TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ :ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/03/2024 NUMARASI :2023/282 Esas 2024/146 Karar DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli) DAVA TARİHİ : 20/01/2016 KARAR TARİHİ : 12/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12/12/2025 Taraflar arasındaki şirketin feshi istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönel…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2024/780 Esas 2025/1639 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/780 KARAR NO : 2025/1639 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ :ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/03/2024 NUMARASI :2023/282 Esas 2024/146 Karar DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli) DAVA TARİHİ : 20/01/2016 KARAR TARİHİ : 12/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12/12/2025 Taraflar arasındaki şirketin feshi istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ... Eğitim ve Sağlık Vakfına ait bir şirket olduğunu, 1993 yılından 2014 yılı sonuna kadar vakıf ve müvekkili şirketi yöneten kişilerin kötü yönetim ve şirket aleyhine olup kendi lehlerine olan işlemler yaparak şirketi sürekli zarar ettirdiklerini, yönetimde bulunan aynı aileye mahsup bu kişiler tarafından vakfın kuruluş amacına ve vakfedenin vasiyetine aykırı olarak şirket mallarını gereksiz yere satılmış ve devredildiğini, şirket varlıklarının satışından elde edilen nakdin ise yöneticilerin müvekkili şirketi kendileriyle ortak ettikleri davalı şirket gibi iştiraklere aktarıldığını, müvekkili şirket ile davalı şirketi elinde bulunduran kişilerin aynı olması nedeniyle hukuka aykırı eylem ve işlemlerin bugüne kadar yargıya taşınmadığını, müvekkili şirketin ortak edildiği şirketlerin paravan olarak kurulduğunu ve örtülü amacın müvekkili şirketin içini boşaltmak olduğunu, müvekkili şirketin %48,50 sermaye payına rağmen halen davalı şirkette temsil edilmediğini, yönetim de hiç bir söz hakkı bulunmadığını, 2006 da kurulan davalı şirketin uzun zamandır gayri faal halde olduğunu ve hiç bir dönem esas faaliyet alanında kar elde etmediğini, 2014 tarihinde müvekkili şirkette yeni yönetim kurulunun seçiminden sonra müvekkilinin kontrol denetim ve bilgi alma hakkının engellendiğini, genel kurul kararlarının iptali ve şirkete özel denetçi atanması için açılan davaların derdest olduğunu, genel kurullara sunulan yönetim kurulu faaliyet raporlarından ve şirketin mevcut malik durumundan geleceğe yönelik olarak şirketin hiç bir amaç ve faaliyetinin bulunmadığı ve bu nedenle şirketin devam etmesinde korunmaya değer bir yarar kalmadığının anlaşılacağını, şirketin en büyük gelirinin başka şahıslarca yönetilen iştiraklardan gelen yıllık temettü geliri olduğunu, bu gelirinde çoğunluk hissedar yöneticilere maaş, huzur hakkı vs adı altında ödenerek tüketildiğini, TTK'nun 531 maddesi. gereğince açılan bu dava ile davalı şirketin haklı nedenle feshi yada müvekkili şirket hissesinin gerçek değerinin diğer hissedarlarca müvekkiline ödenerek ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesinin talep edildiği, davalı şirketteki müvekkili şirketin hisse oranının vasiyetname uyarınca %51 oranında olması gerekirken bu oranın altında düşürülmesi şirket yönetiminde söz hakkının bulunmamasının, davalı şirkette yapılan sermaye artış azalış kararlarının keyfi olması ve bu kararlara katılıp katılmama kararları ile sermaye artışına katılım şeklinin hukuka aykırı olmasının, kuruluştan bu yana şirketin sürekli zarar etmesi, sermayesini kaybetmesi, gayri faal halde bulunması ve mevcut yapı ve yönetimi ile ileride de zarar atmaya devam edeceğinin açık olmasının şirketin feshi için haklı neden niteliği taşıyan olgu ve olaylar olduğunu belirtmiş ve %48,50 pay karşılığının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değeri üzerinden müvekkiline ödenerek şirketten çıkarılması, olmadığı tarihte TTK 531 maddesi uyarınca davalı şirketin feshine karar verilerek tasfiye payının müvekkiline ödenmesi karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, davacının taleplerinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının hukuki yararının bulunmadığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, dilekçenin bir bütün olarak ... isimli gerçek şahsın üzerine kurulduğunu, şuanda davacı şirketi yönetenlerin ...'a husumet beslediklerini, esas yönünden davacının hissesinin %51'den aşağı olduğu iddiasının temeli olmadığını, ana sözleşmede iddia edildiği gibi kurulmuş ve kurulacak şirketlere ortaklıkta sermayesinin %51 ine sahip olma şartının mevcut olmadığını, sermaye şirketlerinin ne şekilde yönetileceğinin TTK ve şirket ana sözleşmesinde belirtilen kurallara bağlı olduğunu, şirket işleri ile ilgili yetkili ve sorumlu yönetim kurulunun şirket ana sözleşme hükümlerine göre yetkilerini murahhas üyeye devredebileceğini, davacının şirketin gayri faal olduğuna ilişkin iddiasının yargı mercilerini yanıltma çabası olduğunu, davalı şirketin 10 yıldır ticari faaliyetten elde edilen gelirlerin yıllar itibariyle dilekçede verildiğini, davacının şirketin faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olunmadığı iddiasının haksız olduğunu, davalı şirketin sermaye artış ve azalışla ilgili kararların TTK'da ve şirket ana sözleşmesinde düzenlenen prosedürleri yerine getirerek yaptığını, kanuni süresi içerisinde yapılan işlemlerle ilgili yargıya intikal etmiş bir itirazın mevcut olmadığını, şirketler arasında hukuki bir ihtilaf mevcut olmadığını sadece davacı tüzel kişilerin şuan idare eden gerçek kişilerin davalı tüzel kişi şirketin yönetiminde bulunan gerçek kişilerle olan kişisel husumeti nedeniyle iş bu dava ve bir çok dava açıldığını, dava dilekçesinde yer alan hususların gerçeklikten uzak olduğunu, davacı şirket yönetiminin değişmesi halinde husumetin biteceğini, sermaye yapısı güçlü bir şirketin fesih yoluna gidilmesinin ticari hayatın olağan akışına hukuka ve vicdana açıkça aykırı olduğunu, bu nedenlerle davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; ilk kararda da açıklandığı üzere, çok büyük bir sermaye ile kurulan bir şirketin sürekli zarar etmesi ve ortaklara hiç kar dağıtılamaması, öte yandan anılan şirketin duran varlıklarından olan arazi ve arsalarının 2012 yılında 2.686.208,00 TL iken, 2013 yılında büyük ölçüde elden çıkarıldığı ve 23.000,00 TL'ye düştüğü, keza binaların 2013 yılında 2.770.332,00 TL iken, 2014 yılında 1.225.247,00 TL'ye düştüğü bir başka deyişle bina ve arsaların da büyük ölçüde elden çıkartıldığına ilişkin hususlara göre TTK 531 maddesi kapsamında davalı şirketin feshi için haklı sebeplerin mevcut olduğu, ancak TTK 531 maddesinde fesih şartları oluştuğu takdirde fesih yerine mahkemece davacı pay sahibine payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip davacı pay sahibinin şirketten çıkarılmasına karar verme konusunda takdir yetkisi verildiğinden ve davacı şirket yönünden fesih veya çıkma kararı arasında bir fark bulunmaması ve diğer ortakların varlığı dikkate alınarak davacı şirkete çıkma payı ödenerek şirketten çıkmasına karar verilmesinin gerektiği konusunda mahkememizde kanaat oluştuğu, çıkma payının hesaplanması için yapılması gereken giderler için avansın davacı tarafça kesin süre içerisinde yatırılmadığı, çıkma payı hesaplanmadan TTK 531 kapsamında mevcut dosya kapsamına göre fesih yerine davacı pay sahibine payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip davacı pay sahibinin şirketten çıkarılmasına karar verilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, kesin süreye riayet edilmediğinden davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemece verilen kesin süre usulüne uygun olmadığını, yerel mahkemece kesin süre verildiği ihtar edilen ara kararda her ne kadar ücret ve giderler kalemleri ile bildirilmişse de söz konusu ücretlerin nereye yatırılacağı ("talimat giderini yatırmak üzere") ve gerektiğinde ret kararı verilebileceğinin açıkça bildirilmediği hatta aksine tarafımıza yapılan ihtarda mevcut delillere göre karar verileceğinin bildirildiği ("mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin") hususları gözetilerek verilen kesin sürenin geçerlilik unsurlarını taşımadığını, Delil ikamesi için yerel mahkemece belirlenen fahiş delil avansının tek başına müvekkil şirkete yükletilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, davalı tarafın da bilirkişi deliline dayanmış olması ve kaldırma kararının her iki tarafça talep edilen istinaf istemleri doğrultusunda verilmiş olması gözetilerek yerel mahkemece delil avansının her iki tarafça eşit ödenmesine yahut davalı tarafça ödenmesine karar verilebilecekken kesin süreyi davanın reddi aracı olarak kullanmış olmasının usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, Asla kabul anlamına gelmemekle birlikte delil avansının yatırılmaması halinde ilgili taraf “o” delilden vazgeçmiş sayılarak mevcut delil durumuna göre işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken doğrudan ret kararı verilmesinin kabulünün mümkün olmadığını, Yerel mahkemece nisbi vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Dosyada alınan bilirkişi raporuyla da davalı şirketin fesih şartlarının oluştuğu tartışmasız olup davalı şirketin feshine karar verilmesi gerektiğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; Anonim şirketten payı ödenerek çıkmaya, terditli olarak şirketin feshine karar verilmesi talebiyle açılmıştır. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davacı tarafça davalı Anonim şirketten çıkma payı ödenerek çıkmayı, terditli olarak şirketin feshine karar verilmesi talebiyle eldeki davanın açıldığı ve mahkemenin 2016/44 esas sayılı sırasına kaydedildiği görülmüştür. Bilindiği üzere Anonim Şirketle ortağın çıkma isteme hakkı kural olarak bulunmamaktadır. TTK'nun 531 maddesi kapsamında açılan haklı nedenle fesih davasında hakimin alternatif çözümleri arasında ortağın payının gerçek değerini ödemek sureti ile ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesi vardır. TTK sisteminde kural olarak A.Ş'lerde çıkma veya çıkarılma bulunmadığı ve davacının talebinin de TTK'nun 531 ve devamı maddelerine de dayandığı dikkate alındığında mahkemece öncelikle eldeki davada TTK'nun 531. maddesi kapsamında haklı nedenle fesih ve tasfiye isteminin yerinde olup olmadığının tespiti ile, mahkemece haklı nedenli fesih şartlarının oluştuğunun tespiti halinde alternatif çözüm yöntemi olarak davacı hissedarın karar tarihine yakın hissesinin gerçek değerinin tespit edilerek şirketin feshi yerine çıkma bedelinin ödenmesine karar verebileceği tartışmasızdır. Mahkemece 02/03/2022 tarih 2016/44 E. 2022/133 K. sayılı kararı ile, TTK'nun 531.maddesi kapsamında davalı şirketin feshi için haklı sebeplerin mevcut olduğu, TTK'nun 531. maddesinde fesih şartları oluştuğu takdirde fesih yerine mahkemece davacı pay sahibine payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip davacı pay sahibinin şirketten çıkarılmasına karar verme konusunda takdir yetkisi verildiğinden, davacının davasının kabulüne davacı ... Holding A.Ş.'nin davalı ... Enerji Elektrik Üretim Gıda Nakliyat İnşaat Turizm ve Ticaret A.Ş.'nin ortaklığından çıkmasına, ayrılma akçesi olarak 9.525.674,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Mahkemenin 02/03/2022 tarihli kararının davacı ve davalı vekili tarafından istinafı üzerine, Dairemizin 22/03/2023 tarih, 2022/1031 E. 2023/435 K. Sayılı ilamı ile, ilgili kararın "... dosya kapsamında ilk derece mahkemesince bilirkişi heyetinden alınan rapor ve ek rapor alınmış ise de, alınan raporların denetim ve hüküm kurmaya elverişli olmadığı, 6102 Sayılı TTK'nun 531.maddesi gereğince mahkemece haklı fesih koşulları oluştuğunun tespiti halinde şirketin feshi yerine alternatif çözüm yolu olarak davacı şirket ortağının karar tarihine en yakın olacak şekilde payının gerçek değerinin tespit edilip ödenmesi gerekmesine rağmen ve mahkemece 02/03/2022 tarihinde karar verildiği de gözetildiğinde dosyaya sunulan en son tarihli ek raporun 27/12/2021 tarihli olduğu, bu raporda davalı şirketin 31/12/2020 tarihli bilançosu dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, hesaplama yapılırken davalı şirketin bilançosunda yer alan menkul ve gayri menkul malları üzerinde yerinde inceleme yapılmak suretiyle herhangi bir değer tespiti yapılmadığı, ayrıca davalı şirketin aktifinde yer alan dava dışı ... İnşaat ...A.Ş'nde ki %10 hisse değerinin de yine 05/11/2020 tarihli ve 17 no'lu celsede belirtilen 21.398.832 olarak alındığı, yine davalı şirketin aktifinde yer alan ... A.Ş'nin %58 hissesi yönünden de dava dışı her iki şirkette ki bilanço da yer alan menkul ve gayri menkul malların yerinde incelenerek karar tarihine en yakın olacak şeklide değer tespitinin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla davalı şirketin bilançosunda yer alan menkul ve gayrimenkul mallar ile dava dışı şirketlerdeki hisseleri yönünden de bu şirketlerin bilançolarında da menkul ve gayrimenkul malların bulunduğu anlaşılmakla karar tarihine yakın menkul ve gayrimenkullerin gerçek değerinin Ziraat Mühendisi, İnşaat Mühendisi ve Muhasebeci Mali Müşavir'den oluşan heyetten rapor alınarak belirlenmesi, ayrıca davalı şirketin karar tarihine en yakın bilançosunun dikkate alınması suretiyle ek rapor hazırlanması, fesih ve çıkmaya ilişkin istemin ayrı ayrı değerlendirilerek haklı nedenle fesih istemini kanıtladığı takdirde bu kez davacının varsa çıkma payının tespiti yönünden rapor alınması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması da yerinde değildir..." gerekçesiyle kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma kararı üzerine dosyanın mahkemenin 2023/282 E. Sayılı sırasına kaydının yapıldığı görülmüştür. Dairemiz kaldırma kararından sonra mahkemenin 22/11/2023 tarihli celsesinde, davacı vekilinin şirketin feshi aksi halde çıkma kararı verilmesini talep ettiklerini, istinaf kararı gereğince bilirkişi ücretinden karşı tarafın sorumlu olduğunu, mahkemece kendilerine yüklenmesi halinde ücreti yatırmaya hazır olduklarını, dosyanın ek rapora gönderilmesini talep ettiklerini beyan etmesi ve Dairemiz kaldırma kararı gereği davalı şirketin hisselerinin bulunduğu ... İnşaat A.Ş., ... İnşaat A.Ş. ve davalı şirketin maliki bulunduğu menkul ve gayrimenkullerin rapor tarihi itibariyle rayiç değerlerinin tespiti kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırmak üzere gerekli giderleri yatırmak için davacı vekiline kesin süre verilerek duruşmanın 06/03/2024 tarihine talik edildiği, Davacı vekilince 30/11/2023 tarihli talep dilekçesi ile, mahkemenin 22/11/2023 tarihli ara kararından rücu edilmesinin talep edildiği, mahkemenin 01/12/2023 tarihli ara kararı ile dönülmesi talep edilen ara kararın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin kesin nitelikteki kaldırma kararına dayalı olarak tesis edilmiş olması nedeniyle davacı vekilinin talebinin reddine karar verildiği, Bu kez davacı vekilinin 06/03/2024 tarihli celsede gider avansını yatırmadıklarını, belirlenen çıkma payına bir itirazları bulunmadığını, öncelikle fesih kararı verilmesini talep ettiklerini, mahkeme çıkma kararı verecekse belirlenen çıkma payı üzerinden karar verilmesini talep ettiklerini beyan ettiği, Mahkemece 06/03/2024 tarihli celsede de davacı vekilince kesin süreye riayet edilmediğinden davanın reddine karar verildiği görülmüştür. Davacı vekilince verilen kesin sürenin usulüne uygun olmadığı, delil avansının fahiş olup tek başına davacı şirkete yükletilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu, dosyada davalı şirketin fesih şartlarının oluştuğu tartışmasız olup davalı şirketin feshine karar verilmesi gerektiği, ayrıca mahkemece nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğu bildirilerek istinafa gelindiği görülmüştür. 6102 sayılı TTK'nun 531. maddesinde ise, haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahiplerinin, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilecekleri, Mahkemenin, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebileceği düzenlenmiştir. Öte yandan, eldeki davanın TTK'nun 531.maddesi kapsamında haklı nedenle fesih ve tasfiye istemine ilişkin olup, mahkemece haklı fesih koşullarının oluştuğunun tespiti halinde alternatif çözüm yöntemi olarak davacı hissedarın karar tarihine yakın hissesinin gerçek değerinin tespit edilmesi gerektiği Dairemiz kararı ile sabittir. Mahkemece Dairemiz kaldırma kararı gereği, davalı şirketin aktifinde yer alan dava dışı ... İnşaat ...A.Ş'nde ki %10 hisse değerinin de yine 05/11/2020 tarihli ve 17 no'lu celsede belirtilen 21.398.832 olarak alındığı, yine davalı şirketin aktifinde yer alan ... A.Ş'nin %58 hissesi yönünden de dava dışı her iki şirkette ki bilanço da yer alan menkul ve gayri menkul malların yerinde incelenerek karar tarihine en yakın olacak şeklide değer tespitinin yapılması amacıyla keşif ikamesi ve delillerin toplanması, talimatların ikmali için gerekli olan avansın ikmali için davacı vekiline kesin süre verildiği, davacı vekilince kesin süreye rağmen delil avansının ikmal edilmediği, mahkemece çıkma payının hesaplanması için yapılması gereken giderler için avansın davacı tarafça kesin süre içerisinde yatırılmadığı, çıkma payı hesaplanmadan TTK 531 kapsamında mevcut dosya kapsamına göre fesih yerine davacı pay sahibine payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip davacı pay sahibinin şirketten çıkarılmasına karar verilmesinin mümkün olmadığından bahisle, kesin süreye riayet edilmediğinden davanın reddine karar verildiği görülmüştür. HMK’nın “harç ve avans ödenmesi” başlıklı 120’inci maddesinde; “(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. (2) Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir.” düzenlemesi bulunmaktadır. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile, dava açılırken yargılama harçlarının mahkeme veznesine yatırılması zorunluluğu düzenlenmiştir. Maddede ayrıca, 1086 sayılı Kanunda yer almayan, yeni bir düzenleme yapılarak, her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirilmiştir. Bu avansın yetmemesi durumunda ise tamamlanması için davacıya kesin süre verileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Avans miktarının, davanın türü ve özelliklerine göre her yıl Adalet Bakanlığınca ilan edilecek tarifeye göre belirleneceği, maddede yer almıştır. Maddede yapılan bu düzenlemeyle, gerekli masrafların zamanında yatırılmamasından dolayı davaların gecikmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır” ifadelerine yer verilmek suretiyle, her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirildiği vurgulanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “delil ikamesi için avans” başlıklı 324’üncü maddesinde ise “ (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. (3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.” hükmü getirilmiştir. Anılan madde gerekçesinde de; “harç ve avans ödenmesi” başlıklı 125’inci maddede davacının dava masraflarının karşılığı olarak avans ödemesi öngörülmüştür. Bu avans, davacının delillerinin toplanması için yapılması gereken harcamaları da kapsar. Bu maddede ise daha çok davalının delillerinin toplanması için ödenmesi gereken avans düzenlenmiştir. Öte yandan davacının avansı yönünden “dava şartları” başlıklı 119’uncu maddede hüküm getirilmiştir. Davacının avansı yatırmış olması dava şartlarındandır. Şu hâlde davacı avansının yargılamanın devamı sırasında yetersiz kalması hâlinde, uygulanacak hüküm, bu maddeden ziyade 125’inci madde hükmüdür…” ifadelerine yer verilmek suretiyle, gider avansının davacının dava masraflarının karşılanması amacıyla, delil avansının ise daha çok davalının delillerinin toplanması amacıyla getirildiği belirtilmiştir. Uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan ve 03.04.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği’nin 45’inci maddesinde: “(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade eder. (2) Adli yardım talebiyle açılan dava ve işlerde adli yardım konusunda bir karar verilinceye kadar harç, gider ve delil avansı alınmaz. Kanunlardaki özel hükümler saklıdır. (3) Gider avansının yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, mahkemece bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. Dava şartı olan gider avansının yatırılmaması veya tamamlanmaması halinde, dava, dava şartı yokluğundan reddedilir. (4) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Delil avansı, tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade eder. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, diğer taraf bu avansı da yatırabilir. Delil avansını yatırmayan taraf, o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerle, kanunlardaki özel hükümler saklıdır. (5) Delil avansının ödenmesine, hâkim tarafından dilekçelerin verilmesi, ön inceleme aşaması veya tahkikatın başında karar verilir…” hükmüne yer verilmiştir. Anılan Yönetmeliğin 45’inci maddesinde gider avansı ve delil avansı birlikte düzenlenmiş olup, gider avansının, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade ettiği, davacının, her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorunda olduğu, delil avansının ise tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade ettiği belirtilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, Yönetmelikte gider avansının içinde delil avansı için gerekli giderler de gösterilmiştir. Gider avansının yatırılmaması hâlinde açılan dava, dava şartı yokluğundan reddedilir (Yön. m. 45/3); delil avansının yatırılmaması hâlinde ise, o delilden vazgeçilmiş sayılır. (Yön. m. 45/4). Bu durumda Yönetmeliğin 45’inci maddesinin birinci fıkrası ile dördüncü ve beşinci fıkraları arasında uyum bulunmadığından, HMK.’nın 324’üncü maddesi gözetilerek Yönetmeliğin 45’inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının öncelikle uygulanması gerekir (Pekcanıtez H./Atalay O./ Özekes., M., Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku 13. Bası, Ankara 2012, s.354 ). Bu itibarla, her ne kadar Yönetmeliğin 45’inci maddesinin birinci fıkrasında “keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi” delillere ilişkin meblağ da gider avansı kavramı kapsamında ifade edilmiş ise de, aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “Dava şartı olan gider avansının yatırılmaması veya tamamlanmaması” ifadesinden deliller için yatırılması gereken avans dışındaki meblağın anlaşılması gerekmektedir. Nitekim üçüncü fıkrada sadece “gider avansının yatırılmaması veya tamamlanmaması” ifadesi kullanılabilecekken, bu ifadenin önünde bilinçli olarak “Dava şartı olan” ibaresinin de kullanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla yukarıda belirtilen Yönetmelik hükümleri, 6100 sayılı Kanun’un 120’inci maddesindeki gider avansı ile ilgili düzenleme ve 324’üncü maddedeki delil ikamesi için avans kuralı birlikte değerlendirilerek, dava şartı olan gider avansının delillerin ikamesi dışındaki yargılama giderleri için dikkate alınması, tanık dinlenmesi, bilirkişi raporu alınması ve keşif gideri gibi delil ikamesine yönelik giderlerin ise gider avansı içinde değerlendirilmemesi gerekir. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; mahkemece çıkma payının hesaplanması için yapılması gereken giderler için avansın davacı tarafça kesin süre içerisinde tamamlanmasının talep edildiği, yukarıda ayrıntısı ile izah edildiği üzere kesin süreye bağlanan avansın delil avansı niteliğinde olduğu, bahsi geçen ücretin yani delil avansının yatırılmaması nedeniyle ara karar gereği keşiflerin yapılamadığı, ikamesi istenilen delilerin toplanamadığı, çıkma payı hesaplanmadan TTK 531 kapsamında mevcut dosya kapsamına göre fesih yerine davacı pay sahibine payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip davacı pay sahibinin şirketten çıkarılmasına karar verilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca her ne kadar davacı ve davalı tarafça mahkemece belirlenen bir önceki çıkma bedeline itirazları olmadığı beyan edilmiş ise de, tarafların mahkeme dışında bu bedelle veya başka bir bedel karşılığında aralarında hisse devri yapabilecekleri gözetildiğinde kesin süre sonuçlarına göre karar verilmesi hukuka uygundur. Tarafların çıkma bedeline itiraz olmadıkları dair beyanlarının irdelenmesinde (ki taraflar şirket olup bu beyanlarının genel kurul kararı gerektirip gerektirmediği ayrı bir hukuki sorundur, ancak kanunun iradeye üstünlük tanıyıp tanımadığı irdelendiği için iradenin oluşma süreci bu aşamada tartışılmamıştır); TTK 531. madde anlamında haklı sebebin varlığının araştırılması ve haklı sebebin varlığının tespiti halinde alternatif çözüm yönteminin belirlenmesi mahkemenin yükümlülüğündedir. Mahkemece yapılması gereken bu işlemler ve Yasa'nın mantığı bu hali ile tarafları üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri bir dava olan haklı nedenle fesih davasında tarafların çıkma bedeline itiraz etmemesi hukuki sonuç doğurmaz. Yargıtay 11. HD 09/04/2014 gün ve E:2014/141 K:2014/6951 sayılı kararında da; «Tahkim konusunda şirket ortakları arasındaki sözleşmede yer alan bir hüküm veya yapılacak hakem sözleşmesi geçersizdir. Tahkim, yalnız tarafların arzularına tabi olan, yani davalı ile davacının mahkeme kararına gerek olmaksızın aralarında anlaşarak sonuçlandırabilecekleri uyuşmazlıklar konusunda geçerlidir. Halbuki bir anonim şirketin feshine dair uyuşmazlığın ortaklar arasında yapılacak anlaşma ile sonuçlandırılması mümkün değildir. Ayrıca, 6102 sayılı TTK’ nun 530. ve 531. maddelerinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesini yetkili kılan hükümleri de tahkim müessesesi ile bağdaşmamaktadır.” gerekçesiyle tahkime elverişli olmadığı sonucuna varmıştır. Doktrindeki tahkime elverişlilik tartışmalarında; İsviçre hukukunda tahkimde görülebileceğine dair görüşün aksine Türk uygulamasında fesih davasının tahkime elverişli olmadığı kanısı farklı gerekçelere dayansa da hakimdir. Erdem; emredici hüküm ve tarafların serbestçe tasarruf edemeyeceği gerekçesiyle tahkime elverişli olmadığı görüşündedir. (Nuri Erdem, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi 2019 sayfa 187-189) Şahin ise fesih kararının tarafların serbestçe tasarruf edebileceği bir işlem olduğu ancak TTK 531. maddesine göre tarafların bağlayıcı şekilde diğer çözümleri talep etme hakları olmadığı, fesih yerine verilecek çözümlerde tek yetkilinin mahkeme olması nedeniyle mahkeme yerine sadece tahkime yer veren düzenlemenin mümkün olmadığı kanısındadır. (Şahin Ayşe, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, Vedat Kitapçılık, 2013 İstanbul, s. 373) Özlem İlbasmış Hızlısoy da; «Zira bu davadaki uyuşmazlığın sulh yoluyla sona erdirilememesi, kamu düzeniyle bağlantılı bir husus olmayıp organlar arasındaki fonksiyon ayrılığı ilkesinin bir gereğidir ve şirketin mahkeme dışı yollarla da feshedilebilmesi pekâlâ mümkündür. Nitekim şirket esas sözleşme hükmü çerçevesinde veya genel kurul kararıyla feshedilebileceği, dolayısıyla fesih veya hukuki durumun değiştirilmesi şirketin, daha doğrusu pay sahiplerinin elinde olabileceği için, bu dava bakımından dava konusu üzerinde serbest tasarruf yetkisinin varlığı kabul edilebilir» gerekçesiyle tahkime elverişli olduğunu savunmaktadır. (Özlem İlbasmış Hızlısoy , Anonim Şirketin Haklı Sebeple Feshi- Doktora Tezi-2015 s. 197 vd.) Hanağası; davanın konusu tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri bir konu olmaması ve davanın son çare özelliği ile mahkemenin davanın tarafları dışındaki kişilerin menfaatlerine de gözeterek farklı bir çözüme ulaşma yetkisini gerekçe göstererek sulh ve kabulün söz konusu olamayacağı görüşündedir. Üçüncü kişilerin haklarının da gözetilmesi gereken bir davada tarafların sulh ve kabul ile davayı sonuçlandırmaları usul hukuku açısından mümkün gözükmemektedir. (Emel Hanağası, AO.’ın Haklı Sebeple Fesih Davasının Medeni Usûl Hukuku Perspektifinden Değerlendirilmesi, Batıder, Mart 2016, Cilt XXXII Sayı 1, sayfa 260) Tarafların elbetteki dava dışı sulh olma imkanları Anonim şirketler hukukunun tanıdığı çerçevede mümkündür. Ancak payın gerçek değerinin ödenerek çıkarılmaya ilişkin anlaşma yapılırsa elbetteki dava dışında payın devri yapılan anlaşma çerçevesinde gerçekleştirilebilir. Ancak tarafların payın devrine ilişkin anlaşmanın mahkemece onanması istemlerinde hukuki yararları olmadığı gibi mahkemece takdir edilmesi gereken bir hususu kendi aralarında kararlaştırıp, sulh anlaşması gibi mahkeme onayına sunmaları da mümkün değildir. Aksi düşünce mahkeme içi sulh yolu kapalı bir hususun mahkeme dışı sulh anlaşması ile yargı sürecine dahil edilmesi olacaktır. Öte yandan da; çıkma bedelinin içindeki aktif mal varlığının üçüncü kişilerin alacaklarının da teminatı olduğu gözetildiğinde üçüncü kişilerin haklarının da çıkma bedelinin tutarından doğrudan etkilenecekleri açıktır. Mahkemece, gerek haklı nedenle fesih şartları, gerek fesih yerine uygulanabilecek alternatif çözüm yollarının değerlendirilebilmesi için, kaldırma kararı doğrultusunda davalı şirketin bilançosunda yer alan menkul ve gayri menkul malları üzerinde yerinde inceleme yapılmak suretiyle değer tespiti yapılması, ayrıca davalı şirketin aktifinde yer alan dava dışı ... İnşaat ...A.Ş'nde ki %10 hisse değerinin, yine davalı şirketin aktifinde yer alan ... A.Ş'nin %58 hissesi yönünden de dava dışı her iki şirkette ki bilanço da yer alan menkul ve gayri menkul malların yerinde incelenerek karar tarihine en yakın olacak şeklide değer tespitinin yapılması gerektiği, bu delillerin toplanabilmesi amacıyla yatırılması gereken avansın davacı tarafça yatırılmamış ve yatırılmasının reddedilmiş olması karşısında davacı tarafça bu delile dayanmaktan vazgeçilmiş ve bu bağlamda davacının davasının ispat edilememiş sayılması gerektiği dikkate alındığında, mahkemece davacının davasının kesin süreye riayet edilmemesi nedeniyle reddine, davanın esastan reddedildiği dikkate alınarak davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Davacı tarafça her ne kadar delil ikamesi için yerel mahkemece belirlenen fahiş delil avansının tek başına davacı şirkete yüklenmesinin hakkaniyete aykırı olduğu iddia edilmiş ise de,davacı tarafça davalı şirketin haklı nedenle feshi gerektiği ve fesih şartlarının oluştuğunun ve şirketin feshi/terditli talep olarak çıkma payı verilmesinin talep edildiği, Kanunda aksi öngörülmedikçe kural olarak herkesin iddiasını ispatla yükümlü olup, HMK'nun 190. maddesi gereği "ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, bu bağlamda davacı tarafça iddiasını ispat etmesi için ikamesini talep ettiği delillerin yukarıda açıklandığı üzere, 6100 sayılı HMK'nun 324. maddesi uyarınca taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı verilen kesin süre içinde yatırmak zorunda olduğu,bu durumda davacının ispat vasıtası olan delilin toplanması için yatırılması gereken giderin yarı yarıya davalıdan tahsiline karar verilemeyeceği anlaşılmakla davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazının da reddine karar vermek gerekmiştir. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacıdan alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 12/12/2025 Başkan- ... Üye - ... Üye -... Zabıt Katibi -... ... ... ... ...