7. Hukuk Dairesi 2013/3665 E. , 2013/9117 K. Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü : Menfi tespit YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı vekili, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin haklı nedene dayanmaksızın davalı işverence feshedildiğini, davacıya cezai şart içeren sözleşmenin baskı uygulanarak imz…
**7. Hukuk Dairesi 2013/3665 E. , 2013/9117 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü : Menfi tespit YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı vekili, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin haklı nedene dayanmaksızın davalı işverence feshedildiğini, davacıya cezai şart içeren sözleşmenin baskı uygulanarak imzalatıldığını, ardından bu sözleşme hükmüne dayanılarak davacı aleyhine icra takibi yapıldığını belirterek, iş sözleşmesinde yer alan cezai şarta bağlı düzenleme gereği borçlu olmadığının tespitine ve icra tehdidi ile ödenen tutarların geri ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının kendi isteği ile iş sözleşmesini sona erdirdiğini, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin hükmüne göre davacının işyerinden ayrılmasından sonra 12 ay süreyle davalı şirket ile aynı konuda işlerle uğraşan bir şirkette çalışamayacağına dair hükmüne uymayarak işe girdiğinin tespit edildiğini ve sözleşme hükmüne dayanılarak icra takibi başlatıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, ispat külfeti üzerinde bulunan davalı tarafın iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından haklı nedene dayanmaksızın feshedildiğini ispat edemediği, bu nedenle iş sözleşmesinde yer alan cezai şartın uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Uyuşmazlık iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır. İş sözleşmesinin doğası gereği akdin devamı müddetince işçi yanında çalıştığı işveren ile rekabet yapamaz. İşçi tarafından işverenle rekabet etme anlamı taşıyabilecek davranışlarda bulunması 4857 sayılı Kanunun 25. maddesine göre sakakat borcunun ihlali olarak değerlendirilir. İşçinin sadakat borcu iş sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğar, sözleşmenin sona ermesine kadar devam eder ve iş sözleşmesinde sadakat yükümlülüğü ile ilgili herhangi bir hüküm yer almasına da gerek yoktur. Akdin devamı sırasında anılan şekilde işçinin işverenle rekabeti anlamına gelebilecek bir başka anlatımla sadakat borcuna aykırılık teşkil edebilecek davranışlarına bağlı olarak açılacak tüm davaların 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1'inci maddesine göre İş Mahkemesinde görülmesi gerekeceğinde şüphe yoktur. 818 sayılı Borçlar Kanununun 10. babı içerisinde rekabet yasağına dair maddeler bulunmaktadır. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 348. maddesinde yeralan düzenlemede "...akdin hitamından sonra..." kelimelerine yer verilmiş bulunmaktadır.(paralel mahiyetteki düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 444. maddesi "...sözleşmenin sona ermesinden sonra..." kelimeleri) Anılan bu madde ile akdin sonlanmış olmasına vurgu yapılmakla iş sözleşmesinin bitiminden sonra yapılmaması gereken hususlar hakkında düzenleme getirildiği sonucuna varmak gerekir. İşçinin iş sözleşmesi sona erdikten sonra işveren ile rekabet etmeyeceğine dair rekabet etmeme borcu sadakat borcunun aksine her iş sözleşmesi açısından söz konusu değildir. İşçi bakımından böyle bir yükümlülükten bahsedilebilmesi için iş ilişkisi devam ederken işçi ve işveren arasında iş sözleşmesinden ayrı bir rekabet yasağı sözleşmesi imzalanması ya da iş sözleşmesine rekabet yasağına dair bir hükmün konulması gereklidir. Bahsedilen şekilde ortaya çıkacak olan Borçlar Kanunununda düzenlenmiş rekabet etmeme borcu ise sadakat borcunun aksine iş sözleşmesinin bitiminden sonra doğacak bir borç niteliği taşır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1-3 maddesine göre 818 sayılı Borçlar Kanununun 348. maddesinden kaynaklanan davalar mutlak ticari dava olarak sayılmıştır. Mutlak ticari davaların ise Ticaret Mahkemelerince incelenip karara bağlanması gerekir. Dosya kapsamına göre taraflar arasında 14.12.2006 tarihli "Rekabet Yasağı Sözleşmesi" başlığı altında sözleşme imzalandığı ve aynı zamanda bu tarihle birlikte taraflar arasında hizmet akdine dair bir ilişki kurulduğu anlaşılmaktadır. Anılan sözleşmenin 3. maddesinde işçinin işten ayrıldıktan sonra 12 aylık süre içerisinde işverenle aynı vasıfta bir iş ile iştigal eden işveren yanında çalışamayacağı, aksi halde 50.000 USD tazminat ödeyeceği düzenlenmiştir. Taraflar arasında imzalanan rekabet yasağı sözleşmesi hükümleri itibariyle iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen nitelik taşımaktadır. Yukarıda sıralanan yasal düzenlemeler karşısında taraflar arasında imzalanan rekabet yasağı sözleşmesinin Borçlar Kanunu kapsamında değerlendirilmesi gerekir ki Türk Ticaret Kanununun 4/1-3 maddesi gereği bu sözleşmeden doğacak davalar mutlak ticari davadır. Mutlak ticari davalar ise Ticaret Mahkemelerinin görevi kapsamında kalır.(Benzer mahiyette Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.2.2012 tarih ve 2011/11-781 E. - 2012/109 K. sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.2.2013 tarih ve 2012/9-854 E. - 2013/292 K. sayılı kararları) Tüm bu tespitler karşısında mahkemece davaya bakmaya İş Mahkemesi değil Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olduğundan görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup dava şartı olduğundan bu husus res'en nazara alınmalı ve karar bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki itirazların incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 20.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.