarafından takdir edilmesi gerekmektedir. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette dosyaya sunulu Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası değişik yatırım argümanlarına ilişkin verilerden yararlanması ve gerektiğinde bilirkişi raporu alması gerekmektedir. O halde mahkemece davalının temerrüdü nedeniyle alacağın geç tahsilinde kusurlu olduğunun kabulü ile davacının munzam zarar talebinin değerlendirilmesi gerekir.