TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 22/12/2021 NUMARASI : 2014/858 Esas 2021/860 Karar DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 27/10/2014 KARAR TARİHİ : 30/10/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/11/2025 Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin asıl dava ile alacak istemine ilişkin birleşen davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen …
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2022/2019 Esas 2025/1194 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/2019 KARAR NO : 2025/1194 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 22/12/2021 NUMARASI : 2014/858 Esas 2021/860 Karar DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 27/10/2014 KARAR TARİHİ : 30/10/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/11/2025 Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin asıl dava ile alacak istemine ilişkin birleşen davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı asıl dava yönünden davalı vekili, birleşen dava yönünden taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkilinin kurucu ortaklarından olduğunu, 26/12/2006 tarihinde hisselerinin bir kısmını ... Sendikasına devrettiğini, şirket yönetiminin davalı ve diğer ortaklar tarafından yerine getirildiğini, sendikanın yönetim kurulunda herhangi bir yetkiye sahip olmadığını, 31/12/2007 tarihinde ise sendikanın müvekkili şirketin tüm hisselerini devraldığını, kurucu hissedarların şirketten ayrıldığını, Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu tarafından ticari defterler ve dayanak belgeler üzerinde yapılan inceleme sonucu hazırlanan vergi tekniği raporunda dava dışı ... firması tarafından müvekkili adına düzenlenen 11.10.2005 tarihli 3.966.500,00 Euro bedelli ithalat faturasının sahte olduğu, faturaya konu cihazların gerçekte müvekkiline teslim edilmediğinin tespit edildiğini, sahte fatura bedelinin ... firmasına banka havalesi yoluyla ödendiği izlenimi verildiğini, gerçekte bu hesaba yatan paraların dava dışı ... isimli bir şahsın aynı banka şubesinde yer alan hesabından transfer edildiğini, ancak bu transferlere efektif yatan işlemler vasıtasıyla davalı tarafından müvekkili şirket nakit yatırıldığı izlemi verildiğinin belirlendiğini, ... firması tarafından ...'un hesabına değişik tarihlerde 2.690.354,53 Euro para transfer edildiğini, bu paranın ...'un hesabından davalı hesabına, oradan müvekkili şirkete ve tekrar ... firmasına ödendiğinin tespit edildiğini, paranın değişik hesaplarda gezerek naylon fatura bedelinin ödendiği izleniminin verilmeye çalışıldığını, ... firmasından gelen 3.886.500,00 Euro ile müvekkilinin muhasebe kayıtlarında davalı ortak tarafından yatırılmış gibi gösterilerek "ortaklara borçlar/..." hesabı açıldığını, ortağın sermaye taahhüdünün bu şekilde kapatıldığının tespit edildiğini, davalının müvekkiline gerçekte ödeme yapmadığı halde 3.886.500,00 Euro nakit yatırmış ve bunun karşılığında müvekkiline olan 5.539.240,00 TL sermaye taahhüt borcu kapandığı görüntüsü verildiğinin tespit edildiğini, bu raporlar sonucunda müvekkili hakkında vergi ziyaı cezaları tahakkuk ettirildiğini, vergi cezalarının yapılandırıldığını, müvekkilinin şirket kayıtlarını gerçeğe aykırı olarak davalının düzenlediğini, sermaye koyma borcunu süresinde yerine getirdiği ve şirketin kendisine borçlandığı görüntüsünün davalı tarafından oluşturulduğunu, müvekkilinin davalının ödemediği sermaye koyma borcunun tahsili için başlattığı icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini belirterek davalının icra takibine itirazının iptaline, %20 icra tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin hesaplarının vergi incelemesine tabi tutulduğunu, vergi inceleme raporunda müvekkili tarafından Almanya'da bulunan ... (...) firmasından 2005 yılında tıbbi malzeme ithal edildiği, ... firması tarafından 11.10.2005 tarihli 27.555 Euo bedelli bir adet fatura düzenlendiği, ancak ... firmasına ait olan 27.555 Euro tutarındaki faturanın tahrif edilmek suretiyle faturada yazılı malzeme ve tutarların değiştirildiği, fatura tutarının 3.966.500 Euro'ya yükseltildiği, ... tarafından müvekkili adına düzenlenen 11.10.2005 tarihli 3.966.500 Euro bedelli ithalat faturasının sahte olduğunun saptandığını, davalı ... İnşaat .. AŞ. tarafından müvekkili adına düzenlenen 5 adet faturanın da sahte olduğu, 1 adet faturanın ise muhteviyatı itibariyle yanıltıcı olduğu, gerçek değerinin 349.764,00 TL olması gerektiğinin saptandığını, teftiş raporları neticesinde davalıların sahte ve aldatıcı fatura işlemleri sebebiyle müvekkili hakkında vergi cezaları kesildiğini, bu cezaların 6111 sayılı Yasa kapsamında yapılandırıldığını, müvekkili tarafından toplam 2.006.926,00 TL'nin vergi dairelerine ödendiğini, müvekkilinin zararından davalıların sorumlu olduğunu belirterek 2.006.926,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; alacağın zamanaşımına uğradığını, vergi inceleme raporunda belirtilen 11.10.2005 tarih ve 3.966.500 Euro bedelli fatura hakkında savcılık tarafından yapılan ceza soruşturması dosyasında ödemelerin muteber ödeme vasıtası olan banka havalesi ile yapıldığı gerekçesi ile takipsizlik verildiğini, davacının iddialarının sermaye koyma borcu ile hiçbir ilgisi olmadığını, müvekkilinin sermaye borcunu eksiksiz olarak yerine getirdiğini, müvekkili tarafından yapıldığı sabit olan 80.000,00 Euro ödemenin dahi tek başına müvekkilinin taahhüt ettiği sermaye borcundan yüksek olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ...'e husumet yöneltilemeyeceğini, müvekkillerinin davacı şirkette pay sahibi olmadıklarını, davanın zaman aşımına uğradığını, devir öncesinde sermaye borcunun tamamının ödendiğini, müvekkilinin davacı şirket genel kurullarında ibra edildiğini, müvekkillerinin davacıya borcu bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, asıl davada ... (...) tarafından davacı adına düzenlenen dava konusu 11.10.2005 tarih ve 3.966.500 Euro bedelli faturaya ilişkin olarak yapılan tespitte, faturanın 19.10.2005 tarihi itibariyle davacı şirket kayıtlarına alındığı, dava konusu olan ve sahte olduğu iddia edilen 11.10.2005 tarihli faturanın konusunun tıbbi cihazlar, personel asansörü, jeneratör ve klima sistemleri olduğu, konuya ilişkin vergi inceleme raporu