T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/468 Esas KARAR NO : 2025/1949 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2017/454 Esas- 2022/726 Karar TARİH: 19/10/2022 DAVA: İstirdat ve Manevi Tazminat ( Acentelik Sözleşmesinden Doğan) KARAR TARİHİ: 20/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karar…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/468 Esas KARAR NO : 2025/1949 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2017/454 Esas- 2022/726 Karar TARİH: 19/10/2022 DAVA: İstirdat ve Manevi Tazminat ( Acentelik Sözleşmesinden Doğan) KARAR TARİHİ: 20/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı ile arasında 21/05/2004 tarihinden bu yana devam eden acentelik ilişkisi olduğunu, bu faaliyet kapsamında aracı sıfatıyla poliçeleştirilmiş ... Holding ve bünyesinde bulunan şirket/şahıslar adına düzenlenmiş poliçelerden bir kısmının primlerinin sigorta ettirenlerden tahsil edilemediğini, bu poliçe bedellerinin bir kısmı için sigorta ettirenlerden senet alındığını, söz konusu senetler ve bakiye poliçe borçları nedeniyle sigorta ettirenler aleyhine 1.441.571,12 TL.asıl alacak için icra takipleri başlatıldığını, durumun davalıya da 14/08/2015 tarihli yazıyla bildirildiğini, takiplere ilişkin cari hesabın müvekkilinin üretim portföyünün tamamına ait diğer poliçelere ilişkin cari hesaptan ayrılıp ayrı bir hesapta takip edilmesinin talep edildiğini, aynı yazıyla söz konusu takiplerden tahsilat gerçekleştirilmesi durumunda bu tutarların kendilerine aktarılacağını, aksi durumda tahsil edilemeyen primler nedeniyle davalıya karşı sorumluluklarının olmayacağının bildirildiğini, davalının bu yazıya söz konusu poliçelere ilişkin primlerin .........AŞ.cari hesabına borç olarak kaydedildiğini, hukuki süreç sonunda tahsil edilemeyecek tutarların kendilerinden talep edileceği yolunda yasa ve uygulamaya aykırı şekilde cevap verdiğini ve bu cevabın akabinde herhangi bir ihtar göndermeden müvekkili tarafından teminat olarak teslim edilen dörtmilyon TL.bedelli teminat mektubunun paraya çevrildiğini, bu tutar içinden 1.441.571,12 TL.nin müvekkilinden haksız olarak tahsil edildiğini, müvekkilinin teminat mektubunun nakde çevrilmesiyle iflastan kurtulmak, teminat mektubu kredilerini kapatabilmek için çok değerli bir gayrimenkulünü değerinin çok altında sattığını, müvekkilinin ticari itibar kaybı yanında bu yönden de zarara uğradığını, 30/04/2009 tarihli acentelik sözleşmesinin 5.maddesi ile ödeme güçlüğü içinde olduğu davalı tarafça da bilinen dava dışı ... ve ... Holding firmalarının cari hesap borçları için özel bir uygulama yapılacağı konusunda tarafların mutabakata vardığını, ancak davalının hakkı doğmadığı ve şartları oluşmadığı halde teminat mektubunu paraya çevirerek bütün riskini tahsil ettiğini, dava konusu poliçe limitlerinin müvekkili tarafından sigorta ettirenlerden halen tahsil edilemediğini belirterek davalının müvekkilinden haksız olarak tahsil ettiği ancak müvekkilinin sigorta ettirenden tahsil edemediğini beyanla 1.441.571,12 TL poliçe bedelinin haksız iktisap tarihi olan 22/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, haksız olarak paraya çevrilen teminat mektubu neticesinde yaşanan sıkıntı ve itibar kaybı nedeniyle müvekkilinin uğradığı manevi zarar karşılığı 5.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen acentelik sözleşmesinin 23.maddesiyle taraflar arasında bu sözleşmenin uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümünde ve alacağın tahsilinde İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olduğunun düzenlendiğini, HMK 17.maddesi hükmü uyarınca davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, bu nedenle yetkisizlik kararı verilerek dosyanın İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesini istediklerini yine müvekkili ile davacı arasında 21/05/2004 tarihinde acentelik sözleşmesi imzalandığını, bunun yanı sıra 28/07/2016 tarihinde yeni bir acentelik sözleşmesinin daha imzalanmış olduğunu, yine 21/05/2004 tarihli protokolün düzenlendiğini, müvekkili ile davacı arasındaki ticari ilişkinin cari hesap üzerinden gerçekleştirildiğini, buna göre davacının aracılık yaptığı sigorta poliçelerinin primlerinin acentenin cari hesabına borç olarak kaydedildiğini, acente tarafından yapılan ödemelerin de acentenin cari hesabına alacak olarak işlendiğini, taraflar arasında acentelik ilişkisinin halen devam ettiğini, davacının acente olarak faaliyete başladığı tarihten teminat mektubunun nakde dönüştürüldüğü 20/04/2016 tarihine kadar geçen sürede cari hesap borcunun acentelik sözleşmesine aykırı olarak primlerin zamanında aktarılmaması nedeniyle sürekli arttığını ve 4.079.360,45 TL'ye ulaştığını, müvekkilinin davacıya düzenli olarak hesap mutabakatı gönderdiğini, davacının bunlara itiraz etmediğini, primlerin zamanında aktarılması hususunda karşılıklı yapılan görüşmelerden olumlu sonuç alınamadığını, acentenin cari hesap borcunun verilen teminat mektubu miktarını aşması üzerine teminat mektubunun nakde dönüştürüldüğünü, bakiye 79.360,45 TL.nin ödenmesi için davacıya ihtarname gönderildiğini, söz konusu tutarın da davacı tarafça ödendiğini, müvekkilinin davacıdan tahsil ettiği haksız bir ödeme olmadığını, davacının dava dışı sigorta ettirenlerden fiilen tahsilatlarını yapamadığından bahisle alacak iddiasında bulunduğu 1.441.571,12 TL.tutarındaki poliçelerden dolayı cari hesapta kendisi lehine komisyon tahakkuk etmiş olup, bu komisyon miktarlarının acentenin cari hesabındaki borcundan düşüldüğünü, davacının bu durumu hiç ortaya koymadan salt primi tahsil edemediğinden bahisle koşulları oluşmasına karşın süresinde iptalini sağlamayıp yürürlükte tuttuğu poliçelerden dolayı müvekkilinden alacak talebinde bulunmasının hukuken mümkün olmadığını, 2013 yılında taraflar arasındaki yazışmalar ile .../... Grubuna ait poliçelerin tahsilatının yapılamaması karşısında davacı tarafın başlangıçtan ve/veya borçtan iptal yapma süresinin geçirildiği hususunda uyarıldığını, primi tahsil edilmeyen sigorta poliçelerinin acente tarafından yürürlükte tutulmaması gerektiğini, aksi halde prim almadan teminat verilmiş olacağını, bunun da sigorta mevzuatı uyarınca mümkün olmadığını, acentelik sözleşmesinin 15/2 fıkrası uyarınca işlem yapılması gerektiğini, davacının iptal işlemini yapmadan yürürlükte tutmak suretiyle sigorta ettirene haksız teminat ve kazanç elde etme imkanı tanıdığını, bu durumda davacının acentelik sözleşmesindeki özel hüküm gereği sorumlu olduğunu, 30/09/2014 tarihli ek protokol 5.maddesinde .../... firmalarının cari hesap borçları için özel bir uygulama yapılacağına dair herhangi bir hüküm bulunmadığını, manevi tazminat isteminin koşullarının oluşmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 19/10/2022 tarih 2017/454 Esas- 2022/726 Karar sayılı kararında;".....Taraflar arasında düzenlenen acentelik sözleşmesine göre davacı acente sözleşmenin geçerli olduğu süre içinde vekaletnamede belirlenen sigorta dallarında sözleşmelere aracılık etmek veya kendisine verilen yetki ve talimatlar doğrultusunda davalı adına sigorta aracılık ler yapmakla yetkili kılınmıştır. Sözleşmenin 3.maddesi 2.fıkrasında acentenin bu sözleşmenin konusu olan acentelik faaliyetini yaparken riziko seçimi, şirket fiyat tarifeleri, tahsilat koşulları ve diğer tüm konularda davalının yayınladığı yazılı emir ve talimatlar doğrultusunda hareket edeceği kabul edilmiştir. Sözleşmenin prim tahsilatını düzenleyen 14.m'de "Sigorta primi peşin tahsil edilir. Acente ... Sigorta'nın tescil ve ilan edilen vekaletnamede belirlediği yetkiler çerçevesinde gerek kendi düzenlediği, gerekse ... Sigorta tarafından düzenlenen poliçeler(yenileme ve ek belgeler dahil)üzerinde yazılı primi ilgili mevzuat esasları çerçevesinde tahsil eder. Taksitli prim tahsili ancak ... Sigorta tarafından öngörülen koşullarda yapılabilir." Yine sigorta primi ve ödeme başlıklı 15 madde de "Sigorta ücreti peşindir. Acente gerek kendi düzenlediği, gerek şirket tarafından düzenlenerek öngörülen poliçe, yenileme ve poliçe ekleri üzerinde toplum ücreti ilgili mevzuat şirketin emir ve talimatları doğrultusunda tahsil eder ve şirkete intikal ettirir. Bu para emanet para hükmünde olup acente bu parayı hiçbir surette kullanamaz aksine hareket suç teşkil eder.Acente koşulların varlığı halinde usulüne uygun olarak iptal kaydına almadığı ve/veya şirkete iade etmediği poliçe, yenileme ve poliçe eklerinin toplam prim tutarından şirkete karşı sorumludur."şeklinde düzenleme yapılmıştır. Davacı yan acentelik faaliyeti kapsamında acente sıfatı ile sigorta ettirenlerle sigorta sözleşmesi düzenlenmiş ve bu sözleşmelerden doğan prim borçlarına karşılık kambiyo senetlerini teslim almıştır. Ancak bakiye prim borçları ve senet bedellerinin ödenmemesi nedeniyle sigorta ettirenler aleyhine icra takipleri başlattığını, toplam prim borcunun 1.441.571,12 TL.olduğunu, davalının esasen sorumlu olmadıkları bu tutar kadar kendilerini borçlandırdığını, bu tutarın davalı ile aralarındaki cari hesap toplamından düşülerek ayrı bir hesap tutulmasını, takip dosyalarında tahsilat yapıldığı taktirde bu miktarın ödeneceğini, tahsilat yapılmaması halinde sorumlu olmadıklarını bildiren 14/08/2015 tarihli yazıyı davalıya göndermiştir. Davalı yan bu yazıya cevaben gönderdiği 21/08/2015 tarihli yazıda aralarındaki ticari ilişkinin poliçe bazında olmayıp cari hesap üzerinden yürüdüğünü, ... Holding'e ilişkin poliçe listesinde poliçelerin 2005-2013 yıllarını kapsadığını, poliçe primlerinin tahsil edilmediği yahut iptal edildiği bilgi ve talebinin de gönderilmediğini, takip sürecine konu senetlerin açık cari hesaba mahsuben verildiğini, ... Holdıng yahut başka bir sigortalının poliçe prim borçlarına istinaden verilmediğini, vadelerinde ödenmemesi nedeniyle de geri verildiğini ve açık cari hesaba borç kaydedildiğini, senetlerin acentenin kendi şahsi alacağı olduğunu, 21/08/2015 itibariyle borç bakiyesinin 4.694.229,85 TL.olduğunu bildirmiştir. Bundan sonrasında davalı tarafça davacının cari hesap borcu nedeniyle 4.000.000,00 TL.bedelli teminat mektubu nakde dönüştürülmüştür. İş bu davada nakde dönüştürülen teminat mektubu bedelinden 1.441.571,12 TL.lik kısmın haksız olarak tahsil edildiği davacı tarafça iddia edilmekte olup davalı taraf ise davacının sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle teminat mektubunun tazmin edildiğini sözleşmenin 6.maddesine uygun davranıldığını ileri sürmektedir.Dosya kapsamında alınan 31/08/2020 tarihli ilk raporda bilirkişiler, davacının cari hesap borcu içindeki 1.441.571,12 TL.lık kısmın dava dışı sigortalı ... ve ... gruplarının prim borcu olduğunu, davacı acentenin davalının vekili sıfatıyla hareket etmesi nedeniyle kural olarak prim borcundan sorumlu olmadığını, ancak prim borçlarına karşılık uzun vadeli senetler alındığını, poliçe bazında prim takibi yapılmadığını, davalının da uzun vadeli senetleri teslim aldığını ve bu duruma ses çıkarmadığını, cayma hakkı ya da poliçe iptal hakkını kullanmadığını, acenteyi uyarmadığını, talep edilen miktarın 271.178,80 TL.sinin açık hesap olması nedeniyle davacının kendi sorumluluğunda kaldığını olayların geliş biçimi ve davalının konumu dikkate alındığında eylemsizliğinin zararın oluşmasına sebebiyet verdiğini ve %70 oranında kusurlu olduğunu, dolayısıyla teminat mektuplarının nakde dönüştürülmesi nedeniyle davacının talep edebileceği tutarın 819.274,62 TL.olduğunu açıklamışlardır. İlk bilirkişi heyeti raporuna itiraz üzerine mahkememizce yeni bir heyetten rapor alınmasına karar verilmiş, bu kez... , ... ve ...'den oluşan bilirkişi heyetinden 07/05/2021 tarihli rapor alınmıştır. Bu rapor da yine her iki tarafın ticari defter ve dayanak kayıtları incelenmiş, taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri uyarınca davacının TMK. 2 maddesinden doğan koruma yükümlülüğü olduğu, davacının acente olarak davalı sigorta şirketinin menfaatlerini de korumakla yükümlü olması nedeniyle sözleşme yapacağı kişileri özenle seçmek ve bunların ödeme gücünü araştırmakla görevli olduğu aksi halde sigorta şirketinin uğrayacağı zararlardan kusursuz olduğunu ispat etmedikçe sorumlu olacağı, davacının borcunun teminat mektubu tutarlarını aşmış olması karşısında davalının teminat mektuplarını haklı olarak nakde dönüştürdüğü belirtilmiştir. Dosyada alınan iki bilirkişi heyeti raporu arasında çelişki olması nedeniyle ve her iki tarafça alınan bu raporlara itiraz edilmiş olması gözönünde bulundurularak yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulmuş ve bu kez 30/03/2021 tarihli kök ve 16/08/2022 tarihli ek rapor alınmıştır. Kök raporda bilirkişiler tarafların ticari defter ve dayanak kayıtlarına göre teminat mektuplarının nakde dönüştürüldüğü 20/04/2016 tarihi itibariyle davalının davacıdan 4.080.177,66 TL. alacaklı göründüğü, teminat mektubu tutarının mahsubu ile bakiye tutarın 79.360,45 TL. olarak davacı tarafça davalıya 04/05/2016 tarihinde banka kanalıyla ödendiği bundan sonrasında da taraflar arasında ticari ilişkinin devam ettiği, davacının üretimi yapılan poliçe prim bedellerini davalıya peşin olarak ödediği, davalının da üretimi yapılan prim tutarı ödenen poliçelerden kaynaklı komisyon alacaklarını davacıya banka kanalı ile ödediği, esasen taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacı tarafça ... ve ... için düzenlenen poliçelerin tahsil edilemeyen primlerinden davacının sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkin olduğu, davacının sunduğu tahsilatı yapılamayan poliçeler karşılığının 1.278.676,42 TL.olarak hesaplandığı, tahsil edilemeyen bu poliçeler nedeniyle davacının davalıdan aldığı komisyon bedelinin de 195.955,32 TL. olduğu dolayısıyla davacının talep hakkının 1.082.721,10 TL.ile sınırlı olabileceği, davacı tarafça davalıya ciro edilen borçlusu ... Holding ve ... olan senet tutarlarının toplam 2.163.587,70 TL.olup bunun 690.372,82 TL.lık kısmı ödenmekle geriye 1.473.214,88 TL.kaldığı, vadesinde ödenmeyen senetlerin davalı tarafça davacıya iade edildikleri belirlenmiş, ayrıca sözleşmenin 15.maddesi ile davacıya sigorta şirketi adına sölzeşme yapma ve prim tahsil etme yetkisinin verildiğini, Sigortacılık Kanunu madde 23/18 uyarınca Türk Ticaret Kanunu'nun acentelere ilişkin hükümlerinin sigorta acenteleri hakkında da uygulanacağını, ayrıca TTK m. 102/2'ye göre sözleşme yapan acentelere komisyon hükümleri ve bunlarda da hüküm bulunmayan hâllerde vekâlet hükümlerinin uygulanacağını, TTK m. 112/1 gereğince acentenin, müvekkiline ait olan parayı göndermekle veya teslim etmekle yükümlü olup da bunu yapmazsa, yükümlülüğün doğduğu tarihten itibaren faiz ödemek ve gerekirse ayrıca tazminat vermek zorunda olduğunu, 2014 tarihli Sigorta Acenteleri Yönetmeliği m. 17/2 uyarınca Acentelerce düzenlenen poliçeler kapsamında sigortalı tarafından acentelere yapılan ödemenin sigorta şirketine yapılmış sayılacağını, acenteler tarafından düzenlenen poliçeler kapsamındaki tazminat ödemelerinin sigorta şirketlerince doğrudan hak sahibine yapılmasının esas olduğunu, maddeden de anlaşıldığı üzere Acentenin müvekkiline ait parayı gönderme ve teslim yükümlülüğünün, yükümlülüğün doğduğu anda doğduğunu, sigortacının “bir prim karşılığında” sigorta himayesi sağlama borcunu üstlendiğini, bütün sigorta sözleşmelerinde primin, sigortacının sigorta himayesi sağlama ediminin karşılığı olduğunu, sigorta priminin nakden ödeneceğini, primin taksitle ödeneceğinin kararlaştırılması durumunda, primin sigorta ettiren tarafından sigorta şirketine belirli dönemler halinde ödendiğini, bu durumda İlk taksitin nakden ödenmesinin şart olduğunu, sonraki primler içinse kambiyo senedi verilebileceğini, bu halde ödemenin kambiyo senedinin tahsili ile gerçekleşeceğini, (TTK m. 1430). Karada ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda sigorta primi, poliçe henüz düzenlenmemiş olsa bile, sözleşmenin yapıldığı anda ödendiğini, (TTK m. 1431). TTK 1452/3 maddesinde “1430 uncu maddenin birinci ve üçüncü fıkraları, 1431 inci maddenin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları ... sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar aleyhine değiştirilemez; değiştirilirse bu Kanun hükümleri uygulanır.” hükmünün düzenlendiğini, her ne kadar taraflar arasındaki sözleşmenin 15/2 maddesinde “ACENTE koşulların varlığı halinde, usulüne uygun olarak iptal kaydına almadığı ve/veya Şirkete iade etmediği poliçe, yenileme ve poliçe eklerinin toplam prim tutarından Şirkete karşı sorumludur” şeklinde Acentenin bundan sorumlu olacağı düzenlenmiş olsa da bu durumun yukarıda belirtilen hükümlere göre açıkça hukuka aykırı olduğunu, zira sigorta şirketinin ancak prim ödendiğinde bir sigorta güvencesi verip sigortalısına ödeme yaptığını, Acentenin sadece sigortalının ödediği primleri Sigortacıya aktarmakla ve Sigortacı da kazandığı komisyon ücretini Acenteye ödemekle yükümlü olduğunu, kambiyo senedi düzenlenen hallerde ancak bunlar tahsil edildiğinde sigortacının sorumluluğunun başlayacağını, aksi takdirde poliçe konusu rizikolardan sorumlu olmayacağını, Acentenin müvekkiline bilgi verme yükümlülüğü bulunduğunu, ancak bunun için Sigorta şirketinin bilgi verme yükümlülüğüne uyulmadığı için bir zarara uğradığını iddia ve ispat etmesi gerektiğini, bu durumda kusurlu Acenteden zararı karşılayacak bir tazminat ödemesi talep edebileceğini, davacının 1.082.721,10 TL' nin iadesini isteme hakkının bulunduğu kabul edilmesi gerektiğini açıklamışlar ek raporda da aynı görüşte olduklarını ifade etmişlerdir.Mahkememizde açılan dava da davacı ve davalı arasında sigorta acentelik sözleşmesi imzalandığı, davacının acente sıfatıyla poliçe düzenleyip, prim tahsil ettiği, sözleşme kapsamında davalı ile ilişkisinin cari hesap ilişkisi şeklinde yürüdüğü, davalının davacının oluşan cari hesap borcu nedeniyle toplam 4 milyon TL.bedelli teminat mektuplarını 20/04/2016 tarihinde nakde çevirdiği uyuşmazlık konusu değildir. Davacı nakde dönüştürülen teminat mektuplarından tazmin edilen 1.441.571,12 TL.nin haksız yere tahsil edildiğini, ... ve ... firmaları için düzenlenen poliçe primlerinden doğan cari hesap borcu için 30/04/2009 tarihli mutabakat metninin 5 m.ile özel düzenleme yapıldığını, poliçe primlerinin sigorta ettirenlerden halen tahsil edilemediğini ileri sürmektedir. Davacının dayandığı 30/04/2009 tarihli protokolün 5.maddesinde taraflar "...(... Holdıng)ve benzer büyük işler veya piyasada büyük kabul edilen işlerin ödemeleri bu protokolün dışında olup ayrıca konuşulacak ve istihsal için bu tür işlerde ayrıca vade dayanışması yapılacaktır."şeklinde düzenlendiği görülmüştür.Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık tahsil edilemeyen primler nedeniyle sorumluluğun kime ait olduğu hususundadır. Sigortacılık Kanunu 23/2 m. hükmünde, sigorta acenteliği yapacakların niteliklerine ilişkin usûl ve esasların yönetmelik ile belirleneceği düzenlenmiş; söz konusu yönetmelik ise 22.04.2014 tarihli Resmi Gazete'de "Sigorta Acenteleri Yönetmeliği" ismiyle yayımlanmıştır. SK m. 23/son hükmünde, Türk Ticaret Kanunu'nun acenteliğe ilişkin hükümlerinin sigorta acenteleri hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir. Yine buna paralel olarak SAY m. 15/2 hükmünde "acentelik sözleşmelerinde, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, bu Yönetmelik ve diğer ilgili mevzuata aykırı olmamak kaydıyla birinci fıkradaki hükümlere ilave hükümler yer alabilir." denilmek suretiyle TTK'nın, SK karşısında genel hüküm niteliğini haiz olduğuna da işaret edilmiştir. Aynı şekilde TTK m. 102/3 hükmü de bu duruma işaret etmektedir. Dolayısıyla TTK'nın acenteliğe ilişkin hükümlerinin SAY veya SK'da açık bir hükmün bulunmaması ve tarafların aralarındaki sözleşmede de aksine hüküm olmaması durumunda, acentelik ilişkisine uygulanması gerekir. Somut uyuşmazlıkta da üzerinde durulması gereken sorun, davacı acentenin prim tahsil etmekle yükümlü olup olmadığı ve tahsil edilmeyen primlerin tutarından davacı acentenin sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. SAY'da ve de SK'da bu hususta bir düzenleme yoktur. SAY. 17m. sigorta poliçelerinin düzenlenmesi ve primlerin tahsilini düzenlemişse de, tahsil edilmeyen primler için bir düzenleme getirmemiştir. Acentenin borçlarına ait TTK m. 112 hükmünde "Acente, müvekkiline ait olan parayı göndermekle veya teslim etmekle yükümlü olup da bunu yapmazsa, yükümlülüğün doğduğu tarihten itibaren faiz ödemek ve gerekirse ayrıca tazminat vermek zorundadır " denilmiştir. Tahsil edilmeyen primlerin akıbeti hususunda TTK m. 112'de de bir açıklık yoktur. Acentenin borçlarına ilişkin genel hüküm olan TTK m. 109/1'e göre Acente, sözleşme uyarınca kendisine bırakılan bölge ve ticaret dalı içinde, müvekkilinin işlerini görmekle ve menfaatlerini korumakla yükümlüdür. Öğretide, bu yükümle acentenin, müvekkilinin yararına olabilecek tüm sözleşmelerin yapılmasına aracılık ya da bunların bizzat yapılması hususunda aktif bir tutum içinde olmasının, gerekli pazar araştırmalarını yapmasının ve gerekli bağlantıları sağlamak konusunda çaba sarf etmesinin öngörüldüğü belirtilmekte ve ifadenin belirsizliği sebebiyle yükümün acentelik faaliyeti ile sınırlı biçimde anlaşılması gerektiği haklı olarak ifade edilmektedir. Acentenin ayrıca ve aksi yazılı oiarak kararlaştırılmadıkça aracılık veya akdettiği işlerin ifası zımnında (örneğin, müşterinin ödeme yükümünün garantisi gibi) bir garanti yükümlülüğü de yoktur.(Arslan KAYA, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Birinci Kitap Ticari İşletme, Yedinci Kısım Acentelik, İstanbul, 2016, s, 109), aynı yazar, ifanın garanti edilmesinin esasen acentelik sözleşmesine yabancı olduğunu da ifade etmiştir. TTK m. 102/1 hükmü uyarınca acente, sözleşmeleri müvekkili adına akdetmektedir. Dolayısıyla sözleşmeden doğan hak ve borçlar müvekkil üzerinde doğar; bu manada alacağı talep hakkı da müvekkile aittir. Şu hâlde, acentenin akdettiği sözleşmeden doğan primi tahsil yetkisi de, esas itibarıyla müvekkile aittir. Çünkü prim alacağının sahibi acente değil, müvekkilidir. Her ne kadar SAY m. 17/2 hükmünde acentelerce düzenlenen poliçeler kapsamında sigortalı tarafından acentelere yapılan ödeme sigorta şirketine yapılmış sayılır denilmekteyse de, söz konusu bu hüküm sadece sigorta ettirene bir imkân sağlamaktadır. Yoksa sigorta ettirenin ayrıca müvekkile ödeme yapmasına da engel bir durum yaratmamaktadır. Somut olayda davacı ile davalı arasında imzalanan acentelik sözleşmesi ile davacıya sigorta sözleşmesi düzenleme ve prim tahsil etme yetkisi verilmiş davacı acente bu yetkisini kullanarak sigorta ettirenlerle sözleşme imzalamış ve prim borçlarına karşılık kambiyo senedi teslim almıştır. TTK 1430/2 maddesi hükmü ilk taksidin peşin ödenmesi kaydıyla sonra ki primler için kambiyo senedi verilebileceğini kabul etmiştir. Bu durumda senet bedelinin tahsil edildiği gün prim ödemesi de yapılmış sayılacaktır. Davacının prim borcuna karşılık aldığı kambiyo senetlerini davalıya teslim ettiği , davalının bu senetlerin uzun vadeler içerdiğini görmesine rağmen davacıyı uyarmadığı, sahip olduğu cayma ve iptal haklarını kullanmadığı, senetleri kayıtlarına aldığı, senetlerin vadesinde ödenmemesi üzerine bu kez senetleri davacıya iade ettiği, davacının senetleri icra takibine konu ettiği, davalının alacağına kavuşması için gerekli hukuki yollara başvurduğu tahsilat olmadığından primleri davalıya intikal ettiremediği ortadadır. Her ne kadar sözleşmenin 15 /2 maddesinde davacının koşulları mevcut ise iptal kaydına almadığı ve /veya şirkete iade etmediği poliçelerin toplam prim tutarından sorumlu olacağına ilişkin düzenleme mevcut ise de davacının davalının menfaatlerini korumak için elinden geleni yaptığı, söz konusu madde de öngörülen koşulların davacı aleyhine oluşmadığı davacının tahsil edilmeyen prim borçlarından sorumlu tutulamayacağı sonucuna varılmıştır. Bir an için davacının ödenmeyen primlerden sorumlu olduğu düşünüldüğünde yani davacının sözleşmeye aykırı davrandığı kabul edildiğinde dahi sözleşmeye aykırılık yanısıra zarar, kusur ve müterafık kusur durumunun değerlendirilmesi gerekmekte olup bu ihtimalde tahsil edilemeyen prim borçları nedeniyle davalının bir zarara uğrayabileceği söylenebilir. Bu durumda da sorumluluğun kimde olduğunun tespiti bakımından tarafların (müterafik) kusur durumunun da değerlendirilmesi gerekir, primleri tahsil etme yetkisinin bir an için acentenin yükümlülüğünde olduğunun kabulü, davalının da böyle bir yetkisinin olmadığı manasına gelmemektedir. Bu nedenle davalı taraf da, tahsil edilemeyen primler nedeniyle oluşan zarardan en az davacı acente kadar sorumlu olacaktır. Yani dava konusu zarar açısından davalının da birlikte (müterafık) kusurunun kabul edilmesi gerekirdi. Yukarıda da belirtildiği üzere mahkememizce davalının dayanak sözleşmenin 15/2 maddesine dayanarak teminat mektuplarını nakde dönüştürmek suretiyle tahsil ettiği tutar içinde yer alan ve son bilirkişi heyeti raporunda 1.082.721,10 TL. olarak hesaplanan davacı tarafça tahsil edilmeyen primler karşılığı alındığı saptanan tutardan davacının sorumlu tutulamayacağı, davalının tahsil ettiği bu tutarı davacıya iade etmesi gerektiği sonucuna varılmış, davacının istirdat talebi bu miktarla sınırlı olarak kısmen kabul edilmiştir.Davacının bir diğer talebi ise yaşadığı sıkıntı ve itibar kaybı karşılığı manevi tazminata hükmedilmesidir. TBK 58 maddesinde düzenlenen manevi tazminata hükmedilebilmesi için; kişilik hakkının hukuka aykırı bir şekilde zarara uğraması gerekir. Kişilik haklarının zarar görmediği hallerde, eylem hukuka aykırı olsa dahi manevi tazminata hükmedilmesi olanaklı değildir. Buna göre olayda manevi tazminat koşullarının bulunmadığı dikkate alınarak bu talep yönünden davacının davasının reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile, ''1-DAVANIN KISMEN KABULÜNE 1.082.721,10 TL'nin davalıdan 22/04/2016 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, Fazla talebin reddine, 2-Davacının manevi tazminat talebinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, istirdat talebinin kısmen kabulüne, manevi tazminat talebimizin reddine karar verildiğini, verilen karar hatalı ve hukuka aykırı olup kararın bu yönüyle kabulünün mümkün olmadığını;Dava dilekçesinde; 30.05.2017 tarihli delil listesi ekinde 55 sayfadan ibaret poliçe kayıtlarının (rejistro) sunulduğunu, davalı tarafından tanzim edilen bu listede yer alan poliçelere ilişkin prim tutarının toplam 2.834.707,23-TL olduğunun dava dilekçesinde açıklandığı ve davalı tarafından da bilindiği gibi, bu poliçelerin sigorta ettirenlerinin ödeme güçlüğüne düştüklerini, prim borçlarına mahsuben 209.387,95 TL, 212.534,93 USD ve 142.658,72 EURO tutarında senet verdiklerini ve bu senetlerin davalıya ödenmeyerek bizzat davalı tarafından protesto edildiklerini;Davalının, haksız yere sigorta ettirenlerin davalıya olan prim borçları için müvekkiline ait teminat mektubunu hiçbir ihtarda bulunmaksızın paraya çevirdiğini, şimdilik sigorta ettirenler aleyhine senede bağlanmış olan ve takip tarihi itibariyle kurdan TL’na çevrilerek icra takibi yapılan 1.441.571,12 TL’lik kısmın huzurda görülen davaya konu edildiğini, dava dışı sigortalılar tarafından bizzat davacıya verilen ancak sigortalıların iflasına bağlı olarak ödemedikleri için müvekkilinin 4.000.000 TL tutarındaki teminat mektubunun haksız olarak paraya çevrilmesi ile müvekkilinden tahsil edilen alacak tutarının 14.08.2015 tarihi itibariyle ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.441.571,12 TL olduğunun ortaya koyulduğunu, nitekim dosya kapsamında alınan ilk bilirkişi raporunda da, davalının müvekkilinden haksız olarak tahsil ettiği 1.441.571,12 TL’nin müvekkiline ödeme borcu altında olduğunun tespit edildiğini;Hükme esasa alınan bilirkişi raporunda da davalının, müvekkiline 1.473.214,88 TL iade borcu altında olduğunun tespit edildiğini, her üç bilirkişi raporunda da bu tutarda alacakları bizzat davalı ve müvekkilinin kayıtlarından tespit edilmişken, hükme esas alınan bilirkişi raporunda “tahsil edilemeyen bu poliçeler nedeniyle davacının davalıdan aldığı komisyon bedelinin de 195.955,32 TL olduğu dolayısıyla davacının talep hakkının 1.082.721,10 TL ile sınırlı olabileceği” gibi dayanağı bulunmayan gerekçelerle başvurunun kısmen kabulüne ilişkin verilen kararın bu yönüyle hatalı olduğunu, zira, bilirkişi raporuyla tespit edildiği gibi, davalının müvekkilinin teminat olarak verdiği 4.000.000 TL tutarlı temibat mektubundan haksız olarak paraya çevirdiği ve kasasına koyduğu tutar 1.473.214,88 TL olup, bu tutardan müvekkilinin ayrıca sanki 195.955,32 TL bir komisyon geliri elde etmiş gibi 195.955,32 TL’nin düşülmesinin hiç bir dayanağı bulunmadığını;Müvekkilinin, davalıdan haksız olarak tahsil ettiği 1.473.214,88 TL’nin tahsilini istediğini ve bu tutardan elde etmediği bir komisyon tutarının düşülmesi de hukuken mümkün olmayıp, bu şekilde alacak tutarından 195.955,32 TL’nin düşülmesinin davalının açıkça sebepsiz zenginleşmesine ve müvekkilinin de sebepsiz olarak fakirleşmesine yol açacağını, sebepsiz zenginleşme hukuken korunamayacağından, istinafa ilişkin talepleri kapsamında, ayrıntılı ve denetime elverişli bulunan son bilirkişi raporuyla belirlenen 1.473.214,88 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ettiklerini;Manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi hatalı olup kararın bu yönüyle de kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, davalının dosya kapsamı ile de sabit olduğu tüm hukuka aykırı fiilleri sebebiyle müvekkilinin büyük maddi ve manevi zarara uğradığını, ticari hayatı ve ticari itibarının ciddi şekilde zedelendiğini, neredeyse iflas etme tehlikesi ile karşı karşıya geldiğini ve nihayetinde davalının bu fiillerine bağlı olarak değerinin çok altında bir gayrimenkulü dahi elinden çıkarmak durumunda kaldığını, bu sebeple, Yerel Mahkeme kararının aksine somut olayda manevi tazminatın şartlarının mevcut olup, kararın bu sebeple de kaldırılmasına ve müvekkilin uğradığı manevi zararın tazmini bakımından manevi tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini;Yine, Yerel Mahkeme kararının hüküm kısmının 8. fıkrasının 2. bendinde; “…. Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen manevi tazminat yönünden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, …” olarak reddedilen 5.000,00 TL manevi tazminat yönünden davalı lehine 9.200,00 TL vekalet ücretine hükmedildiğini, oysaki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin “Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret” başlıklı 13. maddesinde hükmedilen ücretin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceğinin belirtildiğini, reddedilen 5.000,00 TL üzerinden yapılacak vekalet ücreti hesaplamasında, 5.000,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, reddedilen miktarı geçecek şekilde 9.200,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2017/454 Esas 2022/726 Karar sayılı ve 19.10.2022 tarihli kararının, davanın kısmen, manevi tazminat taleplerinin ise tümüyle reddine yönelik kısmının kaldırılmasına, davanın talepleri doğrultusunda tam kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davada savunmalarını ispat için dayandıkları deliller yasal bir sebep olmaksızın kabul edilmemiş olduğundan eksik inceleme sonucu verilen kararın bozulması gerektiğini, dosyaya sunulan delillerden olan ve davanın reddinin gerektiğini ortaya koyan uzman görüşü hiç incelenmeden ve değerlendirilmeden karara varıldığını, Yerel Mahkemenin işbu istinaf başvurusuna konu kararında – hiç değinilmemiş bulunan – dosyaya sunulan Prof Dr. A. ... ve Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen 13/04/2022 tarihli Uzman Görüşü hiçbir şekilde incelenmeden ve değerlendirilmeden hüküm verildiğinin görüldüğünü; TMK m. 1 f. 3 uyarınca “Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.” ve bu hükmün emredici olduğunu, keza “İspat ve Deliller” başlıklı dördüncü kısmının “Uzman Görüşü” başlıklı yedinci bölümündeki HMK m. 293 f. 1 uyarınca; tarafların, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabileceklerini, dosyanın incelenmesi üzerine nesnel ve bilimsel hukuki dayanaklarıyla 17 sayfadan oluşan dosyaya sunulu uzman görüşünün, davanın reddini gerektiren ve Yerel Mahkemenin mutlak surette inceleme ve değerlendirmeye tabi tutarak kararını oluştururken dikkate alması gereken bir delil teşkil ettiğini, HMK m. 293 kapsamında delil niteliğinde olduğunu, anılan uzman görüşünün kararda hiçbir şekilde incelenmeyip değerlendirilmeyip gözardı edilmesi ayrıca “Tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı HMK m. 423 hükmüne aykırılık teşkil ettiği gibi müvekkilinin adil yargılanma hakkı, savunma hakkı gibi Anayasal güvence altındaki temel haklarını da ihlal ettiğini; Somut olay ile buna uygulanacak hukuk kuralları ve sözleşme hükümleri hususlarında nesnel sebeplere binaen bilimsel inceleme ve değerlendirmelere dayalı olup sonucunda “ACENTENİN aracı sıfatıyla ... ve ... grupları bünyesindeki sigorta ettirenler lehine düzenlediği sigorta poliçelerinden kaynaklanan tahsilatı yapılamamış prim alacağının, ... Sigortaya verdiği teminat mektuplarının nakde çevrilmesi yoluyla tahsil edilmiş olmasında hukuka ve kanuna aykırılık bulunmadığı kanısına varılmıştır” (bkz. sh. 17) şeklinde tamamlanan Uzman Görüşünün içeriğinde ortaya konulan sebepler Yerel Mahkeme tarafından gereğince incelenip değerlendirilmiş olsaydı, istinafa konu karara varılamayacağının da ayrıca ortada olduğunu, bu yönüyle bu delilin incelenmemesi ve değerlendirilmemesinin karara etki eden bir durum teşkil ettiğini;Dosyaya sunulu delillerden olan bilirkişi raporları tartışılmadan ve değerlendirilmeden karara varıldığını, kararın gerekçesinde, 31/08/2020 tarihli 1. rapor ile buna itiraz üzerine yeni bir heyetten alınan 07/05/2021 tarihli 2. rapor arasında çelişki olduğundan bahisle ve yine itirazlar üzerine yeni bir heyetten 3. kez inceleme yaptırılarak alınan 31/03/2022 tarihli kök ve 16/08/2022 tarihli ek bilirkişi raporlarıyla ilgili olarak değerlendirmelere yer verildiğinin görüldüğünü, 1.raporda, “davacının cari hesap borcu içindeki 1.441.571,12 TL'lik kısmın dava dışı sigortalı ... ve ... gruplarının prim borcu olduğu”, “davacı acentenin davalının vekili sıfatıyla hareket etmesi nedeniyle kural olarak prim borcundan sorumlu olmadığı”, ancak “uzun vadeli senetler alındığı” ve “poliçe bazında prim takibi yapılmadığı” nedeniyle sorumlu olmakla birlikte “davalının da eylemsizliği ile zararın oluşmasına sebebiyet verdiği ve %70 oranında kusurlu olduğu”ndan bahisle “teminat mektuplarının nakde dönüştürülmesi nedeniyle davacının talep edebileceği tutarın 819.274,62-TL olduğu”; 2. raporda, “davacının TMK 2. maddesinden doğan koruma yükümlülüğü olduğu, davacının acente olarak davalı sigorta şirketinin menfaatlerini de korumakla yükümlü olması nedeniyle sözleşme yapacağı kişileri özenle seçmek ve bunların ödeme gücünü araştırmakla görevli olduğu aksi halde sigorta şirketinin uğrayacağı zararlardan kusursuz olduğunu ispat etmedikçe sorumlu olacağı, davacının borcunun teminat mektubu tutarlarını aşmış olması karşısında davalının teminat mektuplarını haklı olarak nakde dönüştürdüğü”; 3.Raporda, “tarafların ticari defter ve kayıtlarına göre teminat mektuplarının nakde dönüştürüldüğü 20/04/2016 tarihi itibariyle davalının davacıdan 4.080.177,66 TL alacaklı göründüğü, teminat mektubu tutarının mahsubu ile bakiye tutarın 79.360,45 TL olarak davacı tarafça davalıya 04/05/2016 tarihinde banka kanalıyla ödendiği”, “uyuşmazlığın davacı tarafça ... ve ... için düzenlenen poliçelerin tahsil edilemeyen primlerinden davacının sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkin olduğu”, “tahsilatı yapılmayan poliçeler karşılığının 1.278.676,42 TL olarak hesaplandığı, tahsil edilemeyen bu poliçeler nedeniyle davacının davalıdan aldığı komisyon bedelinin de 195.955,32 TL olduğu dolayısıyla davacının talep hakkının 1.082.721,10 TL ile sınırlı olabileceği”, “TTK m. 112/1 gereğince acentenin, müvekkiline ait olan parayı göndermekle veya teslim etmekle yükümlü olup da bunu yapmazsa yükümlülüğün doğduğu tarihten itibaren faiz ödemek ve gerekirse ayrıca tazminat vermek zorunda olduğu”, Bilirkişilerce “her ne kadar taraflar arasındaki sözleşmenin 15/2 maddesinde «ACENTE koşulların varlığı halinde, usulüne uygun olarak iptal kaydına almadığı ve/veya Şirkete iade etmediği poliçe, yenileme ve poliçe eklerinin toplam prim tutarından Şirkete karşı sorumludur» şeklinde Acentenin bundan sorumlu olacağı düzenlenmiş olsa da” denilerek bu durumun (zikredilen TTK m. 1430, 1431, 1452/3 hükümlerine göre) “açıkça hukuka aykırı olduğu”ndan bahisle “sigorta şirketinin ancak prim ödendiğinde bir sigorta güvencesi verip sigortalısına ödeme yaptığını, Acentenin sadece sigortalının ödediği primleri Sigortacıya aktarmakla ve Sigortacının da kazandığı komisyon ücretini Acenteye ödemekle yükümlü olduğunu kambiyo senedi düzenlenen hallerde ancak bunlar tahsil edildiğinde sigortacının sorumluluğunun başlayacağını, aksi takdirde poliçe konusu rizikolardan sorumlu olmayacağını, acentenin müvekkiline bilgi verme yükümlülüğü bulunduğunu, ancak bunun için Sigorta şirketinin bilgi verme yükümlülüğüne uyulmadığı için bir zarara uğradığını iddia ve ispat etmesi gerektiğini, bu durumda kusurlu Acenteden zararı karşılayacak bir tazminat ödemesi talep edebileceğini, davacının 1.082.721,10-TL’nin iadesini isteme hakkının bulunduğu kabul edilmesi gerektiğini” açıkladıkları ve ek raporda da aynı görüşte oldukları hususlarına istinafa konu kararın gerekçesinde esasen yalnızca değinilmekle yetinildiğinin görüldüğünü;Anılan bilirkişi raporlarının içeriği ve vardıkları sonuçlar bakımından, bunlar birer delil oldukları cihetle, bunların somut olayla ilişkilendirilmiş bir şekilde uyuşmazlığa ilişkin yargılamada Yerel Mahkemece incelenip değerlendirildiğine dair bir bulguya başta gerekçe kısmı olmak üzere, istinafa konu kararda hiçbir şekilde rastlanamadığını, üstelik, özellikle de 3 bilirkişi raporundan ilk ikisi – tüm içeriğiyle kabul ettikleri anlamına gelmemek üzere – davacının hem sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiğini, hem bunlarda kusurlu olduğunu hem de bunların sonucunda davalı müvekkili karşısında bunlardan sorumlu olduğuna ilişkin nesnel incelemelere dayalı somut tespitler içeriyor olmasına karşın, bunların mahkemenin kararında hiçbir şekilde değerlendirilmediğinin görüldüğünü;Yerel Mahkemenin hüküm verirken gerekçesinde, davalının Acentelik Sözleşmesinin 15/2 maddesine dayanarak teminat mektuplarını nakde dönüştürerek tahsil ettiği tutar içinde yer alan ve son bilirkişi raporunda 1.082.721,10 TL olarak hesaplanan tahsil edilmeyen primler karşılığı alındığı saptanan tutardan davacının sorumlu tutulamayacağı, davalının tahsil ettiği bu tutarı davacıya iade etmesi gerektiği sonucuna varıldığını, davacının istirdat talebinin bu miktarla sınırlı olarak kısmen kabul edildiğinin ifade edildiğini;Karar gerekçesiyle incelendiğinde, ilk iki bilirkişi raporu arasında çelişki olduğundan bahisle yeni bir heyetten alınan 3. bilirkişi raporunun tartışmasız olarak mutlak bir tarzda karara esas alındığının görüldüğünü, aslında ilk iki bilirkişi raporu her ne kadar gerekçeleri ve sonuçları itibariyle örtüşmese de özellikle davacı acentenin dava konusu tutarlarla ilgili olarak kusurlu ve sorumlu olduğu konusunda birbirini teyit etmekte iken, bunlarla tümüyle çelişen 3. bilirkişi raporunun olduğu gibi karara esas alındığını, oysa her üç bilirkişi raporunun da delil vasfı bakımından birbiriyle eşdeğer ispat vasıtaları olduğunu, buna karşın, kararda, sırf ilk iki rapor arasında bazı çelişkiler olduğundan hareketle, bunların içeriğinde yer alan muteber tespitler dahi tümüyle gözardı edilerek, sanki 3. rapor bunlara üstün bir delil imişcesine, bunun mutlak biçimde karara dayanak alınmasının hukuka ve usule uygun olmadığını;Aslında aynı uyuşmazlığa ilişkin Yerel Mahkeme huzurunda yapılan yargılama sırasında Mahkeme tarafından re'sen seçilen 3 ayrı bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen bilirkişi raporları arasında içerik ve sonuçları itibariyle birbiriyle çelişen 3 farklı bilirkişi raporu olduğunu ve bunlardan hiçbirinin delil vasfı itibariyle başlıbaşına diğerlerine üstün olmadığını, bu noktada dosya kapsamındaki sebepler üzerinde yapıldığı görülen incelemeler ve değerlendirmelere dayalı olarak içerikleri bakımından bunlar arasında tercih edilecek hususlar var ise, bunların kararda tartışılarak hangi gerekçelerle diğerlerine nazaran üstün tutulduğunun açıklanmasının zorunlu olduğunu, Yerel mahkemenin gerekçeli kararında ise davaya konu aynı uyuşmazlığa ilişkin birbirinden farklı 3 ayrı sonuç içeren bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi giderecek bir açıklamada bulunulmadığı gibi hükme esas alınan son bilirkişi raporuna sadece son olarak düzenlenmesi dışında neden üstünlük tanındığına dair bir gerekçe de ortaya konulmamış olmasından dolayı Yerel Mahkemenin kararının aynı zamanda gerekçesiz olduğunu;Dosyaya sunulu 3 farklı bilirkişi raporu birbiriyle farklı tespitler ve sonuçlar içermekte iken, son bilirkişi raporuna karşı itirazları nazara alınmadan ve bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden, bu deliller hiç tartışılmaksızın, özellikle de bunlardan sonuncusunun son rapor olmak dışında neden üstün tutulduğu hakkında hiçbir gerekçeye yer verilmeksizin karara esas alınmasının da ayrıca yine HMK m. 371 f. 1 b. (c) hükmü uyarınca Yerel Mahkemenin kararının – müvekkil aleyhine olan hükümleri itibariyle – bozulmasını gerektiren diğer bir mutlak bozma sebebi olduğunu, zira – tüm içeriklerini kabul ettikleri anlamına gelmeksizin – ilk iki bilirkişi raporu, her biri davada müvekkilin savunmaları lehine tespitler de içeren deliller olmasına karşın, yasal bir sebep olmaksızın kabul edilmediğini, tümüyle gözardı edildiğini; Davada hem hukuk kuralları ve taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulandığını, hem de ayrıca karara etki eden yargılama hatası ve eksiklikleri olduğundan Yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, Yerel Mahkemece incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekirken gözardı edilmiş olması nedeniyle bozma sebebi oluşturduğu yönleriyle dosyaya sunulu Uzman Görüşü kapsamında, somut olaya uygulanması gereken ilgili mevzuat ve sözleşme hükümlerinin isabetle tespit edildiğini, buna göre anılan Uzman Görüşünde de saptandığı gibi, bilindiği üzere: Bir sigorta aracısı olan sigorta acentesinin, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 2/m maddesinde ifade edildiği üzere aynı zamanda “sözleşmenin uygulanması ile tazminatın ödenmesinde yardımcı olan kişi" olduğunu;Sigorta Acenteleri Yönetmeliği’nin 10/1 ve 11/1 maddelerinde sözleşme yapma ve prim tahsil etme yetkilerinin ayrı yetkiler olarak ifade edildiğini, 12/2. maddesinde de “sigorta şirketlerince yetkilendirilmemiş acentelerin prim tahsilatı yapamayacağı”nın öngörülmüş olması bakımından, somut olayda acentenin prim tahsil yetkisinin acentelik sözleşmesinin 14. ve 15. maddelerinde düzenlendiğini, söz konusu hükümlerden açıkça anlaşılacağı üzere somut olayda acente, sigorta aracısı sıfatıyla sigorta sözleşmesi yapmaya yetkili kılındığı gibi prim tahsil etmek hususunda da ayrıca yetkilendirildiğini, bu hükümlerle primlerin tahsili konusunda sadece yetkilendirilmediğini, anılan hükümlerin aynı zamanda acentenin primlerin tahsili konusunda işgörme borcu üstlendiğini ortaya koyduğunu, bu hususun Yerel Mahkemenin kararında tümüyle gözardı edildiğini, bu nokta itibariyle, dosyaya sunulu olmasına rağmen Yerel Mahkemece incelenmemiş Uzman Görüşü kapsamında açıklanan şu hususların özellikle dikkate alınması gerektiğini:“ACENTENİN poliçenin süresini aşan bir vade taşıyan senet kabul etmesi mevzuata aykırıdır. Sigorta Şirketleri ve Reasürans Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esaslarına İlişkin Yönetmelik m.24 bunu yasaklamaktadır. “Sigorta primlerinin tahsili” başlıklı söz konusu hüküm şöyledir: “MADDE 24 – (1) Sözleşme süresi sona ermeden primin tamamının tahsil edilmesi kaydıyla, prim tahsiline ilişkin usul ve esaslar taraflarca belirlenir. Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.” Görüldüğü gibi bir sigorta sözleşmesinde prim borcu için erteleme veya taksitlendirme yapılacaksa, bunların sigorta süresini aşmayacak biçimde yapılması zorunludur”"Yukarıdaki tespit ve açıklamalara göre somut olayda ileri tarihli senet uygulamasının sigortacılık mevzuatına ve taraflar arasındaki acentelik sözleşmesine aykırı olması ve ayrıca 2005’den 2013 tarihine kadar uzanan düzenlenme tarihleri içeren sigorta poliçeleri ile ... ve ... gruplarına ait çeşitli vade tarihlerini (20.08.2011/30.05.2014) taşıyan senetler arasında bireysel poliçe temelinde bir ilişki kurulamaması karşısında, bahsi geçen senetlerin belirli sigorta ettirenlere ait poliçelerin prim borçları için verilmiş olmadıkları, ACENTENİN açık cari hesabına mahsuben ... Sigortaya tevdi edildikleri ve tahsil edilmeyince ACENTEYE iade edildikleri anlaşılmaktadır.”"…poliçelerin süresini aşan vade tarihleri içeren senetler kabul etmesi her şeyden önce ... Sigorta ile arasındaki vekalet ilişkisinin ihlali anlamına gelir. İleri tarihli senet uygulaması, sigortacı (olayda sigortacıyı temsilen hareket eden ACENTE) tarafından sigorta korumasının hiç prim ödenmeden başlatılmasına razı olunduğu anlamına gelir. Bu durumda zaten TTK m.1434/2 ve 1417/2’den kaynaklanan hakların sigorta ettirenlere karşı kullanılması mümkün değildir. Senetlerin vadesi geldiğinde tahsilatın yapılamaması halinde ise, sigortacılık mevzuatına ve acentelik ilişkisinden kaynaklanan vekalete aykırı davranmış olması nedeniyle ACENTE’nin, sigorta primlerinden sorumlu olması hukukun gereğidir. Kaldı ki söz konusu sigorta ettirenlerin prim ödeme durumları hakkında bilgi sahibi olan taraf, onlarla sigorta sözleşmesi akdeden ve prim tahsiline de yetkili olan ACENTEDİR. Eğer ... ve ... grupları bünyesindeki sigorta ettirenler sigorta sözleşmelerinin kurulduğu sırada TTK m.1417/2 de belirtildiği şekilde primleri ödeyemez durumda idiyseler, ACENTENİN bu kişilerden ilgili sigorta poliçelerinin bitiş süresinden çok ileri bir tarihi taşıyan senetleri kabul etmemesi; derhal poliçeleri iptal etmesi ve ... Sigortaya da bildirmesi gerekirdi.”" Burada sigorta sözleşmesinde prim borçlusu olan sigorta ettirenin yerine ikinci bir borçlu yaratılıyor değildir. Prim borçlusu sigorta ettirendir. Ancak sigorta ettiren prim borcunu ödemediği takdirde, Kanunun prim ödenmemesi üzerine sigortacıya tanıdığı hakların kullanılabilmesi için ya prim ödenmediği bilgisinin en kısa zamanda sigortacıya aktarılması ya da acentelik sözleşmesi uyarınca ACENTE tarafından iptal işleminin yapılması gerekir. Aksi halde primi ödenmeyen sigorta sözleşmesi yürürlükte kalacağından ... Sigorta hiç prim ödenmediği halde sigorta koruması sağlamış olacak, hatta rizikonun gerçekleşmesine bağlı olarak tazminat dahi ödemek zorunda kalabilecektir.”"Koşulları gerçekleştiği halde sigorta poliçesini iptal etme ya da iptalinin sağlanması için ... Sigortaya bildirimde bulunmakla yükümlü olan ACENTENİN bundan kaçınması ... Sigortanın karşılıksız sigorta koruması sağlamasına yol açtığından acentelik sözleşmesinin ihlalini teşkil eder. İleride ödenmeyen poliçe primlerinden sorumlu tutulmamak için acentelik sözleşmesinde öngörülen usul ve esaslara uygun hareket etme imkanına sahip olduğu ve aynı zamanda böyle davranmakla yükümlü de olduğu halde buna aykırı davranan ACENTENİN acentelik sözleşmesinin 15/2 maddesi uyarınca sigorta priminden sorumlu tutulmasında hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Acentelik sözleşmesinin 15/2 maddesi uyarınca sigorta priminden DAVALI ... Sigorta’ya karşı sorumlu olan ACENTENİN, bu sorumluluğunu yerine getirdikten sonra (sigorta teminatından yararlanmış bulunan) prim borçlusu sigorta ettirene rücu hakkının bulunacağı ise şüphesizdir.”Uzman Görüşü kapsamında, somut olayla ilgili uygulanması gereken hükümler böylece izah edilmiş olmasına karşın, Yerel Mahkeme ise, kararında, bu hususları hiç tartışmadığı ve değerlendirmediği gibi, peşin bir hükümle 3. bilirkişi raporunu aynen kabulle iktifa ederken: bir yandan acentenin borçlarına ilişkin genel hüküm olan TTK m. 109/1’e göre acentenin, sözleşme uyarınca müvekkilinin işlerini görmekle ve menfaatlerini korumakla yükümlü olduğunu zikredip, diğer yandan “davalının söz konusu senetlerin uzun vadeler içerdiğini görmesine rağmen davacıyı uyarmadığı, sahip olduğu cayma ve iptal haklarını kullanmadığı” kabilinden, bir de sanki müvekkili, vekilin işini görüyormuş gibi, hukuken izahı mümkün olmayan sorumlulukların davalı tarafa isnad edildiğinin anlaşıldığını;Esasen ne davanın tarafları arasında ne de mahkeme kararında, somut olaydaki acentelik sözleşmesinin ve hükümlerinin geçerliliği konusunda bir tartışma olmadığını, özellikle de dava konusu acentelik sözleşmesinin 14. ve 15. maddelerinin geçersiz olduğu türünden herhangi bir tespite ve bunun dayanaklarıyla açıklanmasına istinafa konu kararda rastlanamadığını, aksine bu hükümlere geçerli sözleşme ilişkisi olarak atıfta bulunulduğunu, buna rağmen Yerel Mahkemenin kararında, anılan sözleşme hükümlerinin taraflar arasındaki ilişkiye ısrarla uygulanmadığının görüldüğünü, diğer yandan davada ihtilafsız olduğu cihetle, davacının taraflar arasındaki cari hesap mutabakatına 12 yıllık sürede itiraz etmemiş olmasının da kararda dikkate alınmadığının anlaşıldığını;Yerel mahkemenin kararında hukuku ve taraflar arasındaki sözleşmeyi yanlış uygulamış olduğu hususlarını şöyle özetleyebileceklerini: davacı acentenin davalı sigortacı ile arasındaki sözleşme ilişkisinde sigorta ettirenlerden prim alacaklarını tahsili konusunda yalnızca yetkili değil, aynı zamanda vekaleten işgörmekle borçlu olduğunu, dosya kapsamındaki delillerden, özellikle de ayrıca Uzman Görüşü ve Bilirkişi Raporlarından da görülebildiği üzere acentenin vekil olarak üstlendiği işi özen ve sadakatle görme borçlarını gereği gibi ifa etmediğini ve en başta bu sebeple kendi asli edim yükümlülüklerini yerine getirmemiş olmasından ötürü davalı müvekkilinin zararlarının tazmininden sorumlu olduğunu;Davacı acentenin acentelik sözleşmesindeki primleri tahsil hakkındaki yükümlülüklerini gereği gibi ifa etmemiş olmasından dolayı sorumluluğu bulunduğu gibi, bunların ihlali halinde sigorta ettirenlerin prim borçlarından sorumlu olduğu yönünde ayrıca bir taahhüdü de bulunduğunu, bu taahhütün – her durumda ayrıca üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğinde – sigorta ettirenlerin prim borçlarının ifası yönünde sigortacının prim alacaklarının garanti edilmesi olduğunu, davacı, acentelik ilişkisinde vekil olarak kendisinin borca aykırı davranışlarından sorumlu olduğu gibi, bunun yanı sıra – üçüncü kişiler olarak fiillerini taahhüt ettiği – sigorta ettirenlerin prim borçlarından sorumlu olduğunu, tazmin yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde nakde çevrilmek üzere davalı müvekkiline banka teminat mektubu temin ettiğini; Somut olayda dosyadan da anlaşılacağı üzere davacının hem acente olarak vekaleten üstlendiği işlerde başta özen ve sadakatle işgörme borcunu ihlalden sorumluluğu hem de tahsil etmediği prim borçlarına ilişkin garanti taahhüdünü yerine getirmemesi sonucunda banka teminat mektubunun nakde çevrildiğini, izah olunan sebeplerle, dava konusu olayda, müvekkilinin banka teminat mektubunu paraya çevirmesi – fazlaya ilişkin diğer hakları saklı kalmak üzere – davacı acentenin hem acentelik sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ifa etmemesi nedeniyle, hem de sigorta ettirenlerin prim borçlarını bu anlamda garanti ettiği taahhütlerini yerine getirmemesi nedeniyle geçerli sebeplere dayalı haklı bir işlem olduğunu; Uyuşmazlık konusu somut olayla ilgili olarak davacı acentenin banka teminat mektubu gibi garanti niteliğinde bağımsız/soyut bir şahsi teminat vermiş olmasına karşın, bunun konusunu oluşturan prim borçlarından sorumlu olmadığını ileri sürmesinin çelişkili davranma yasağına aykırılık ile TMK m. 2 uyarınca dürüstlük kuralının ihlalini teşkil ettiğini, itiraz konusu olduğu kadar bunu resen uygulamamış olması nedeniyle Yerel mahkeme kararının bu nedenle de bozulması gerektiğini;Ayrıca, Yerel mahkemenin kararının gerekçesinde dayandığı yegane bilimsel unsur olarak atıfta bulunduğu eserdeki açıklamaların, asılında kararın hükmüyle tam tersi sonuca varılmasını, dolayısıyla, davanın tümüyle reddini gerektiren yönde sebepleri ortaya koyduğunu: Yerel Mahkemenin istinafa konu kararında, acentenin ayrıca ve aksi yazılı olarak kararlaştırılmadıkça aracılık veya akdettiği işlerin ifası zımnında (örneğin, müşterinin ödeme yükümünün garantisi gibi) bir garanti yükümlülüğünün olmadığının ifade edildiğini ve devamında da bu hususta atıf yapıldığı görülen eserin yazarının “ifanın garanti edilmesinin esasen acentelik sözleşmesine yabancı olduğunu da ifade ettiği” yönünde açıklamalara yer verildiğini, ancak bu açıklamanın anılan eserde (bkz. Arslan KAYA, Türk Ticaret Kanunu Şerhi , Birinci Kitap Ticari İşletme, Yedinci Kısım Acentelik, İstanbul 2016, sh. 109) anlatılan bilimsel konunun anlamını ifade etmediği gibi, tam tersi anlamına varan açık bir yanlışlık oluşturduğunu, şöyle ki, karar gerekçesinde esas alınan anılan eserde yer alan ilgili kısımlar - Yerel Mahkeme kararının aksine - acentenin, yasadaki acentelik sözleşmesinin ötesinde taahhütlerde bulunarak sigorta ettirenlerin prim borçlarını ifasını garanti etmesinin hukuken caiz/mümkün olduğu yönünde olduğunu, o kadar ki, Yerel Mahkeme kararında ifade edilenin tam aksine, acentenin sözleşmeyle sigorta ettirenlerin prim borçlarını tekeffül edemeyeceği yönünde hiçbir açıklama bulunmadığını (ki bu durumun ilgili diğer bilimsel eserlerde de aynı yönde olduğunu), bu yönüyle Yerel Mahkeme kararında başvurduğu bilimsel eserde işaret edilen hükümler ile değerlendirmelerin tam tersi biçimde somut olaya yanlış uygulandığını, bu durumun karara etki eden yargılama hatası olarak ayrıca istinaf sebebi oluşturduğunu;Yargılamaya konu davada taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacı acentenin aracı sıfatıyla ... ve ... grupları bünyesinde bulunan gerçek ve tüzel kişiler ile akdettiği sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan primlerin tutarlarından davalı ... Sigorta A.Ş.'ye karşı Acentelik Sözleşmesinin 15/2 maddesi uyarınca sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında olduğunu, davaya konu uyuşmazlığa ilişkin olarak Prof.Dr. A. ... ve Prof.Dr. ... tarafından dava dosyasındaki tüm belge ve bilgiler incelenmek suretiyle düzenlenen 13.04.2022 tarihli Uzman Raporunda; Acentelik Sözleşmesinin 15/2 maddesi'nin TTK, SK. ve sair sigorta mevzuatına aykırı bir yönü bulunmadığı ve somut uyuşmazlıkta teminat mektuplarının nakde dönüştürülmesinde hukuka ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde ortaya konulduğunu, anılan uzman raporunun davadaki savunmaların haklı olduğunu ortaya koyan ve yargılama sırasında ikinci olarak alınan 07.05.2021 tarihli bilirkişi raporu ile birebir örtüştüğünü, birbiri ile örtüşen sigorta uzmanlarının düzenlediği anılan raporlar nazara alınarak usul ve yasaya aykırı Yerel Mahkeme hükmünün kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini beyanla İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19.10.2022 tarih ve 2017/454 E. 2022/726 K. Sayılı " Davanın kısmen kabulüne " dair kararının, usul ve yasaya aykırı olmasından dolayı yapılacak istinaf incelemesi sonucunda kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacı tarafından, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesi kapsamında davalıya verilen, davalı tarafından da açık hesap alacağının tahsili için nakde çevrilen teminat mektubu bedelleri içerisinde yer alan ve davacı tarafından sigortalılardan tahsil edilemediği için sorumlu tutulmaması gereken bedeller olduğu iddia edilen 1.441.571,12 TL'nin istirdadı ile davalının teminat mektuplarını nakde çevirmesi sebebiyle davacının iflas aşamasına geldiği, ticari itibarının zedelendiğinden bahisle manevi tazminat talebine ilişkindir.Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davacının istirdat talebinin kısmen kabulüne, manevi tazminat talebinin ise reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Taraflar arasındaki ticari ilişki, 21/05/2004 tarihli Acentelik Sözleşmesi ile başlamış olup, sözleşmenin 2. maddesi ile davacı, vekaletnamede belirtilen sigorta dallarında sözleşmelere aracılık etmeyi, yani davalının acentesi olarak faaliyette bulunmayı üstlenmiştir. Sözleşmenin 14. maddesi ile davacıya, aracılık ettiği sigorta sözleşmelerinden doğan primleri tahsil etme yetkisi verilmiş, aynı maddede sigorta priminin peşin olarak tahsil edileceği, taksitli prim tahsilatının ancak davalı tarafından öngörülen koşullarda yapılacağı açıklanmış, sözleşmenin 15. maddesinde, davacının gerek kendisi tarafından, gerekse davalı sigorta şirketi tarafından düzenlenen sigorta poliçeleri üzerinde yazan bedelleri, mevzuat hükümleri ile davalının emir ve talimatları doğrultusunda tahsil edeceği ve davalıya intikal ettireceği, davacı acentenin, koşulların varlığı halinde, usulüne uygun olarak iptal kaydına almadığı ve/veya şirkete iade etmediği poliçe, yenileme ve poliçe eklerinin toplam prim tutarından davalı sigorta şirketine karşı sorumlu olduğu, 6. maddesi ile de, davalı sigorta şirketinin, davacı tarafından acentelik sözleşmesinin uygulanması veya feshi sonucunda doğabilecek yükümlülüklerini karşılamak amacı ile verilmiş olan teminatları, davacı acentenin sözleşme hükümlerine aykırı davranması halinde nakde çevirebileceği kabul edilmiştir. Davacı tarafından davalıya verilen 13 adet teminat mektubu 20/04/2016 tarihinde nakde çevrilmiş, tahsil edilen 4.000.000 TL davacının açık hesaptaki borcundan mahsup edilmiştir. Davacı tarafından da bu dava ile, davacının nakde çevirerek tahsil ettiği teminat mektubu bedelleri içerisinde, ... ve ... isimli grup şirketleri ile bu şirketler içerisinde yer alan kişiler adına düzenlenen poliçelerin tahsil edilemeyen 1.441.571,12 TL prim borcunun bulunduğu, söz konusu prim borçları için sigortalılardan alınan 17 adet senedin ciro edilerek davacıya teslim edildiği, davacı tarafından ciro edilerek tahsil için bankaya verildiği, tahsilatın sağlanamaması üzerine ise senetlerin protesto çekilerek iade edildiği, senet bedellerinin tahsili için kendisi tarafından hukuki yollara başvurulduğu, davalıya karşı, sigortalıdan tahsil edemediği sigorta primlerinden sorumluluğunun bulunmadığı, ayrıca davalı tarafından anılan şirketlerin borçları yönünden özek bir uygulama yapılacağının kabul edildiği, söz konusu bedelin kendisinden haksız olarak tahsil edildiği iddia edilerek istirdadının talep edildiği, davalının ise, taraflar arasındaki ticari ilişkide poliçe bazında ödeme yapılması şeklinde bir uygulama olmadığı, ticari ilişkinin cari hesap şeklinde işlediği, söz konusu senetlerin davacı tarafından cari hesaptaki borcuna karşılık verildiği, bu senetlerin herhangi bir poliçe ile ilişkilendirilmediği, davacı ile aralarında tahsil edilen bedelden fazla alacaklı olduklarına dair hesap mutabakatı bulunduğu, davacının gerek sözleşmedeki yükümlülüklerine aykırı davranması nedeniyle uğranılan zarardan, gerekse sözleşmenin 15/2. maddesinde verdiği garanti taahhüdü nedeniyle sigortalılardan tahsil edilemeyen bedellerden sorumlu olduğunu savunduğu anlaşılmıştır.Dosya kapsamından; gerek taraflar arasındaki ilişkinin, gerekse davacı ile dava dışı sigortalılar arasındaki ilişkinin açık hesap şeklinde yürütüldüğü, davalının teminat mektuplarını nakde çevirdiği tarihte açık hesaptan dolayı davacıdan 4.080.177,66 TL alacaklı olduğu, davacının 01/02/2016 tarihi itibariyle davalının 4.279.993 TL alacaklı olduğu konusunda mutabık olduğu, bu dava ile de davalının nakde çevirdiği tüm meblağ yönünden istirdat talep etmediği, dolayısıyla davacının, taraflar arasındaki sözleşme ile üstlendiği, tahsil ettiği primleri davacıya nakletmeyerek sözleşmeye aykırı davrandığı ve davalının teminat mektuplarını paraya çevirmesinde acentelik sözleşmesine aykırılık bulunmadığı, öte yandan nakde çevrilen bedel içerisinde, dava dışı ... ve ... isimli grup şirketleri ile bu şirketlere dahil kişiler tarafından davacı adına düzenlenmiş ve davacı tarafından ciro edilerek davalıya verilmiş, davalı tarafından tahsil edilememeleri sebebiyle iade edilerek davacının hesabına borç olarak kaydedilmiş toplam 1.441.571,12 TL TL senet bedelinin de bulunduğu sabittir. Davacı taraf, kendisinin ancak tahsil ettiği prim bedellerini davalıya ödemekle yükümlü olduğunu, davalının acentelik sözleşmesinin emredici kanun hükümlerine aykırı 15/2. maddesine dayanarak, tahsil etmediği primleri de kendisinden talep edemeyeceğini iddia etmiştir.Sigorta acenteleri, Sigortacılık Kanunu'nun 2/m maddesinde; ...sigorta şirketlerinin nam ve hesabına sigorta sözleşmelerine aracılık etmeyi veya bunları sigorta şirketleri adına yapmayı meslek edinen, sözleşmenin akdinden önce hazırlık çalışmalarını yürüten ve sözleşmenin uygulanması ile tazminatın ödenmesinde yardımcı olan kişi olarak tanımlanmıştır. Sigorta Acenteliği Yönetmeliği'nin 14. maddesi uyarınca acentelik yetkisi sigorta şirketlerince hususi bir vekaletnameyle verilir. Aynı Yönetmeliğin 17/1. maddesinde, sigorta sözleşmesi akdetme ve/veya prim tahsil etme yetkisinin sigorta şirketlerine ait olduğu, bu yetkinin acentelik vekaletnamesinde belirtilmek koşulu ile sigorta acentelerine devredilebileceği kabul edilmiştir. Sigortacılık Kanunu'nun 23/18. maddesi uyarınca TTK'nın acentelere ilişkin hükümleri sigorta acenteleri hakkında da uygulanır. TTK'nın acentelere ilişkin hükümleri 102 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. TTK'nın 107/1. maddesi ile, acentenin özel bir yetki almadan, müvekkili adına sözleşme yapmaya yetkili olmadığı, "Acentenin Borçları" başlıklı 109. maddesinin birinci fıkrası ile, acentenin, müvekkilinin işlerini görmekle ve menfaatlerini korumakla yükümlü olduğu, 112. maddesi ile, acentenin, müvekkiline ait olan parayı göndermekle veya teslim etmekle yükümlü olup da, bunu yapmaması halinde yükümlülüğün doğduğu tarihten itibaren faiz ödemek ve gerekirse ayrıca tazminat vermek zorunda olduğu, 120. maddesinde ise müvekkilin acenteye karşı olan yükümlülükleri düzenlenmiş ve maddenin ikinci fıkrasında, bu maddeye aykırı şartların, acentenin aleyhine olduğu ölçüde geçersiz olduğu, son olarak 123. maddesi ile de rekabet yasağına ilişkin hükümler getirilerek, bu maddeye aykırı şartların acentenin aleyhine olduğu ölçüde geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Sigortacı ile sigorta ettiren arasındaki ilişkiye dair düzenlemeler bağlamında TTK'nın 1430. maddesi ile, prim ödeme borcunun sigorta ettirene ait olduğu, aksine anlaşma yok ise sigorta priminin peşin ve nakden ödeneceği, ilk taksitin nakden ödenmesi şartı ile sonraki primler için kambiyo senedi verilebileceği, bu halde ödemenin kambiyo senedinin tahsili ile gerçekleşeceği, 1434. maddesinde ise primin ödenmemesi halinde sigortacının sözleşmeden cayabileceği, sözleşmeyi feshedebileceği düzenlenmiştir.Yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; davacı tarafından istirdadı istenen bedele esas olan senetlerin, hangi sigorta poliçeleri için alındığı belirsiz olup, ... ve ... şirketleri lehine düzenlenen ve primlerinin tahsil edilmediği beyan edilen sigorta poliçelerine ilişkin listelerin dosyaya ibraz edildiği, son alınan bilirkişi heyet raporunda bu sözleşmelerin 2005 ila 2013 yılları arasında akdedildiği, davacının anılan şirket grupları ve bu şirketlere dahil olan kişilerden tahsil edemediği primlere karşılık toplu ödeme babında senet aldığı, poliçe bazında senet almadığı, aldığı bu senetleri de yine poliçe bazında olmaksızın, davalı nezdinde açık hesap şeklinde işleyen borcuna mahsuben davalıya verdiği, davalı tarafından bir kısım senetlerin tahsil edildiği, tahsil edilmeyenlerin ise iade edildiği, iade edilen senetlerin vadelerinin 2013-2014 yıllarında olduğu, davalı tarafından davacıya gönderilen 25/07/2013 tarihli yazıda; davacı tarafından tevdi edilen ödeme evraklarının tahsil kabiliyetinin negatif sonuç verdiği, ... Holding ve ... Grubu'na ait ödeme evraklarının şirketlerine tevdi edilmemesi konusunda karar alındığı ve senetlerin davacıya iade edileceğinin bildirildiği, ne bu tarihten önce ne de bu tarihten itibaren davacı tarafından davalıya, adı geçen sigortalılardan primlerin tahsil edilemediği, bu nedenle sigorta poliçelerinin iptale alınması gerektiği yönünde bir bildirim yapılmadığı, 14/08/2015 tarihli yazı ile ise davalıya; anılan sigortalılara ait prim borçlarının tahsil edilememesi nedeniyle haklarında icra takiplerinin başlatıldığı, ihtiyati haciz kararlarının alındığı, prim borçlarının bu şekilde tahsil edilmeye çalışıldığı, tahsil edilemeyen ve icra takibine konu edilen toplam 1.441.571,22 TL yönünden davalı, şirketlerini borçlandırmış ise de, bu sigortalılara ilişkin cari hesabın taraflar arasındaki cari hesap toplamından düşülerek ayrı bir hesap olarak tutulması gerektiği, kendileri tarafından yapılan takipler neticesinde herhangi bir tahsilat yapılması halinde, bu meblağın davalıya aktarılacağı, sigortalılardan tahsilat yapılamaması halinde ise herhangi bir sorumluluklarının bulunmadığının bildirildiği, davalı tarafından verilen 21/08/2015 tarihli cevapta; kendilerine 2005 ila 2013 yılları arasında yapılmış ... ve ... Şirketlerine ait sigorta poliçelerden prim tahsil edilemediğine dair bir bildirim yapılmadığı ve poliçe iptalinin talep edilmediği, senetlerin taraflarına cari hesap borcu için verildiği, prim borçlarına istinaden verilmediği, senetlerin vadelerinde ödenmemeleri nedeniyle iade edildikleri ve davacının hesabına borç kaydedildikleri, cari hesap ilişkisinin bu şekilde devam ettiği, davacı tarafından sigortalılardan prim bedellerinin tahsil edilip edilmemesinin taraflar arasındaki cari hesap ilişkisini etkileyemeyeceğinin bildirildiği, davacı tarafından senetlerin 2014 yılında icra takibine konu edildikleri, buna göre davacı tarafından hangi poliçe nedeniyle alındığı açık bir şekilde ortaya konularak davalıya poliçe ile bağlantılı olarak verilmeyen senetlerin, devam eden açık hesap ilişkisindeki borca mahsuben verildiğinin kabul edileceği, böyle bir ilişkide davacının, primi tahsil edilmemiş poliçeler için toplu ödeme şeklinde senet aldığı ve davalı tarafın 2013 yılında borca mahsuben aldığı senetleri iade etmesine rağmen, 2015 yılındaki talebinden önce primlerin tahsil edilemediğini ve poliçelerin iptal edilmesi gerektiğini davalıya bildirmediği, davalının senetlerin hangi poliçeler için verildiğini tespit ederek bu poliçelerin iptalini sağlamasının da mümkün olmadığı, az yukarıda açıklandığı üzere davacı acentenin, müvekkilinin menfaatlerini koruma yükümlülüğüne aykırı davrandığı, sözleşme ile primlerin peşin olarak tahsil edileceği ve taksitli tahsilatların ancak davalının öngördüğü koşullarla yapılabileceği kabul edilmiş olmasına rağmen, davalının kendisine adı geçen sigortalılardan tahsil edilemeyen primler için toplu olarak ve uzun vadeli senetler alınması konusunda bir talimat verdiğini ispat edemediği, her ne kadar davacının acente olarak yükümlülüğü, tahsil ettiği primleri davalı sigorta şirketine aktarmak ise de, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin 15/2. maddesi ile davacı acentenin, koşulların varlığı halinde, usulüne uygun olarak iptal kaydına almadığı ve/veya şirkete iade etmediği poliçe bedellerinden sorumlu olduğunun kabul edildiği, tacir olan taraflar arasında kabul edilen bu sözleşme hükmünün geçerli olduğu, açıklanan mevzuat hükümleri içerisinde davacı acentenin böyle bir yükümlük altına girmesine engel emredici bir yasal düzenlemenin bulunmadığı, davacı acentenin söz konusu sözleşme maddesi ile üstlendiği sorumluluk kapsamında, primleri tahsil edilmeyen poliçelerin iptalini sağlamadığı ve dolayısıyla davalıya karşı ödenmeyen primlerden dolayı oluşan ve mutabık olduğunu bildirdiği bakiye açık hesap alacağı içerisinde yer alan borçtan sorumluluğunun bulunduğu, tüm bu sebeplerle Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken istirdat talebinin kısmen kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğu anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulması ve verilen kararın mahiyetine göre davacının istinaf başvurusu konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/10/2022 tarih, 2017/454 Esas ve 2022/726 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, -Davanın REDDİNE,2-Davacının istinaf başvurusu konusuz kaldığından KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harcın dava açılırken peşin olarak yatırılan 24.703,82 TL harçtan mahsubu ile bakiye 24.088,42 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafından sarf edilen 87,30 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davalı taraf yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 220.520 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı tarafa verilmesine, 7-Artan gider avansı olması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, İSTİNAF YÖNÜNDEN: 8-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,9-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine, 10-Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 80,70 TL'nin mahsubu ile kalan 534,70 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 11-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 121,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam: 341,70 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 12-Artan gider avansı olması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 20/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.