T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2023/973 - Karar No:2025/11 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/973 KARAR NO : 2025/1142 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/04/2023 NUMARASI : 2022/373 E-2023/305 K DAVANIN KONUSU : Sözleşmenin tasfiyesi işleminin iptali/Tazminat (E…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2023/973 - Karar No:2025/11 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/973 KARAR NO : 2025/1142 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/04/2023 NUMARASI : 2022/373 E-2023/305 K DAVANIN KONUSU : Sözleşmenin tasfiyesi işleminin iptali/Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 06/11/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 06/11/2025 Eser sözleşmesinden kaynaklanan sözleşmenin tasfiyesi işleminin iptali, terditli tazminat istemine ilişkin davada mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili: Davalı ... mülkiyetinde bulunan ... parsel ve 29102 ada 5 parselde bulunan taşınmazlar için davalı ... ile ... ve ... A.Ş adi ortaklığı arasında Ankara 13.Noterliğinin 16/11/2012 tarihli 35147 yevmiye sayılı arsa satış karşılığı gelir paylaşımı sözleşmesi imzalandığını, müvekkili şirketin Ankara 54. Noterliği'nin 19/03/2013 tarihli 11065 yevmiye numaralı temlik sözleşmesi ile, ...’nin yazılı onayı ile ... A.Ş.'den sözleşmedeki hak ve yükümlülüklerin temlik alındığını, müvekkili ile davalı ... arasında, Ankara 54. Noterliği'nin 09666 yevmiye numaralı 08/03/2013 tarihli adi ortaklık sözleşmesi imzalandığını, davalı ... şirketinin pilot ortak olarak %51 hisseye sahip olmasının kararlaştırıldığını, akabinde ... aleyhinde Ankara 2. İdare Mahkemesinde ihalenin iptali istemiyle dava açıldığını ve mahkemenin 28/11/2014 tarih ve 2014/1375 sayılı kararı ile ihalenin iptaline karar verdiğini, Danıştay 13. Dairesi'nin 17/06/2016 tarihli ve 2015/861 E, 2016/2571 K. sayılı kararı ile ihaleden beklenen kamu yararının gerçekleştiği gerekçesiyle kararı bozarak davanın reddine karar verdiğini, ancak davalı ...'nin kararı beklemeden, Ankara 2. İdare Mahkemesi'nin kararını gerekçe göstererek 02/09/2015 tarihinde ihale sözleşmesinin tasfiyesine karar verdiğini ve tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, Danıştay kararının tebliği üzerine ...’nin iptal ettiği ihaleden ve tasfiye kararından dönerek Kasım 2016 tarihinde sözleşmeyi eski haline getirdiğini, sözleşmeye konu taşınmaza ilişkin Ankara 11. İdare Mahkemesi'nin 2013/1048 esas sayılı dosyasında imar planının iptaline karar verildiğini, yeni imar planının da Ankara 5. İdare Mahkemesi'nin 2015/1875 esas 2016/871 karar sayılı ilamı ile iptaline karar verildiğini, adi ortaklık tarafından hazırlanan yeni imar planının askı süresi içinde bir çok kurum ve şahsın itiraz başvurusunda bulunduğunu, dava konusu parsellere ilişkin henüz kesinleşmemiş imar planları işe başlama konusunda geçici bir hukuki imkansızlık oluşturmuş gibi görünse de söz konusu işlemlerin devam etmesinin idare aleyhine bir duruma yol açmayacağını, adi ortaklığın kurulma aşamasından sonra ... şirketinin 03/03/2017 tarihinde hisse oranlarını değiştirmek için Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/161 esas sayılı davasını açtığını, yine ... şirketi tarafından 14/11/2018 tarihli ihtarname ile bir miktar paranın ortaklık hesabına ödenmesini ve ödeme yapılmazsa yasal her türlü hak ve alacak talep etme hakkı saklı kalmak kaydıyla adi