tanzim edildiği raporun 4 nolu ekinde yer alan 24.11.2009 tarihli tespit tutanağında; faturada yer alan toplam 928.000 Euro değerindeki 12 adet klima santrallerinin hastane binasını 1999 yılından önce işleten ... Özel Sağlık Hizmetleri AŞ zamanında alındığı veya kiralandığı, daha sonra binada yer alan bu kıymetlerin bina ile birlikte el değiştirdiği, ve davacı şirketin 2004 yılında ... İnş. Ltd Şti ile yaptığı kira sözleşmesinde devredilen demirbaşlar arasında yer aldığı, başka bir anlatımla faturada belirtilen bu kıymetlerin hastane binasında zaten var olduğu, davaya konu fatura kapsamında toplam 800.000 Euro tutarında Kona marka 10 kişilik personel asansörü ithal edilmiş gözüktüğü, hastane binasında yer alan ... Marka 4 adet asansörün 1995 yılında hastanede bulunduğu, sonradan bina ile birlikte el değiştirdiği ve davacı şirketin 2004 ylında ... İnş. Ltd Şti'den kiraladığı, bu kıymetlerin hastane binasında zaten var olduğu, davaya konu fatura kapsamında bir adet toplam değeri 650.000 Euro olan dinamik UPS ithal edilmiş gözüktüğü, bu jeneratör ile ilgili yapılan tespitte, hastane binasında yer alan jeneratörün 1997 yılında hastanede bulunduğu ve sonradan bina ile birlikte el değiştirdiği, şirketin 2004 yılında ... İnş. ltd Şti ile yaptığı kira sözleşmesinde devredilen demirbaşlar arasında sayıldığı böylece fatura konusu toplam değeri (928.000 Euro + 800.000 Euro + 650.000 Euro)= 2.378.000 Euro olan ürünlerle ilgili yapılan tespitlerde söz konusu malzemenin 1997 yılından beri hastane binasında mevcut olup ... firmasından ithal edildiği olgusunun gerçek dışı olduğunun saptandığı, fatura konusu mallarla ilgili olarak Ankara Tır Gümrüğünde yapılan tespitte 5 koli ve 778 kg olarak tespiti yapılarak malın beyana uygun olduğu yönünde tutanak düzenlendiği, faturada yer alan mallardan sadece ... marka jeneratörün ağırlığının dahi 20.100 kg olduğu, konuyla ilgili Gümrükler Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 03.11.2010 tarihli soruşturma raporunda, davacının fatura muhteviyatı 35 kalem eşyayı ilk kez ithal ediyormuş gibi gösterebilmek için içerdiği eşya muhteviyatını ve kıymetini tamamen sahte ve yanıltıcı olarak düzenlediği, faturaya istinaden yine içerik itibariyle sahte ve yanıltıcı serbest dolaşıma giriş beyannamesini kullandıklarının belirtildiği, Gümrük idaresi tarafından düzenlenen raporun suç duyurusu olarak Ankara C.Savcılığına intikal ettirildiği ve bu konuda şirket yöneticileri davalı ve diğerleri hakkında kamu davası açıldığının tespit edildiği, davaya konu fatura bedelinin davacı şirket hesaplarından dava dışı ... firmasının İsviçre'de bulunan banka hesabına (03.07.2006 - 02.08.2006) tarihleri arasında yapıldığı, işbu para transfer işi yapılmadan önce, davacının döviz hesabına davacı şirket ortakları olan davalı ve ... İnş. Ltd Şti (birleşen dosyada tefrik edilen davalı) tarafından (03.07.2006 - 02.08.2006) tarihleri arasında yatırılmış olduğu, ancak davalılar tarafından davacı şirket hesaplarına yatırılmış gözüken paraların, bilirkişi raporunda davacı şirket hesaplarından aktarılan paralarla gerçekleştiğinin belirtildiği, davacı şirket kaynakları kullanılarak söz konusu paraların davalılar ... ve ... Ltd Şti tarafından karşılanmış gibi gösterildiği, davacı şirket muhasebe kayıtlarında, davalı ... tarafından yatırılmış gibi gösterilen tutarın davalının sermaye taahhüt borcuna mahsup edildiğinin anlaşıldığı, asıl davada davalının sermaye taahhüt borcunu ödememesi sebebiyle 5.539.240,00 TL’nin davalıdan tahsili gerektiği, TTK'nun 407. maddesi gereği sermaye borcunu vaktinde yerine getirmeyen pay sahibinin ihtara lüzum olmaksızın temerrüt faizi ödemekle yükümlü kılındığı, davacının sermaye borcunun ödenmesi gerektiği tarih olan 31.12.2007 tarihinden itibaren alacağa faiz talep edebileceği, ancak davacının 31.08.2010 tarihinden itibaren faiz talebi olduğu, bilirkişi raporunda hesaplandığı üzere 5.539.240,00 TL asıl alacak, 911.015,28 TL işlemiş faiz yönünden davalının itirazının iptaline karar verilmesi gerektiği, birleşen davada, sahte faturalar nedeniyle tahakkuk ettirilen vergi cezasının davalılardan müteselsilen tahsilinin talep edildiği, davacının ticari kayıtlarında Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu tarafından 2010 yılında yapılan inceleme sonucunda vergi cezası tahakkuk ettirildiğini, toplam 2.006.926,11 TL vergi cezasının 6111 sayılı Yasa kapsamında yapılandırıldığı, ilk taksit tarihinin 30.06.2011 ve son taksitin ise 31.03.2014 olduğu, alınan bilirkişi raporları çerçevesinde kurumlar vergisi matrah artırımı ve kdv artırımı kalemleri, usulsüz işlemler olmasa dahi, davacı tarafından ödenmesi gereken gerçek tutarlar olduğundan bu tutarların davalılardan talep edilemeyeceği, davacının özel usulsüzlük ve vergi zıyaı cezaları toplamının 1.529.728,51 TL olup, davalılardan talep edilebileceği, bilirkişi ek raporunda bu tutarın şirketin satın alınmasından sonra ortaya çıkması sebebiyle davalılardan talep edilemeyeceği belirtilmişse de, tespit edilen vergi cezasının davalıların kullandıkları sahte faturalardan kaynaklandığı anlaşılmakla bilirkişi ek raporundaki bu görüşe itibar edilmediği, TBK'nun 147. maddesinde, ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki alacaklar için 5 yıllık zaman aşımı süresi öngörüldüğü, bunun dışında sermaye koyma borcuna ilişkin herhangi bir zaman aşımı düzenlemesi yapılmadığı, pay sahipliği sıfatı devam ettiği sürece sermaye koyma borcunun zaman aşımına uğradığından bahsedilemeyeceği, dava konusu olayda sermaye koyma borcunun davalı tarafından hiç yerine getirilmediği iddia olunmayıp, sermaye koyma borcunun bir takım hileli kayıtlarla ödenmiş gibi gösterilmesi dava konusu olduğundan zaman aşımı süresinin hilenin ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması gerekeceği, davacının 23.12.2005 tarihinde yapılan sermaye artışı ile sermayesini 20.000.000,00 TL'ye çıkardığı, arttırılan sermayenin 1/4'ünün tescil tarihinden itibaren 3 ay içerisinde, kalan tutarın ise 31.12.2007 tarihinde ödenmesinin kararlaştırıldığı, sermaye koyma borcunun bu tarihte muaccel olduğu ve zaman aşımının bu tarihten itibaren hesaplanması gerektiği düşünülse dahi, 28.06.2012 takip tarihi itibariyle zaman aşımının kesildiği, dava tarihi itibariyle zaman aşımının söz konusu olmadığı gerekçesiyle asıl davanın davanın kısmen kabulüne, davalının icra takip dosyasında itirazının 5.539.240,00 TL asıl alacak, 911.015,28 TL işlemiş faiz üzerinden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, itirazın iptaline karar verilen alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, Birleşen davanın kısmen kabulüne, 1.529.728,51 TL'nin davalı ...'den (tefrik edilen Mahkemenin 2021/613 Esas sayılı dosyası ile tahsilde tekerrür olmamak üzere) tahsiline, alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Birleşen dosyada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; birleşen dava dosyası yönünden kurumlar vergisi matrah artırımı ve kdv artırımı kalemleri, usulsüz işlemler olmasa dahi müvekkili tarafından ödenmesi gereken gerçek tutarlar olduğundan bu tutarların davalılardan talep edilemeyeceği yönündeki kararın yerinde olmadığını, dosya içerisinde bulunan, Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu raporu ile bilirkişi kurulu raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği gibi, davalıların sahte faturalar ile ödenmemiş sermaye borcunu ödenmiş gibi gösterdiklerini, neticesinde sahte fatura kayıtlarına işlenen müvekkilinin vergi incelemesine tabi tutulduğunu, vergi inceleme teknik raporları ile de vergi borcu ödemek zorunda kaldığını, müvekkiline tahakkuk eden vergi borçlarının tamamının davalıların kullandıkları sahte faturalara bağlı olarak meydana geldiğini, bilirkişi raporunda ayrıntılı ve gerekçeli olarak bu hususların belirtilmediğini, raporun bu yönü ile eksik olduğunu, davalıların eyleminin Vergi Usul Kanuna aykırı olması sebebiyle şirketin 30.06.2011-31.03.2014 tarihleri arasında toplam 2.006.926,11 TL vergi zıyaı cezası ödediğini, davalıların eylemleri olmasaydı, bir tarhiyat söz konusu olmayacağını, bu olgu karşısında da zaten vergi borcu doğmayacağını ve müvekkili tarafından herhangi bir ödeme yapılmayacağını, birleşen dava yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının birleşen dava yönünden kaldırılmasına, birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Asıl ve birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı savunmasına itibar edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının davasını hileli işlemlere dayandırdığı açık olup, bu açıdan da 1 yıllık hak düşürücü süreden sonra davanın ikame edildiğini, alınan bilirkişi raporlarının konuyu çözümleyecek nitelikte olmadığını, bu raporlara karşı yapılan itirazlarının dikkate alınmadığını, itirazlarının karşılanmadığını, mahkeme kararına dayanak raporlarda ve mahkeme kararında ... firması tarafından düzenlenen faturanın gerçek dışılığı üzerinde durulduğunu, buna karşın davacının gerçekten oluşmuş bir zararı bulunup bulunmadığının değerlendirilmediğini, şirketin o dönemdeki mali tablolarının uzman bir heyet tarafından detaylı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini, somut olayda bir şirket ortağının sermaye koyma borcunun yerine getirilip getirilmediğinin denetlendiğini, bu değerlendirmenin sadece bir faturaya ya da vergi tekniği raporuna dayalı olarak yapılamayacağını, şirketin mali verileri değerlendirildiğinde müvekkilinin sermaye koyma borcunu yerine getirdiğinin net bir biçimde anlaşıldığını, 2005 yılında gerek yatırım harcamaları (sabit kıymet alımları) için gerekse hastanenin faaliyete geçmesinin yarattığı maliyet (harcama) toplamı (maddi duran varlıklar: 20.599.294,00 + hizmet üretim ve genel giderler: 7.291.233,00 ) 27.890.527,00 TL olduğunu, aynı yıldaki hizmet satış geliri ile uzun vadeli (yatırım amaçlı) yabancı kaynak tutarı (uzun vadeli ticari borçlar/satıcılar: 6.296.818,00 + banka kredileri:2.481.739,00 TL =) 8.778.557,00 TL olduğunu, bu yabancı kaynakla hem yatırımların hem de hizmet alımının finanse edilemediğini, aralarında (27.890.527,00 – 8.778.557,00 =) 19.111.970,00 TL fark bulunduğunun görüldüğünü, davacının 2005 yılında temin ettiği ve aktifine kaydettiği makine teçhizat ile hizmet üretim maliyeti ve cari masraflar toplamı olan 27.890.527,00 TL'nin hangi kaynaklardan finanse edildiğini, bu kaynakların 13.555.955,00 TL tutarındaki kısmının şirketin kendi öz kaynakları, yani ödenmiş sermaye kısmı olduğunu, 2005 yılı sonu itibariyle şirketin ödenmiş sermaye tutarının gerçek bulunduğunu, ödenmiş sermaye tutarının %99,975' i ... ile ... İnşaat A.Ş.'ye ait olduğunu, bu durumun hem ... A.Ş.nin hem de diğer büyük ortak ...’in taahhüt ettikleri sermaye paylarını şirkete koyduklarını dolayısıyla şirketten alacaklarının gerçekten var olduğunu, bu alacaklara karşılık davacının hem hizmet üretebildiğini hem de maddi sabit kıymetlere sahip olduğunu gösterdiğini, aksi takdirde 2005 yılında, ... İnşaat A.Ş. ile ...’in şirketten alacakları yok farz edilirse, aktifte meydana gelen artışın izahının mümkün olmayacağını, tüm bu konularda yeterli ve detaylı bir bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın salt faturanın gerçek olmadığından hareketle ulaşılan sonucun hukuka uygun olmayacağını, rapora vaki tüm itiraz dilekçelerinde şirketin gelir - gider tabloları, 2004 ve 2005 yılları mali tablolarının bu hususta uzman olan bilirkişiler maarifeti ile incelenmesi talep edilmiş ise de bu talebin kabul görmediğini, sadece vergi raporundan hareketle sonuca gidilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını, somut olayda davacının esasen müvekkillerinin ödemiş olduğu sermayenin gerçekliği tartışma konusu olan bir fatura nedeniyle ödenmemiş olduğu iddiasında bulunduğunu, davacının da elinde bu iddiasını destekleyici vergi tekniği raporu dışında bir veri bulunmadığını, bu raporun müvekkilinin bilgisi ve dahli olmadan hazırlanmış olması karşısında rapor ile sonuca gidilemeyeceğini, özellikle şirketin mali tablolarının gerçek bir zarar doğup doğmadığı konusunda doğru sonucu vereceğinin gözden kaçırıldığını, davacının malzeme faturasının sahteliğini iddia ettiği halde, bu faturalarda yer alan aktif değerlerin şirkette bulunmadığı yönünde bir iddiada da bulunmadığını, aksine incelemeyi yapan hesap uzmanının, faturalarda yer alan malların hastane binasında var olduğunu yoklama ve tespit tutanaklarıyla doğruladığını, hastanenin müvekkillerince devralınması sırasında yapılan anlaşmalar incelendiğinde, faturada bahsi geçen malların (makine-tesis ve