11. Hukuk Dairesi 2025/2030 E. , 2025/7172 K. "" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1554 Esas, 2025/43 Karar HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği dü…
11. Hukuk Dairesi 2025/2030 E. , 2025/7172 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1554 Esas, 2025/43 Karar HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin %25 oranında hissedarı olan müvekkilinin 28.03.2018 tarihli genel kurul toplantısında muhalefet şerhi koyduğu 7. maddesinde kâr dağıtımı talebinin haksız olarak reddedildiğini, zira 10 yıldır kâr dağıtmayıp yedek akçelere eklenmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, şirket kârlarının sadece belli ortaklara huzur hakkı ve ikramiye ödenmek suretiyle harcandığını, 8. maddesinde ise sermayenin 17.580.000,00 TL'den 25.000.000,00 TL'ye çıkarılmasına karar verilmiş ise de, bu kararın da davacının şirketteki etkinliğinin azaltılmasına yönelik olarak alınmış dürüstlük kuralına aykırı bir karar olduğunu, gündemin 9. maddesinde ise yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı aylık 10.000,00 TL net huzur hakkı ödenmesine karar verilmiş ise de, ortak yöneticilerin şirketten emek vermeksizin para kazanmasına yol açtığını ve örtülü kâr dağıtımına sebebiyet verildiğini ileri sürerek 28.03.2018 tarihli 2017 yılı olağan genel kurulunun 7, 8 ve 9 numaralı kararlarının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; kâr dağıtılmayarak şirketin ekonomik olarak güçlü kalmasının amaçlandığını, sermaye artırımına ilişkin dava dilekçesinde herhangi bir gerekçe ileri sürülmediğini, ayrıca huzur hakkının kanundan doğan bir hak olup kararlaştırılan miktara nazaran fahiş tutarda olmadığını, davacının şirket adına hiçbir riske girmediğini ancak yönetim kurulu üyelerinin şirket adına imzalanan kredi sözleşmelerine şahsi kefaletlerini koyduklarını, açılan davanın diğer ortakları yıldırmaya matuf olduğunu, ayrıca çıkarılma davası açılacağını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı vekilinin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 446. maddesi gereğince davacının alınan kararlara peşinen muhalefet ettiğini, usulüne uygun olarak muhalefet şerhinin işletilmediğini, ayrıca muhalefet gerekçesinin de olmadığını savunduğu, Yargıtayın 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu döneminde bazı kararlarında muhalif oyun gerekçeli olması aranılmışsa da, bazı kararlarında gerekçe gösterilmesine gerek olmadığı belirtilerek çelişkili bir durum yaratıldığı, ne var ki, muhalefete dayanak teşkil eden gerekçeler iptal davasında mahkemede ortaya konularak tartışılacağına ve haksız karar iptal edileceğine göre, muhalefetin gerekçeli olarak tutanağa geçirilmesinin zorunlu olmadığı, ancak muhalefetin gerekçeli olarak ileri sürülmesi halinde, aydınlatıcı bilgilerin verilmesi ve ileride belki de iptal davasının açılmasına gerek kalmayabileceği, fakat muhalif oyun gerekçesiz olmasının, açılan iptal davasında özel bir dava şartı olmadığı (Prof. Dr. Hasan PULAŞLI, Şirketler Hukuku Şerhi Cilt II , 3. Baskı, Adalet Yayınevi, ...-2018, s. 1085), somut olayda, toplantı zabıt varakası incelendiğinde, davacı vekilinin her bir karar alındıktan sonra alınan karara muhalif olduklarını belirterek kararın altına muhalif olduklarına dair şerh düştükleri, doktrinde isabetle savunulan yukarıda değinilen ilmi görüş mahkemece de benimsenmiş olup, muhalefet şerhinde gerekçenin bulunmasına lüzum olmadığı gibi, toplantıda peşinen muhalefet de yapılmadığı, her bir kararın altına ayrı ayrı şerh düşüldüğü, dolayısıyla, dava şartına ilişkin davalı vekili itirazlarının yerinde görülmediği, genel kurulun 7 nolu kararında şirket kârından yasa ve esas sözleşme gereği gerekli miktarlar ayrıldıktan sonra kalan kısmın tamamının olağanüstü yedek akçe olarak ayrılmasına karar verildiği, şirketin kâr payı dağıtmamasının şirketin gelişimi için uygun olup olmadığı ve özellikle dürüstlük kuralı yönünden yapılan incelemede finansal analiz tabloları gereğince, şirketin borç yükü ve pasifinin nakit ödeme çıkışından fazla olduğu görülmekle beraber 31.12.2017 itibariyle 6.780.381,31 TL tutarında likit değerinin bulunduğu ve dağıtılması mümkün kâr toplamının 1.384.263,32 TL olduğu görülmekle kâr dağıtmama kararının dürüstlük kuralına aykırı olduğu, tetkik edilen şirket kâr zarar durumu ve mal varlığı uyarınca kâr dağıtmamak yerine belli miktarda kâr dağıtımı yapma kabiliyetinin mevcut olduğu, kaldı ki, işbu genel kurulda nakit sermaye artırımına yani dış kaynaklardan taahhüt yoluyla artırıma gidildiği görülmüş olup, geçmiş yıllar kârlarının sermayeye ilave edilmesine gerek görülmediği, bu durumun da esasında çelişkili bir davranış olduğu, zira, şirketin zorunlu yasal yedek akçeler mahsup edildikten sonra yaklaşık 1.038.000.000,00 TL kâr dağıtabileceği, anonim şirketlerde kâr payı hakkı TTK'nın 507. maddesinde düzenlenmiş olup, pay sahiplerinin müktesep haklarından olduğu, her bir pay sahibinin ekonomik anlamda kâr elde etme amacıyla şirkete ortak olduğu, uzun yıllar hiçbir yasal ve ekonomik gerekçe olmaksızın kâr dağıtılmamasının yukarıdaki mali tespitler doğrultusunda dürüstlük kuralına aykırı görüldüğü, sermayenin artırılmasına ilişkin 8 nolu karar yönünden yapılan incelemede ise, sermayenin 8.542.000,00 TL'den 15.000.000,00 TL'ye dış kaynaklardan nakdi olarak artırılmasına karar verildiği, şirketin herhangi bir iflas riskinin bulunmadığının mali analiz tabloları ve bilançolarından anlaşıldığı, davalı vekilinin, artırım gerekçesi olarak kredi borçları nedeniyle şirketin getirilecek sermaye ile güçlendirilmesi zorunluluğu bulunduğunu ileri sürdüğü, ancak şirketin mali tabloları analiz edildiğinde sürekli artan miktarda kredi kullanımı olduğu ve bu kredi borçlarının karşılanabilmesi için yeterli likiditenin sağlanamadığı, alacaklıların alacağının arttığının sabit olduğu, üstelik arttırılması istenen 6.458.000,00 TL tutarlı sermayenin, şirketin halihazırda mevcut kredi borç tutarı olan 68.181.903,47 TL'ye nazaran çok düşük ve etkisiz olacağı, dolayısıyla, bu arttırım kararının da davacının hisse payının düşürülmesine matuf olduğu kanısının oluştuğu, davacının, genel kurulun 9 nolu kararında yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı aylık 10.000,00 TL net huzur hakkı ödenmesinin fahiş olduğunu ileri sürerek iptalini istediği, bilirkişi raporunda yıllık olarak üç yönetim kurulu üyesine toplam 450.000,00 TL ödenmesine karar verilmişse de, şirketin borç yükü nedeniyle yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı tanınmasının yerinde olmadığı görüşü ileri sürüldüğü, ancak şirketin mal varlığı, kâr zarar durumu ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluk davası rizikosu altında bulunuyor olmaları nazara alınarak özellikle şirketin aktiflerine kıyasen aylık 10.000,00 TL her bir yönetim kurulu üyesine huzur hakkı tanınmasının fahiş nitelikte olmayacağı kanısına varıldığı, bir başka söyleyişle, tartışma konusu yapılan huzur hakkının, piyasa koşullarının üzerinde olmadığı, şirketin ekonomik hacmi nazara alındığında, huzur hakkı adı altında yapılan ödemenin fahiş olarak değerlendirilemeyeceği, örtülü kâr dağıtımı niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı ... Tic. A.Ş.'nin 28.03.2018 tarihli genel kurul toplantısında alınan 7 ve 8 numaralı kararların iptaline, 9 numaralı karara ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, somut uyuşmazlıkta kararlar alınmadan önce müzakere aşamasında davacı tarafça muhalefet gerekçelerinin belirtildiği, kaldı ki tutanağa yazdırılan muhalefet şerhinin gerekçeli olması gerektiğine dair herhangi bir düzenleme ve zorunluluk bulunmadığı, muhalefet şerhinin gerekçeli olmasını aramanın yasanın öngörmediği bir dava şartının yorum yolu ile ihdas edilip yargıya erişim hakkının engellenmesi sonucunu doğuracağı, davalı şirketin olağan genel kurul toplantı tutanağının 7. maddesinde, kârın kullanım şeklinin görüşüldüğü ve yapılan oylama sonucunda kârın kanun ve esas sözleşme gereği ayrılması gereken miktar ayrıldıktan sonra kalan kısmı dağıtılmayarak tamamının olağanüstü yedek olarak ayrılmasına karar verildiği, kâr payı dağıtılabilmesi için öncelikle genel kurulun kapsadığı dönem itibariyle şirketin kâr etmiş olması gerektiği, şirketin bilançosuna göre 2016 yılında 253.442,28 TL geçmiş yıl kârı ile 742.268,84 TL cari yıl net kârının da bulunduğu, şirketin 2017 yılında net 388.522,20 TL kâr elde ettiği, şirketin borçları bulunmasına rağmen kâr dağıtılmamış olmasının ortaklığın amacı olan kâr alma hakkını engeller mahiyette olduğu ve dürüstlük kuralarına uygun olmadığı, yaklaşık 1.384.263,32 TL dağıtılabilir kâr bulunduğu bilirkişi raporu ile de belirlenmiş olmakla bu maddeye yönelik iptal kararı verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı, alınan bilirkişi raporu ile; TTK'nın 376/2 maddesi çerçevesinde bir teknik iflas riskinin görülmediği, şirketin nakit sermaye artırımını gerektirecek herhangi bir yatırım veya işletme projesinin varlığına ilişkin somut bir gerekçe bulunmadığı belirlenmekle sermayenin artırılmasına dair 8 numaralı karar hakkında iptal kararı verilmesinde de bir isabetsizlik olmadığı, 9. madde ile yönetim kurulu üyelerine ödenecek huzur hakkının kararlaştırıldığı, yönetim kurulu üyelerinin her birine aylık 10.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine karar verildiği, 2017 yılı öncesine ait ödenmesine karar verilen huzur haklarının yönetim kurulu üyelerine ödenmediği, 2017 yılında net kârın 388.522,20 TL olduğu, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarının ağırlığı, şirketin aktiflerine kıyasen aylık 10.000,00 TL her bir yönetim kurulu üyesine huzur hakkı tanınmasının fahiş olmadığı, karar altına alınan huzur hakkının, piyasa koşullarına göre makul olduğu değerlendirilerek 9. maddenin iptaline ilişkin istemin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, anonim şirket genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 01.12.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.