ortaklığın kuruluş amacı olan iş/projenin ifasının imkansız hale geleceği, bu haliyle adi ortaklığın mümkün olamayacağı dikkate alınarak gerekli her türlü girişimde bulunacağının ihtar edildiğini, ... şirketi tarafından, müvekkilin onayı alınmadan, 23/11/2018 tarihinde ...'den "…öncelikle fiili imkansızlık halinin ortadan kaldırılarak, ihale duyurusu ve sözleşmede belirtildiği şekilde; (H:MAK:Serbest, E:1.80) imar planının düzeltilmesi, imar planının düzeltilmesi, imar planının bu şekilde düzeltilmemesi ve imkansızlığın devam etmesi halinde, sözleşme tarihinden itibaren 6 yılı aşkın sürenin de geçtiği hususu göz önünde bulundurularak fiili imkansızlık nedeniyle işin tasfiyesine karar verilmesini talep etme zorunluluğu doğmuştur," denilerek işin tasfiyesinin talep edildiğini, müvekkilinin ise 27/11/2018 tarihinde ...'ye ortaklığın %49 hissesine sahip olan ... Yapı İnşaat A.Ş olarak söz konusu yazı ve içeriği onay vermediklerini bildirdiğini, ... tarafından ise 04/02/2019 tarihli yazı ile tarafların tasfiye işlemleri için ivedilikle idareye başvurmalarının istenildiğini, ancak müvekkil şirketin söz konusu tasfiye toplantısına katılmadığını, akabinde ...'nin 20/02/2019 tarihli yazısı ile sözleşmenin haksız olarak tasfiye edildiğini, müvekkili tarafından ...’ye gönderilen 28.02.2019 tarihli yazıda tasfiyenin geçerli olmadığı ve sözleşmenin ayakta tutulması yönündeki iradenin açıkça ortaya konulduğunu, müvekkili tarafından ...'e gönderilen Ankara 38. Noterliği'nin 01/03/2019 tarih ve 06878 yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesiyle pilot ortak sıfatıyla sözleşmenin sona erdirilmesini doğuracak şekilde tasfiye talebinde bulunmaya yasal olarak yetkisinin olmadığının bildirildiğini, ...'in Ankara 64. Noterliği'nin 24/06/2019 tarih ve 11746 yevmiye nolu ihtarnamesi ile adi ortaklığın tasfiyesi için yetkililerin hazır bulunmaları ve ayrıca ... tarafından adi ortaklığa fazladan konulmak zorunda kalınan 18.299.536,74TL’nin ödenmesinin ihtar edildiğini, ... tarafından 10/08/2019 tarihinde sözleşmeye konu taşınmazlara ilişkin açık artırma ile arsa satışı ilanı yayınlandığını, müvekkili tarafından bu işlemin iptali için Ankara 10. İdare Mahkemesi'nin 2019/1889 esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, bu dava açıldıktan sonra 05.09.2019 tarihinde ... tarafından ihalenin iptal edildiğinin kamuoyuna ilan edildiğini, ayrıca Ankara 10. İdare Mahkemesi'nin 2019/1889 esas sayılı dosyasında açılan davada konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiğini, arabuluculuk sürecinde de taraflar arasında anlaşmaya varılamadığını belirterek fazlaya dair tüm hakları saklı kalmak kaydıyla;... – ... Adi Ortaklığının ... Parselde ... tarafından 18.09.2012 tarihinde ihalesi yapılan Arsa Satış Karşılığı Gelir Paylaşımı İşinin usulsüz ve yasaya aykırı bir surette tasfiye hükümlerine tabi kılınmasına dair davalı ... tarafından tesis edilen işlemin tedbiren durdurulmasına, ... Parsel üzerine tedbir konulmasına, aksi takdirde davalıdır şerhi konulmasına, dava konusu tasfiye işleminin sözleşmede yol açtığı muarazanın giderilerek tasfiye işleminin (kararın) iptaline, taraflar arasındaki sözleşmenin geçerliliği ve devam ettiği hususunun tespiti ile hüküm altına alınması talebi kabul edilmediği takdirde; davalıların haksız tasfiye işlemine sebep olmaları nedeniyle uğranılan tüm menfi veya müspet zararlara karşılık fazlaya dair her türlü ve faizden doğan artış hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000,00 TL’nın tasfiye tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 25.04.2023 tarihli duruşmada dava değerinin 10.000,00TL'sının menfi zarar ve 40.000,00TL'sının müspet zarar olduğunu açıklamıştır. Davalı ...…AŞ. vekili: Müvekkili şirkete husumet yöneltilemeyeceğini, açılan davada idari yargı yerinin görevli olduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, sözleşme konusu işin yapılmasının imkansız hale geldiğini, idare mahkemesi kararı ile ihalenin iptal edildiğini, yine plan değişikliklerinin idare mahkemesi kararı ile iptal edildiğini, davacının adi ortaklık sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini yerine getiremediğini, ... tarafından sözleşmenin tasfiye edildiğini, davacının müvekkilinin sözleşmeyi fesih yetkisi olmadığı yolundaki iddiasının temelsiz olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin 28. maddesi ile sözleşmenin 3. maddesinin 1-e bendine göre sözleşmenin tasfiyesinin istenebileceğini, müvekkilinin pilot ortak olarak edimlerini hukuka uygun ifa ettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili: Yaklaşık 7 yıl boyunca hazırlanan ve onaylanan her plan ve plan tadilatlarına yönelik iptal talebiyle idari yargıda dava açıldığı ve her seferinde öncelikle yürütmeyi durdurma, akabinde iptal kararları verildiği, yeni durumun kamu açısından kabul edilebilecek bir aralıkta olmayan idare gelirini düşürdüğü, tüm bu davalar neticesinde verilen iptal kararlarının borcun ifası bakımından TBK. 112 ve 136. maddeleri anlamında hukukî imkânsızlık yarattığı, 6 yılı aşkın süre zarfında imar planlarının sürekli idari yargı kararları ile iptali sebebiyle hukuken geçerli bir imar planının bulunamaması nedeniyle inşaat ruhsatının alınamadığı ve bu sebeble inşaata başlanamadığı, yüklenicinin ediminin ifasının TBK. 112. ve 136. maddesi anlamında imkânsız hale geldiğinin Yargıtay içtihatları ile benimsenmiş olduğu, bu kapsamda idarece, sözleşmenin 3-e maddesi “Toplam hasılat (Bağımsız Bölümlerin Satışından Sağlanacak, Arsa Satış karşılığı Satış Toplam Gelir) tutarında herhangi bir nedenle azalma olduğu takdirde; İDARE işin devamına karar vermeye veya Sözleşmeyi tek taraflı olarak fesh etmeye yetkilidir.” hükmüne dayanarak 18.02.2019 tarih, 20846 sayılı Stratejik Planlama Komisyon Kararı alınmış olup ... … A.Ş. ile Tasfiye Mutabakat Metni II imzalanmış ve sözleşmenin idare tarafından tek taraflı olarak feshedilmiş olduğunu, kaldı ki, bahsi geçen adi ortaklıkta yetkili/pilot ortağın da fesih sonrası tasfiyeyi açıkça talep ederken davacı fırma yetkilisinin de tasfiye sonrası sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında idarece iade edilmesi gereken bedelin aktarılmasına muvafakat verdiği, tam iki tarafa borç yükleyen eser sözleşmelerinde, borçlunun (yüklenicinin) ediminin, onun tazminat sorumluluğunu gerektirmeyen ona atfı kabil olmayan bir kusur sebebiyle imkânsızlaşması halinde, karşı tarafın edim yükümünün de kanun gereği sona ereceğinden, bu nedenle ifası imkânsızlaşan borcun borçlusu, karşı edime ilişkin talep hakkını kaybettiği gibi, önceden aldıklarını da sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre (TBK 77-82) iade etmek zorunda olduğundan, projede idarenin belirtilen gerekçelerle sözleşmenin feshine karar verdiği, yapılan işlem kamu yararı amaç ve ilkeleri ile hukuka uygun olduğu gibi, davacının haksız, hukuki dayanaktan yoksun ve kötü niyetli olarak işbu davayı açtığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince: Davanın, eser sözleşmesinin feshedilmediğinin tespiti, olmadığı takdirde menfi ve müspet zararın tazmini istemine ilişkin olduğu, İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/9 esas 2021/30 karara sayısı ilamı ile eldeki dosyanın yetkili Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verdiği, Ankara 15.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2021/228 esas 2021/772 karar sayılı ilamı ile dosyanın görevli Ankara Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verdiği, kararın davalı ... tarafından idari yargının görevli olduğundan bahisle istinafı üzerine Ankara BAM 31. Hukuk Dairesi'nin 2022/156 esas 2022/155 karar sayılı ilamı ile istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği ve dosyanın mahkemenin esasına kaydedildiğinin anlaşıldığı, davalı yanın görev, yetki ve yargı yoluna ilişkin itirazlarda bulunduğu, dosyanın geçirdiği safahat ile istinaf ilamı gözetildiğinde bu itirazlara ilişkin değerlendirme yapılmasına yer olmadığı kanaatına varıldığı, davalı ... şirketi husumet itirazında bulunmuş ise de, davacının talebinin davalının haksız eyleminden kaynaklı sözleşmenin tasfiyesi nedeni ile zararın tazmini istemine dayanması nedeni ile yerinde olmadığının değerlendirildiği, davacının talep sonucu ile davacı ile davalı şirket arasındaki adi ortaklığın henüz feshedilmemiş olması gözetilerek adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin hükümlerin uygulanmasına yer olmadığı, uyuşmazlığın temelinin, ifa imkansızlığının oluşup oluşmadığı, oluşmamış ise davalı şirketin arsa satış karşılığı gelir paylaşımı sözleşmesinin tasfiyesine ilişkin idareden talepte bulunmasının adi ortaklık sözleşmesi gereği mümkün olup olmadığı, mümkün değilse davalı şirketin bu eylemi ile ve davalı ...'nin ifa imkansızlığı bulunmamasına rağmen sözleşmeyi fesih ve tasfiyesinin geçerli olup olmadığı, bu nedenle davacının zararının doğup doğmadığı ve miktarı hususunda olduğu, bu hale göre öncelikle ifa imkansızlığı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği, ifa imkansızlığının, sadece sözleşmenin tarafların bakımından değil herkes için söz konusu ise objektif imkansızlık, yalnız sözleşmenin taraflarından birinin tutumundan doğmuş ise sübjektif imkansızlık olacağı, imkansızlık sözleşmeden sonra ve taraflardan birinin (borçlunun) kusurundan kaynaklanmakta ise buna kusurlu imkansızlık fakat, tarafların kusuru olmadan meydana gelmiş ise kusursuz imkansızlık denildiği, sözleşme konusundaki ifa imkânsızlığı sözleşmenin kurulması sırasında da mevcut bulunması halinde, objektif yönden imkânsızlık bulunduğundan BK'nın 20. maddesi uyarınca borç ilişkisinin esasen meydana gelmeyeceği, bu itibarla, taraflarca düzenlenen bu eser sözleşmesi batıl olduğundan, taraflar için hüküm ifade etmeyeceği ve nedensiz zenginleşme kuralları içinde tarafların, birbirlerine verdikleri şeyleri istirdat etmek hakkını haiz olacaklarını, sözleşme kurulurken mevcut olan imkânsızlığın, geçici imkânsızlık niteliğinde olması yani imkânsızlığın ortadan kalkabilecek nitelikte olması halinde, tarafların bu sözleşmeyle ne kadar süre bağlı kalacakları sorununun ortaya çıkacağı, bu konudaki kuralın "ahde vefa, söze sadakat" ilkesi gereği tarafların sözleşmeyle bağlı tutulması olduğu, ancak bazı özel durumlar vardır ki, tarafları o sözleşmeyle bağlı saymanın hem onların ekonomik özgürlüklerini engelleyeceği, hem de bir başkası ile sözleşme yapma fırsatını ortadan kaldıracağını, uygulamada, geçici imkânsızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine "akde tahammül süresi" denildiğini, bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğini de her somut olaya göre ve onun çerçevesinde değerlendirmek gerektiğini, davalı ... tarafından yapılan 18/09/2012 tarihli ihale sonucunda ... ve ... A.Ş adi ortaklığı ile, 16/11/2012 tarihinde arsa satış kat karşılığı gelir paylaşım sözleşmesi imzalandığı, davacı ile davalı şirketin 08/03/2013 tarihli adi ortaklık sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin önce 02/09/2015 tarihli Stratejik Planlama Komisyonu Kararı ile iptal edilip sonra eski hale getirildiği, yine 18/02/2019 tarihli Stratejik Planlama Komisyonu Kararı ile, ihale tarihinden sonra inşaata esas emsal değerinde azalma olması nedeni ile sözleşmenin 3-e maddesi gereğince feshine karar verildiğinin anlaşıldığı, sözleşmenin tasfiye gerekçesi ile sözleşmede belirlenen imar planlarının birden fazla kez iptali hususu göz önüne alındığında, sözleşme gelirinin istenen düzeyde olmayacağı ve davalının da kabulünde olduğu gibi bu hususun baştan geçici objektif bir imkansızlık doğurduğunun anlaşıldığı, davacı yan her ne kadar davadan önce son düzenlenen onaylı imar planının itiraza uğrasa dahi idare mahkemesi kararı gözetilerek düzenlenmiş olması nedeni ile iptal edilemeyeceğini ve sözleşmenin ifa edilebilir olduğunu iddia etmiş ise de, imar müdürlüğü'nün 12/07/2021 tarihli yazısından anlaşıldığı üzere 2019 yılında düzenlenen imar planının da Ankara 4. İdare Mahkemesi'nin 2019/2313 esas sayılı dosyası ile imar planının iptaline karar verildiği ve kararın istinaf incelemesinden geçtiğinin anlaşıldığı, ihalenin 2012 yılında yapılmış olması, sözleşmenin süre uzatım da gözetilerek süresi, sözleşmenin taraflarının basiretli tacir olup bu hususun gizlendiğine dair bir iddia ve delilllerinin bulunmadığı, sözleşmenin tasfiye edildiği 2019 yılı itibari ile imar planının istenilen şekilde düzenlenememiş olması, sözleşmede belirlenen inşaat emsal oranının sağlanamamış olması, iptal edilen imar planları da gözetildiğinde bu emsalin sağlanma ihtimalinin düşük olması, bu tarih itibari ile ülkenin ekonomik ve sosyal durumu göz önüne alındığında halen inşaata başlanamamış olması, yaşanan süreçte davalı idarenin adi ortaklık aleyhine yaptığı teminat kesintileri ve uyguladığı gecikme cezaları karşısında akde tahammül süresinin fesih tarihi itibari ile dolduğunun değerlendirildiği, TBK'nun 637. maddesinde "Ortaklardan biri, ortaklık veya bütün ortaklar adına bir üçüncü kişi ile işlem yaparsa, diğer ortaklar ancak temsile ilişkin hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu olurlar. Kendisine yönetim görevi verilen ortağın, ortaklığı veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi var sayılır. Ancak, temsil yetkisine sahip yönetici ortağın yapacağı önemli tasarruf işlemlerine ilişkin yetkinin, bütün ortakların oybirliğiyle verilmiş olması ve yetki belgesinde bu hususun açıkça belirtilmiş olması şarttır," hükmünün düzenlendiği, taraflar arasındaki adi ortaklık sözleşmesinin 6.1 maddesinde "Ortaklığın yönetimi ve üçüncü kişilere karşı temsili Yönetim kuruluna aittir," sözleşmenin 6.4 maddesinde "Yönetim kurulunun oy birliği ile karar alamadığı konularda pilot firma olan ...'in aldığı karar geçerli olacak ve uygulanacaktır," hükmünün, 14. maddesinde "Bu ortaklığın işverene karşı temsil edilmesi için ortaklardan ... pilot firma olarak seçilmiştir," hükümlerinin yer aldığı, sözleşmenin 14. maddesi ile davalı şirketin 23/11/2018 tarihli yazısı ile yalnız tasfiye talebinde bulunmadığı, sözleşmeye aykırılığın giderilerek yer teslimi yapılmasını, aksi takdirde tasfiye talebinde bulunduğu, ayrıca 6.4 maddesinde sonuç olarak pilot ortaklığa yetki verildiği gözetildiğinde temsil yetkisinin bulunmadığı ya da kötüye kullanıldığı iddiasının sübut bulmadığının değerlendirildiği, davacı her ne kadar sözleşmenin tek taraflı feshedilemeyeceğini bildirmiş ise de, karşılıklı iki tarafa borç yükleyen eser sözleşmesinin feshi hususunda davalı ...'nin sözleşmenin taraflarını fesih hususunda davet ettiği, davacının pilot ortağın başvurusunun usulüne uygun olmadığından bahisle çağrıya cevap vererek toplantıya katılmadığı, ancak adi ortaklığı temsilen davalı şirketin katılarak mutabakat metnini imzaladığı, bu hali ile sözleşmenin tek taraflı feshinden söz edilemeyeceğinin anlaşıldığı, açıklanan gerekçelerle, davacının feshin geçersiz olduğuna ilişkin iddiasının sübut bulmadığı, bu hali ile davalı şirketin fesihte kusuru bulunduğuna ilişkin iddiası sübut bulmadığından bu davalı yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden ise haksız feshe dayalı olarak sözleşmenin feshi halinde müspet zarar istenebileceğine ilişkin sözleşmede hüküm bulunmaması nedeni ile müspet zarar talebinde bulunamayacağı, menfi zararına ilişkin olarak ise ispata elverişli delil ibraz etmediğinden sübut bulmayan davanın reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Dava dilekçesindeki iddia ve beyanlarını tekrarla, mahkemenin davacı ile davalı şirket arasındaki adi ortaklığın henüz feshedilmemiş olduğuna ilişkin tespitinin doğru olmadığını, mahkemenin gerekçeli kararında kendisi ile çeliştiğini, ilk olarak sözleşmenin feshedilmediğini ve tasfiyeye ilişkin hükümlerin uygulanamayacağını belirten mahkemenin gerekçesinin devamında ise taraflarca düzenlenen eser sözleşmesinin batıl olduğunu, taraflar için hüküm ifade etmeyeceğini belirttiğini, bir sözleşmenin aynı zamanda hem feshedilmemiş yani geçerliliği bulunan bir sözleşme niteliğinde hem de taraflar için hüküm ifade etmeyecek şekilde batıl olamayacağından mahkemenin gerekçeli kararında kendisi ile çeliştiğini, mahkemenin eğer ki somut uyuşmazlığa konu sözleşmenin başlangıçtan itibaren objektif imkansızlık içerdiğini düşünüyorsa, sözleşmenin yine baştan itibaren geçersiz olması gerektiğini, baştan itibaren geçersiz olan bir sözleşme için ise; sözleşmenin feshedilmediği, bu nedenle tasfiye işlemlerine ilişkin tazminat taleplerinin reddi gerektiği sonucuna ulaşılabilmesinin anlaşılamadığını, davalı ... İnşaatın, 23.11.2018 tarihli yazısı ile, ... nezdinde hukuka ve iyi niyet kurallarına aykırı bir şekilde fesih talebinde bulunduğunu, ...'nin 04.02.2019 tarihli yazısı ile ... tarafından yazılan bu yazıyı aynen alıntılayarak ve ilgi tutarak sözleşmenin tasfiye edileceğini ve tarafların tasfiye işlemi için idareye başvurmalarının istendiğini bildirdiğini, müvekkilinin bu tasfiye işleminin hukuka aykırı olduğu ve tasfiye toplantısına katılmayacağını açık ve net bir şekilde idareye bildirdiğini, sözleşmenin başlangıçta objektif imkansızlık içerdiği görüşüne rağmen davacının zararlarının hesaplanmamasının kanuna aykırı olduğunu, sözleşmenin imzalanmasının akabinde, açılmış olan ihalenin iptali davasının kesinleşmesi beklemeden şantiyedeki faaliyetlerin durdurulduğunu, ancak buna ilişkin kararın temyiz incelemesinde müvekkili lehine sonuçlanması ve müvekkilinin işin ifasını tamamlaması halinde kamu yararı gerçekleşeceği konusundaki karardan sonra davalının ilk etapta sözleşmeyi eski haline getirdiğini, ancak bu sorunun çözülmesinin ardından kamu yararına karşın imar plan değişiklikleri sorununu ortaya çıkardığını, müvekkilinin işe başlamasında kamu yararı olması ve aleyhe hiçbir engel bulunmamasına rağmen ...'nin eser sözleşmesinin ifa edilmesinin önünde kusurlu ve kasıtlı olarak engel oluşturduğunu, sözleşmeye göre ...'nin asli yükümlülüğü olan taşınmazın kullanıma elverişli teslim yükümlülüğünü kusurlu olarak yerine getirilmediğini, üstelik ... tarafından 10.08.2019 tarihinde kamu zararına sebebiyet verecek şekilde açık artırma ile arsa satışı ilanı yayınlandığını, ancak müvekkilince açılan bu idari işlemin iptali için açılan dava ile ... tarafından tesis edilen işlemin durdurulduğunu, mahkemenin davalının sözleşmenin tasfiyesi işlemini tek başına yapma konusunda yetkili olduğu tespitinin sözleşmeye ve Türk Borçlar Kanunu'na aykırı olduğunu, mahkemenin ...'in pilot ortak olmasından yola çıkarak tasfiye kararını tek başına almakta yetkili olduğu sonucuna ulaşmasının kanunun emredici hükümlerine aykırı olduğunu, kaldı ki sözleşme ile de ... böylesine bir işlem yapma yetkisinin verilmediğini, sözleşmenin 6.4. maddesine göre Yönetim Kurulunun bir üyesi ... A.Ş.'den, bir üyesi ise ... A.Ş.'den olmak zorunda olup, buna göre Yönetim Kurulunun oy birliği ile karar alamadığı konularda, pilot firma olan ...'in aldığı kararın geçerli olacağı, ancak sözleşmenin lafzının mahkeme tarafından yanlış değerlendirildiğini, Yönetim Kurulunun oy birliği ile karar almadığı durumlarda değil, "alamadığı" durumlarda pilot firma olan ...'in kararlarının geçerli olacağı, buna göre tarafların karar alınacak konuda öncelikle görüşmeleri, anlaşmaya çalışmaları ancak anlaşamama halinde pilot firmanın kararının geçerli olması gerektiğini, ancak somut olayda müvekkil firma ... A.Ş.'nin ortaklığın tasfiyesi usulüne gidilmesi konusunda onayı olmamasına rağmen, ... A.Ş. yetkisinin sınırlarını aşarak konuyu işveren konumundaki ...'ye taşıdığını, yine sözleşmenin 7.maddesine göre ortaklığı Yönetim Kurulunun temsil edeceği, Yönetim kurulunun yalnızca bir üyesinin temsil yetkisini kullanma hakkının bulunmadığını, buna rağmen ... A.Ş.'nin, davacı şirketin yönetim kurulunda söz hakkı yokmuş gibi hareket ettiğini, mahkemenin sözleşmedeki yetki hükümlerini yorumlarken adi ortaklığın olağan ve olağanüstü işleri konusunda ayrım yapmadığını, ....AŞ'ne sözleşme ile verilmiş olan yetkinin kullanılabilmesi için iki şartın gerekli olup, buna göre bu yetkinin kullanılması için işin olağan iş niteliğinde olması ve oy birliği ile karar alınamamış olması gerektiğini, somut olayda ise olağanüstü bir iş, ....AŞ'nin yetkisini aşması ile gerçekleştirildiğini, yetkisiz veya yetkisini aşan bir ortağın ortaklık adına bir işlem gerçekleştirirse yetkisiz temsilci ile ortaklar arasındaki ilişkiye TBK 630/2 maddesinin göndermesiyle tamamlayıcı mahiyette vekaletsiz iş görme hükümlerinin uygulanacağını, yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemi ortakların onaylamaması halinde vekaletsiz iş görme hükümlerine göre hakların iadesi ve yetkisiz temsilcinin ortaklar karşısında sorumluluğunun söz konusu olacağını, bu halde yetkisiz