sistemlerle döşeme demirbaşın) devredilenler arasında yer almadığının görüleceğini, bu malların teçhizatın demirbaşların büyük kısmı ... Şirketi ve müvekkilinin hastaneyi devraldıktan sonra satın alınarak hastaneye konulduğunu, davacı şirketin bu demirbaş ve teçhizatın kendisinin satın aldığını veya bunların bulunmadığını iddia etmediğine, hastane de yıllarca işletildiğine göre müvekkilinin bu teçhizatı temin ettiğini ve dolayısıyla gerçek bir zarar doğmadığını, davacının sadece faturanın gerçek olmadığı iddiası ile alacak iddiasında bulunduğunun anlaşıldığını, dosya kapsamındaki iddialar sermaye borcu ile sınırlı olduğundan, davacı için düzenlenen faturaların niteliği değil, hastaneye konulan makine-teçhizatın ve kurulan tesislerin gerçekliğinin önemli olduğunu, bu aktif kıymetler hastaneye konulduğuna ve davacı tarafından bunlarla ilgili ayrıca herhangi bir ödemede bulunulmadığına göre ödemelerin müvekkilinin şahsi hesabından yada kredisinden finanse edildiğinin ihtilafsız bulunduğunu, bu durumun gözardı edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, birleşen davada verilen kararın da hukuka uygun olmadığını, bu alacak talebinin de her şeyden önce zamanaşımı ve hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini, bunun yanında dava konusu bedelden müvekkilinin sorumlu olmasının düşünülemeyeceğini, 29/09/2021 tarihli bilirkişi raporunda da bu sonuca ulaşıldığını, talep konusu yapılan alacak şirketin devrinden sonra ortaya çıkmış olup, bu alacağın müvekkiline rücu edilmesinin olanaksız olduğunu, davacının şirketi borçları ile devraldığını, ayrıca müvekkilinin tüm edimlerini ifa ettiği sermaye koyma borcunu yerine getirdiğini, evvelce de ibra edilmiş olduğu dikkate alındığında bu bedelden ayrıca sorumlu olduğuna ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Asıl dava; şirket eski ortağının ödenmemiş sermaye koyma borcundan kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali, birleşen dava sahte ve aldatıcı faturalar nedeniyle şirket hakkında tahakkuk eden ve ödenen vergi cezalarından kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; İşbu dava, Ankara 16. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmış olup, 2013/197 Esas sırasında yargılama devam ederken 23/10/2014 tarihinde dosya Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesine devredilerek 2014/858 Esas sırasına kaydı yapılmıştır. Birleşen Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1036 Esas2014/352 Karar sayılı dosyasında, davalı ... İnşaat ... A.Ş hakkında açılan dava mahkemece yargılama sırasında 20/10/2021 tarihli celsede verilen ara kararla birleşen dava dosyasından tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydının yapılmasına karar verilmiş olup, davalı şirket hakkındaki dosya Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/613 Esas sırasına kaydı yapıldığı gibi, mahkemece yargılama sırasında 20/10/2021 tarihli celsede verilen ara kararla birleşen davalı ... İnşaat...A.Ş. hakkında açılan birleşen Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1037 Esas sayılı dava dosyasının tefrik edilerek Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/612 Esas sırasına kaydı yapılmıştır. Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu tarafından düzenlenen 12/07/2010 tarihli vergi tekniği inceleme raporu, asıl dava konusu Ankara 32. İcra Müdürlüğünün 2012/7662 sayılı takip dosyası sureti, Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/1705 Esas sayılı dosyasında verilen görevsizlik kararı, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/257 Esas 2017/38 Karar sayılı karar sureti ile anılan ceza davasına ilişkin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi kararları, davalı ve dava dışı ... ile dava dışı ... Sendikası arasında akdedilen 13/12/2006 tarihli protokol, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi suretleri, davacı şirket ana sözleşmesi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/97724 sr. sayılı dosyasında muhasebeci bilirkişiden alınan 13/12/2010 tarihli rapor, davacı tarafından davalıya gönderilen 15/02/2008 ve 24/02/2009 tarihli ihtarname suretleri, Ankara Kavaklıdere Vergi Dairesi ve Hitit Vergi Dairesi müzekkere cevapları, davacı hakkında düzenlenen vergi/ceza ihbarnameleri, vergi inceleme raporları, Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü müzekkere cevabı, yargılama aşamasında bankacı, vergi uzmanı, mali müşavir, kamu uzmanı bilirkişi heyetinden alınan 17/05/2015 tarihli kök, 09/01/2016 tarihli birinci ek, 27/09/2016 tarihli ikinci ek, 16/01/2017 tarihli üçüncü ek, 23/02/2018 tarihli dördüncü ek rapor, mali müşavir, sayıştay denetçisi, hesap uzmanı bilirkişi heyetinden alınan kök, anılan heyete vergi müfettişi eklenerek alınan 24/09/2021 tarihli ek rapor dosya içerisinde yer almaktadır. Asıl dava konusu Ankara 32. İcra Müdürlüğünün 2012/7662 sayılı takip dosya incelendiğinde; davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine toplam 6.450.444,98 TL alacağın tahsili talebi ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı borçluya 03/07/2012 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlunun 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde 09/07/2012 tarihinde takibe konu borca itiraz ettiği, işbu itirazın iptali davasının itiraz dilekçesinin alacaklı/vekiline tebliğ tarihinden itibaren başlayacak olan 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde 28/06/2013 tarihinde açıldığı görülmüştür. Anılan dava konusu icra takip dayanağı Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu tarafından düzenlenen 12/07/2010 tarihli vergi tekniği inceleme raporunda, ... tarafından davacı adına düzenlenen 3.966.500,00 Euro değerindeki ithalat faturasının davacı defterlerinde kayıtlı olduğu, gerçek faturanın 27.555,50 Euro iken yok edilerek yerine aynı tarih ve sayılı 3.966.500,00 Euro değerindeki sahte fatura düzenlenerek resmi makamlara bu sahte faturanın ibraz edildiği, faturada yazılı malları Almanya'dan Ankara'ya taşıyan ... Loj. ... A.Ş.'den temin edilen belgelerden malların 5 koli 778 kg olduğu, firmadan alınan faturanın 27.555,50 Euro bedelli bulunduğu, sahte faturada yer alan malların fatura tarihi olan 11/10/2005 tarihinden öncede mükellef kurumun hastane işletmeciliği faaliyetini yürüttüğü ... Hastanesinde bulunduğu ve bu nedenle 11/10/2005 tarihinde ithal edilmelerinin imkansız olduğu, sahte faturada yer alan 12 adet klima santralinin hastane binasına 1999 yılından önce işleten ... ... A.