T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/1016 - Karar No:2025/1111 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1016 KARAR NO : 2025/1111 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02/09/2025 ESAS NUMARASI : 2025/168 D.İş. KARAR NUMARASI : 2025/168 TALEP KONUSU : İhtiyati Haciz( Eser sözleşmesinden kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 03/11/2025 KARAR YAZIM TARİH…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/1016 - Karar No:2025/1111 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1016 KARAR NO : 2025/1111 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02/09/2025 ESAS NUMARASI : 2025/168 D.İş. KARAR NUMARASI : 2025/168 TALEP KONUSU : İhtiyati Haciz( Eser sözleşmesinden kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 03/11/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 03/11/2025 Eser sözleşmesinden kaynaklanan ihtiyati haciz istemine ilişkin olarak mahkemece verilen karara karşı süresi içinde ihtiyati haciz talep eden vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili:Müvekkili şirket ile davalıların oluşturduğu “Ankara-İzmir YHT Yapımı İş Ortaklığı” (adi ortaklık) arasında akdedilen sözleşme kapsamında “uzman ekip” sıfatıyla küçük sanat yapıları işlerini müvekkilinin üstlendiğini, sözleşmenin “taraflar”, “ödeme ve hakediş”, “geçici kabul/ kesin kabul” ve vade hükümlerine göre imalatlar tamamlandıkça hakediş düzenlenip fatura kesileceği, fatura tarihinden itibaren 2 ay içinde ödeme yapılmasının açıkça öngörüldüğünü, müvekkilinin, sözleşme kapsamındaki tüm imalatlarını teknik şartnameye uygun olarak eksiksiz yerine getirdiğini, bu hususun işveren tarafından sahada ve doküman üzerinde denetlenerek önce geçici kabul, ardından kesin kabul ile tasdik edildiğini, kabullerin akabinde müvekkilince 19.06.2025 tarihli “Kesin Hakediş” e-faturasının düzenlendiğini, faturada matrah 2.290.149,11 TL, vergiler dâhil toplam 2.748.178,93 TL olup, kesintiler sonrası ödenecek net tutarın 2.542.065,51 TL olduğunu, ayrıca işin yürütümünde işveren lehine yapılan kalemlerin yansıtılması amacıyla 27.06.2025 tarihli masraf yansıtma e-faturasının 129.901,16 TL bedelle düzenlendiğini, bu iki kalemin birlikte 2.671.966,67 TL tutarında (şimdilik) ana alacağı gösterdiğini, faturaların davalı iş ortaklığının muhasebe sistemine işlenmiş, süresinde itiraz edilmemiş, aksine 24.04.2025 tarihli e-postada alacağın varlığı kabul edilerek ödeme için taksitlendirme teklif edilmiş, 25.04.2025 tarihli e-postada ise vadesi geçmiş borç kalemlerinin tek tek dökülerek toplam bakiyenin bildirilmiş olduğunu, bununla da yetinilmeyip taraflar arasında fesih/işin sona erdirilmesine ilişkin bir “Fesih Protokolü”nün imzalandığını, bu protokolde (ve eki mutabakatlarda) müvekkilinin gerçekleştirdiği imalatların kabulü, hesapların kapanışı ve bakiye alacağın ödenmesi iradesinin teyit edildiğini, yine “nakit teminatın iadesine” dair tutanak düzenlenmiş olup, bu belgenin, işin sözleşmeye uygun tamamlandığını ve işverenin müteahhit üzerinde alıkoyma/teminat devamı ihtiyacını görmediğini açıkça ortaya koyduğunu, sözleşmenin “fatura tarihinden itibaren 2 ay vade” hükmü gereğince 19.06.2025 tarihli kesin hakediş faturasının 19.08.2025 itibarıyla kesin ve tartışmasız biçimde muaccel hâle geldiğini, buna rağmen davalıların ödemeden kaçınmış, taksit tekliflerine rağmen herhangi bir ifada bulunmamış, böylece müvekkilin muaccel ve rehinle temin edilmemiş para alacağı yönünden İİK m.257 şartlarının tamamlanmış olduğunu, somut olayda mahkemece yaklaşık ispat/kanaat eşiğini fazlasıyla karşılayan delil kümesi (sözleşme, geçici/kesin kabul tutanakları, kesin hakediş e-faturası, masraf yansıtma e-faturası, borcun ikrarı mahiyetindeki e-postalar, fesih protokolü ve nakit teminat iadesi tutanağı) bir bütün olarak değerlendirildiğinde alacağın varlığı, miktarı ve muacceliyeti konusunda hiçbir tereddütün bulunmadığını, kaldı ki, adi ortaklık tüzel kişiliğe sahip olmadığı için TBK. 620 vd. maddeleri uyarınca ortakların tamamının üçüncü kişilere karşı borçtan müteselsilen sorumlu olduklarını, bu sebeple husumetin, iş ortaklığının lider ortağı ... İnşaat A.Ş. dâhil tüm ortaklara yöneltildiğini, müvekkilin alacağı üzerinde herhangi bir rehin/teminat bulunmadığından ihtiyati haciz talebinin konusu ve kapsamının hukuken uygun olduğunu, alacağın muacceliyetine, davalı tarafın yazılı ikrarına ve fesih/teminat iadesi belgeleriyle işin kapanışına rağmen ödeme yapılmaması, davalıların mali yapıları ve proje ölçeği dikkate alındığında malvarlığını elden çıkarma/başkalarına temlik suretiyle alacağın tahsilini zorlaştırma riski doğurduğunu, tüm bu nedenlerle, davalıların Türkiye’de veya üçüncü kişiler nezdinde bulunan banka hesapları, alacakları, kıymetli evrakları, taşınırları ve taşınmazları üzerine ihtiyaten haciz konulmasını talep ettiklerini, müvekkilinin, İİK. 259 maddesi uyarınca mahkemece takdir edilecek teminatı yatırmaya hazır olduğunu belirterek açıklanan nedenlerle; müvekkilin rehinle temin edilmemiş, muaccel ve ikrarla sabit para alacağının güvence altına alınması için, davalı adi ortaklık ortaklarının (... İnşaat A.Ş., ......) taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişiler nezdindeki tüm hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep etmiş, işbu kararın tefhim/tebliğ yahut infazından itibaren İİK. m.261 gereğince 7 gün içinde icra takibi başlatacaklarını mahkemeye karşı taahhüt ettiklerini belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesince;Talebin eser sözleşmesi kapsamında düzenlenen kesin hakediş fatura alacağının tahsilini teminen ihtiyati haciz istemine ilişkin olduğunu, ihtiyati haczin 2004 sayılı İİK' nun 257.maddesinde düzenlendiğini, 258/1-c-1 maddesinde; "... alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur." hükmünün yer aldığını, belirtilen yasa hükümleri, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri, düzenlenen faturalar, mail içeriği, geçici kabul tutanağı, taraflar arasında düzenlenen tutanak ve belgeler ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında yapılan 20.08.2024 tarihli sözleşmenin 14.1.2. maddesine göre talep edenin yapmış olduğu işlerin kabulünün iş ortaklığı ile idare arasında yapılan ana sözleşmedeki idare ve iş ortaklığı (işveren) şartnamelerinin uygunluğuna bağlı tutulduğu, maddeye göre ana sözleşme altındaki geçici ve kesin kabuller yapılmadıkça, taraflar arasında sözleşme altındaki geçici ve kesin kabullerin de yapılmış sayılmayacağının belirtildiği, talep edence bu şartların gerçekleştiğine ilişkin bir belge sunulmadığı, taraflar arasında düzenlenen geçici kabul tutanağı, mutabakatlı fesih bildirgesi, tutanaklar, taraflar arasındaki mail içeriği ve tek taraflı olarak düzenlenen faturaların alacağın varlığı, miktarı ve muacelliyeti bakımından, mahkemede yeterli kanaat oluşturmadığı gibi, bu delillerin yaklaşık ispat şartının arandığı ihtiyati haciz kararı verilmesine de yeterli olmadığı anlaşılmakla, şartları oluşmadığı gerekçesiyle ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir. İhtiyati haciz talep eden vekili istinaf dilekçesinde özetle: Mahkeme kararının hem hukuki değerlendirme, hem de delillerin takdiri yönünde hatalı olduğunu ihtiyati haciz için tam ispat aranmayacağını, yaklaşık ispatın yeterli olduğunu, sunulan delil kümesinin yaklaşık ispatın ötesinde borcun davalılarca ikrar edildiğini göstereceğini, mahkemenin, sözleşmenin 14.1.2 maddesini yorumlarken, taraflar arasındaki mutabakatlı fesih protokolü ve işin kabulünü tevsik eden belgelerin hukuki etkisini göz ardı ettiğini, davalı iş ortaklığının, fesih protokolünü imzalayarak müvekkilinin gerçekleştirdiği imalatları teslim aldığını ve hesapları kesin olarak mutabakata bağladığını, bu durumda artık ana sözleşme kapsamında idare tarafından yapılacak kabul işlemlerini bekleme şartı, en azından müvekkilinin bakiye alacağının muacceliyeti bakımından fiilen ve hukuken anlamını yitirdiğini, aksi takdirde, davalıların fesih protokolüyle borcu kabul ve taahhüt etmelerinin hiçbir anlam taşımayacağını, hakkaniyete de aykırı olacağını, mahkemenin, sunulan delillerin bir kısmını “tek taraflı” olmakla değersiz görmüşse de, bu yaklaşımın yanlış olduğunu, özellikle 19.06.2025 tarihli kesin hakediş faturası ile 27.06.2025 tarihli masraf yansıtma faturası, 6102 sayılı TTK m.21 uyarınca 8 gün içinde itiraza uğramadığından içeriklerinin kabul edilmiş sayılacağını, davalı tarafın bu faturaları kendi muhasebe sistemine işlemiş ve hiçbir itirazda bulunmadığını, ticari hayatta faturalara süresinde sessiz kalmak, borcun ikrarı anlamına geldiğini, davalıların, müvekkilin alacağını defalarca yazılı olarak ikrar ettiğini ve hiçbir itiraz ileri sürmediklerini, bu durumda mahkemenin “kanaat getirecek düzeyde ispat olmaması” yönündeki tespitinin isabetsiz olduğunu, mahkeme kararında, müvekkilin sunduğu e-postalar ve diğer yazışmalardan bahsedilmediğini, oysa 24.04.2025 tarihli e-posta yazışmasında davalı iş ortaklığı müvekkilin alacağını kabul edip taksitlendirme teklifinde bulunduğunu, 25.04.2025 tarihli e-postada da vadesi geçmiş borç kalemlerini kalem kalem bildirerek toplam bakiyeyi teyit etmiş olduğunu, bu açık borç ikrarı niteliğindeki yazışmalar karşısında dahi mahkemenin “alacağın varlığı tereddütlü” yaklaşımının yerinde olmadığını, mahkemenin değindiği sözleşme 14.1.2 maddesinin öngördüğü “ana sözleşme altındaki kabullerin tamamlanması” şartının, esasen işin teknik teslim sürecine dair bir şart olduğunu ve doğrudan ödeme vadesini sınırsız şekilde ertelemeyi amaçlamadığını, nitekim, müvekkili ile davalılar arasında imzalanan Nakdi Teminat İadesi Tutanağının işin sözleşmeye uygun tamamlandığını ve müvekkili nezdindeki teminat bulundurma ihtiyacının kalmadığını göstediğini ve bu tutanağın, davalı iş ortaklığının müvekkilin edimlerini eksiksiz yerine getirdiğini kabul ettiğini belgelediğini, geçici ve kesin kabul tutanakları da (iş ortaklığı iç bünyesinde düzenlenmiş olsa bile) işlerin usulünce bitirildiğini ortaya koyduğunu, tüm bu belgelerin, ana işveren nezdindeki formalitelere bakılmaksızın, müvekkilinin işini bitirdiğini ve alacağının ödenmesinin gerektiğini kanıtladığını, hal böyleyken, mahkemenin sırf ana işveren nezdinde ayrı bir kabul belgesi sunulmadı diye alacağın muaccel olmadığını ima etmesi, yanlış bir sözleşme yorumu ve hukuka aykırı bir gerekçe olduğunu, dosyadaki belgeler değerlendirildiğinde en azından alacak miktarının ve vadesinin doğruluğu hususunda mahkemede bir kanaat oluşmasına yetecek düzeyde olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmede fatura tarihinden itibaren 2 ay içinde ödeme yapılacağının kararlaştırıldığını, bu sürede müvekkilinin 19.06.2025 tarihli kesin hakediş faturası bakımından 19.08.2025 tarihinde vadenin dolduğunu ifade ettiğini, müvekkili tarafından gerçekleştirilen imalatların iş ortaklığı bünyesinde sahada ve döküman üzerinde denetlenerek kabul edildiğini, önce geçici kabul, akabinde de kesin kabulun davalı iş ortaklığı yetkililerince yapıldığını ve tutanak altına alındığını, davalıların kendi bünyelerinde bu kabulü yaptıklarını ve hatta işi bitirme noktasında mutabakat sağladıklarını, taraflar arasında imzalanan fesih protokolünün, projenin müvekkili açısından sona erdirilmesine ilişkin karşılıklı mutabakatı içerdiğini, bu protokolde, müvekkilinin gerçekleştirdiği imalatların kabulü, hesapların kapatılması ve kalan alacağın ödenmesi taahhüdünün yer aldığını, fesih protokolünün eki konumundaki hesap mutabakat tablolarında, tüm hakedişler ve ödemelerin karşılaştırılarak müvekkilinin nihai alacak