T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/684 - 2026/959 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/684 KARAR NO : 2026/959 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 27/10/2023 NUMARASI : 2022/371 E. - 2023/457 K. DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali), Hükümsüzlük Taraflar arasında görülen davada Ankara…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/684 - 2026/959 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/684 KARAR NO : 2026/959 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 27/10/2023 NUMARASI : 2022/371 E. - 2023/457 K. DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali), Hükümsüzlük Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 27/10/2023 tarih ve 2022/371 E. - 2023/457 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, davalı şirket tarafından 2021/113165 sayılı "..." ibareli marka tescil başvurusuna yönelik müvekkilinin itirazlarının, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa davalı başvurusu ile müvekkiline ait "..." ibareli marka arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, müvekkilinin markasının tanınmış olduğunu ve taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı olarak yapılan başvurunun kötü niyetle yapıldığını ileri sürerek, YİDK'nın 2022-M-9922 sayılı kararının iptalini ve tescil edilmiş olması halinde diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı Şirket vekili, davanın reddini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesi anlamında tarafların markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, 6/5. maddesi anlamında davacının markasının tanınmış marka olduğunun kanıtlanamadığı ve 6/9. maddesi anlamında davalının marka tescil başvurusunun kötü niyetli olduğunun ortaya konulamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, "..." ibaresinin ortaklığının markalar arasında iltibas ihtimalini doğurduğunu, davalı şirketin taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı olarak "..." ibareli markasını tescil ettirmek istemesinin kötü niyetli olduğunu ve müvekkilinin markasının tanınmış marka vasfında olup davaya konu markanın tescilinin müvekkilinin markasının ayırt ediciliği ve itibarına zarar vermesinin yanı sıra davalı şirketin haksız menfaat elde etmesine neden olacağını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, marka ile ilgili kurum kararlarının iptali hükümsüzlük istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Marka işlem dosyasının incelenmesinden, davalı şirketin "...", ibareli markanın 35, 36, 37 ve 43. sınıfta tescili için diğer davalı Kuruma başvurduğu, davacı şirketin "..." ibareli markalarına dayalı olarak iltibas, tanınmışlık ve kötü niyet iddialarıyla başvuruya itiraz ettiği, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından itirazın reddine karar verildiği, davacının bu karara karşı yaptığı itirazın da, YİDK'nın 2022-M-9922 sayılı kararıyla reddedildiği, anılan kararın davacıya 4/8/2022 tarihinde tebliğ edildiği ve işbu davanın iki aylık hak düşürücü süre içerisinde 4/10/2022 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesinin kabulü ve istinaf itirazları gözetildiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlık dava konusu "...", ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." ibareli markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1, 6/5 ve 6/9 maddeleri uyarınca iltibas bulunup bulunmadığı, tanınmışlık koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve başvurunun kötü niyetli olup olmadığı noktasındadır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1. maddesi uyarınca, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (karıştırılma) kavramının da açıklanması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408-409). Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; dava konusu başvuru kapsamında yer alan 36.sınıf, 35. sınıfın 1,2,3,4 nolu alt grupları, 35. Sınıfın 5. alt grubu kapsamında 06, 07, 09, 19 ve 20. Sınıf malların satışı hizmetleri ile 37. sınıf hizmetler davacının itirazına mesnet markaları kapsamında da yer aldığından, tarafların markaları arasına emtia benzerliği şartının gerçekleştiği kabul edilmiştir. Marka işaretlerinin karşılaştırılmasına gelince; dava konusu "..." markası ile davacı şirketin "..." asli unsurlu markaları arasında "..." ibaresi ortaktır. Redde mesnet markaların asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin dava konusu başvuruda aynen asli unsur olarak yer aldığı, asli unsur niteliğindeki bu ibarenin ortaklığının markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerliğe neden olduğu, başvuruda yer alan diğer ibarelerin yeterli ayırt ediciliği sağlamadığı, tarafların markaları arasında emtia benzerliği şartının da gerçekleştiği, bu hali ile dava konusu başvuruyu gören ortalama tüketicilerin, davaya konu markanın davacının mesnet markasından farklı bir marka olduğunu derhal ve ilk bakışta algılayabilmesinin mümkün olmadığı ve davaya konu markayı davacının "..." ibareli seri markalarınından biri olarak algılaması ihtimalinin oldukça yüksek olduğu anlaşılmakla davaya konu başvuru markası ile davacının itiraza mesnet markası arasında emtia benzerliğinin sağlandığı hizmetler yönünden arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunduğu sonucuna ulaşılmış, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü isabetli bulunmamıştır. Öte yandan davacı vekili davalı şirketin "..." asli unsurlu başvurunun taraflar arasındaki protokole aykırı olup kötü niyetli olduğu iddiasında bulunmuştur. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötüniyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Yargıtay HGK'nın 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötüniyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerekmektedir. Somut olayda davacı vekilince, davalı şirketin "..." ibareli markanın tescili isteğinin taraflar arasında düzenlenen 27/9/2011 tarihli Devir Sözleşmesi'nde kararlaştırılan "Marka Kullanmama Yükümlülüğüne" aykırı olduğu ve buna göre davalı şirketin kötü niyetli olduğunun kabulü gerektiği ileri sürülmüş, ancak ilk derece mahkemesince yapılan yargılamada başvurunun kötü niyetle yapıldığına dair dosyada somut delil bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Hal böyle iken, davacının dayanmış olduğu ve dosya kapsamında bulunan 27/9/2011 tarihli devir sözleşmesinin irdelenmesi gerekmiştir. "Devir Sözleşmesi" başlığna sahip ... arasındaki sözleşme ile ... Grubu ve ... adına kayıtlı menkul ve gayrimenkuller ile tüm mal varlığının hissedarlar arasında devir ve paylaşımının usulünün belirlendiği, sözleşmenin "Tarafların Hak ve Yükümlülükleri" başlığı altındaki "Marka Kullanmama Yükümlülüğü" alt başlıklı 1.4 maddesinde "..." markasının ... Grubu Şirketlerine ait olduğu, ...'ın "..." markasını sözleşme ile devraldıkları gayrimenkuller için kullanabilecekleri, kilit sektöründe hiç kullanamayacakları ve bunun haricinde ancak bu ibarenin başına "..." ya da "S" ibaresi eklemek suretiyle kullanabilecekleri hüküm altına alınmıştır. Taraflar arasında sözleşmenin varlığı ve bağlayıcılığına ilişkin olarak bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmenin ilgili hükümleri bağlamında somut olaya dönüldüğünde, davaya konu markanın bilirkişi raporunda açıklandığı üzere, mavi renkli büyük harflerle yazılmış “...” ibaresi ile, bu ibarenin altına, çok daha küçük puntolarla düz yazım karakterindeki gri renkli büyük harflerle yazılmış “...” ibaresinden ve işaretin sol baş tarafına konuşlandırılmış, kırmızı renkli dairesel zemine yerleşik beyaz renkli, adeta fark edilmesini imkansız kılacak şekilde yazılmış "..." unsuru ve bu figürün altına küçük puntolarla yazılmış "..." ibaresinden müteşekkil karma bir marka olduğu görülmektedir. Bu haliyle marka başvurusunun anılan kelime, biçim, düzenleme, tertip tarzı ve kompozisyon itibariyle devir sözleşmesi uyarınca markada bulunması zorunlu olan "...", "S" ibarelerini görünür olmaktan çıkarmayı amaçladığı, özellikle "..." ibaresinin markanın genel boyutuna göre oldukça küçük, kırmızı bir daire içinde beyaz renkle ve kısmen dairenin dışına taşarak, beyaz zemin ile birleşmek suretiyle belli, belirsiz bir hal aldığı görülmektedir. Dava konusu başvurunun bu tertip tarzı ile anılan ibarenin "..." olduğunun, adeta taraflar arasındaki protokolü bilmeyen üçüncü kişilerce anlaşılmasını imkansız kılacak şekilde yazılmaya çalışıldığı, böylelikle görünüşte anılan protokole uyuyor izlenimi yaratılırken, gerçekte protokol gereği davacılara terk edilen "..." ibaresinin kullanılmasının amaçlandığı izlenimi doğmaktadır. Bu nedenlerle Dairemizce, davalı şirketin, sözleşme ile davacı şirketin bünyesinde bulunduğu gruba bırakılan "..." markasından haksız bir yarar elde etmeye çalıştığı ve davacı tarafın kötü niyet iddiasının yerinde olduğu kanaatine varılmıştır. Bu itibarla, ilk derece mahkemesince davanın kabulü ile kötü niyetin bölünmezliği ilkesi gereğince YİDK kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğüne karar vermek gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden davacı şirket vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 27/10/2023 gün ve 2022/371 Esas - 2023/457 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın KABULÜ ile, TÜRKPATENT YİDK'ın 2022-M-9922 sayılı kararının İPTALİNE, 3- Davaya konu 2021/113165 sayılı "3..." markasının HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE, 4-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30-TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 5-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 55.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 3.500,00-TL bilirkişi ücreti, 427,67-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 286,00-TL tebligat ve posta giderleri, 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı toplamı 5.383,07-TL yargılama giderine 80,70-TL peşin harç, 80,70-TL başvurma harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 5.544,47-TL'nin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, 7-Davalılar tarafından ilk derece mahkemesinde ve istinaf aşamasında herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 9-Davacıdan peşin olarak alınan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 30/04/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 05/05/2026 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.