11. Hukuk Dairesi 2009/14210 E. , 2011/15608 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/07/2009 tarih ve 2007/577-2009/408 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 22.11.2011 gününde davetiye tebliğine rağmen taraf vekilleri duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan duruşmalı işlerin yoğunluğu ve
**11. Hukuk Dairesi 2009/14210 E. , 2011/15608 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/07/2009 tarih ve 2007/577-2009/408 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 22.11.2011 gününde davetiye tebliğine rağmen taraf vekilleri duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirkette nama yazılı pay sahibi olduklarını, TTK'nun 368. ve 37. maddelerine aykırı şekilde genel kurul toplantıları gerçekleştirildiğini, müvekkillerine çağrı yapılmadığını, sermaye artırımları ile pay oranlarının düşürüldüğünü, özelikle dava dışı ortak...'ın hukuka aykırı davranışlarının olduğunu, müvekkili ...'ın 23.08.2000 tarihli genel kurula katılmadığı halde katılmış gibi gösterilerek imzasının taklit edildiğini, kararlar alındığını ileri sürerek, 2000 yılından itibaren davalı şirketin yaptığı tüm genel kurulların ve alınan genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğundan geçersizliğine, sermaye artırım kararlarının iptaline, şirketteki payların 31.12.1999 tarihindeki duruma ve oranlara dönmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, genel kurullardan ve alınan kararlardan davacıların haberdar olduğunu, dava açma süresinin geçtiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre, 23.08.2000 tarihli genel kurul toplantısına ilişkin hazurun cetveli ve toplantı tutanağındaki imzanın davacı ...'a ait olmadığı, TTK'nun 368.maddesinde nama yazılı pay sahiplerinin genel kurula çağrılması usulünün düzenlendiği, davacılara taahhütlü mektupla çağrı yapıldığının kanıtlanmadığı, ancak bu durumun yokluk nedeni sayılmayacağı, kararların iptaline neden olabileceği 30.07.2007 tarihli genel kurul dışındaki diğer genel kurul kararları için iptal davası açma süresinin geçirildiği, 30.07.2007 tarihli genel kurulda alınan kararların da kanuna, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı, 23.08.2000 günlü genel kurul toplantısındaki imzanın sahteliğinin de tek başına iptal veya butlan nedeni olmayacağı, oy oranı ve nisabın bulunduğu, 07.08.2002 tarihli genel kurulda sermayenin 5.000.000 TL'den 50.0000.000.000 TL'ye çıkarılmasının ise, TTK'nunda yapılan yasal değişiklik gereği olduğu, pay sahilerinin zararına değişiklik kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, davalı şirketin 2000 yılı ve sonrası yapmış olduğu genel kurullarda alınan kararların geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. Davalı şirketin davacılar dahil olmak üzere, birden çok ortağının bulunduğu ve dava dışı ...’ın bu şirketin hakim ortağı olduğu, 2001 yılı genel kurulu dahil olmak üzere geçersizliği talep edilen genel kurulların yalnızca bu ortağın katılımı ile icra edildiği, 2000 yılı ve sonrasında devamlı olarak anılan ortağın yönetim kurulu asil üyeliğine seçildiği, geçersizliği talep edilen genel kurullarda bilanço-kar ve zarar hesaplarının, ibraların ayrı ayrı oylandığı, yönetim kuruluna TTK'nun 334 ve 335. maddeleri uyarınca yetki verildiği, 2002 yılı genel kurulunda yasal zorunluluk nedeniyle sermayenin artırılması kararı alındığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, yapılan yargılama ile davacı ...’ın katılmış gibi tutanak düzenlendiği 2000 yılı genel kurulunda da imzasının taklit edildiği, bu genel kurul toplantısındaki kararların da tek başına hakim ortak tarafından alındığı ortaya çıkmıştır. Genel kurulu çağrıda usulsüzlük, kural olarak bu genel kurulda alınan kararların yokluğu sonucunu doğurmamaktadır. Ancak, usulsüz çağrı nedeniyle genel kurula katılmayan ortağa süresinde kararlara karşı oy kullanmadan ve muhalefet şerhi yazdırmaya gerek olmaksızın iptal davası açmak hakkı verir. Bu durumda da TTK'nun 381. maddesi uyarınca iptal dava açma süresi, genel kurul tarihinden itibaren üç aydır. Genel kurulda alınan kararların iptal edilebilirliği TTK’nunda açıkça düzenlenmişken, mutlak butlanı veya geçersizliği ayrıca hüküm altına alınmamıştır. Esasen, mutlak butlan mevzuatımızda tanımlanmamış, BK.nun 19 ve 20. maddelerinde sadece hangi hallerin mutlak butlana neden olacağı sayılmıştır. TTK'nun 1. ve TMK'nun 5. maddeleri uyarınca, anılan BK'nun genel hükümlerinin ticari işlere de uygulanacağı tartışmasızdır. Bu bakımdan, nitelikleri itibariyle imkansız veya emredici hukuk kurallarına aykırı olana yahut ahlak ve adaba aykırı bulunan genel kurul kararlarının da mutlak butlanla batıl olduğu ileri sürülebilecektir. Hukuki yararı olanlar, kararın mutlak butlan ile batıl veya geçersiz olduğunun tespitini talep edebilecektir. Böyle bir davanın iptal davasında olduğu gibi bir süreye tabi olmadan her zaman açılması mümkündür. Ayrıca, karara muhalefet ve karşı oy kullanma şartı da bulunmamaktadır. Uygulamada daha çok kanunun emredici hükümlerine uymamak durumu, genel kurulda alınan kararların mutlak butlanla batıl veya geçersizliği sonucunu doğurmaktadır. Özellikle toplantı ve karar nisabına uymadan kararlar alınması, en sık rastlanan geçersizlik halidir. Anonim şirket genel kurulunda alınan en önemli kararlar arasında ‘ibra kararı’ yer almaktadır. İbra, mevzuatımızda tanımlanmış değildir. Doktrine paralel olarak Dairemiz kararlarında da ibra, yönetim ve denetim kurulunun faaliyetlerinden dolayı, genel kurulun o yıla ilişkin olarak tazminat talebi hakkı bulunmadığı yönünde menfi bir borç ikrarı olarak nitelendirilmektedir. TTK'nun 374/2. maddesi uyarınca, ortalık işlerinin görülmesine herhangi bir suretle katılmış olanlar, yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ait kararlarda oy hakkına haiz değildirler. Şayet oy kullanmaları vuku bulmuş ise, bu halde oyların sonuca etkisi dikkate alınmalıdır. Bilançonun onaylanması, aksine karar yok ise, ibra sonucunu da doğurmaktadır. Bu nedenle, bilançonun oylanması ile ibra işlemi ayrı ayrı gündeme yazılmalı ve ayrı ayrı görüşülerek karara bağlanmalıdır. Şayet, bilançonun onaylanması gündem maddesinden ayrı ibra gündem maddesi var ise, yönetim kurulu üyeleri, müdür ve denetçilerin, bilançonun onaylanmasına ilişkin gündem maddesiyle ilgili oy kullanmalarına engel bir hal bulunmamaktadır. Aksi halde, bilançonun onaylanması gündem maddesinde oy hakkından yoksunlukları söz konusu olur. Ayrıca, anonim şirketin sermayesinin değiştirilmesi kararı da bir anasözleşme değişikliği niteliğindedir. Bu tür anasözleşme değişikliğinin geçerli olabilmesi için de anasözleşmede daha yüksek bir toplantı ve karar nisabı öngörülmemiş ise, TTK'nun 388. maddesinde açıklanan toplantı ve karar nisabına uyulması gerekmektedir. Sermaye artırımı, yasal bir zorunluluktan kaynaklansa bile, o yasada ayrıca bir düzenleme yoksa, bu kararın geçerli olabilmesi için, yine sermaye artırımına ilişkin varsa anasözleşme, yoksa TTK.nun da düzenlenen toplantı ve karar nisabına uygun karar alınması gerekmektedir. Öte yandan, TTK'nun 334. maddesiyle yönetim kurulu üyelerine anonim şirketle ticari işlem yapma yasağı, 335. maddesiyle de şirketin konusuna giren işlerde rekabet yapma yasağı getirilmiştir. Bu düzenlemeler, mutlak emredici nitelikte hükümler değildir. Her iki maddede getirilen yasağın genel kurul kararı ile kaldırılması mümkündür. Genel kurul, yönetim kurulu üyelerinin tamamı veya biri veyahut bir kaçı için bu yasakların kaldırılmasına izin verebilir. Ancak, TTK'nun 334 ve 335. maddeleri çerçevesinde alınan kararlarda, hakkında izin verilen yönetim kurulu üyesi veya üyeleri oy kullanamazlar. Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde, mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm doğru değerlendirmeler içermediği gibi temel alınan bilirkişi raporu da karar vermeye elverişli bulunmamaktadır. Bu durum karşısında, öncelikle davalı şirketin ticaret sicil dosyası getirtilip, anasözleşmesi hükümleri değerlendirilip, dava dışı yönetim kurulu üyesinin geçersizliğine karar verilmesi istenen genel kurulların tamamına hakim ortak olarak katıldığı, devamlı suretle yönetim kurulu üyesi seçildiği, ibra kararları alındığı, oy kullandığı, kendisine TTK'nun 334 ve 335. maddeleri uyarınca izin verildiği hususları dikkate alınıp, gerektiğinde yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde bilirkişi kurulundan ek rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.