11. Hukuk Dairesi 2009/6292 E. , 2010/13151 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03.12.2008 tarih ve 2008/691 - 2008/704 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Pınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tu…
**11. Hukuk Dairesi 2009/6292 E. , 2010/13151 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03.12.2008 tarih ve 2008/691 - 2008/704 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Pınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirket temsilcileri tarafından parasını istediği an geri alabileceği ve yüksek oranda kar verileceği vaadiyle davalılara “Yimpaş Holding A.Ş. Yimpaş Verwaltungs GMBH ortaklık sözleşmesi” ibareli bir belge karşılığında 14.02.2000 tarihinde 50.000 DM yatırdığını, müvekkilinin ödediği parayı geri almak istediğinde ödeneceği sözü verilmesine rağmen parasının ödenmediğini, davalıların yasalara aykırı şekilde müvekkilinden para tahsil ettiklerini ve bu faaliyetlerini geçerli bir hisse senedi satımı yapılmış gibi göstermeye çalıştıklarını, müvekkilinin şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, müvekkiline hisse senedi teslim edilmediğini, şirket defterlerinin usulüne uygun tutulmadığını ve gerçeği yansıtmadığını, davalı ... ve diğer yönetim kurulu üyelerinin de müvekkilinin uğradığı zarardan sorumlu olduklarını, müvekkilinin yatırdığı para karşılığı kendisine yapılan vaatlerin yerine getirilmemesi nedeniyle davalıların sebepsiz olarak zenginleştiklerini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalılara verilen paradan şimdilik 6.500,00 YTL’lık kısmın faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, bu doğrultuda müvekkilinin davalı şirketlerle kurulmuş geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespiti ile kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davacının müvekkili şirketin ortağı olmadığını, bu nedenle müvekkili şirket hakkında açılan davanın husumetten reddinin gerektiğini, davacının müvekkili şirketin ortağı olsaydı bile TTK’nun 405/2. maddesi uyarınca anonim şirket ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istemeleri mümkün olmadığından ve anılan Kanun’un 329. maddesine göre bir anonim şirketin kanunda belirtilen istisnalar hariç olmak üzere kendi hissesini temellük sonucunu doğuracak işlemler yapamayacağından davanın reddinin gerekeceğini, yönetim kurulu üyelerine karşı ortaklık payının iadesi için dava açılmasının mümkün olmadığını, bu nedenle bunlar hakkında açılan davanın da husumetten reddinin gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkette hissesinin bulunmadığı, bu nedenle davalı şirket hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan reddinin gerektiği, dosyanın esasına girilmiş olsaydı bile TTK’nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istemeleri mümkün olmadığından davacının isteminin yerinde bulunmadığı, davalı yönetim kurulu başkan ve üyelerinin şahsi sorumluluklarını gerektirir bir durum da mevcut olmadığından bunlar hakkındaki davanın da pasif husumet yokluğu nedeniyle reddinin gerektiği soncuna varılarak, davanın husumet yönünden reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak dava, davacının davalı şirkete sermaye olarak verdiği paranın tahsili talebi olarak değerlendirilmiş ise de davacı gerek dava dilekçesinde ve gerekse de replik beyanında davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine davalı şirket ve yöneticilerinin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı ve kötüniyetli vaad ve garantilerle davacı ve davacı gibi yurtdışında yaşayan pek çok kişiyi dini duygularını sömürerek, yine davalı ... bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip, davalı ... ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia ederek verilen paranın istirdadını istemiştir. Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak (istirdat) davası niteliğinde olmakla, mahkemece HUMK’nun 74 ve 75. maddelerine aykırı düşecek şekilde davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin hiçbiri toplanmaksızın, paranın alınmasına ilişkin belgenin dahi ibrazının sağlanmaksızın, re’sen yapılan yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirket ortağı olmadığı, ortak olsa bile TTK’nun 405. maddesi uyarınca sermaye olarak verdiği paranın istirdadını talep edemeyeceği, gerçek kişi davalılar hakkında da şirket yöneticileri olmanın dışında bir sorumluluk nedenine dayanılmadığı gerekçesiyle davanın husumet cihetinden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Şu halde mahkemece, davanın yukarda belirtilen şekilde nitelendirilerek tarafların bu yolda gösterdikleri delillerin tümüyle toplanması, bu meyanda davada delil olarak dayanılan tahsil belgesinin aslının veya onaylı bir örneğinin davacıdan istenmesi, yabancı dilde yazılmış ise tercümesinin yaptırılması, gerekirse dava dışı yabancı uyruklu şirket hakkında da dava açması için davacıya önel verilerek bu davanın sonucuna göre tahsil edilen bu para nedeniyle davacının yabancı uyruklu şirkete ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliği bulunup bulunmadığı değerlendirilip, öncelikle davacı ile dava dışı yabancı şirket arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, bu yolda açılacak davanın davacının yabancı şirkete ortak olmadığı gibi bir sonuca ulaşması halinde, davacının parasının yabancı şirkete verilmesi olgusunda davalı şirket ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun, ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde ve gerektiği takdirde davalı şirket ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde aralarında şirketler hukuku ve sermaye piyasası konusunda uzmanların bulunduğu bilirkişi heyeti marifetiyle yaptırılacak kapsamlı bir inceleme suretiyle ele alınıp varsa sorumluluklarının saptanması, bu suretle davacının, iradesinin ileri sürüldüğü gibi davalılarca fesada uğratılmak suretiyle haksız bir fiile maruz bırakılarak parasının alındığı ve iade edilmediği yolundaki iddiasının tatminkar bir biçimde araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.