Ş. Zamanında alındığı veya kiralandığı, daha sonra binada yer alan bu kıymetlerin bina malikiyle birlikte el değiştirdiği, mükelleflerin kurumun 2004 yılında ... şirketinden kiraladığı hastane binasında bu kıymetlerin var olduğu, mükellefin 01/11/2004 tarihinde kiraladığı hastane binasında var olan klima santrallerini 11/10/2005 tarihli sahte ithalat faturasını intikal ettirerek ithal edilmiş izlenimi vermeye çalıştığı, sahte faturada yer alan ... soğutma grubunun hastane binasının ... Holding A.Ş.'ye kiralandığı 15/05/2000 tarihinden önce alındığı, binada yer alan bu kıymet gibi 4 adet asansörün ve jenaratörün de bina maliki ile birlikte el değiştirdiği, davacı mükellefin 01/11/2004 tarihinde kiraladığı hastane binasında var olan soğutma gruplarını, jenaratörü ve asansörleri 11/10/2005 tarihli sahte ithalat faturasına intikal edilerek ithal edilmiş göstermeye çalıştığı, sahte fatura bedeli olan 3.966.500,00 Euro'nun ödendiği izlenimi verildiği, ... firmasından gelen 3.886.500,00 Euro'nun ortak ... tarafından yatırılmış gibi gösterilerek ortaklara borçlar/... hesabı açıldığını veya ortağın sermaye taahhüdünün kapatıldığını, davalının hem davacıya hem de ... şirketin gerçekte ödeme yapmadan toplam 3.886.500,00 Euro nakit yatırmış gözüktüğü, bunun karşılığında davacıya olan 5.539.240,00 TL sermaye taahhüt borcu kapanan ve ayrıca sahte fatura bedelinin hesaplara yatması ve ödenmesiyle ilgililerin banka işlemlerine ait belgelerde imzası olduğundan bu durumu bilmemelerinin mümkün olmadığı tespit edilmiştir. Gümrük Müsteşarlığı tarafından yapılan ihbar üzerine davalı ... hakkında sahte fatura tanzim edilmesi suçundan Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesinde ceza davası açıldığı, anılan mahkemece 2015/1705 Esas sayılı dosyasında suçun nitelikli dolandırıcılık olduğu, ağır ceza mahkemesinin görevli bulunduğu gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/257 Esas sırasına kaydının yapıldığı, bu mahkemece yapılan yargılama sonunda verilen 2017/38 Karar sayılı karar ile sanığın daha önce hastane binasında bulunan eşyaları sanki ilk kez ithal ediyormuş gibi gösterebilmek için 11/10/2005 tarihli 27.555,50 Euro değerindeki 10 kalem eşyayı içeren faturanın kıymetini 3.966.500,00 Euro değerindeymiş gibi fatura muhteviyatı eşyayı da önceden var olan eşyaları içerecek şekilde sahte ve yanıltıcı olarak düzenleyip, Gümrük Müdürlüğünce tescilli serbest dolaşımına giriş beyannamesine eklediği, sahte faturaya istinaden yapılan beyan sonucu dolaşıma giriş beyannamesini, yatırım teşvik belgelerinin tamamlama vizesinin alınmasında kullandığı, gümrük idaresine yapılan beyanın yanıltıcı ve sahte olduğu, resmi belgede sahtecilik suçunun hileli hareketlerle kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak menfaat elde etmek suretiyle de dolandırıcılık suçunu işlediği gerekçesiyle davalı sanık ...'in resmi belgede sahtecilik suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, nitelikli dolandırıcılık suçundan ise mahkumiyetine karar verildiği, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi'nin 2017/1216 Esas 2017/1422 Karar sayılı kararıyla, dolandırıcılık suçunda unsur olan hileli davranışların neler olduğu, kim ya da kimlere yöneltildiği, hileli davranışlar sonucu hangi kamu kurum ve kuruluşunun dolandırıldığı, yatırım teşvik belgesi kapsamında dolandırıcılık suçunun oluştuğunun kabulü halinde; yatırım indirimi, KDV, gümrük muafiyeti, KKDF, damga vergisi, harç vb. nedeniyle sağlanan yararın (mağdurun zararının) neler olduğu ve miktarı karar yerinde açıklanıp gösterilmeden iddianamede açıklanan fiilin dışına çıkılarak, "...ithalatın gerçekleşmesi aşamasında sanık ...’in 3.966,500 Euro tutarındaki ödemeyi yapmış gibi işlemler ibraz ederek ... A.Ş.’ye taahhüt ettiği sermaye ödemesinden 7.701.781,45 TL ödenmiş göstermiş gibi kayıt yapıldığı, ... A.Ş.nin hakim ortağı ...’in şirkete sermaye olarak 7.701.781,45 TL ödemediği halde ödemiş gibi gösterdiğinden" ve "... Yatırım Teşvik Belgesinin yeni revize değeri dikkate alındığında belge kapsamında ... Bankası A.Ş. tarafından kullandırılan yatırım kredisinin sabit yatırım tutarını aşan 6.663.718,25 TL’sinin fazla kullandırılmış olduğundan" bahisle sahte faturanın kullanılması suretiyle elde edilen haksız menfaatin 6.663.718,25 TL olduğunun kabulü ile iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılarak ve tanıkların, ithalat işleriyle şirketin genel müdürü sanık ...'ın ilgilendiğine dair beyanları hükmün gerekçesinde tartışılmadan, gerekçeden yoksun olarak yazılı şekilde sanık ...'ın beraatine, sanık ...'in mahkûmiyetine hükmolunmasının hatalı bulunduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına, dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, anılan karar üzerine dosya Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/16 Esas sırasına kaydının yapıldığı, yapılan yargılama sonunda da 2019/596 Karar sayılı karar ile , davalı sanık ... hakkındaki dolandırıcılık suçundan yatırım teşvik belgesi kapsamında kullanılan kredi ile alakalı herhangi bir kamu zararının bulunmadığı, fazla kullandırılan kredi de dahil olmak üzere kredi miktarının tamamının şirket tarafından kapatılmış olması ve serbest dolaşıma giriş beyannamesi ile gerçekleştirilen ithalat işleminin, kırmızı hat kriterine tabi olduğundan denetime elverişli olması, gözetim memuru tarafından fiziki muayenesinin yapıldığı ve beyan edilen eşyanın, gümrük işlemlerinin devamı sırasında yapılan fiziki muayenesinde fatura muhteviyatı eşyanın beyana uygun olduğunun belirtildiği, dosya kapsamından sanıkların idarenin denetim olanağını ortadan kaldırıcı herhangi bir eyleminin bulunmadığı, nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanık ...'in atılı dolandırıcılık suçundan beraatine karar verildiği, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi'nin 2020/644 Esas 2021/69 Karar sayılı kararıyla verilen beraat kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun kesin olarak esastan reddine karar verildiği görülmüştür. Davalı ile dava dışı ... Sendikası arasında akdedilen 13/12/2006 tarihli protokol ile, davalı davacı şirketteki %48 hissesini ... Sendikasına satmıştır. Davacı tarafından davalıya gönderilen 15/02/2008 ve 24/02/2009 tarihli ihtarnameler ile, şirketin karar ve ortaklar pay defterinin teslimi talep edilmiştir. Yargılama aşamasında bilirkişi heyetinden alınan 17/05/2015 tarihli kök rapor ile kök rapordaki görüşü tekrar eden 4 ayrı ek raporda, Maliye Bakanlığının vergi tekniği inceleme raporunda davalı konusu olan 11/10/2005 tarihli 3.966.500,00 Euro'luk ithalat faturasının sahte olduğu yönünde tespitlere yer verildiği, 11/10/2005 tarihli 3.966.500,00 Euro'luk ithalat faturası sahte olup, gerçek faturanın 11/10/2005 tarihli 27.555,20 Euro'luk fatura olduğu, sahte fatura bedeli olan 3.966.500,00 Euro'nun davalı ve ... şirketi tarafından ... firmasına ödenmiş görünmesine karşın gerçekte ödenmediği, davalı ve ... Şirketi tarafından ödenmiş gözüken 3.966.500,00 Euro'nun ...'un hesapları kullanılarak ödenmiş gibi gösterildiği, ... firmasından gelen 3.886.500,00 Euro'nun davalı tarafından yatırılmış gibi gösterilerek davalının sermaye taahhüdünün kapatılmasında kullanıldığı, belirtilen tutarlar arasındaki farkın ...'ye komisyon veya başka bir amaçla verilmiş olabileceği, davalının kapatılan sermaye taahhüt tutarının 5.539.240,00 TL olduğu, davacının 5.000.000,00 TL sermayesini 23/12/2005 tarihinde yapılan artırımla 20.000.000,00 TL'ye çıkardığı, sermayenin 1/4'ünün tescilden itibaren en geç 3 ay içinde, kalanın ise 31/12/2007 tarihinde ödenmesinin kararlaştırıldığı, sermaye koyma borcunu vaktinde yerine getirmeyen pay sahibinin ihtar lüzüm olmaksızın borcunu temerrüt faiziyle birlikte ödemekle mükellef olduğu, bu nedenle davacının 31/12/2007 tarihinden itibaren takip tarihi itibarıyla %9 yasal faiz üzerinden hesaplanan 911.015,28 TL işlemiş faiz alacağı bulunduğu, davacının 5.539.240,00 TL asıl alacak, 911.015,28 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 6.450.255,28 TL alacağı bulunduğu, birleşen dosyada kurumlar vergisi matrah artırımı ve kdv artırımı kalemlerinin usulsüz işlemler olmasa dahi davacı tarafından ödenmesi gereken tutarlar olduğundan bu tutarların davalılardan talep edilemeyeceği, özel usulsüzlük vergi ziyaı cezasının ödenmesine esas yapılan usulsüz işlemlere davalılar sebebiyet verdiğinden davacının bu miktarları talep etme hakkı bulunduğu toplam 1.529.728,51 TL'nin davacı tarafından talep edilebileceği, ödeme tarihlerinden itibaren avans faizi istenebileceği yönünde kanaat bildirilmiştir. İkinci bilirkişi heyetinden alınan kök raporda, heyete vergi uzmanı bilirkişinin dahil edilmesi gerektiği belirtilmekle mahkemece heyete vergi müfettişi eklenerek alınan 24/09/2021 tarihli ek raporda, davacının 2004 yılında ..., ..., ... İnşaat Ltd. Şti. ve ... tarafından kurulduğu, kurucu hissedarlardan ..., ... ve diğer bir kısım ortakların 26.12.2006 tarihinde hisselerinin bir kısmını ... Sendikasına devrettiği, 31.12.2007 tarihinde ... Sendikası'nın davacı şirketin tüm hisselerini devir aldığı, kurucu hissedarların şirketten ayrıldığı, davacı şirketin 5.000.000 TL olan sermayesinin 23.12.2005 tarihinde yapılan artırımla 20.000,000,00 TL'ye çıkartıldığı, artırılan sermayenin 1/4ünün tescil tarihinden itbaren en geç üç ay içerisinde, kaları tutarın ise 31.12.2007 tarihinde ödenmesinin kararlaştırldığı, yapılan sermaye artışı ile şirketin 1.000.000 paya ayrılmış olan sermaye dağılımının ... şirketi 95.000 adet, ... 904.000 adet, ... 500 adet, ... 260 adet, ... 120 adet, ... 120 adet pay olacak şekilde bulunduğu, davacı şirketin sermaye artırımında bulunduğu ve şirket ortaklarından davalı ...'in sermaye artırım borcunu davacı şirketten olan alacağı ile sermaye taahhütünü kapattığı, birleşen davada kurumlar vergisi matrah artırımı ve kdv artırımı kalemlerinin usulsüz işlemler olmasa dahi davacı tarafından ödenmesi gereken gerçek tutarlar olduğundan bu tutarın davalılardan talep edilemeyeceği, davacının özel usulsüzlük ve vergi ziyaı cezaları toplamı olan 1.529.728,51 TL'yi şirketi satın aldıktan sonra ortaya çıkması sebebiyle talep edemeyeceği, vergi inceleme raporlarında borç alacak ilişkisinin gerçek bir mal hareketine dayanmadığının delilleriyle ortaya konulduğu, gerçek olmayan bir mal hareketiyle şirketi şahsına borçlandırdıktan sonra sermaye taahhüdünün şirketten olan alacakla kapatılması işleminin mağduriyete yol açtığı ve şirketi zarara uğrattığı, davalı ...'in davacı şirkete ortak olduğu dönemde yapılan sermaye artırımına ilişkin kendi payına düşen sermaye taahhüt borcunu şirketten olan alacaklarıyla kapattığı, ancak şirketin ortak ...'e borçlanmasını sağlayan işlemlerin vergi inceleme raporları ile sahte fatura kaynaklı olduğunun ve aslında ödemelerin karşı şirkette kalmadan davalı ...'e geri döndüğünün ortaya konulmasından dolayı şirketin zarara uğradığının değerlendirildiği, davacının takipte 5.539.240,00 TL asıl alacak, 911.204,98 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 6.450.444,98 TL alacağın tahsilini talep edebileceği tespit edilmiştir. Asıl davada davacı yan davalı ortağın sahte fatura düzenlediğini, sahte fatura bedelinin farklı hesaplarda gezerek fatura bedelinin ödendiği izlenimi verildiğini, yurt dışı firmadan gelen paranın davalı ortak tarafından şirkete verilmiş borç gibi kayıtlara işlendiğini, bu hesaptan da davalı ortağın sermaye taahhüdü borcunun kapatıldığını, davalının sermaye borcunu ödemediğini, şirketin davalı ortaktan olan sermaye taahhüdünden kaynaklanan alacağının tahsili için icra takibi başlattığını, davalının haksız olarak icra takibine itiraz ettiğini iddia etmiş, asıl davada davalı yan sermaye taahhüdü borcunu yerine getirdiğini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Birleşen davada davacı yan davalı ortağın sahte fatura düzenlediğini, sahte fatura nedeniyle şirket hakkında vergi cezası tahakkuk ettirildiğini, şirket tarafından vergi cezasının yapılandırılarak ödendiğini, ödenen vergi cezasından davalının sorumlu olduğunu iddia etmiş, birleşen davada davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Asıl davada taraflar arasında davalının davacı şirketin kurucu ortağı olduğu, şirketteki hisselerini son olarak 31/12/2007 tarihinde dava dışı ... sendikasına devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı, Maliye Bakanlığı hesap Uzmanları Kurulu vergi tekniği inceleme raporu ile davacı şirketin 11/10/2005 tarihli 27.555,20 Euro'luk gerçek faturasının bedelinin ve içerdiği makine ve malzemenin değiştirilerek ... firması adına 3.966.500,00 Euro'luk sahte fatura düzenlediği, sahte fatura bedelinin ... firmasına davalı ve ... şirketi tarafından ödenmiş görünmesine rağmen gerçekte ödenmediği, ... hesabından gelen paranın davalı ortak tarafından şirkete yatırılmış gibi gösterilerek davalının sermaye taahhüdünün kapatılmasında kullanıldığının tespit edildiği, davacının ortaktan sermaye alacağı bulunduğu iddiasıyla icra takibi başlattığı, davalının takibe itirazı üzerine işbu itirazın iptaline ilişkin asıl davanın açıldığı hususlarında ihtilaf bulunmamaktadır. Asıl davada uyuşmazlık, davacının takip tarihi itibarıyla davalı eski ortaktan ödenmemiş sermaye alacağı bulunup bulunmadığı, varsa miktarı, davacının bu alacağın tahsilini davalıdan talep edip edemeyeceği hususlarından kaynaklanmaktadır. Birleşen davada taraflar arasında sahte ve aldatıcı faturalar nedeniyle vergi dairesince davacı hakkında vergi cezası tahakkuk ettirildiği, davacı tarafından 2.006.926,00 TL vergi cezası ödendiği hususlarında ihtilaf bulunmamaktadır. Birleşen davada uyuşmazlık, davacının vergi cezası nedeniyle vergi dairesine ödediği bedeli eski ortak olan davalıdan talep edip edemeyeceği, talep edebilecek ise miktarı, davacı tarafından vergi dairesine ödenen miktar içerisinde yer alan kurumlar vergisi matrah artırımı ve kdv artırımı kalemlerinin davalı eski ortaktan talep edilip edilemeyeceği hususlarından kaynaklanmaktadır. Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf itirazları incelendiğinde, asıl davada talep ödenmemiş sermaye borcunun tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı şirketin 23/12/2005 tarihli sermayenin 20.000.000,00 TL'ye artırım kararı üzerine artırılan miktarın 1/4'ünün tescil tarihinden itibaren 3 ay içerisinde, kalan tutarın ise 31/12/2007 tarihinde ödenmesi kararlaştırılmıştır. Davalı ortağın ortak olduğu süreçte 31/12/2007 tarihinde kalan sermaye borcu muaccel hale geleceğinden TBK'nun 147. maddesi uyarınca 5 yıllık zaman aşımı süresinin anılan tarihten itibaren başlayacağının kabulü gerekecektir. Bu durumda 31/12/2007 tarihinde başlayacak olan 5 yıllık zaman aşımı süresi dolmadan davacı tarafından davalı aleyhine 28/06/2012 tarihinde dava konusu icra takibi başlatılmış olup, icra takibi ile zaman aşımı süresi kesildiğinden işbu dava tarihi itibarıyla zaman aşımı süresinin sona ermediğinin kabulü gerekecektir. Öte yandan, asıl davada davalı yan hileli işlemlerin dayanak gösterilmesi nedeniyle 1 yıllık hak düşürücü sürenin gözetilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, 1 yıllık hak düşürücü süre hata ve hileye ilişkin olup niteliği itibarıyla sermaye koyma borcu ile bağı bulunmadığı gibi, işbu davadaki uyuşmazlık sermaye borcunun tahsili istemine ilişkin bulunduğundan davalının sermaye borcu bulunup bulunmadığı, var ise miktarına ilişkin uyuşmazlık kapsamında görülecek davada uygulanması gereken süre TBK'nun 145. maddesi uyarınca 5 yıllık zaman aşımı süresi olup, 1 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması yoluna gidilemeyecektir. Davalı davacı şirketin eski ortağı olup, takip ve dava tarihinden önce davacı şirketteki hisselerinin tamamını dava dışı ... Sendikasına devrederek davacı şirket ortaklığından ayrıldığı dosya içeriğiyle sabittir. Asıl davada talebin dayanağı olarak gösterilen Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu vergi tekniği inceleme raporunda, davacı şirkete sahte fatura bedeli olan 3.966.500,00 Euro'nun ödendiği izlenimi verildiği, faturaya konu malzemelerin ithal edildiği firma olarak faturada ismi yer alan ... firmasından gelen 3.886.500,00 Euro'nun davalı eski ortak tarafından yatırılmış gibi gösterilerek davalı ortağa borçlar hesabına kaydedildiği, davalının şirkete olan 5.539.240,00 TL sermaye borcunun anılan hesaptan kapatıldığı tespit edilmiştir. Nitekim yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporları ile de, davacı şirketin gerçek olan fatura üzerinde bedeli ve malzeme kısmında değişikler yapılmak suretiyle sahte fatura düzenlediği, fatura bedelinin davalı tarafından faturada ismi geçen ... firmasına ödenmiş gösterildiği, gerçekte ödenmediği, paranın hesaplar arasında dolaştırıldığı, ... firmasından gelen paranın ise davalı tarafından şirkete verilmiş gibi kayıtlara işlendiği tespit edilmiştir. Alınan bilirkişi raporları asıl dava yönünden ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli niteliktedir. Burada tartışılması gereken husus, sermaye alacağının dava ve takip tarihinden önce davacı şirketteki hisselerini devreden eski ortaktan talep edilip edilemeyeceği, sermaye borcunun hisseye bağlı olup olmadığıdır. Emsal nitelikteki Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/5147 Esas 2014/12078 Karar sayılı 25/06/2014 tarihli kararında; "... Bir anonim şirket olan davacı, somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK’nın 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır. Yine anılan Kanunun 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir. Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nın 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır. Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin üçüncü kişiler için bir teminat ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması üçüncü kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur. Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir. Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olup anonim şirketin bu şekilde oluşan zararı, en azından ödenmeyen sermaye tutarı kadardır. Yine ödenmeyen ancak ödenmiş gösterilen sermaye borcu sebebiyle mahkemenin kabulünde de olduğu üzere şirket yönetim kurulu üyeleri ile denetim kurulu üyeleri kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde sorumlu bulundukları gibi oluşan zarardan eylemleri sebebiyle şirket çalışanlarının da 818 Sayılı Borçlar Kanununun 41. maddesi uyarınca sorumlu tutulmaları gerekir. Bu durum karşısında, davacı şirketin ortaklarca taahhüt edilen sermaye borcunun henüz ödenmediği, sermaye taahhüdü bulunan ortakların ve ödenmeyen sermaye borçlarının ödenmiş gibi gösterilmesinde şirketteki görevi gereği faaliyette bulunan şirket çalışanlarının eylemleri ve zarar ile olan illiyet bağı da araştırılmak suretiyle ispatlandığı takdirde işbu zarardan sorumluluğunun bulunduğu dikkate alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken..." denilmiştir. Davalı eski ortak davacı şirket defterlerinde fiktif satış ve alacağa ilişkin kayıt yapması nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçundan hakkında Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/257 Esas sayılı dosyasıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Açıklanan bu durum karşısında davalının sermaye borcunun şirket hissesine bağlı olduğunu ileri sürmesi TMK'nun 2. maddesine aykırılık teşkil edeceğinden davacı şirketin şirket kayıtlarında fiktif alacak ve sermaye koyma borcunu ödenmiş gibi göstererek fiktif kayıt oluşturan davalı eski ortaktan sermaye alacağının tahsilini talep edebileceği kabul edilmiştir. Hal böyle olunca, davacı şirket kayıtlarındaki davalının sermaye koyma borcunu yerine getirdiğine ilişkin kayıtların fiktif olduğu, davacının davalıdan 5.539.240,00 TL sermaye alacağı bulunduğu, denetime elverişli bilirkişi raporu ile alacağın muaccel olduğu tarihten takip tarihine kadar işlemiş faizin 911.015,28 TL olduğunun tespit edildiği, davacının fiktif kayıtları oluşturan davalı eski ortaktan sermaye alacağının tahsilini talep edebileceği, davalı ortak hakkında dolandırıcılık suçundan açılan ceza davasında davalı ortağın idarenin denetim olanağını ortadan kaldırıcı herhangi bir eylemi bulunmadığı, kamuya karşı dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle davalı ortağın beraatine karar verildiği, ceza davasında davalı ... hakkındaki dolandırıcılık suçundan atılı eylemin şirkete yönelik işbu dava konusu eylemleri kapsamadığı gözetilerek mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf itirazları incelendiğinde, davacı şirket hakkında düzenlenen Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu vergi tekniği inceleme raporları ile, davacı şirket adına düzenlenen sahte faturalar bulunduğu, bir kısım faturanın gerçek değerinin yanıltıcı olduğu tespit edilmiştir. Anılan faturalar davacı şirket kayıtlarına işlenerek muhasebeleştirilmiştir. Vergi tekniği inceleme raporları üzerine davacı şirket hakkında vergi dairesince kurumlar vergisi matrah artırımı, kdv artırımı, özel usulsüzlük ve vergi ziyaı kalemlerinden oluşacak şekilde vergi cezaları tahakkuk ettirilmiştir. Davacı hakkında tahakkuk ettirilen vergi cezaları davacı tarafından yapılandırılmak suretiyle vergi dairesine 2.006.926,00 TL ödendiği dosya içeriğiyle sabittir. Vergi inceleme raporları, ceza mahkemesi kararları karşısında vergi cezası ödenmesine ilişkin usulsüz işlemlerin davalı ... tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Davalı usulsüz işlemler ile vergi cezası ödenmesine sebebiyet verdiğinden özel usulsüzlük ve vergi ziyaı kalemlerine ilişkin davacının vergi dairesine ödediği miktardan sorumlu olacaktır. Anılan kalemlere ilişkin ödenen miktarın toplam 1.529.728,51 TL olduğu alınan bilirkişi raporlarından anlaşılmıştır. Her ne kadar yargılama aşamasında alınan ikinci bilirkişi heyeti ek raporunda, vergi cezalarının davalının şirketteki hisselerini devrettikten sonra ortaya çıkması nedeniyle davalıdan talep edilemeyeceği yönünde görüş bildirilmiş ise de, davacı tarafından anılan kalemlere ilişkin ödenen vergi cezası davalı tarafından kullanılan sahte faturalardan kaynaklandığı, davalının bu faturalar ile davacı defterlerinde fiktif kayıtlar oluşturduğu, bu nedenle anılan kalemlere ilişkin ödenen vergi cezasından sorumlu olduğu kabul edildiğinden ek rapordaki görüşe mahkemece itibar edilmemesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Birleşen davada davacı vekilinin istinaf itirazlarına gelindiğinde, mahkemece birleşen davada davacı tarafından vergi dairesine ödenen miktar içerisinde yer alan kurumlar vergisi matrah artırımı ve kdv artırımı kalemlerinin davacı tarafından usulsüz işlemler olmasa dahi ödenmesi gereken gerçek tutarlar olduğundan bu tutarların davalıdan tahsil edilemeyeceği kabul edilerek bu kalemler yönünden davanın kısmen reddine karar verilmiştir. Yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporları ile de, davacının vergi dairesine ödediği ve işbu birleşen davada talep ettiği miktar içerisinde yer alan kurumlar vergisi matrah artırımı ve kdv artırımı kalemlerinin davacı tarafından usulsüz işlemler olmasa dahi ödenmesi gereken gerçek tutarlar olduğu tespit edilmiştir. Alınan bilirkişi raporları anılan kalemler yönünden ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli niteliktedir. Hal böyle olunca, mahkemece kurumlar vergisi matrah artırımı ve kdv artırımı kalemlerinin davacı tarafından usulsüz işlemler olmasa dahi ödenmesi gereken gerçek tutarlar olduğu, anılan kalemler yönünden vergi dairesine ödeme yapan davacının bu miktarları davalıdan talep edemeyeceği gözetilerek davanın kısmen reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden birleşen davada davacı vekili ile asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Birleşen davada davacı vekili ile asıl ve birleşen davada davalı vekilinin vekilinin istinaf başvurularının HMK'nun 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Birleşen davada davacıdan alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL harcın birleşen davada davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Asıl ve birleşen davada davalıdan asıl dava yönünden alınması gerekli olan 440.616,94 TL harçtan peşin alınan 110.054,24 TL harcın mahsubu ile bakiye 330.562,70 TL harcın asıl davada davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Asıl ve birleşen davada davalıdan birleşen dava yönünden alınması gerekli olan 104.495,75 TL harçtan peşin alınan 26.304,64 TL harcın mahsubu ile bakiye 78.191,11 TL harcın birleşen davada davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-Taraflarca istinaf aşamasında asıl ve birleşen dava yönünden yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, 6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından asıl ve birleşen dava yönünden taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 30/10/2025 Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -