T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1568 - 2025/1806 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1568 KARAR NO : 2025/1806 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 26/05/2023 NUMARASI : 2022/359 E. - 2023/272 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1568 - 2025/1806 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1568 KARAR NO : 2025/1806 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 26/05/2023 NUMARASI : 2022/359 E. - 2023/272 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26/05/2023 tarih ve 2022/359 E. - 2023/272 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin 1992 yılında sağlık sektöründe hizmet vermeye başladığını, 2004 yılında hastanelerinin ismini “... ...” olarak değiştirdiğini, bu tarihten itibaren “...” markasını sağlık sektöründe kesintisiz olarak kullandığını, davacının ... nezdinde tescilli onlarca “...” ibareli markasının bulunduğunu, davalının, 2020/122057 sayılı “...” ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, halbuki taraf markalarının birbirlerine görsel, işitsel ve kavramsal açılardan çok yakın derecede benzediğini, taraf markalarının başlangıç kısımlarının birebir aynı olduğunu, ortalama tüketicilerin dilbilgisi kuralları gereği markaların başlangıç kısımlarına daha fazla dikkat ettiğini, dava konusu edilen markada geçen “sağlık merkezi” kelime öbeğinin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunmadığını, ayrıca davacının sağlık sektöründe faaliyet gösterdiği göz önüne alındığında dava konusu edilen markada geçen bu kelime öbeğinin dahi taraf markaları arasındaki karıştırılma ihtimalini arttırdığını, taraf markalarının kapsamına giren mal ve hizmetlerin aynı sektöre ve faaliyet alanına ilişkin olduğunu, bu yüzden de markaların karıştırılma ihtimalinin yüksek bulunduğunu, davacının “...” esas unsurlu seri markalarının tanınmışlık vasfını haiz olduğunu, davacının “...” ibaresi üzerinde öncelikli ve üstün hak sahibi olduğu yönünde mahkeme ve Yargıtay kararlarının bulunduğunu, ayrıca her ne kadar dava konusu edilen YİDK kararında taraf markalarında geçen “medic/medical” ibarelerinin markasal hüviyette ayırt ediciliklerinin düşüklüğünden bahsedilmişse de davacının “...” esas unsurlu markasının ayırt ediciliğinin yüksek olduğuna dair verilmiş Yargıtay kararlarının olduğunu, davalının marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığını ileri sürerek, YİDK’in 2022-M-11425 sayılı kararının iptaline ve dava konusu markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunmadığını, somut olayda davacının SMK'nın 6/3,4,5 ve 6/9 maddelerine dayalı iddialarının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, taraf markalarının bir takım ortak harfler içermeleri dışında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan tamamen farklı olduklarını, başvurunun kötü niyetli olduğunun da ispat edilemediğini, zira karıştırılma tehlikesi ve tanınmışlık iddiasının ileri sürülmesinin kötü niyetin ispatı için yeterli olmadığını, müvekkilinin dava konusu markayı "... ..." şeklinde kullandığını, bu plazanın içinde fitness/spor salonları, diyetisyen ofisi, galeri, emlak ofisi gibi birden fazla alana hizmet veren salonlar, ofisler bulunduğunu ve hastane hizmeti verilmediğini, yani taraf markalarının farklı sektörlerde kullanıldığını, ayrıca davacının hastanelerinin bulunduğu ilçelerde davalının bir faaliyetinin bulunmadığını, kaldı ki dava konusu edilen markadaki ayırt edici ve baskın unsurun “...” ibaresi olduğunu, işitsel ve görsel açılardan bu kelimenin dikkat çektiğini, davacının somut uyuşmazlıkta SMK m.6/4 ve m.6/5 hükümlerinin uygulanması gerektiği hususunu da ispat edemediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının hem davasına hem de itirazlarına mesnet aldığı muhtelif markaları yönünden, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenen tüm mal ve hizmetler açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, taraf markalarında esas unsur olarak kullanılmış olan “...”, “...” unsurlarının, başlangıç seslerini oluşturan ibarelerin ortak olmasından hareketle benzer olduğu, taraf markalarında kullanılmış ve markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan diğer kelime unsurlarının varlığının, markaların genel kompozisyonunu ve tüketici zihninde uyandırdığı algıyı daha da yakınlaştırdığı, taraf markalarında kullanılmış olan basit figürlerin ve kompozisyonların birer ayrıntı/yan unsur olarak kaldığı, bu sebeplerle davalının dava konusu edilen markasının, davacının markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte bulunduğu, her ne kadar, bu mal ve hizmetlerin bir kısmının hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen/ algı/seçicilik seviyesinin düşük olmadığı değerlendirilse de taraf markaları arasındaki görsel, işitsel ve kavramsal benzerlikler nedeniyle, bu emtialarda “...”lı ibarelerin markasal hüviyette farklı firmalar/tacirler tarafından kullanılması halinde tüketicilerin ve alıcıların söz konusu hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden/işletmelerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin karıştırma ihtimalini yarattığı, alıcıların/tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu, ortak bir çalışma kapsamında iş yapıldığını düşünebilecekleri, davalının markasının, davacının markalarının kapsamına giren bu mal ve hizmetler açısından davacının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği ve bunun da karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesini doğuracağı, SMK m.6/1 hükmü koşulunun somut olayda bu şekli ile gerçekleştiği, davacının dava konusu edilen markanın esas unsuru olan “...” ibaresinin aynısının ya da benzerinin, tescilsiz olarak, bu markanın kapsamına alınmak istenen 05, 10, 35 ve 36. sınıflardaki mal ve hizmetlerde ya da benzerlerinde, kendisi tarafından uzun yıllardır ciddi ve yoğun bir biçimde, Türkiye genelinde kullandığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden herhangi bir delili, dava/marka işlem dosyasına sunmadığı, bu nedenle somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, davacının dava/marka işlem dosyasına sunduğu belge ve delillerden, davacının “...” markasının tıp sektöründe, hastanelerde verilen hizmetler yönünden yoğun, yaygın ve istikrarlı kullanım sonucu belli bir seviyede ayırt edicilik kazandığı ve somut uyuşmazlıkta taraf markalarının benzediği değerlendiriliyor ise de davacının “...” markasına dayalı olarak SMK m.6/5 hükmü gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, davalının davaya konu markasının, davacının markasının bu tanınmışlığından haksız yarar sağlaması, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi ve ayırt ediciliğini zedelemesi durumlarından birinin oluştuğunun ya da oluşma ihtimalinin bulunduğunun ispatlaması gerektiği, davacının SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların gerçekleştiğine/gerçekleşme ihtimaline dair marka işlem ve/veya dava dosyasına herhangi bir delil sunmadığı, davacının markasının hastanecilik sektöründe “tanınmışlık” düzeyine ulaştığı kabul edilse dahi böyle bir tespitin SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların otomatik olarak gerçekleştiği veya gerçekleşebileceği anlamına gelmediği, davacının tanınmışlık iddiasının dava konusu edilen markanın 05, 10, 35 ve 36. sınıflara giren mal ve hizmetlerde tesciline bir etkisinin olamayacağı, somut olayda davacının ticaret unvanına/işletme adına dayalı hak iddiasının da dava konusu markanın tesciline bir etkisinin bulunmadığı, kötü niyet iddiasına dayalı istemlerin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 2022-M-11425 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu 2020/122057 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili, müvekkili Kuruma itiraz aşamasında dayanılmamış markaların, YİDK kararının iptali talebi kapsamında incelenmesinin mümkün olmadığını, bu husus gözetilmeden 2019/74924 sayılı davacı markasının inceleme konusu edilmesinin doğru olmadığını, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1 maddesi kapsamında iltibas yaratacak derecede benzerlik bulunmadığını, markalarda ortak olarak yer alan "medic/medical" ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu, bu hususun mahkeme kararında dikkate alınmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, mahkeme kararının denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna dayandırıldığını, oysa söz konusu raporun eksik inceleme ve değerlendirmeler sonucunda düzenlendiğini, bilirkişi raporundaki çelişkiler giderilmediği gibi bu rapora yönelik itirazlarının da göz ardı edildiğini, müvekkili markası ile davacı markası arasında SMK'nın 5/1-ç maddesi anlamında benzerlik olmadığının açık bulunduğunu, aynı şekilde müvekkilinin kötü niyetli davranmadığının ve davacının markasının müvekkili markasının tesciline engel olmayacağının da mahkemece tespit edildiğini, buna rağmen davanın kabulü yönünde karar verilmesinin hatalı olduğunu, tarafların farklı sektörlerde faaliyet gösterdiklerini ve farklı tüketicilere hitap ettiklerini, markaların bir bütün olarak değerlendirilmelerinin gerektiğini, müvekkili markası şekil ve kelimeden oluşmakta iken davacı markalarının genelinin sadece kelimelerden oluştuğunu, tarafların markalarının yazım stillerinin, okunuşlarının birbirinden farklı bulunduğunu, bu nedenle markalar arasında görsel ve işitsel bir benzerlik olmadığını, taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin, gündelik ve ticari hayatta yaygın olarak kullanılan bir kelime olduğunu, ayırt ediciliği zayıf bu ibarenin, markaların asli unsuru olarak değerlendirilmesinin doğru bulunmadığını, keşif talebinde bulunmalarına rağmen mahkemece keşif yapılarak, müvekkilinin hizmet verdiği alanın tespit edilmediğini, oysa keşif yapılsaydı tarafların hizmet alanlarının ve tüketicilerinin farklı olduğunun ortaya çıkacağını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "... Sağlık Merkezi+şekil" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet “...” asıl unsurlu markalar arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu, zira başvuru kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin tamamı bakımından emtia benzerliğine ilişkin koşul gerçekleştiği gibi dava konusu başvurunun asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin, davacı markalarından özelikle “...” i bareleri markalarının başlangıç kısmında aynen yer aldığı, tüketicilerin dil bilgisi kurallarından kaynaklı olarak soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere daha fazla odaklandıkları, ayrıca davacının "..." markasının sağlık sektöründe bilinirliğe dayalı ayırt edici hale geldiği hususları gözetildiğinde dava konusu başvurunun, davacı markalarının serisi olarak algılanabileceği, karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde, karşılaştırmaya konu markaların kapsamlarındaki mal ve hizmetlerin esas alınacağı, marka sahiplerinin fiilen faaliyet gösterdikleri alanların ise bu değerlendirme yönünden bir etkisi olmadığından, davalı ... vekilinin anılan hususa ilişkin istinaf itirazlarının yerinde bulunmadığı anlaşılmakla, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalılar vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40'ar-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davalıların istinaf başvurusunda yatırılan 269,85'er-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 345,55'şer-TL'nin davalılardan ayrı ayrı tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalıların uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 09/10/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/10/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.