T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/678 Esas KARAR NO:2026/15 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI:2016/1137 Esas- 2022/836 Karar TARİH:12/12/2022 DAVA:Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:15/01/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/678 Esas KARAR NO:2026/15 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI:2016/1137 Esas- 2022/836 Karar TARİH:12/12/2022 DAVA:Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:15/01/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket kurucusu ve sahibi ...'ın, ... Holding bünyesinde yer alan dağıtım şirketlerine bağlı olarak ...markalı ürünlerin sözleşmede belirlenen coğrafi sınırlar içerisinde satış ve dağıtımını yaptığını, davacı şirket sahibinin ... Holding bünyesinde yer alan .... A.Ş., ... A.Ş., .... A.Ş., ... A.Ş., ... A.Ş. ile davalı ... .... AŞ. marifeti ile l999-2014 yılları arasında distribütörlük yaptığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 1985 yılında başladığını ve 2014 yılında davalı ... AŞ.'nin sözleşmeye aykırı tutumları sebebiyle fiilen son bulduğunu, müvekkili şirket sahibinin 1999 yılına kadar tüccar plasiyer sıfatı ile çalıştığını, 1999 yılında ise distribütörlük verilerek çalışma yapılacağı için ... tarafından davacı şirketin kurulduğunu, yine 2011 yılında farklı ürün grupları için kurulan dağıtım şirketlerinin feshedildiğini ve 2011 yılında davalı ... A.Ş. kurularak tüm ürünlerin bu şirket bünyesinde toplandığını, müvekkili şirkete öncelikle başka bir bölgenin distribütörlüğünün verileceğinin söylendiğini, bu sebeple yatırım yapıldığını, depo açıldığını, daha sonra ise başka bir bölgenin distribütörlüğünün verildiğini, yapılan masraflara davacının katlanmak zorunda kaldığını, davalı şirketlerin karşılık, hesap kontrolü mümkün olmayan, tamamen kendi inisiyatiflerine bırakılmış sistemler üzerinden distribütörlük oluşturarak satış ve dağıtım politikası izlediklerini, sistem ve hesaplara dayalı sorgulama yapılmasını engellediklerini, 2012 yılında distribütörlerden yeni yatırımların yapılmasının istendiğini, bu sebeple davacı müvekkili tarafından bir çok yatırım yapıldığını, davacı müvekkili ile tüm distribütör şirketlerin davalıların kullanılmasını zorunlu kıldıklar programları kullandıklarını, bu programın tüm sipariş, ödeme, promosyon, ... kaydı vs işlemlere şifre verilerek girişi sağlanan bir otomasyon programı olduğunu ve tamamen davalıların kontrolünde bulunduğunu, davacı müvekkili ile davalı ... A.Ş. arasında 20/03/2012 tarihli tek elden dağıtım sözleşmesinin imzalandığını, bu sözleşme ile işletim sistemi olarak ... ve DBS sistemlerinin kullanılmasının zorunlu kılındığını, distribütörlerin söz konusu programın promosyon ve hak ediş hesaplamalarına müdahale şanslarının olmadığını, müvekkili şirketin 2014 yılında 750.000 Euro bedelli bir aval senedini davalı ... A.Ş.'ye verdiğini, bu senedin ramazan bayramı için satılacak bayram şekeri karşılığında verildiğini, davalının bu senedin tahsilatını anlaşma ve uygulamaya aykırı şekilde ve kötü niyetli olarak DBS sistemi üzerinden hemen yaptığını ve 3 ay erken yapılan tahsilat nedeniyle müvekkilinin ticari hayatın dışına itilmeye çalışıldığını, imzalanan distribütörlük sözleşmelerinin tek taraflı olarak düzenlendiklerini, tamamen davalı ... A.Ş. ve daha önceki dağıtım şirketleri lehine hükümler içerdiklerini, müvekkilinin davacının işlettiği programları denetleme imkanı olmadığını, müvekkilinin davacıdan ... aracılığıyla bakkallara verilen promosyon ürünler ve sözleşme hükümlerine göre belirlenen geri iade fatura toplamından kaynaklanan 236.355,52 TL, davalı ... A.Ş.'nin yapmış olduğu ters kayıtlar nedeniyle 144.139,85 TL, mükerrer tahsilatlar nedeniyle 126.171 TL, cari hesap dip toplamındaki hatalı toplama nedeniyle 2020.677,11 TL ve sonuç olarak cari hesap nedeniyle 727.343,48 TL alacaklı olduğunu, davalıların 4054 sayılı Kanun, TBK, TMK hükümlerine aykırı davranışları, distribütör aleyhine yaptıkları uygulamalar, ekonomik bağımlılık yaratılması, sürekli olarak borçlandırılması, satış ve bayi iskontolarının tırpanlanması gibi haksız rekabet teşkil eden eylemleri nedeniyle müvekkilinin 1.500.000 TL zarara uğradığını, davalı ... A.Ş. tarafından sözleşmenin feshi ile ilgili müvekkiline hiçbir tebligat yapılmadığını, bir anda sonlandırılan sözleşme nedeniyle müvekkilinin iflas aşamasına geldiğini, sözleşmenin feshinin 12/02/2015 tarihli ihtarname ile geriye doğru olarak 31/10/2014 tarihinde yapıldığını, geriye doğru feshin mümkün olmadığını, sözleşme henüz yürürlükte iken davalı ... A.Ş. tarafından müvekkiline ait bölgeye başka şirketlerden mal dağıtımı yapıldığını, sözleşmeye aykırı davranıldığını, sözleşmenin 23. maddesinde fesih hallerinin düzenlendiğini, müvekkilinin sözleşmenin feshini gerektirir herhangi bir eyleminin olmadığını, davalının gönderdiği ihtarnamede müvekkilinin alacaklı olduğunu bildirerek bu hususu ikrar ettiğini, sözleşmenin 3 ay süre verilerek feshedilmesi gerektiğini ve en erken 23/05/2015 tarihi itibariyle feshedilmesinin mümkün olduğunu, 28 aylık bir süreden önce feshedildiğini, müvekkilinin en az 900.000 TL kar kaybına uğradığını, yine müvekkilinin yapmış olduğu ve boşa çıkan yatırımları nedeniyle 882.582 TL zarara uğradığını, sözleşmenin 6/f maddesi uyarınca davalı ... tarafından karşılanmayan masraflar nedeniyle zararının 67.375 TL ve sözleşmenin 9 ve 17. maddeleri uyarınca zararının 300.000 TL olduğunu, ayrıca müvekkilinin ekonomik olarak mahvına sebep olunduğundan 50.000 TL manevi zararın da talep edildiğini beyanla cari hesaptan kaynaklanan alacaktan şimdilik 5.000 TL'nin, haksız rekabet, TMK ve TBK hükümlerine aykırılıktan doğan zarardan şimdilik 5.000 TL'nin, sözleşmenin haksız ve süresiz feshinden doğan yatırım maliyetleri nedeniyle oluşan zarardan şimdilik 5.000 TL'nin, mahrum kalınan kar zararından şimdilik 5.000 TL'nin, DBS alacağından şimdilik 1.000 TL'nin, sözleşmenin 9. ve 17. maddesinden doğan alacağından şimdilik 5.000 TL'nin, 50.000 TL manevi tazminatın 27/03/2015 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın belirsiz alacak davası koşullarını taşımadığını, davacının iddia ettiği zarar kalemlerini kuruşuna kadar hesapladığını, tek satıcılık sözleşmesinden doğan alacaklara ilişkin acente hükümlerinin kıyasen uygulanacağının kabulü ile, acentelikten doğan alacakların zamanaşımını düzenleyen TBK m 47/5 e göre, zamanaşımının 5 yıl olduğunu, bu hüküm uyarınca, dava tarihinden geriye dönük olarak 5 yılı aşan taleplerin tespiti ve zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, haksız rekabet ve dürüstlük kuralına aykırılık iddiaları ile öne sürülen talepler bakımından da 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının müvekkili ... A.Ş. dışındaki diğer şirketler ile ticari ilişkilerinden doğan bir alacak talebi mevcut ise bu alacaklarını belirleyerek ilgili şirketten talep etmesi gerektiğini, müvekkili ... A.Ş. ile davacı arasındaki ilişkinin 20/03/2012 tarihli sözleşme ile başladığını, bu tarihten öncesine ait bir talebin müvekkiline karşı ileri sürülemeyeceğini, müvekkili ... AŞ. bakımından davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddi gerektiğini, davacı ile müvekkili ... A.Ş. arasındaki tek satıcılık sözleşmesinin 20/03/12- 31/10/14 tarihleri arasında ayakta kaldığını fakat davacının ürün bedellerini ödememesi ve diğer sözleşmeye aykırılıkları sebebiyle bu tarihte fiilen sona erdirildiğini, davacının 2012 yılı Kasım ayından itibaren yeterli stok sağlamadığını, DBS limitini yeterli seviyede tutmadığını, sipariş bedellerini ödemediğini ve bu nedenle kendisine ürün gönderilemediğini, bu şekilde müvekkilinin marka değerinin zarar gördüğünü, davacının tek satıcı olarak satış hedeflerini tutturma, sürümü artıma asli yükümlülüğü altında olduğunu, sözleşmenin 23. maddesinde haklı sebeple feshin düzenlendiğini ve bu halde davacıya süre verilmesi gerekmediğini, taraflar arasında ödeme şeklinin sözleşmede ... olarak kararlaştırıldığını, bu sistemin mal ve hizmet alım satımı için banka, bayi ve dağıtım şirketi arasında kullanılan bir sistem olduğunu, bu sistemde, malı alan firmanın tanımladığı limit miktarınca mal satımı için garanti sağlamış olduğunu, bu sistemle vadeli alımlar gerçekleştirildiğini ve davacının sözleşmede bu sistemi kullanmayı kabul ettiğini, davacının sistemin davalı şirket kontrolünde olduğu iddiasının yersiz olduğunu zira davalı ... A.Ş. tarafından faturaların davacının sisteme girdiği siparişler üzerine düzenlendiğini, davacının faturanın içeriğine erişememe ve sisteme müdahale imkanı olmadığına ilişkin iddialarının da yersiz olduğunu, tek satıcının asli ediminin, satın aldığı ürünü kendi ad ve hesabına satıp sürümünü artırmak olduğunu, bayiinin ürünü alamadıktan sonra, ürünleri satmak ve sürümü artırmak gibi sözleşme ile altına girdiği taahhütleri yerine getiremeyeceğini, bu hususun da sözleşmeyi anlamsız hale getireceğini, davacının ... de yaşadığı limit probleminin sözleşmenin esaslı ihlaline yol açtığını, davacıya bu sorunu çözmesi için çok kez uyarı yapıldığını ve 07/03/2013 ila 24/04/2014 tarihli toplantı tutanaklarında bu hususun belirtildiğini, davacının durumunu düzeltme vaadinde bulunduğunu ancak bu vaadine uymadığını, yine müvekkili şirket personelli tarafından davacıya gönderilen mailler ile durumun bildirildiğini, davacının saha kontrollerini gereği gibi yerine getirmediğini, sözleşmede öngörüldüğü şekilde stok tutmadığından sahada ürün tedarikinde sorunlar yaşadığını, davalının reklam gücünün azaldığını, marka değerinin zarar gördüğünü, davacıdan ürün alanlarla görüşüldüğünde, ürün eksikliklerinin depoda ürün olmamasından kaynaklandığınıın ortaya çıktığını, davacının iddia ettiği şekilde sözleşmenin 12/02/2015 tarihli ihtarname ile geriye dönük olarak feshedilmediğini, bu ihtarnamenin davacı tarafında gönderilen alacak temliki bildirimine cevaben yazıldığını, ihtarnamede 31/10/2014 tarihli feshe atıf yapıldığını, sözleşmenin eylemli olarak feshedildiğini, davacının dava dilekçesinde müvekkili ... A.Ş.'nin sipariş ekranını kapattığım söyleyerek fesih olgusunun bilincinde olduğunu yansıttığını, davacının 28 aylık bakiye sözleşme süresi hesabı ve bu hesap temelinde öne sürdüğü taleplerin yersiz olduğunu, feshin sözleşmenin 23/3 uyarınca süreli fesih olduğu farz edilse dahi sözleşmenin 31/01/2015 tarihinde sona ereceğini, yahut davacının iddia ettiği şekilde 12/02/2015 tarihinde sona erdirildiği varsayılsa dahi, sözleşmenin 12/05/2014 tarihinde sona ermiş olacağını, davacının talep ettiği şekilde cari hesapta alacaklı olmadığını, taraflar arasında hesap mutabakatlarının yapıldığını, Iskonto 1'in distribütörün ticari hayatta desteklenmesini hedefleyen, çalışanlarına yapacağı ödemelerden doğan giderlere yapılan katkı olduğunu, işçilerin davacının seçerek çalıştırdığı işçiler olduklarını, bu katkının taraflararası mutabakata ve şirketin belirlediği bölge yoğunluğu kriterlerine göre belirlendiğini, iskonto 2'nin ürün satışlarını artırmak için yapılan promosyon, aktivitelerden distribütörün karını etkilememek adına, distribütörlere mal alışlarında indirim yapılması olduğunu, bu iskontoların, distribütörler tarafından peşin olarak fatura altında belirtildiğini, dolayısıyla distribütöre daha henüz hiçbir satış yapmamasına rağmen avantaj sağlanmasının amaçlandığını akabinde ay sonunda yapılan satışlara göre distribütörün hizmet bedeli faturası tanzim ettiğini ve böylece mahsuplaşmanın yapıldığını, bu sistem tamamen distribütörü korumaya ve desteklemeye yönelik bir sistem olup, davacının iddia ettiği gibi herhangi bir baskı aracı olmasının mantığı gereği mümkün olmadığını, davacı bu iskontoların işletme kasasına hiçbir katkısı olmadığını, hileli olduğunu iddia etmekte ise de bu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, kullanılan ... ve ... sistemlerinin ülke çapında dağıtım ağına sahip, karmaşayı önlemeyi hedefleyen, tüm şirketlerin kullandıkları ile benzer bir sistem olduğunu, aktivite promosyon gibi tüm işlemlerin bu sistemden yürütüldüğünü, ... sisteminin ise sipariş takibine ilişkin olduğunu, davacının siparişleri üzerine faturaların düzenlendiğini, dolayısıyla davacının sisteme hiçbir şekilde müdahale şansı olmadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacı promosyon ve mahsuplaşma farkından doğan 336.355,52 TL alacağı olduğunu iddia etse de, ay sonunda iskontonun fatura altında belirlenenden fazla olması halinde distribütörün bu fark için hizmet bedeli faturası tanzim etmesi ve müvekkiline göndermesi gerektiğini, dolayısıyla böyle bir hak edişin olup olmadığını bilebilecek olan davacının kendisi olduğunu, davacının, davalıya böyle bir bildirim yapmayıp yıllar sonra böyle bir talepte bulunmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, ayrıca talebin somutlaştırılmadığını, davacının dava dilekçesinde 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesini kopyala yapıştır yöntemi ile dilekçesine ekleyerek, devamında içeriğinden ne kast edildiği anlaşılmayan afaki ve soyut cümlelerle TBK, TMK,TTK ve 4054 Sayılı Yasa şeklinde torba bir ifade yazarak özel hukuka hakim temel kanunları yazmak suretiyle hangi somut kanun maddesine bağlanan hangi somut eylemle yol açılan hangi aykırılığın yaptırımına dayandığı belli olmayan gerekçeleri ile nasıl hesaplandığı belli olmayan, nasıl kazanıldığı tespit edilemeyen kazanılmış haklarının nasıl ihlal edildiğinin anlaşılamadığını, davacı 2012 yılından sonra düşük kar marjı ile çalışmaya zorlandığını iddia etmekte ise de sözleşmesinde, sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra herhangi bir rekabet yasağı öngörülmeyen davacının dilediği her an sözleşmeyi feshederek üçüncü kişilerle sözleşme ilişkisi kurabilmesi mümkün iken ve dava dilekçesinde yılda 11 milyon ciro yaptığını ifade etmekte iken, davalı müvekkili ile sözleşme ilişkisini sürdürmesinin kendi özgür iradesine dayandığı açık olup, davacıya herhangi bir dayatma yapılmış olmasından söz edilmesinin de mantıken mümkün olmadığını, dolayısıyla davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının yapmış olduğu yatırımların kendi ticaretini geliştirmek için yapmış olduğu yatırımlar olduğunu, sözleşmenin süreli olduğu bilincinde olan davacının yatırımlarını gerçekleştirirken bu hususu da dikkate almış olması gerektiğini, ayrıca bağımsız bir tacir niteliğini haiz olan davacının bayilik ilişkisinde bu tür yatırımların tüm yarar ve risklerini üstlendiğini, bu bakımdan sözleşmenin sona ermesi nedeniyle bu tür yatırımlara ilişkin olarak davalıdan herhangi bir talepte bulunabilmesinin mümkün olmadığını, davacının sözleşmenin 9. maddesi uyarınca ödediği bir masrafın söz konusu olmadığını, yine sözleşmenin 9 ve 17. maddelerinden doğan alacak talepleri ile manevi tazminat talebinin de dayanaksız olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:Mahkemece, gerekçeli kararda alınan iki ayrı bilirkişi raporuna yer verilmek suretiyle ve bilirkişi raporunun denetime uygun, hüküm kurmaya elverişli olduğu göz önüne alınarak davanın reddine karar verildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. DAVACI VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Mahkemenin hükmüne dayanak yaptığı bilirkişi raporlarının eksik incelemeye dayalı ve hatalı olduğu, davalıların işletim programlarının bilirkişilere açılmaması nedeniyle gerekli incelemenin yapılamaması, belgelerle desteklenmeyen excel tablolara bağlı ... tablosuna göre rapor düzenlenmesi nedeniyle raporların usule, yasaya ve maddi gerçekliğe aykırılık teşkil ettiği, Mahkemece karar gerekçesinde yer verilen; "Taraflar arasında 31.12.2012 tarihi itibariyle 656.821,45 TL Cari hesap bakiyesinde mutabık oldukları 18.01,2013 tarihinde karşılıklı kaşeli imzalı teyit alındığı görülmüştür. Taraflar arasında 31.12.2013 tarihi itibariyle 1.009.266,60 TL CARI HESAP bakiyesinde mutabık oldukları 23.01.2013 tarihinde karşılıklı kaşeli imzalı teyit alındığı görülmüştür." tespit ve değerlendirmesinin hatalı olduğu, davacı şirket yetkilisi ve davacı şirket muhasebecisi imzasını, bilgisini ve onayını taşıyan, davalı şirket ile yapılmış bir ... mutabakatı bulunmadığı, dosyada yer alan ... mutabakatlarının sahte olarak, yetkisiz kişiler ile davalı şirket arasında yapılmış mutabakatlar olduğu ve davacı ... bağlamadığı, davacı aleyhine delil teşkil etmeyeceği;Bilirkişilerce tamamen defter kayıtlarına göre inceleme yapıldığı, defter kayıtlarının alacağın varlığını veya yokluğunu gösterir kayıtlar olmadığı, belgelerle desteklenmesi gerektiği, işletim sisteminden alınan kayıtlar üzerinde inceleme yapılması gerektiği, raporlarda ters kayıt işlemesi olmadığı, mükerrer kayıt yapılmadığına ilişkin bir tespit ve değerlendirme bulunmadığı, yine iskonto olarak düzenlenmesi gereken fatura miktarıyla, düzenlenen fatura miktarı arasındaki farktan kaynaklanan alacağın mevcut olmadığına veya hatalı olmadığına dair bir tespit ve değerlendirmede bulunulmadığı, bilirkişi raporlarında ana talep nedenleri ve dayanaklarına yönelik bir inceleme yapılmadığı, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı ve davacı şirket yetkilisi ve/veya muhsaebecisi tarafından tanzim ve imza edilmeyen, hiç bir bağlayıcılığı ve geçerliliği olmayan ... mutabakatlarını geçerli saymaları sonucu düzenledikleri raporların hüküm kurmaya elverişli raporlar olmadığı ve mahkemenin davanın reddine dair verdiği kararın da usule, yasaya ve maddi gerçeğe aykırı olduğu;Dava dilekçesinde münhasıran davalı işletim sistemi kayıtlarına delil olarak dayanıldığı, davalı şirket tarafından kurulan ve işletilen programlara dayalı olarak işleyen sistem nedeniyle, davacının defter ve kayıtları ile bir sonuca ulaşılmasının mümkün olmadığı, davacının defter kayıtlarının tamamen davalının kayıtları üzerinden yürütülmeye çalışıldığı, distribütörlük sözleşmeleri salt davalı şirkette olacak şekilde sözleşmeler akdedildiği, sözleşmenin bir örneğinin davacıya verilmediği, yine ... adlı program kayıtlarının incelenmesi ile bir sonuca ulaşılmasının mümkün olduğu, sözleşme ve ... program kayıtlarının münhasıran davalı şirketler nezdinde olduğu, bunların celbi ve incelenmesi ile alacakların miktarlarının tam olarak ortaya konabileceği, davanın belirsiz alacak niteliğinin de buradan geldiği, bilirkişi raporunda taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2012 yılında başladığı, davacı defter kayıtlarının düzgün kayıt edilmediği ve aleyhine kendi defter kayıtlarında olduğundan fazla borcu olduğunun görüldüğünün belirtildiği ancak davacı defter ve kayıtlarının düzgün olabilme şansı olmadığı, en başından beri, davalı şirketlerin kayıtları ne ise davacının o kayıtları işlemeye çalıştığı, başka bir inisiyatif kullanma yetkisi olmadığından, davalı kayıtlarının özellikle işletim programı kayıtlarının incelenmesi ile gerçek durumun ortaya çıkabileceği, raporda davalı defter kayıtlarına göre 2015 yılında 43.338,54 TL fazla tahsilatın iade edildiğinin görüldüğü, başkaca da alacak olmadığının görüldüğünün belirtildiği, Mahkemenin hükmüne dayanak yaptığı bilirkişi raporunda yer verilen bu görüşlere itiraz edildiği, zira inceleme sadece davalı defter ve kayıtları üzerinde yapılmış olup; ... VE... programı kayıtları üzerinde inceleme yapılmadığı, bu kayıtların incelenmesi ile ancak ve ancak taraflar arasındaki alacak, borç, ters kayıt, mükerrer kayıt, dip kayıtların doğruluğuna ulaşılabileceği, sağlıklı bir sonuç alınması ve davadaki iddiaların değerlendirilmesi açısından davacı şirketin defterleri, kayıt ve belgeleri, özellikle ... programının incelenmesi gerektiği, davalının kayıtlarına delil olarak dayanılmış olması nedeniyle de işletim sistemindeki kayıtlar ile davacıya borcu olmadığını ispat ile yükümlü olmasına rağmen, bu ispat külfetini yerine getiremediği, buna rağmen mahkemece davanın reddine karar verilmesinin usule ve yasaya aykırılık teşkil ettiği; Sektör bilirkişi tarafından düzenlenen raporu da kabul etmedikleri, raporda bahsedilenin aksine 20/03/2012 tarihinde davalı ... A.Ş. ile imzalanan "Tek Elden Dağıtım Sözleşmesi" örneğinin dosya içinde mevcut olduğu ve ihtilafın ana kaynağı olan sözleşme incelenmeden rapor düzenlenmesinin usule ve yasaya aykırı olduğu, bu sözleşmenin süresinin 5 yıl olarak kararlaştırıldığı, dolayısı ile sözleşmenin bitim tarihinin 20/03/2017 tarihi olduğu, sözleşmenin 23. maddesinde fesih halleri düzenlendiği, davalı şirket ve bağlı bulunduğu davalı ... tarafından sözleşme devam ederken 31/10/2014 tarihinde davacı şirketin hesap ve sipariş yetkisi kapatılarak fiili olarak çalışamaz duruma getirildiği, sözleşmeye aykırılık iddiasına ilişkin bir ön ihtar olmadığı, fiilen yapılmış tek yanlı eylemle davacının çalışması durdurularak 31/10/2014 tarihinde sözleşmenin fiilen feshedildiği, davalı şirketler, sözleşmeyi sözleşme hükümlerine aykırı olarak 17 ay 20 gün önce feshetmiş olduklarından, sözleşmenin nedensiz ve gerekçesiz, haklı nedenler olmadan feshinden dolayı davacının uğradığı zararlardan sorumlu oldukları, bilirkişinin davacının basiretli bir tüccar gibi davranmadığı eleştirisinde bulunmasının somut dosya ve bilgilere uygun düşmediği, bilirkişinin yüzeysel ve tek yanlı bir rapor düzenlediği gerçeğini ortaya koymaktan başka bir işe yaramayan bu eleştirisinin tamamen talihsiz bir beyan olduğu, sözleşme hükümlerinin tek yanlı askıya alındığı, işletmenin çalışmasının ve iş yapmasının önlenme tarihi olan 31/10/2014 tarihine kadar davacının tek bir çekinin, senedinin karşılıksız çıkmadığı, tek bir kredisinin temerrüde düşmediği;Rekabet kanununa aykırı olarak Tek Elden Dağıtım Sözleşmesinde ... harici bir işletmenin bayiliğinin yapılmayacağı maddesi olduğu, tek elden dağıtım sözleşmesinin ilgili maddesi gereği başka bir ürünün de bayiliği yaptırılmadığından, davalı ...’un fiili olarak bayiliği durdurduğu an itibarıyla tüm araç, gereç, ekipman, eleman vb. her şeyin bir anda işlevsiz hale geldiği, yıllık 11 milyon cirosu olan bir işletmenin, yaklaşık 25 araç ve 37 personelin işsiz kaldığı, bir haftada işlevsiz hale getirilen işletmenin 37 personelinin işsiz kaldığı, sürecin devamında da nakit döngüsü ortadan kaldırılınca, ödemelerin yapılamamaya başlandığı ve akabinde de araç-gereç ve ekipmanların haciz ve muhafaza altına alındığı, tüm bu sebeplerle Mahkemece konuya hakim olan, uzman bilirkişilerden oluşturulacak heyetten rapor alınması, davalı şirketlerin işletim sistemleri kayıtları üzerinde inceleme ile ve dava dosyasına sunulmuş olan davalı işletim sisteminden indirilmiş kayıtlar incelenerek taleplerinde dile getirilen alacaklarla ilgili rapor düzenlenmesi gerektiği ve kararın kaldırılması gerektiğine ilişkindir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacı ile davalı ... .... A.Ş. arasında imzalanan Tek Elden Satıcılık Sözleşmesi'nin haksız ve süresinden önce feshi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararlar ile cari hesaptan doğan alacakların davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.T.C. Anayasası'nın 141/3. maddesi hükmüne göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır. 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararları asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmeli, hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hüküm açık ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir. Kararın gerekçesiz oluşu, gerekçe ile hüküm arasında veya gerekçenin kendi içerisindeki çelişki, açık bir kanuna ve kamu düzenine aykırılık hali olup, İstinaf aşamasında re’sen nazara alınması gerekmektedir.HMK'nın 266. maddesi uyarınca Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Aynı Kanun'un 281. maddesi gereği taraflar, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri gibi mahkemece de re'sen bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alınabilmesi mümkündür. Bilirkişi raporu, takdiri bir delil olup, mahkemece gerekçeli kararda, raporda tespit edilen hususların hangi sebeple karara esas alındığı veya alınmadığının açıklanması, bilirkişi raporunun diğer tüm deliller ile birlikte değerlendirilerek bir sonuca varılması ve bu sonucun da açıklanması gerekmektedir. Somut olayda; Mahkemece 11/06/2018 tarihli duruşmada, bir haksız rekabet uzmanı ve bir mali müşavir bilirkişiden, tarafların ticari defter ve kayıtları ile sunulan deliller üzerinde iddia ve savunmaya göre inceleme yapılmak suretiyle bilirkişi raporu alınmasına karar verildiği, talimat yolu ile davacının ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak rapor tanzim edildiği, 10/02/2020 tarihli duruşmada, her iki tarafın talebi gibi, tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, davalı şirkete ait ... programı, tarafların ticari kayıtları, dosyaya sunulan deliller bir arada değerlendirilmek suretiyle; mali müşavir, haksız rekabet uzmanı ve ticaret hukuku konusunda uzman bilirkişiden oluşan heyetten rapor alınmasına karar verildiği, bu karar doğrultusunda atanan üç kişilik bilirkişi heyetince düzenlenen 07/12/2020 tarihli raporda; tek satıcılık sözleşmesinin rekabet hukuku ile ilişkisine dair açıklamalara yer verildiği ve yalnızca tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak, 2012 ve 2013 yılları ticari defter ve kayıtlarının birbiri ile uyumlu olduğu, bu yıllarda aralarında mutabakat imzalandığı, 2014 yılı kayıtları arasında farklılık olduğu ve davacı tarafından davalının göndermiş olduğu mutabakatların imzalanmadığı, davacının sunduğu exel tablolarındaki ödemeler ile defterlerindeki kayıtların uyumlu olmadığı, alacağa ilave edilmesi gerektiğini iddia ettiği miktarın davalı tarafın ticari defterlerinde davacının alacağından mahsup edildiğinin tespit edildiği, cari hesap yönünden yalnızca tek kalemde inceleme yapıldığı, davacının talep ettiği alacaklara ticari defterlerde rastlanmadığı ve sözleşmenin feshi nedeniyle talep edilen tazminat kalemlerinin Mahkemenin takdirinde olduğunun belirtildiği, öte yandan raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı, bir ön rapor niteliğinde olduğu ve sektör uzmanı bir bilirkişinin heyete dahil edilmesi ve ilgili tarafça dosyadaki eksikliklerin tamamlanması ile rapor tanzim edilebileceğinin de aynı raporda heyetçe açıklandığı, davacı vekili tarafından sunulan bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, yalnızca tarafların ticari defterleri üzerinden yapılan incelemenin eksik olduğu, davalı tarafın kontrolünde olan ... sistemi üzerinde de inceleme yapılması gerektiğinden bahisle ... mensubu bir bilirkişinin dahili ile heyetten ek rapor alınmasının talep edildiği, Mahkemece 26/04/2021 tarihli duruşmada, bilirkişi heyetine sektör bilirkişisi dahil edilmek suretiyle tarafların rapora itirazları doğrultusunda ek rapor alınmasına ve bilirkişi heyetine ... ve ... programları üzerinde inceleme yetkisi verilmesine karar verildiği, bu ara karardan sonra yalnızca sektör bilirkişisinden tarafların ticari statülerini açıklayan bir rapor alınarak, bu rapor ile eksik olduğu ve hükme esas alınamayacağı düzenleyen heyetçe bildirilen bilirkişi raporunun gerekçeye aynen kopyalanması suretiyle karar verildiği, gerekçeli kararda; davacı ile her bir davalı arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, davacının iddia ettiği alacak ve tazminat kalemlerini davalı ...A.Ş.'ye karşı yöneltip yöneltemeyeceği, daha açık bir ifade ile anılan davalının pasif husumetinin bulunup bulunmadığı, davalı ... ..Şirketi yönünden ise davacı ile ticari ilişkisinin hangi tarihte başladığı, sözleşme tarihinden önceki dönemden sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, sözleşmenin süreli olup olmadığı, hangi tarihte son bulacağı ve tarafların iddia ve savunmalarına göre hangi tarihte ve ne şekilde feshedildiği, fesih sebeplerinin ne olduğu ve haklı sebeple feshedilip edilmediği, bu minvalde feshe bağlı olarak talep edilen tazminat kalemlerinin talep edilip edilemeyeceği ile sözleşme içeriği ve ticari ilişkinin işleyişine göre haksız rekabete dayalı tazminat talep edilip edilemeyeceğine dair bir değerlendirmeye yer verilmediği gibi, cari hesap alacağı olarak talep edilen kalemler yönünden de sözleşmeye göre herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, ara karara aykırı ve davacının itirazlarını karşılamayan bilirkişi raporuna göre karar verildiği, bu şekilde verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmıştır.Buna göre Mahkemece; hangi tarihten itibaren inceleme yapılacağı ve incelemenin kapsamının ne olacağı görevlendirme yapılırken açıklanarak, daha önce rapor düzenleyen veya atanacak yeni bir bilirkişi heyetinden, tarafların ticari defterleri, davalı nezdinde tutulan ..., ... ve ... kayıtları ile tüm dosya kapsamı üzerinde inceleme yapılmak suretiyle davacının talep ettiği alacak ve tazminat kalemlerinin her biri yönünden denetime açık tespitler içeren rapor alınması, alınacak rapor ile dinlenen tanık beyanları ve diğer tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle yukarıda açıklanan şekilde değerlendirme yapılarak sonucuna göre gerekçeli bir karar verilmesi gerektiğinden davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/12/2022 tarihli, 2016/1137 Esas ve 2022/836 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 15/01/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.