temsilci ortaktan hem TBK 628.maddede düzenlenen özen borcuna göre sorumlu olması ve hem de verdiği zararları gidermesi gerektiğini, müvekkilinin 27.11.2018 tarihinde ...'ye göndermiş olduğu ihtarname ile yetkisiz yapılmış olan bu işleme onay verilmediğini belirttiğini, ancak ...'nin tüm uyarılara rağmen yapmış olduğu hata ve işlemlerde ısrarcı olarak tasfiye işleminin yapılmasına karar verdiğini, görüldüğü üzere ... şirketinin yetki aşımı ile gerçekleştirilmiş olan bu işlemi ile müvekkili şirkete karşı hem özen borcunun ihlal edildiğini, hem de zarara girmesine sebep olunduğunu, müvekkili davacı tarafından yapılmış olan işleme icazet verilmediği açıkça ihtar edilmesine rağmen işlemlere devam edilmesinin davalıların kusurlu ve kötüniyetli olduğunu gösterdiğini, mahkemece menfi ve müspet zararların gerekçesiz reddedildiğini, müspet zarar istenebilmesinin sözleşme ile kararlaştırılmış olması gerektiğine dair bir hüküm veya uygulamanın bulunmadığını, müvekkilince dosyaya sunulan uzman görüşüne konu edilen alacak kalemlerinin yazılı dayanağı bulunmadığı gerekçesiyle mahkemece dikkate alınmadığını, buna göre mahkemenin uzman görüşünde eksiklik tespit etmiş ancak bunun giderilmesi için dosyayı bilirkişiye tevdi etmeden karar verdiğini, bilirkişi raporu ile tespit edilen eksiklikler giderilmeden, eksik bilirkişi raporu esas alınarak karar verildiğini, uzman görüşünün dikkate alınmadığını, uzman görüşü ve bilirkişi raporu arasındaki çelişkiler giderilmeden hüküm kurulduğunu, haksız fesih talebi ve haksız feshe ilişkin müspet zararların miktarının tespiti amacıyla yapılacak binalara ait vaziyet planlarının, mimari projelerin ve mahal listelerinin dosyaya kazandırılması için dosyanın gayrimenkul uzmanının da bilirkişi kuruluna dahil edilerek yeniden bilirkişi raporu alınması gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm kurulduğunu, davaya konu sözleşmenin devamının sağlanması ve bu doğrultuda tarafların edimlerini ifa etmeleri konusunda anlaşma sağlanması gerektiği, eğer başlangıçta objektif imkansızlık sebebiyle sözleşmenin devam edemeyeceği kanaatine varılmış ise ...'nin sözleşmenin ifa edilemeyeceğini baştan itibaren bilmesi sebebiyle; ... A.Ş.'nin ise yetkisiz temsilde bulunarak adi ortaklık adına tasfiye kararı vermesi sebebiyle davacının menfi ve müspet zararlarını karşılaması gerektiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasına, dava konusu tasfiye işleminin sözleşmede yol açtığı uyuşmazlığın giderilerek tasfiyenin iptaline, taraflar arasındaki sözleşmenin geçerliliği ve devam etmesi hususunun tespitine, aksi halde davalıların haksız tasfiye işlemine sebep olmaları nedeniyle uğranılan menfi ve müspet zararların tazmin edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan sözleşmenin tasfiyesi işleminin iptali, terditli tazminat istemine ilişkin olup mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle sözleşmenin haksız feshi halinde müspet zarar talep edilebilecek ise de dosya kapsamıyla davalı ... tarafından sözleşmenin 3/e maddesi kapsamında feshedildiğinin anlaşılmasına, bu nedenle müspet zarar talep edilemeyeceği ve menfi zarara ilişkin iddianın da ispatlanamamış olmasına göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve ödediği başvuru harcının kendisi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 06.11.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ... e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır