T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1308 KARAR NO : 2026/346 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 04/03/2021 NUMARASI : 2016/926 Esas, 2021/100 Karar ASIL DAVA : Tazminat (Kâr kaybı Cazai şart ve fesih nedeniyle uğranılan zarar) KARŞI DAVA: Tazminat (Kâr kaybı ve manevi tazminat) Taraflar arasındaki asıl ve karşı davaların ilk derece mahkemesince ya…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1308 KARAR NO : 2026/346 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 04/03/2021 NUMARASI : 2016/926 Esas, 2021/100 Karar ASIL DAVA : Tazminat (Kâr kaybı Cazai şart ve fesih nedeniyle uğranılan zarar) KARŞI DAVA: Tazminat (Kâr kaybı ve manevi tazminat) Taraflar arasındaki asıl ve karşı davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve karşı davaların reddine dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Asıl davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında imzalanan 01.09.2014 tarihli bayilik sözleşmesinin II/2. maddesine göre sözleşme süresinin 3 yıl olduğunu ve sözleşmenin süre bitiminden 3 ay önce feshedilmediği takdirde uzayarak devam edeceğinin kararlaştırıldığını, sözleşmeye göre müvekkilinin ithalatçısı ve tek satıcısı olduğu ... markalı emtiaların davalı tarafından müvekkilinden satın alarak sergilenip satılacağını, müvekkilinin tüm edimlerini eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini, ancak davalının keşide ettiği Ankara 26. Noterliğinin 17.02.2016 tarihli ihtarı ile sözleşmenin davalı tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini, ihtarda gerçek dışı iddialarda bulunulduğunu, feshin haksız olduğunu, sözleşmenin II/3 maddesinde sözleşme konusunun ... markalı ürünler olduğunun açık şekilde yazıldığını, buna rağmen müvekkili şirkete gönderilen ihtarın 2. maddesinde taraflar arasındaki sözleşme konusu ürünlerin Ankara'da yer alan başka bir firmaya satıldığının iddia edildiğini, oysa müvekkilinin sözleşme konusu malları Ankara'da davalı şirket dışında başka kişilere satmadığını, ihtarnamenin 3. maddesinde müvekkiline ait "..." markasını içeren tabela ücretinin ödenmediğinin iddia edildiğini, ancak davalının ihtarnameye kadar bu hususta bir talepte bulunmadığını ve alacağa ilişkin fatura düzenlemediğinden bu hususun fesih sebebi olarak ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, ihtarnamede yer alan iddiaların aksine imâlat hatası içeren veya hasarlı olan ürünlerin müvekkilince değiştirildiğini, yeni gelen tüm ürünler ile ilgili davalıya bilgi verildiğini, ihtarnamede fesih sebebi olarak öne sürülen diğer hususların da gerçeğe aykırı olduğunu ve bunların fesh sebebi olmadığını, müvekkilince keşide edilen Beyoğlu 17. Noterliğinin 25.02.2016 tarihli cevabi ihtar ile maddi vakıaların gerçeğinin anlatıldığını ve davalının iddialarının kabul edilmediğini, davalının cevabi ihtarnameye cevap vermediğini, sözleşmenin ilk yılında ticari ilişkinin yeni kurulması nedeniyle 300.000 Euro ve KDV asgari alım bedeli belirlendiğini, ancak ilk yılda 560.000 Euro satışa ulaşıldığını, sözleşmenin süresinden önce feshi nedeniyle müvekkilinin kar kaybına uğradığını, sözleşme uyarınca davalının ikinci ve üçüncü yıllarda müvekkilinden en az 800.000 Euro alım yapacağını, bu durumda sözleşmenin süresinden önce 17.02.2016 tarihinde feshi ile kar kaybı oluşutğunu, sözleşmenin VII.F.1 maddesine göre bayilik sözleşmesinin feshedilmesi halinde bir uyarıya gerek olmaksızın bayinin tabela ve/veya ticari stickerin asılı kaldığı 1 gün için 500 Euro cezai şart ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, bu nedenle fesih tarihinden itibaren cezai şartın hesaplanması gerektiğini ileri sürerek, haksız fesih nedeniyle 17.02.2016 tarihinden başlamak üzere günlük 500 Euro olmak üzere şimdilik 5.000 Euro cezai şartın tahsiline, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan maddi zararlar için şimdilik 10.000 TL'nin ve haksız fesih nedeniyle şimdilik 100.000 TL kar kabının ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 21.10.2020 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; her iki davalı için talep edilen 100.000,00-₺ tutarındaki kâr kaybının, davalı şirket bakımından 585.550,00 TL arttırılarak, davalı şirket için bu alacağın toplamda 685.550 TL'ye yükseltildiğini ileri sürerek, müvekkilinin mahrum kaldığı kâr açısından geçerli olmak kaydı ile dava dilekçesinde istenen 100.000,00 TL kâr kaybının fesih tarihi olan 17.02.2016 tarihinden itibaren sen yüksek mevduata ticari faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, ıslahla artırılan miktara ıslah tarihinden itibaren aynı faizin uygulanarak davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Asıl davada davalılar vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketi ile davacı şirket arasında tarihsiz bir bayilik sözleşmesi sözleşme düzenlendiğini, sözleşmenin konusunun dava dilekçesinde iddia edildiği gibi sadece ... markalı emtialar olmayıp, sözleşmenin konusu ve süresi başlıklı II/1.maddesine göre ... tarafından ithalatı gerçekleştirilen emtiaların ...'nın pazarlama ilkeleri ve talimatları doğrultusunda bayi tarafından satın alınarak tüketiciye satışının düzenlendiğini, sözleşmenin konusunu belirleyen II/I maddenin aksine sözleşmenin konusunu değiştirmenin doğru olmadığına, dava dilekçesinde sözleşmenin konusunun II/3 maddesinde belirtildiği ifade edildiğini ancak sözleşmede böyle bir madde bulunmadığını, kast edilenin III/3 madde olması halinde ise bu maddenin sözleşmenin konusuna ilişkin olmayıp rekabet yasağını düzenlediğini, davacının ithal ettiği bir kısım ürünleri Ankara'da başka bir firmalara satarak sözleşmeyi açıkça ihlal ettiğini, sözleşmenin yasaklayıcı hükmüne rağmen sözleşme kapsamındaki malların Ankara'daki başka bir firmaya satıldığını, bu hususun Beyoğlu 17. Noterliğince tanzim edilen 25.02.2016 tarihli cevabi ihtarda kabul edildiğini, davacının sözleşme kapsamındaki markanın satışının yapılmadığına ilişkin beyanlarının yersiz olduğunu, sözleşmede marka belirtilmediğini, ithalatı ... tarafından gerçekleştirilen tüm emtiaların sözleşme kapsamında bulunduğunu, ayrıca davacının sözleşmenin VII/F-1 maddesine göre satılan ürünlerin tabela ve etiketlerinin bedelini karşılamak zorunda olduğu halde, sözleşmeden kaynaklanan bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini, satın alınan ürünleri hasarlı olarak gönderdiğini, değişimi esnasında sorun çıkarttığını, reklam ve tanıtım desteği vermediğini, poşet ve kırtasiye envanteri temin etmediğini, davacı tarafça yeni ürünlerin görsellerinin, marka ölçü ve fiyat bilgisini vermediğini, bu şekilde müvekkili firmanın müşteriler nezdinde güç durumda bırakıldığını, davacının müvekkilinin mağazasında yaptırmış olduğu yer döşemesinin uygulama hatası nedeni ile hasarlı çıktığını ve hasarın telafi edilmediğini, davacının sözleşme kapsamında üstlendiği edimleri yerine getirmeyerek müvekkilini zor duruşma düşürdüğünü, tüketicilerin telefon veya internet üzerinden müracaatlarına cevap vererek müvekkili şirket ile rekabete giriştiğini, müvekkili ...'ın sözleşmeyi kefil sıfatı ile imzaladığını ancak sözleşmede tarih bulunmaması ve kefilin sorumluluk miktarı belirtilmemesi nedeniyle kefaletin geçersiz olduğunu, kaldı ki asıl borçluya başvurulmadan kefile başvurulamayacağını savunarak, asıl davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili, karşı dava dilekçesinde özetle; davacı-karşı davalının sözleşme kapsamında edimlerini yerine getirmemesi ve ticari teamüllere aykırı davranması nedeni ile müvekkili şirketin sözleşmeyi feshetmek zorunda kaldığını, sözleşmenin feshinde müvekkili şirkete atfedilecek kusur bulunmadığını, feshin karşı tarafın tutumları nedeniyle yapıldığını, karşı davalı şirketin haksız, sözleşmeye ve yasaya aykırı davranışları neticesinde müvekkilinin müşteriler ve üçüncü kişiler nezdinde itibar kaybına uğradığını, müvekkili şirketin manevi zarara uğradığını, ayrıca müvekkilinin karşı davalının eylemleri nedeniyle kar kaybına uğradığını ileri sürerek, şimdilik 50.000 TL manevi tazminatı ile 50.000,00 TL maddi tazminatın ve sözleşme gereği karşı davalının yapması gerekirken yapmadığı ve ayıplı olarak yaptığı etiket baskı bedeli, yaka kartı bedeli, flash disk bedeli kağıt krtasiye ve diğer sarf malzemeleri ve diğer işler nedeni ile 91.626,00 TL'nin ticari faizi ile birlikte karşı davalı şirketten tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davacı-karşı davalı şirket vekili, karşı savunmasında özetle; sözleşmenin feshindeki kusur ve sorumluluğun davalı-karşı davacı şirkette olduğunu ve sözleşmenin davalı-karşı davacı tarafından feshedildiğini, sözleşmenin feshinden önce ve feshi sonucu aslında müvekkilinin itibar kaybına uğradığını, müvekkilinin sözleşmenin devamı sırasında tespit ettiği satış fiyatlarının davalı-karşı davacı şirketçe uygulanmadığını, sözleşmede belirtilen fiyatlara riayet edilmediğini, karşı dava gerekçesinin haksız olduğunu savunarak, karşı davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm delillerin değerlendirilmesi sonucunda; asıl ve karşı davada uyuşmazlığın temelini ve muhtevasını teşkil eden 01/09/2014 tarihli bayiilik sözleşmesinin davacı ... Ltd. Şti. ve ... A.Ş. arasında akdedildiği, anılan sözleşmenin son sayfasında yer alan 'Garanti Edenler' ibaresinin altında '...' isim ve imzasının, 'Kefil' ibaresinin karşısında '...' isim ve imzasının yer aldığı sabittir. Davacı ... Ltd. Şti. davanın başında, davalı ...'ın hem garantör hem de kefil sıfatı ile sözleşmeyi imzalamış olduğunu, bu nedenle asıl davada davalı şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu öne sürmüş ise de tahkikat aşamasında davalı ...'ın anılan sözleşmeyi garantör sıfatı ile imzalamış olduğunu, bu nedenle davalı şirket ile birlikte sorumlu olduğunu iddia etmiştir. Davalı ... ise anılan sözleşmeyi kefil sıfatı ile imzaladığını ancak TBK 583 ve 584 maddesindeki koşulların gerçekleşmediğini, bu nedenle kefaletin geçersiz olduğunu, anılan sözleşmeyi garantör sıfatı ile imzalamadığını, bir an için garantör sıfatı ile imzaladığı kabul edilse dahi TBK 603 maddesi uyarınca yasal koşulların gerçekleşmediğini, bu nedenle sözleşmeden dolayı sorumluluğunun söz konusu olmadığını savunmuştur. Somut olayda öncelikle çözülmesi gereken hukuki sorun davalı ...'ın anılan sözleşmeye dayalı borçtan sorumlu olup olmadığı sorunu olup, çözümü için sözleşmenin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun kefâlet sözleşmesi ve garanti sözleşmesine ilişkin hükümlerinin incelenmesi gerekmektedir. Hukuki niteliği itibariyle üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi niteliğinde olan garanti sözleşmesi TBK md. 128 hükümlerinde düzenlenmiş olup, herhangi bir geçerlilik şekline bağlanmamıştır. Böyle olmakla birlikte, kefalet hükümlerine ilişkin TBK md. 603 uyarınca 'Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan sözleşmelere de uygulanır.' Kefalet dışında kişisel güvence (teminat) vermeye yönelik sözleşmelerden en önemlisi (en çok rastlananı) da üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesidir. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesinde (garanti sözleşmesinde) uygulanacak olan kefalet hükümleri şu sonuçları doğuracaktır: TBK md. 583 hükmündeki gibi üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesinin geçerli olması için sözleşmenin yapıldığı tarih ve azami sorumluluk miktarının üçüncü kişinin fiilini üstlenenin (garantörün) el yazısıyla yazılması gerekecektir. TBK md. 603 uyarınca burada da uygulanacak olan TBK md. 584 uyarınca, eğer üçüncü kişinin fiilini üstlenen kişi evli ise ancak eşinin yazılı rızasıyla bu sözleşme geçerli olacaktır. Ancak eğer üçüncü kişinin fiilini üstlenen kişi, fiilin üstlendiği ticaret şirketinin ortağı ya da yöneticisi durumunda ise ve de bu ticaret şirketi ile ilgili olan borcu üstlenmişse, artık eşinin rızasına gerek olmayacaktır. Somut olayda bayiilik sözleşmesinin son sayfasında yer alan 'Garanti Edenler' ibaresinin altında sadece ... isim ve imzasının yer aldığı görülmüştür. Yukarıda açıklandığı üzere garanti anlaşmasının geçerli olması için, sözleşmenin yapıldığı tarihinin ve azami sorumluluk miktarının davalı/...'ın (garantörün) el yazısıyla yazılması gerekecektir. Ne var ki bayilik sözleşmesinin içeriğinde yer alan garanti anlaşmasında, sözleşmenin yapıldığı tarih ve azami sorumluluk miktarı (yani en fazla ne kadarlık borç tutarından sorumlu olacağı) davalı/...'ın (garantörün) el yazısıyla yazılmamış olduğundan, garanti anlaşmasının geçersiz olduğu kanısına varılmıştır. Anılan sözleşmede aynı zamanda 'Kefil' ibaresinin karşısında ... isminin ve altında imza yer aldığı görülmüştür. 6098 sayılı TBK'nun kefâlet sözleşmesinde şekil şartını düzenleyen 583. maddesi 'Kefâlet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefâlet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olduğu azâmi miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifade ile yükümlülük altına girdiğini, kefâlet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesi şarttır.' hükmünü içermekte olup, buna göre kefâlet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz ve kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfat ile veya bu anlama gelen herhangi bir ifade ile yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesi şarttır. Somut olayda ise 'Kefil' ibaresinin altında 583 maddede sayılı hususlar el yazısı ile yazılmamış ve tarih de belirtilmemiştir. Bu nedenle kefâlet sözleşmesinin geçerli olmadığı anlaşılmakla davalı ... aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanısına varılmıştır. Anılan sözleşmenin tarafı olan ... Ltd. Şti. Ve ... A.Ş. yönünden asıl ve karşı davada uyuşmazlığın çözümü için ise öncelikle feshin haklı olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Somut olayda sözleşme ...A.Ş. tarafından feshedilmiştir. Sözleşmeyi haklı sebeple feshettiğini iddia eden ...A.Ş.'nin ... Ltd. Şti.'nin borç veya borçlarını önemli surette ihlal ettiğini ve bu durumun akti ilişkiyi devam etmeyi kendisi için çekilmez hale getirdiğini ispat etmekle yükümlüdür (HMK md. 190, TMK md. 6). bu hususları ispat edemediği takdirde sözleşmeyi haksız olarak feshetmiş sayılır ve dolayısı ile de diğer taraftan herhangi bir tazminat talep edemez. ...A.Ş. Ankara 26. Noterliği'nden keşide ettiği 17/02/2018 tarih 01700 yevmiye numaralı ihtarnamede fesih sebebi olarak ... Ltd. Şti.'nin bayiilik sözleşmesinin 2. maddesinde yer alan taahhüde aykırı olarak ... AVM'de bulunan Magnet firmasına ... ürün verdiğini, taahhüt edilen tabela ücretinin ödenmediğini, satın alınan ürünlerin hasarlı olarak gönderildiğini, reklam ve tanıtım desteği hakkında maddi manevi destek sağlanmadığını, pelur poşet kurdele temininde bulunulmadığını, yeni gelen ürün görsellerinin marka ölçü ve fiyat bilgisinin verilmediğini, mağazaya yapılmış olan yer döşemesi uygulama hatası nedeni ile hasar çıktığını öne sürerek bayiilik sözleşmesini feshettiğini bildirmiştir. Davacı ... Ltd. Şti., anılan sözleşmenin konusunun ...A.Ş.'nin kendilerinin ithalatçısı ve tek yetkili satıcısı olduğu ... markalı ürünlerin ...A.Ş. tarafından satın alınması ve mağazasında satılması yükümlülüğü olduğunu iddia etmiş, ...A.Ş. ise anılan sözleşmenin konusunun sadece ... markalı ürünler olmadığını, ... tarafından ithalatı yapılan ürünler olduğunu ve ... Ltd. Şti.'nin ithal ettiği ürünlerden bir kısmını Ankara'da başka bir firmaya satarak sözleşmeye aykırı davrandığını savunmuştur. Anılan sözleşmede .... Ltd. Şti.'nin ..., ...A.Ş.'nin BAYİİ olarak adlandırıldığı, anılan sözleşmenin konusunun düzenlendiği II/I maddesinde '... tarafından ithalatı gerçekleştirilen emtiaların ...'nın pazarlama ilkeleri ve talimatları doğrultusunda bayii tarafından satın alınarak aşağıda belirtilen çalışma prensipleri dahilinde iş bu emtiaların nihai tüketiciye satışının yapılması iş bu sözleşmenin konusunu teşkil etmektedir...' şeklinde düzenleme yapıldığı görülmüş ise de sözleşmedeki 1 madde tek başına ele alınıp sözleşmenin konusu tespit edilemez. Bunun için sözleşmenin bir bütün olarak ele alınması ve maddeler arasındaki bağlantının göz önünde bulundurulması gerekir. Anılan sözleşmenin III/3 maddesinde '...'nın ithalatını yaptığı ...'e ait emtiaların benzer ve kopyalarını satın almamayı ve hiçbir suretle kopyalarını yaptırmamayı kabul ve taahhüt eder.' düzenlemesinin yer aldığı, sözleşmenin VII/E maddesinde ise bayii "...'dan alacağı sözleşme kapsamındaki markalı ürünleri (...) ve ...'nın kendi ithal ettiği isimsiz ürünleri dışında kendi uygun gördüğü ve ...'ya rekabet etmeyecek diğer ürünleri (...) satışa sunmayı taahhüt etmektedir.' düzenlemesinin yer aldığı görülmüş olup, bu hükümlerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda anılan sözleşme konusunun davacı .... Ltd. Şti.'nin iddia ettiği üzere sadece ... markalarını kapsadığı kanısına varılmıştır. Bu sebeple bu ürünler dışındaki bir ürünün ... A.Ş. dışında kimselere satılması anılan sözleşmeye aykırılık teşkil etmeyeceğinden ... A.Ş.'nin bu iddiaya dayalı sözleşmenin feshi geçerli fesih olarak kabul edilmemiş olup, fesih ihtarnamesinde fesih sebebi olarak öne sürülen sair hususların ise ... A.Ş. tarafından ispat edilemediği, ispat edici herhangi bir ihtarname, uyarı, ihbarname vs. belgenin dosyaya sunulmadığı, dolayısı ile bu hususların ispata muhtaç olduğu kabul edilerek bu nedenlerle sözleşmenin ... A.Ş. tarafından haksız olarak feshedildiği, sözleşmeyi haksız olarak fesheden ... A.Ş.'nin karşı davasına konu tazminat alacaklarının bulunmadığı kanısına varılmakla ... A.Ş.'nin karşı davasının reddine karar verilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere asıl dava haksız feshe dayalı ceza-i şart, kar mahrumiyeti, maddi zarar tutarına ilişkindir. Bayiilik sözleşmesinin süresinden önce feshedilmesi halinde kar mahrumiyeti istenebileceğine dair sözleşmede herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Kar mahrumiyeti müspet zararlardan olup, sözleşmede aksine hüküm bulunmaması halinde akdin feshinden sonra talep edilemez. Yüksek Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin yerleşik uygulaması bu yönde olup Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2016/7973-2017/6774 E.K. sayılı emsal ilamı da nazara alınmak sureti ile davacı .... Ltd. Şti.'nin kar mahrumiyeti talebi kabul edilmemiştir. Davacı .... Ltd. Şti.'nin ceza-i şart talebinin dayanağı sözleşmenin VII/F-5 maddesinde yer alan düzenlemedir. Anılan maddede sözleşmenin feshi halinde ...A.Ş.'nin hiçbir uyarıya gerek kalmadan tabela ve/veya stickerları iade edeceği, tabela ve stickerların asılı kaldığı her gün için 500,00-€ ceza ödeyeceği düzenlenmiş ise de ... Ltd. Şti. sözleşmenin feshinden sonra tabela ve stickerların ... A.Ş. tarafından asılmaya devam edildiğini TMK 6 maddesi uyarınca ispat edememiş olduğundan ... Ltd. Şti.'nin ceza-i şart talebi kabul edilmemiştir. Anılan sözleşmede feshin hali için VI/F-5 maddesinde yer alan düzenleme haricinde başkaca ceza ön görülmemiştir. ... Ltd. Şti. sözleşmenin feshinden dolayı uğranılan maddi zarara karşılık 10.000,00-₺ talep etmiş ise de zararını TMK 6. maddesi uyarınca ispat edememiş olduğundan ... Ltd. Şti.'nin 10.000,00-₺'lik maddi zarar talebi kabul edilmemiştir...." gerekçesiyle, asıl ve karşı davaların reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı - karşı davalı şirket vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece alınan bilirkişi raporunda müvekkilin 228.075,86 Euro kar kaybı bulunduğunun tespit edildiğini, ancak mahkemece hatalı gerekçe ile ve kar mahrumiyetinin müspet zararlardan olup, sözleşmede aksine hüküm bulunmaması halinde akdi feshinden sonra talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, oysa davalı şirketin sözleşmeyi haksız şekilde feshetmeye çalıştığını, feshine haksız olduğunun mahkemenin de tespit ettiğini, müvekkilince gönderilen cevabi ihtarda sözleşmenin ayakta ve geçerli olduğunun davalıya bildirildiğini, davalının keşide ettiği Ankara 26. Noterliğinin 17.02.2016 tarihli ihtarı ile sözleşmenin haksız şekilde feshedildiğini ve bu feshin haksız olduğunun da mahkemece benimsendiğini, ayrıca sözleşme konusu ürünlerin yalnızca...markalı ürünler olduğu, müvekkilinin sözleşmeye aykırı bir davranışta bulunulmadığı, sözleşmenin davalı şirketçe haksız şekilde feshedildiği, karşı davada somut bir delil bulunmadığı haksız fesih nedeniyle müvekkilinin kar kaybına uğradığının da mahkemece belirlendiğini, haksız fesih girişimine rağmen sözleşmenin devam ettiğinin ihtarla davalıya bildirildiğini, buna rağmen mahkemenin, sözleşmenin müvekkilince de feshedilmiş gibi kar kaybının talep edilemeyeceğini kabul etmesinin hatalı olduğunu, kaldı ki müvekkilince feshedilse dahi davalı şirketin belirlenen davranışları nedeniyle feshin haklı olduğunu, Yerleşik Yargıtay kararlarına göre sözleşmeyi kusurlu şekilde fesheden tarafın kar mahrumiyeti ödemesi gerektiğini, müvekkilinin uğradığı kar kaybının bilirkişi tarafından belirlendiğini, davalının fesih girişimi ile müvekkilinin 228.075,86 Euro kar kaybına uğradığını, bu miktardan davalı şirketin sorumlu olduğunu, Davalı ...'ın da sözleşmeyi garanti eden olarak kendi el yazısı ile imzaladığını, garanti edenler başlığı altında bizzat bu davalının el yazısı ile adı ve soyadının yazıldığını, bu imza ile anılan davalının tüm borcu bağımsız olarak garanti ettiğini, bu davalının kefalete ilişkin hükümlerin uygulanmasına dair itirazlarının yersiz olduğunu, davalının garantör sıfatıyla sorumlu olduğunu, garanti sözlemesinin şekil şartına tabi olmadığını, ayrıca garantide bir limitin de belirlenmesine gerek olmadığını, garanti sözleşmesinin, kefalet sözleşmesinin aksine asıl borç ilişkisinden tamamen bağımsız bir nitelik taşıdığını, davadan önce her iki davalıya başvurulduğunu ve her iki davalının müvekkilinin tüm taleplerini reddettiğini, bu aşamada davalı ...’ın garantör değil kefil olduğunu ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, sözleşmenin her sayfasını imzalayan, aynı zamanda şirketin ortağı ve yetkilisi olan ...’ın sorumluluğunun içeriğini bildiği konusunda şüphe bulunmadığını, buna rağmen ifa sırasında garantör değil kefil olduğunu ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesine aykırı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı - karşı davacı ...ve asıl davada davalı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin açtığı karşı davanın reddi kararı ile karşı davada davalı ... aleyhine hükmedilen yargılama gideri ve vekalet ücretinin hatalı olduğunu, müvekkili ... A.Ş'nin karşı davalı ... Ltd Şti aleyhine açtığı tazminat davasının reddine ilişkin gerekçelerin yerinde olmadığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Müvekkili ... yönünden ise anılan müvekkilinin davada sadece davalı konumunda olduğunu ve aleyhine açılan davanın mahkemece reddedildiğini, karşı davanın ise ... AŞ adına açıldığını, ...'ın bu davada davacı olmadığını, 08.11.2016 tarihli davaya cevap ve karşı dava dilekçesinde bu durumun açıkça belirtildiğini, ...'ın karşı davanın davacısı olmadığı hâlde sanki o davacıymış gibi vekalet ücretinden sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, Davacı karşı davalının istinaf başvurusunun yerinde olmadığını, müvekkili ...'ın sıfatının garantör olduğuna dair ısrarlı iddiasının TBK'nın 603. maddesi karşısında garantörün durumu ile kefilin durumunun aynı konuma getirilmesi nedeniyle yerinde olmadığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve asıl davanı reddi ile müvekkili şirketçe açılan karşı davanın kabulüne ve karşı davada davacı olmayan müvekkili ...'ın yargılama giderlerinden sorumlu tutulmamasına karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Asıl dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haklı neden olmaksızın feshi nedeniyle bayilik veren davacının uğradığı kâr kaybı, diğer maddi zararlar ile fesihten sonra tabelaların indirilmemesi nedeniyle cezai şart istemlerine; karşı dava ise sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan kâr kaybı ve manevi zarar ile sözleşme ile taahhüt edilen bir kısım malzemelerin teslim edilmemesi nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve karşı davaların ayrı ayrı reddine karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Asıl davada davacı ve davalı şirketler arasında düzenlenen 01.09.2014 tarihli bayilik sözleşmesi, sözleşmenin II/2.maddesine göre üç yıl süre ile düzenlenmiştir. Üç yılın dolmasına en geç üç ay kala önceden yazılı olarak bildirilmesi koşulu ile veya taahhütlerin yerine getirilmemesi nedeniyle taraflardan biri sözleşmeyi feshedebilir. Dava konusu sözleşmenin normal şartlarda üç yıllık sürenin bitimi olan 01.09.2017 tarihinde, fesih ihbarına bağlı olarak sona ermesi gerekmektedir. Ancak davalı bayi tarafından keşide edilen Ankara 26.Noterliğinin 17.02.2016 tarihli ihtarı ile sözleşmenin II/2.maddesine göre taraflarca feshedilebileceği, sözleşmenin mali yükümlülükler/ ödeme şartları başlıklı 2.maddesindeki, bayilik verenin Ankara ilinde başka kişilere satış yapmamasına ilişkin şartın ihlali, ayrıca sözleşme ile üstlenilen reklam ve tanıtım desteği ile bir satış için gereken yardımcı malzemelerin temin edilmemesi nedeniyle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği belirtilmiştir. Davacı tarafından keşide edilen Beyoğlu 17.Noterliğinin 25.02.2016 tarihli cevabi ihtarında ise sözleşmenin konusu olan malların III/3 maddede belirlendiğini, bu ürünlerin Ankara ilinde üçüncü kişilere satılmadığını, üçüncü kişilere satılan ... marka ürünlerin sözleşmenin konusu olmadığı, bu ürünlerin Ankara'da üçüncü kişiye satılmasından önce bayiye teklif edildiği, ancak bayinin bu teklifinin reddedildiği, sözleşmenin fesih şartlarının oluşmadığı ve sözleşmenin ayakta olduğu bildirilmiştir. Uyuşmazlık sözleşmenin davalı-karşı davacı şirketçe feshinin haklı olup olmadığı, buna göre tarafların sorumluluğun nelerden ibaret olduğuna ilişkindir. Öncelikle asıl davada davacı vekilinin asıl davada davalı ...'ın sorumlu olduğuna ilişkin istinafının incelenmesi gerekmiştir. Davacı ve davalı şirket arasında düzenlenen 01.09.2014 tarihli bayiilik sözleşmesinin son sayfasında yer alan "Garanti Edenler" ibaresinin altında ... isim ve imzasının, "Kefil" ibaresinin karşısında da ... isim ve imzası yer almaktadır. Davacı, anılan davalının hem garantör hem de kefil sıfatı ile sözleşmeyi imzaladığı iddiasında bulunmaktadır. Tahkikat aşamasında davalı ...'ın bu sözleşmeyi garantör sıfatı ile imzaladığı belirtilmiştir. Sözleşmenin kefil sıfatı ile imzalanması halinde TBK'nın 583. maddesinde belirlenen kefaletin şekil şartının gerçekleştirilmemesi nedeniyle kefalet sözleşmesi geçersidir. Garantör olarak imzalandığı kabul edildiğinde ise TBK'nın 603.maddesine göre uyuşmazlığın çözülmesi gerekmektedir. TBK'nın 603.maddesine göre, kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır. Kişisel teminat içeren garantörlükte sorumlu olunan tutar, sorumluluk tarihi gibi geçerlilik şartlarının yer almadığı görülmektedir. Kaldı ki sözleşmede garantörlük ve kefillik ibarelerinin birlikte kullanıldığı, esasında amaçlanın bayinin yetkilisi ve ortağı olan gerçek kişinin kefaletinin alınması olduğu, bu amaçla son olarak imzalayan kişinin kefil olduğunun belirtildiği ve sözleşmenin esasında kefalet sözleşmesi olduğu da anlaşılmaktadır. Ancak davacının beyanına garanti sözleşmesinin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan hükme göre düzenlenmeyen sözleşmenin geçersiz olduğu, geçersiz sözleşmeye dayanarak borcun ödenmemesinin dürüstlük kuralına aykırı olmayacağı anlaşılmakla, asıl davada davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvuru nedeni yerinde görülmemiştir. İlk derece mahkemesince belirlendiği üzere, sözleşme bayi olan ...A.Ş. tarafından feshedilmiştir. Fesih ihtarında bayilik verenin edimlerini yerine getirmediğini ileri sürdüğü görülmektedir. Bayilik verenin sözleşmedeki edimlerini önemli surette ihlal etmesi ve bu durumun bayi açısından sözlemenin devamını çekilmez hale getirmesi halinde sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği kabul edilmelidir. Ancak feshin haklı olduğunu HMK'nın 190 ve TMK'nın 6.maddesine göre iddia eden bayi kanıtlamalıdır. Bayinin keşide ettiği Ankara 26. Noterliğinin 17.02.2016 tarihli ihtarında bayiilik sözleşmesinin 2. maddesinde yer alan taahhüde aykırı şekilde ... AVM'de bulunan Magnet firmasına ... ürün verdiği, taahhüt edilen tabela ücretinin ödenmediği, satın alınan ürünlerin hasarlı olarak gönderildiği, reklam ve tanıtım desteği hakkında maddi manevi destek sağlanmadığı, pelur poşet kurdele temininde bulunulmadığı, yeni gelen ürün görsellerinin marka ölçü ve fiyat bilgisinin verilmediği, mağazaya yapılmış olan yer döşemesi uygulama hatası nedeni ile hasar çıktığı öne sürülmüştür. Taraflar arasındaki sözleşmenin konusunun düzenlendiği II/1 maddesinde "... tarafından ithalatı gerçekleştirilen emtiaların ...'nın pazarlama ilkeleri ve talimatları doğrultusunda bayii tarafından satın alınarak aşağıda belirtilen çalışma prensipleri dahilinde iş bu emtiaların nihai tüketiciye satışının yapılması iş bu sözleşmenin konusunu teşkil etmektedir..." şeklinde düzenleme yapılmıştır. Sözleşmenin III/3 maddesinde ise "...'nın ithalatını yaptığı ...'e ait emtiaların benzer ve kopyalarını satın almamayı ve hiçbir suretle kopyalarını yaptırmamayı kabul ve taahhüt eder." düzenlemesinin yer almaktadır. Sözleşmenin VII/E maddesinde ise "Bayi ...'dan alacağı sözleşme kapsamındaki markalı ürünleri (...) ve ...'nın kendi ithal ettiği isimsiz ürünleri dışında kendi uygun gördüğü ve ...'ya rekabet etmeyecek diğer ürünleri (...) satışa sunmayı taahhüt etmektedir." düzenlemesinin yer aldığı görülmüştür. Sözleşmenin bu hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi halinde sözleşmenin beyilik veren davacının iddiası gibi sadece ... markalarını kapsadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle bayilik verenin bu ürünler dışında sattığı başka ürünleri bayi olan ...A.Ş. dışındaki kimselere satılması sözleşmenin ihlali değildir. Bu nedenle bu iddiaya dayalı fesih haklı görülmemiştir. Davalı bayi fesih ihtarnamesinde fesih sebebi olarak öne sürdüğü diğer hususları ve özellikle bayilik verenin reklam ve ürün desteği sunmadığına ilişkin iddialarını da ispatlamadığı anlaşılmakla davalı bayinin feshinin haksız olduğuna ilişkin mahkeme tespiti yerindedir. Asıl davada davalı-karşı davacı davacı olan bayi şirketin bayilik sözleşmesini haksız şekilde feshetmesi karşısında, karşı davadaki kar mahrumiyeti talebi ile manevi tazminat ve sözleşmenin eksik ifası nedeniyle uğranılan zararlara ilişkin tazminat talepli davanın kanıtlanmadığı anlaşılmıştır. Zira fesih haksız olduğuna göre karşı davadaki davacı bayinin kar mahrumiyeti alacağı olamayacağı gibi, sözleşmeyi haksız fesheden bayinin sözleşme aşamasında kişilik haklarına saldırı niteliğinde bir eylem gerçekleşmesi nedeniyle manevi tazminata hak kazandığı da kanıtlanmamıştır. Sözleşmenin devamı sırasınca bayilik verenin, bayilik faaliyeti için yapması gereken reklam işleri ile bir kısım yardımcı malzemelerin verilmediğinin de kanıtlanmaması karşısında karşı davanın reddine ilişkin kararın yerinde olduğu anlaşılmıştır. Asıl davada davacı vekilinin davadaki talebi erken ve haksız fesih nedeniyle uğranılan kar kaybı, uğranılan diğer zararlar ve cezai şart istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince cezai şart ve haksız fesih nedeniyle uğranılan zararların davacı tarafından kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacının asıl davaya yönelik istinaf başvurusunda açık bir şekilde kar mahrumiyeti tazminatı ve gerçek kişi davalının sorumluluğuna ilişkin nedenler yazılmıştır. İlk derece mahkemesince belirlendiği üzere asıl davada davacının kar mahrumiyeti dışındaki fesih nedeniyle uğranılan zararlar ile fesih sonrası tabelanın takılması nedeniyle sözleşmenin VII/F-5 maddesine göre cezai şart alacağının kanıtlanmadığı anlaşılmıştır. Gerçekten de asıl davada davacı, cezai şart alacağının hak edildiğini veya sözleşmenin haklı neden olmaksızın bayi tarafından feshedilmesi üzerine sözleşmeden kaynaklanan ve kar mahrumiyeti dışında bir zararın oluştuğunu usulüne uygun delillerle kanıtlayamadığından asıl davadaki kar mahrumiyeti dışındaki taleplerin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Asıl davada davacının kar mahrumiyeti talebinin incelenmesinde; mahkeme bayiilik sözleşmesinin süresinden önce feshedilmesi halinde kar mahrumiyeti istenebileceğine dair sözleşmede herhangi bir hüküm bulunmadığı ve müspet zararlardan olan kar mahrumiyetinin sözleşmenin feshi halinde talep edilemeyeceği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir. Oysa Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09.04.2024 tarih ve 2023/4102 Esas, 2024/5955 Karar sayılı ilamı ile bu ilamın incelendiği İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesinin ilamında belirtildiği üzere, kar kaybı talep edilebilmesi için; karşı tarafın borca aykırı davranışı nedeniyle sözleşmenin haklı sebeple feshi veya karşı tarafça haksız olarak feshedilmiş olması gerekmektedir. Davaya dayanak olan sözleşme davalı-karşı davacı bayi tarafından haksız olarak feshedilmiş olmakla, asıl davada davacı taraf, ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde borçlunun temerrüdünü düzenleyen TBK'nın 126. maddesine dayalı olarak, haksız fesih tarihinden itibaren tazminat talep edebilecektir. Söz konusu maddede; ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklının, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de isteyebileceği hüküm altına alınmıştır. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 25.03.2019 tarih ve 2018/92 Esas, 2019/2225 Karar sayılı ilamı aynı yöndedir. Taraflar arasındaki sözleşmenin II/2 maddesinde sözleşmenin üç yıl için düzenlendiği belirlenmiştir. Asıl davada davalı bayi bu sözleşmeyi 17.02.2016 tarihinde yani sözleşmenin süresinin bitimine yaklaşık 1 yıl 6 ay kala sözleşmeyi feshetmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere bu gibi bur durumda TBK'nın 126.maddesine göre bayilik veren davacının tazminat talep etme hakkı bulunmaktadır. Ancak bu durumda dahi davacının haksız fesih tarihinden itibaren aynı nitelikte yeni bir işi bulabileceği süre belirlenmeli ve bu süre için tazminata hükmedilmelidir. Bu kapsamda kar kaybına ilişkin hesaplamanın 3 yıllık sözleşme süresinin sona erdiği tarih değil, davacının yeni bir bayilik ilişkisi kurması için gereken makul bir süre olarak belirlenmelidir. İlk derece mahkemesince yapılan bilirkişi incelemesinde bilirkişi kurulu sözleşmenin ifa edilen dönemindeki satışlara göre gelecek dönemdeki muhtemel kar kaybı belirlenmiştir. Sözleşmenin 1 yıl 6 ay önceden feshedildiği ve davacının yeni bir bayilik tesisi için TBK'nın 114/son maddesi yollamasıyla sözleşmeler hakkında uygulanabilecek olan TBK'nın 50 ve devamı maddelerine göre davacının dört aylık makul bir sürede yeni bir bayilik tesis edebileceği Dairemizce takdir edilip belirlenmiştir. Bilirkişi kurulunun tespitine göre davacının bakiye süre için 228.075,86 Euro kar kaybı bulunduğu belirlenmiştir. Bu miktarın 18 aya bölünmesi halinde aylık kar kaybının aylık 13.226.43 Euro olduğu belirlenmiştir. Davanın açıldığı 27.09.2026 tarihindeki TCMB Euro Efektif Satış Kurunun 3.3511 Euro/TL olduğu dikkate alındığında aylık kar mahrumiyetinin 44.323,08 TL olarak belirleneceği, bu durumda takdir edilen yeni bayilik tesisi için gereken 4 aylık süre için ise 177.292,35 TL kar mahrumiyeti belirlenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Bu nedenle davacı karşı davalı vekilinin diğer istinaf başvuru nedenlerinin reddine, sadece kar muhrumiyetine ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve asıl davada davacının kar mahrumiyeti talebinin kısmen kabulü ile 100.000 TL'nin dava tarihinden, bakiye 77.292,35 TL'nin ise ıslah tarihi olan 20.12.2020 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 2/2.maddesi uyarınca avans esasına göre belirlenecek faiziyle birlikte davalı ...den tahsiline, asıl davada davacının davalı şirkete yönelik diğer taleplerinin ve davalı ... ... yönelik tüm taleplerinin reddine karar verilmiştir. Asıl davada davalı karşı davada davacı şirket vekilinin, karşı davaya yönelik tüm istinaf başvuru nedenlerinin de yukarıda açıklanan gerekçe ile yerinde olmadığı, karşı davacını şirketin sözleşmeyi haklı bir neden olmaksızın feshettiği ve bayilik veren şirketin sözleşmeye aykırı davranışlarını kanıtlayamadığı anlaşıldığından karşı davada davacı ...vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Asıl davada davalı ... vekilinin karşı davadaki yargılama giderlerine sorumluluk yönünden istinaf başvurusunun incelenmesinde, bayilik veren tarafından çılan asıl davada bayi ve sözleşmenin garantörü/kefili olan ...'dan talepte bulunulmuştur. Karşı dava ise sadece bayi olan ...tarafından kar mahrumiyeti, fesih nedeniyle uğranılan zararlar ve sözleme sırasında yapılması gereken giderlerin tahsili talebiyle bayilik veren şirkete yönelik olarak açılmıştır. Görüldüğü gibi ... karşı davada davacı değildir. Bu nedenle mahkemece reddedilen karşı davadı karşı davalı yararına hükmedilen vekalet ücreti ile yargılama giderlerinden sadece karşı davacı ...nin sorumlu tutulması gerekirken, karşı davada davacı veya davalı sıfatı bulunmayan ...'ın yargıla giderinden sorumlu tutulması doğru olmadığından bu davalının istinaf başvurusunun kabulü ile karşı davadaki hükmün vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden düzeltilmek üzere kaldırılmasına, bu hususta dairemizce yeniden karar verilmesine ve karşı davanın reddi ile yargıla giderlerinin karşı davada davacı ...üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı- karşı davada davacı ...nin tüm istinaf başvuru nedenleri ile asıl davada davacı ... ... Ltd. Şti'nin diğer istinaf başvuru nedenlerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine; asıl davada davacı şirket vekilinin kâr mahrumiyetine yönelik istinaf başvurusu ile asıl davada davalı ... vekilinin karşı davadaki yargılama giderlerine ilişkin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine ve neticede asıl davanın kısmın kabulüne, karşı davanın reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davalı- karşı davada davacı ...nin tüm istinaf başvuru nedenleri ile asıl davada davacı ... ... Ltd. Şti.'nin diğer istinaf başvuru nedenlerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine; asıl davada davacı şirket vekilinin kâr mahrumiyetine yönelik istinaf başvurusu ile asıl davada davalı ... vekilinin karşı davadaki yargılama giderlerine ilişkin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; A- ASIL DAVADA: 1-Davalı ... Aleyhindeki davanın reddine, 2-Davalı ...aleyhindeki davanın kısmen kabulü ile toplam 177.292,35 TL kâr mahrumiyeti tazminatının, 100.000 TL'lik kısmının dava tarihinden itibaren, bakiye 77.292,35 TL'lik kısmının ise ıslah tarihi olan 20.12.2020 tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte davalı ...den alınarak davacı ... ... AŞ'ye verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 12.164,00 TL karar ve ilam harcının peşin ve ıslah harcı olarak alınan toplam 12.220,08 TL'den mahsubu ile artan 56,08 TL harcın, karar kesinleştikten sonra ve talep hâlinde davacıya iadesine, 3-Davacı ... ... AŞ. tarafından sarf edilen 2.253,58 TL harç giderinin davalı ...den alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı ... ... AŞ tarafından ilk derece aşamasında sarf edilen ve ayrıntısı UYAP ortamında kayıtlı 3.295,90 TL yargılama giderinin, davadaki haklılık oranlarına göre takdiren belirlenen 828,20 TL'lik bölümünün davalı ...den alınıp, davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı ...tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davacı ... ... AŞ kendisini vekil ile temsil ettirtiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca belirlenen 45.000 TL vekalet ücretinin davalı ...den alınarak davacıya verilmesine, 6-Davalılardan ...kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca belirlenen 84.521,22 TL nispi vekalet ücretinin davacı ... ... AŞ'den alınarak davalı ...ye verilmesine, 7-Davalılardan ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden ve bu davalı hakkındaki davanın ret sebebi farklı olduğundan, karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca belirlenen 45.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacı ... ... AŞ'den alınarak davalı ...'a verilmesine, B-KARŞI DAVADA: 1-Karış davanın reddine, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcının, peşin alınan 3.268,80 TL harçtan mahsubu ile artan 3.209,50 TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde, karşı davacı ...ye iadesine, 3-Karşı davacı şirketçe yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Karşı davalı ... ... AŞ tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen karşı dava değeri üzerinden belirlenen 45.000,00 TL vekalet ücretinin karşı davacı ...den alınarak karşı davalı ... ... AŞ'ye verilmesine, 6-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, reddedilen manevi tazminat talebi yönünden hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin karşı davacı ...den alınarak karşı davalı ... ... AŞ'ye verilmesine, 7-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısımların, karar kesinleştiğinde, HMK'nın 333. maddesi uyarınca taraflara iadesine, C- İSTİNAF AŞAMASINDAKİ HARÇ VE YARGILAMA GİDERLERİ YÖNÜNDEN: 1-Taraflarca yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına, 2-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının ise karar kesinleştikten sonra ve talepleri hâlinde, ilk derece mahkemesince, yatıran taraflara iadesine, 3-Davalı- karşı davada davacı ...tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı- karşı davacı ...ve davalı ... tarafından harcanan 220,70 TL başvuru harcı gideri, 150,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 370,70 TL kanun yolu giderinin Davalı- karşı davada davacı ...den alınarak ...ve ...'a verilmesine, 5-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine, 6-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.02.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi. KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.