İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/11/2025 KARAR YAZIM TARİHİ: 19/11/2025 KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 25/03/2025 tarih ve 2023/567 E - 2025/298 K kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin genel faaliyet konusunun forklift tamiri ve yedek parça satışı işi olduğunu, her iki o…
T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1951 KARAR NO: 2025/2050 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 25/03/2025 NUMARASI: 2023/567 E. - 2025/298 K. DAVANIN KONUSU: Ticari Şirket (Fesih İstemli) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/11/2025 KARAR YAZIM TARİHİ: 19/11/2025 KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 25/03/2025 tarih ve 2023/567 E - 2025/298 K kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin genel faaliyet konusunun forklift tamiri ve yedek parça satışı işi olduğunu, her iki ortağın da imzaya ve temsile yetkili olduğunu, ancak müvekkilinin şirketin diğer ortağı olan kardeşinin bazı suistimallerini öğrendiğini, ..., ..., ... ve ... plakalı araçlar ile ..., ... ve ... plakalı 3 adet forkliftin aktif olarak sicile kayıtlı olduğunu, bu durumda şirketin 4 adet taşıt aracı ve 6 adet forkliftten 3 adet forkliftin müvekkilinden habersiz satıldığının anlaşıldığını, buna göre şirketin başlangıçta 12 adet olan ve kiraya verilen forkliftlerinden 9'unun satıldığını, şirketin içinin yavaş yavaş boşaltıldığının anlaşıldığını, böyle giderse tasfiye edilecek bir şirket ve malvarlığı kalmayacağını, bu ve benzeri uygulamaları sebebiyle şirket şeklinde faaliyette bulunmanın mümkün olmadığını, müvekkilinin kardeşi olan ortağına olan güvenini yitirdiğini bildirerek haklı sebeplerle şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı ile şirketin diğer ortağı olan kardeşi arasında 2 yıla yakın süredir sağlıklı hiçbir iletişim olmadığı gibi ilişkinin olmadığını, bu durumun sonuç olarak, bu iki ortak arasında ortaklığın sürdürülmesini imkansız hale getirdiğini, davacının da temsil yetkisine sahip olduğu için şirket ile ilgili bilgileri kontrol etme imkanına sahip olduğunu, esasen iki ortak arasında bu ortaklığın sürdürülemez olması sebebiyle TTK 636/3. Maddesi gereği, feshin son çare olması ilkesi de dikkate alınarak şirketin yaşatılması açısından, davacı payının, gerçek değeri üzerinden, diğer ortağa teklifini, bu ortak tarafından kabul edilmediği takdirde, bedeli şirket tarafından ödenerek şirketten çıkarılmasını istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkeme kararında; "...Mahkememizce dosya arasına celbedilen tüm kayıt ve belgeler, duruşmada dinlenen tanık anlatımları ve alınan bilirkişi raporları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davacı haklı nedenle şirketin feshini ve tasfiyesini talep etmiş ise de, tarafların ve tanıkların beyanlarına göre kardeş olan ortaklar arasında husumete varan anlaşmazlıklar bulunduğu hususu ortaklar arasında ihtilaf konusu değil ise de, sözkonusu husumetin davacı için ortaklığı devam etmeyi dürüstlük kuralına göre çekilmez kılacak ve şirketin ticari işleyişini olumsuz etkileyecek nitelikte olduğunun davacı tarafından ispat edilmesi gerektiği, dava tarihi itibariyle davalı şirketin ticaret sicil kayıtları ve alınan uzman bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere davalı şirketin yönetiminde ve işleyişinde herhangi bir sorun olmadığı, davalı şirketin borca batık durumda olmadığı, tanık anlatımlarında belirtilen ortaklar arasındaki bir kısım uyumsuzluk ve güvensizliğin şirketin feshini gerektirecek nitelikte şirketin yapısını, işleyişini etkileyecek nitelik taşımadığı anlaşılmıştır. Sonuç olarak; davalı şirketin feshi için haklı bir sebebin mevcut olmadığı kanaatine varılmış olup davanın reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Davanın reddine,..." şeklinde karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekilince yasal süresinde istinafa başvurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'ın, Kayseri’de şahıs işletmesi şeklinde forklift iş makineleri tamir ve yedek parça satışı işi ile başarıyla iştigal etmekte iken kardeşi Mehmet’in de işsiz olması sebebiyle davalı ... Ltd.Şti. ni kurduğunu,, kardeşini de şirkete ortak ettiğini, şirketin genel faaliyet konusu forklift tamiri ve yedek parça satışı işi olduğunu, sundukları sicil tasdiknamesi örneğinden de görüleceği üzere her iki ortağın da imzaya ve temsile yetkili müdür konumunda olduğunu, ancak müvekkili şirketin diğer ortağı olan kardeşinin bazı suistimalleri olduğunu öğrendiğini, dosyada mevcut olan dekontlarda da görüleceği üzere şirkete ait ... hesabından ...’e 27.12.2022 gönderilen 500.000,-TL.nin ve 26.12.2022 tarihinde ...’a gönderilen 300.350,-TL.nin karşılığında fatura gelse de faturalardaki malzeme şirket işlerinde kullanılan malzeme ve yedek parçalardan olmadığı gibi, bu malzemelerin şirkete gelip teslim edilmeden bu şahıslara ödeme gönderildiğini müvekkilinin öğrendiğini, gelmeyen malzeme ve yedek parçalar için bu ödemelerin gönderilmesinden sonra, müvekkilinin davalı kardeşinin 26.12.2022 tarihinde 310.000,-TL ve 29.12.2022 tarihinde 300.000,- TL şeklinde hesaba geri para yatırdığını, bu faturalardaki mal ve malzemenin de halihazırda dahi şirkete gelmediğini ve teslim edilmediğini müvekkilinin yaptığı incelemeler sonucunda öğrendiğini, bu faturaların, davalı ...’in şirkete olan borcunu şirket parasıyla kapatmış olabileceği gibi, başka şüpheli faturaların da düzenlenmiş olabileceğini gösterdiğini, müvekkilinin, bu faturalar karşılığında şirkete herhangi bir malzeme gelmediğinden emin olduğunu, gelse dahi bunlar şirketin faaliyet alanıyla ilgili olmadığını, bundan ötürü, şirketi zarara uğratacak nitelikte fatura işlemleri yapıldığı ve davalının fazla para çekmek suretiyle oluşan borcunu bu yolla kapattığı yönünde ciddi şüphe bulunduğunu, söz konusu faturalarda geçen malzeme ve malların şirket envanterinde mevcudiyetinin ve bunların şirketin iştigal konusu ile ilgisi olup olmadığının bilirkişi marifetiyle tespitinin taraflarınca birçok kez talep edildiğini, ancak bilirkişi raporlarında özellikle vurguladıkları hususiyetlerin tamamen göz ardı edildiğini, bunların herhangi bir titizlik ve detaylı inceleme yapılmaksızın alelade değerlendirildiğinin anlaşıldığını, gerek dava dilekçesinde gerekse yargılama süresince faturalarda geçen malzeme ve malların şirket envanterinde mevcudiyetinin ve bunların şirketin iştigal konusu ile ilgisi olmadığını birçok kez dile getirmelerine karşın buna ilişkin hiçbir inceleme yapılmadığını, ... tarihli Bilirkişi Heyet Ön Raporu'nda davaya konu olay bakımından esas olan alanlara girilmeyerek tamamen eksik inceleme yapıldığını, üstelik raporda bağlanması istenen sayısız konudan, yalnızca envanterde olan taşınır mal kapsamındaki araçların incelendiğini, orada da muhtemelen ticari unvan benzerliği sebebiyle bambaşka bir şirketin araçlarının tespit edildiğini ve hatalı bir sonuca varıldığını, bilirkişi raporuna itirazları sonucunda araştırma yapıldığında 6 forkliften 3 tanesinin şirket ortağı ... tarafından satıldığının ortaya çıktığını, bunun üzerine reddedilen dava dilekçesindeki ihtiyati tedbir taleplerini yinelemeleri üzerine ihtiyati haciz kararı verildiğini, fakat ihtiyati tedbir şerhinin düşülmesi için yazılan müzekkereye karşı Kayseri Ticaret Odası, şirket bünyesinde 1 adet forkliftin bulunduğu ve bu forklifte ihtiyati tedbir şerhinin işlendiği cevabını verdiğini, bu durumun bile başlı başına şirketin feshini gerektirir bir neden olduğunu, ortak ...'ın, dava süresince ne kazanırsam kardır mantığıyla yargılama süresince şirketin işleyişi için önem arz eden araçları elden çıkardığını, ... tarihli Bilirkişi Kurulu Raporu'nda mali müşavir bilirkişinin, şüpheli hesap hareketleri için muavin defter kaydında faturalar karşılığı alım yapıldığını ve bunun karşılığında oluşan borçlara karşılık ödeme yapıldığını ifade ettiğini, ancak bilirkişinin ilgili dayanaklara göre gerek ...'ın, gerekse ...'in şirketle ticari ilişkisinin esasına ilişkin detaylı bir incelemede bulunmadığını, keza davalı ...'in şahsen yaptığı ödeme çerçevesinde fatura muhteviyatının teslim edildiğine, bedelinin tamamen alındığına dair geçerli bir delil de sunulmadığını, bu nedenle ilgili faturaların tamamının şirketin iştigali gereği gerçek mal ve hizmet alışverişine dayalı olduğuna dair bir kanaate varılamayacağının ortada iken bilirkişi incelemesinin yeterli kabul edilmesinin mümkün olmadığını, ayrıca ... tarihli Bilirkişi Heyet Ek-2 Raporu'nda, makine mühendisi bilirkişi, naylon fatura incelemesinin maliyenin uzmanlık alanında olduğunu ifade ettiğini, ancak hakimin konunun aydınlatılması için gerekli yönlendirmeyi yapmadığını, yine faturaların konusunun şirketin faaliyet konusu olan iş makinesi yedek parçası mı yoksa şirketle alakası olmayan başka uydurulmuş yedek parçalar mı olduğu hususunun, İlgili bilirkişinin uzmanlık alanında olmasına rağmen kendisi dört rapor süresi boyunca gereken incelemede bulunmadığını ve tüm bunlara rağmen ek rapor taleplerinin de hakimce dikkate almadığını, şirket ortağı ...'in, bizzat şirketin iştigalinin temelini oluşturan forkliftleri, müvekkilden habersiz ve zarara sebep olacak şekilde elden çıkardığını, böylelikle dava süresinde de şirket faaliyetlerini iyice sürdürülemez hale getirdiğini, kurucu ortak olan müvekkilinin ortaklıktan çıkarılarak şirketin sürdürülmesini savunan bir ortağın, şirketin faaliyet konusunu ortadan kaldıracak bu tür işlemler yapmasının dürüstlükle bağdaşmadığını ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekilince sunulan istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın, müvekkili şirketin feshi ve tasfiyesi için işbu davayı ikame ettiğini, şirketin feshi ve tasfiyesine karar verilebilmesi için ortada feshi gerektirecek sebeplerin olması gerektiğini, bu sebeplerden biri de şirketin zarar etmesi ve borca batık olması olduğunu, mahkemece yapılan araştırmalar ve dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda müvekkili şirketin finansal durumu ve performansı değerlendirildiğini, kuruluşundan itibaren sürekli kar elde ettiğini, varlıklarını artırarak borçlarını azalttığı ve öz kaynaklarını artırmak suretiyle başarılı bir performans sergilediğinin tespit edilmiş olup iddia edildiği gibi şirketin zarar ettiğinden bahsedilemeyeceğini, Yargıtay uygulamaları gereği şirketin feshi talebinde, davacının haklılığının kanıtlanması ve bu durumun şirketin feshine karar verecek kadar önemli olması gerektiğini, davacının, müvekkili şirkete ait hesaptan ...'a 300.350 TL ve ...'e 500.000 TL ödeme yapıldığını, bu ödemelerin şirketin iştigal alanı ile ilgili olmayan alımlardan kaynaklı olduğunu, müvekkili şirketin iştigal alanı ile ilgili olmayan naylon faturalar düzenlediğini iddia ettiğini, ancak gerekçeli kararda da yer verildiği üzere mali müşavir bilirkişi tarafından yapılan incelemede müvekkili şirket ile dava dışı ... ve ... arasında ticari ilişkinin olduğu ve bu hususun muavin defterlere kaydedildiğini, davacının ileri sürdüğü ödemelerin müvekkili şirketin bu kişilerden yaptığı faturalı alımlar karşılığında oluşan borçlara mahsuben yapıldığının tespit edildiğini, davacı iddialarını kabul anlamına gelmemekle birlikte; iddia eden iddiasını ispatla mükellef olup davacı naylon fatura iddiasını da ispatlayamadığını, davacı naylon faturaya ilişkin sadece faturaya konu malların şirket faaliyet alanına uygun olmadığına dayandığını, oysa naylon fatura iddiasının salt bu sebeple ispatının mümkün olmadığını, davacının, diğer ortağın tutum ve davranışları ile kendisine zarar vermek istediği ve şirket menfaatlerinin düşünülmediği iddiasında ise de; davacının bu iddiasının ve diğer ortak ile aralarındaki husumetin feshe gerekçe olabilmesi için şirketin ticari işleyişini olumsuz etkilemesi gerektiğini, dosya kapsamında yer alan ticaret sicil kayıtları , alınan hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporları ve dinlenen tanıkların beyanları mahkemece incelendiğini, müvekkili şirketin yönetiminde ve işleyişinde herhangi bir sorun olmadığı, şirketin borca batık durumda olmadığı, davacı ve diğer ortak arasındaki uyumsuzluk ve güvensizliğin şirketin feshini gerektirecek nitelikte şirketin yapısını, işleyişini etkileyecek nitelik taşımadığı anlaşılmış olup verilen kararda hukuka aykırılık bulunmadığını, davacının dava dışı şirket çalışanı ile olan şahsi husumeti de davacı tarafça kararın kaldırılmasına gerekçe yapılmış ise de bu husumet şirket ile ilgili olmayıp tarafların şahsi meselesi olduğunu, tarafların şahsi meselesi şirketin feshi açısından haklı sebep teşkil etmeyeceğini, davacının, şirket mallarının diğer ortak tarafından parça parça satıldığı, diğer ortağın bu hareketleri sebebi ile ileride tasfiye edilecek bir şirketin de kalmayacağını iddia ettiğini, bu iddiasını kabul anlamına gelmemekle birlikte; müvekkili şirketin elinde bulundurduğu mal varlıkları ile kuruluş amaçlarını rahatlıkla gerçekleştirebilecek durumda olduğunu, bu hususun dosya kapsamı ile de sabit olduğunu, kuruluşundan itibaren sürekli kar elde eden, varlıklarını artırarak borçlarını azaltan ve öz kaynaklarını artırmak sureti ile başarılı bir performans sergileyen şirketin yaşatılmasının asıl olduğu ve feshin son çare olması ilkesi de gözetilerek mahkemece şirketin feshi ve tasfiye talebinin reddi kararında hukuka aykırılık olmadığını ileri sürerek davacı tarafın, Kayseri 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.03.2025 tarih 2023/567 E.-2025/298 K. Sayılı ilamı ile verdiği "davanın reddi" kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunun esastan reddine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: H.M.K 355. Maddesi gereğince inceleme Kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacının 13.06.2023 tarihinde açtığı dava ile, diğer ortak ...'ın dava dışı ...’e ve ...’a fatura karşılığı şirket işlerinde kullanılan malzeme ve yedek parça satın aldığını bunun karşılığı bu kişilere para gönderdiğini bu faturalardaki mal ve malzemenin de halihazırda dahi şirkete gelmediğini ve teslim edilmediğini, davalının şirket araçlarını SRC ve psikoteknik belgeleri olmayan işçilere kullandırdığını şirket araçlarını mesai saatleri dışında şirket dışından kimselere emanet olarak verdiğini belirterek şirketin tümden feshi ve tasfiyesi ve hissesine düşecek tasfiye payının tahsilini istediğini beyan ederek eldeki davayı açtığı görülmüştür. Davalı davacı ile şirketin diğer ortağı olan kardeşi arasında 2 yıla yakın süredir sağlıklı hiçbir iletişim olmadığı gibi ilişki de bulunmadığını, bu durumun iki ortak arasında ortaklığın sürdürülmesini imkansız hale getirdiğini, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını ancak iki ortak arasındaki ortaklığın sürdürülemez olması sebebiyle TTK 636/3.maddesi gereği,mahkemenizce feshin son çare olması ilkesi de dikkate alınarak, şirketin yaşatılması açısından,davacı payının,gerçek değeri üzerinden,diğer ortağa teklifini,bu ortak tarafından kabul edilmediği takdirde,bedeli şirket tarafından ödenerek şirketten çıkarılmasını talep ettiği görülmüştür. Davacı 27.09.2024 tarihli beyan dilekçesinde, şirketin 4 adet taşıt aracı ve 6 adet forkliftten 3 adet forkliftin kendisinden habersiz satıldığını, tanık olarak dinlenen iç muhasebe elemanı ... ile aralarında Kayseri C.Başsavcılığın 2024/58105 soruşturma numaralı dosyasına konu olayın yaşandığını belirterek feshini talep etmiştir. Mahkemece 28/11/2023 tarihinde ön inceleme yapıldığı görülmüştür. Davacı tarafça dava tarihinden sonra yeni maddi vakalar ileri sürülmüş olunup buna ilişkin ıslah harcı yatırılmadığı görülmüştür 6102 sayılı TTK'nın 636/(3) maddesinde "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemede şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağı payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağı şirketten çıkartılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir." şeklinde düzenleme mevcuttur. TTK’ununda Limited şirkette haklı sebebin tanımı yapılmadığı gibi haklı sebeplere de örnek madde metninde yer verilmemiştir. Ancak Anonim Şirkete ilişkin TTK 531. Maddesine ait gerekçede tasarıda İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalî, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalmasının haklı sebep sayıldiği ifade edilmiştir. Doktrinde ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatlarında "şirketin kötü yönetilmesi ve ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunması," "şirketin kuruluş gayesini gerçekleştirmesinin imkânsız olması," "şirket varlıklarının yanlış kullanılması veya israf edilmesi," "azınlığa karşı fiili veya manevi güç baskı uygulanması," "azınlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi" ve pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması, şirketin feshi açısından haklı sebep olarak örnek olarak sayılmıştır. Hakim her somut olayda haklı sebep bunup bulunmadığını durumun özelliğine göre ortaklığın yapısını gözeterek takdir edecektir. Çamoğlu’na göre haklı sebep; hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek ve değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur. Limited şirket, anonim şirkete nazaran kişisel niteliklerin de gözetildiği bir özelliğe de sahiptir. Bu anlamda ortaklar arasındaki uyumsuzluk gibi şahsi sebeplerde haklı sebep olarak ileri sürülebilir. Haklı sebep kavramı kanunda çoğul olarak belirtilmiş ise de tek bir sebep bile niteği ve ortaya çıkardığı sonuçlar gözetildiğinde fesih için yeterli haklı sebep oluşturabilir. Türk yargı kararlarında ise; Haklı sebep objektif veya sübjektif olabilir. Ana öge ortaya çıkan sebebin ortaklığın yaşamasını imkânsız hale getirmesidir. Her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak iddianın haklı sebep teşkil edip etmeyeceklerinin irdelenmesi gerekir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkan kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, gibi hususlar haklı neden olarak kabul edilebilir. Doktrinde haklı sebeple fesih için, şirketin kötü yönetilmesi, pay sahipleri arasında anlaşma ve uzlaşma imkanının kalmaması, pay sahiplerinin haksız ve keyfi olarak farklı muameleye tabi tutulmaları, şirketin amacına hizmet etmemesi, kar dağıtmayarak ortakları açlığa mahkum etmek, şirket imkanlarının çoğunluk pay sahiplerine tahsisi, çoğunluğun hakim olduğu diğer şirketlere şirket imkanlarının kaydırılması, şirket imkanlarının yanlış kullanılması ve israfı, genel kurul ve yönetim kurulunun kilitlenmesi sürekli olarak gereksiz yere toplantıya çağrılması, azlığa karşı manevi güç ve baskı uygulamak, azlığın meşru taleplerinin sürekli ret edilmesi, pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetlerinin ortadan kalması şeklinde örneklemeler” yapıldığı görülmektedir. Doktrinde haklı sebeplerin görünüm biçimlerini "çoğunluk gücünün kötüye kullanılmasına ilişkin sebepler", "kişisel sebepler" ve "ortaklığa ilişkin sebepler" olarak üç büyük gruba ayırdıkları ve örneğin eşitlik veya hakların sakınılarak kullanılması gibi azınlığın korunmasına ilişkin temel ilkelerin ihlalini, pay sahiplerinin mali nitelikteki ve/veya yönetime katılma haklarını ihlal eden uygulamaları, pay sahibinin kişisel uyuşmazlık çıkarmasını veya bazen onun kişiliğinde diyelim iflas, ölüm, kısıtlanma gibi gerçekleşen bazı nedenleri, ortaksal yükümlülüklerin ihlalini, pay sahiplerinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranılmasını, taraflar arasında imzalanmış bulunan pay sahipleri sözleşmesinin ihlalini, nihayet şirketin kötü yönetilmesini, amacını elde etmesinin olanaksızlaşmasını ve/veya organlarının karar alma yeteneğini yitirmesini haklı sebebe örnek olarak verdikleri gözlemlenmektedir (Ömer Teoman, Yaşayan Ticaret Hukuki Mütalaalar 15. Kitap 2012-2013, s. 294). Hakim fesih talep eden ortağın veya ortakların menfaati ile fesih halinde zedelenmesi muhtemel bütün menfaatleri karşılaştırmalıdır. Kanunda tanımlanmadığına göre hâkim TMK 4. maddesi çerçevesinde her somut olayda haklı sebebin varlığını takdir edecektir. Somut olay adaleti gerçekliği ile şirketin yapısı ortaklığın işlevsel halini gözeterek vakıaların haklı sebep düzeyine ulaşıp ulaşmadığını araştırıp takdir etmelidir. Takdir hakkının sınırının kanuni dayanağın amacı ile uygun kullanılması gerekir. Diğer taraftan, hâkim bu değerlendirmeyi yaparken fesih davası açmanın davacı ortaklar için en son çare olup olmadığını da denetlemelidir. Örneğin; çekişmeyi yaratan genel kurul kararı aleyhine iptal davası açma imkanı varsa veya ortaklık esas sözleşmesinde başka bir hukuki olanağın kullanılması mümkün iken bu yola gidilmeden fesih davası açılması, davanın reddini gerektirebilir. Bu nedenle fesih davasının ikincil dava ve son çare olduğu da söylenebilir Yasaman; Federal Mahkemenin 50 yıllık uygulamasında haklı sebeple fesih davasının en son çare olarak düşünülmesi gerektiği, azınlığın ortaklıklar hukuku çerçevesinde bütün imkanlarını kullanarak hakkını kullanması gerektiği, bütün bunlara rağmen bir sonuç alamıyorsa ortaklığın feshinin istenebileceği yolunda kararların istikrar kazandığını belirtmektedir (Hamdi Yasaman, Anonim Ortaklıkların Haklı Nedenle Feshi, s. 716-717). Haklı nedenlerle fesih davasının açılabilmesi için, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. Hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı ilkesi de bunu gerektirmektedir (Yargıtay 11. HD 6/2/2014 gün ve E:2012/9510 K:2014/2041 sayılı Karar). (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2022/867 Esas, 2024/1109 Kararının onanmasına dair Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/134 Esas 2025/4648 Karar sayılı ilamı) Mahkemece kardeş olan ortaklar arasında husumete varan anlaşmazlıklar olduğu kabul edilmiş ancak bunun şirketin feshi için haklı neden olmadığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Şirket ortakları arasında anlaşmazlıklar bulunduğu davalı şirketinde kabulündedir. Davacının feshi talep etmesi gerek davalının davacının şirketten çıkarılmasını talep ettiği uyuşmazlık konusu değildir. Yine şirketin borcu batık olmadığı kuruluşundan bu yana sürekli kar ettiği borçlarını azaltığı öz kaynakları artırdığı dosyaya sunulan 24.10.2024 tarihli bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır. Davacı taraf dava dışı ...’e ve ...’a fatura karşılığı yapılan ödemelerin gerçeğe aykırı şekilde fatura karşılığı şirket defterlerine kaydedildiğini savunmakta olup Mahkemece belirtilen faturalar yönünden alanında uzman bilirkişi tarafından bir inceleme ve tespit yapılmadan karar verildiği görülmüştür. Davacının bu yöndeki iddiası değerlendirilmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüştür. Bununla birlikte 6102 sayılı TTK'nın 636.maddesinin üçüncü fıkrasında Mahkemenin, istem yerine, davacı ortağı payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağı şirketten çıkartılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği düzenlenmiş olup davacının dava dilekçesinde tümden feshi ve tasfiye payı talep etmesi karşısında çoğun içinde azda vardır kuralı gereği bunun çıkma olarak değerlendirilerek davalınında cevap dilekçesinde davacının şirketten çıkarılmasını talep ettiği gözetilip mahkemece 6102 sayılı TTK'nın 636.maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, uygun çözüm olarak takdiren davacının şirket ortaklığından çıkarılmasına ve ayrılma akçesine hükmedilmesi gerekirken bu hususta karar verilmemiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüştür. Şu halde, alanında uzman bilirkişi heyetine Şirkete ilişkin banka kayıtları ve uyuşmazlığa konu faturalar dahil olmak üzere, tüm Şirket kayıtları üzerinde yerinde inceleme yetkisi verilip, Şirket defterlerinde yer alan borç kayıtlarının dayanaklarıyla incelenerek gerçeği yansıtıp yansıtmadığı hususunda tereddüte yer vermeyecek ve denetime de elverişli olacak şekilde rapor tanzimi sağlanarak, bu bilirkişi raporu kapsamında yapılacak değerlendirmeyle bahse konu faturaların kayıtlı olup olmadıkları kayıtlı iseler fatura içeriğinin şirketin faaliyet alanı ile ilgili ürünler olup olmadıkları faturaların vergi dairesine bildirilip bildirilmedikleri incelenerek oluşacak duruma göre davacının şirketin feshi talebi bunun mümkün olmaması halinde davacının şirketten çıkma talebi ile birlikte çıkma payı hususunda karar verilmesi gerekirken, yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmadan hüküm tesis edilmesi HMK 353/1-a-6 md uyarınca usul ve yasaya aykırı görülmüştür.(Yargıtay 11 HD 2024/5016 Esas 2025/3284 Karar) HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; 2-HMK'nın 353/1-a.6 md. gereğince, KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 25/03/2025 tarih ve 2023/567 E - 2025/298 K sayılı kararın KALDIRILMASINA, 3-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi gereğince Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle yukarıda belirtilen eksiklikler giderildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmek üzere davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 4-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının talepleri halinde kendilerine iadesine , 5-İstinaf incelemesi duruşmalı olarak yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 7-H.M.K. 302/5 maddesi gereğince iş bu ilamın kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirilmlerin, H.M.K. 359/4 maddesi gereğince iş bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve varsa artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına, Dair, dava dosyası üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince, KESİN olarak oybirliği ile karar verildi. 19/11/2025