bakiyesinin belirlendiğini, bu bakiye tutarın, müvekkilin düzenlediği kesin hakediş faturası ve masraf yansıtma faturasında da karşılığını bulduğunu (toplam 2.671.966,67 TL), davalı iş ortaklığı bu protokol ve mutabakatı imzalamakla, müvekkilin alacağını kabul ettiğini, bunun hukuken borcun ikrarı anlamına geldiğini, ikrarın, HMK uyarınca da bağlayıcı bir delil olduğunu, kaldı ki Yargıtayın da, borç mutabakatı içeren belgelerin varlığında ihtiyati haciz kararı verilmesini yerinde bulduğunu, mahkemenin, böyle güçlü bir delil varken, sadece “ana sözleşme kabul belgesi eksik” diyerek talebi reddettiğini, borcun ikrarının sonuçlarını göz ardı ettiğini, müvekkilinin işin ifası sırasında vermiş olduğu nakit teminatın iadesine dair tutanağın işin gereği gibi tamamlandığını ve işveren (davalı iş ortaklığı) açısından müvekkilinden kaynaklı herhangi bir eksiklik veya sorumluluk kalmadığını gösterdiğini, davalıların, bu tutanak ile müvekkilin yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdiğini onaylamış ve teminatını iade etmiş olduklarını, bu durumun, müvekkilin edimini sözleşmeye uygun ifa ettiğinin ve işin başarıyla sona erdiğinin en açık göstergesi olduğunu, böylece ödeme yapılmaması için hiçbir haklı sebep kalmadığı gibi, borcun muaccel olduğuna dair de güçlü bir karinenin ortaya çıktığını, müvekkilinin, işlerin kabulü üzerine 19.06.2025 tarihli e-Fatura (kesin hakediş) ve 27.06.2025 tarihli e-Fatura (masraf yansıtma) düzenlediğini, davalı iş ortaklığının bu faturaları aldığını, kendi sistemine kaydetmiş ve hiçbir itirazda bulunmadığını, davalıların, yasal süresinde itiraz etmedikleri bu faturaların içeriğini (yani alacağın tutarını ve borcun varlığını) kabul etmiş sayıldıklarını, davalılar gönderilen mutabakat metinlerini (fesih protokolü ve hesap tabloları şeklinde) imzalamış, faturaları kabul etmiş ve e-postalarla da borcu açıkça ikrar etmiş olduklarından bu denli kuvvetli bir delil durumu varken, mahkemenin yaklaşık ispat oluşmadığı yönündeki kanaatinin yerinde olmadığını, netice itibariyle, sözleşme 14.1.2 maddesi, somut olayda müvekkilin alacağının muaccel olmadığı anlamında yorumlanamayacağı, tarafların fesih ve mutabakat süreçleri, bu madde hükümlerinin fiilen yerine getirildiğini veya ortadan kalktığını gösterdiği, alacağın muaccel olup davalılarca ikrar edildiğini, müvekkilinin alacağı uzun süredir ödenmemiş olup, davalıların büyük meblağlı işin içinde olmaları nedeniyle malvarlıklarını üçüncü kişilere devretme veya borcu tahsili zorlaştırma riskleri de bulunduğu, nitekim borcun varlığını kabul etmekle birlikte ödemeyi sürekli ertelemelerinin, bu riskin bir göstergesi olduğunu, ihtiyati haciz kararı verilmesi halinde dahi, borçluların İİK m.259 gereği teminat karşılığı bu hacizleri kaldırtma imkanına sahip olup bu da onların haklarını koruyan bir mekanizma olduğunu, müvekkilinin de mahkemece takdir edilecek teminat bedelini derhal yatırmaya hazır olduğunu, tüm şartları mevcut olan bu talebin reddedilmesinin müvekkilinin telafisi güç zararlarına yol açacağını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasına ve ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Talep, eser sözleşmesinden kaynaklanan ihtiyati haciz istemine ilişkin olup, mahkemece talebin reddine dair verilen karara karşı süresi içinde ihtiyati haciz talep eden vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla ihtiyati haciz talep eden vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İhtiyati haciz talep eden vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle ihtiyati haciz talep eden tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve ödediği başvuru harcının kendisi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince KESİN olarak 03.11.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan Üye Üye Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır