İSTİNAF KARAR TARİHİ: 05/02/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün asıl ve birleşen dosya davacısı vekili ve asıl ve birleşen dosya davalısı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... A.Ş. nin İkitelli Şube ile dava dışı ... A.Ş. arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmelerinde…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/810 KARAR NO : 2026/144 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 24/06/2021 NUMARASI : 2018/785 Esas - 2021/492 Karar DAVA: Menfi Tespit (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)|İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 05/02/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün asıl ve birleşen dosya davacısı vekili ve asıl ve birleşen dosya davalısı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... A.Ş. nin İkitelli Şube ile dava dışı ... A.Ş. arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmelerinde müvekkili şirketin müteselsil kefil sıfatıyla ile imzası bulunduğundan bahisle müvekkili şirketin kefalet riskinin 1.934.989,69 TL olduğunun bildirildiğini, müvekkili şirketin davalı bankaya karşı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, kefalet sözleşmelerinin geçersizliği ve ayrıca davalı bankaya kefil sıfatıyla borcunun bulunmadığını tespiti için mahkemeye başvurmak zorunluluğunun hasıl olduğunu, 09/06/2016 tarihli 10.000.000 TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesi içeriğinde yer alan Kefalet Sözleşmesinin TBK.nın 583.maddesinde belirtilen şartlara uyulmadığından geçersiz olduğunu, geçersiz Kefalet Sözleşmesine dayanılarak müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını, 09/06/2016 tarihli Genel Kredi Sözleşmesindeki kefil bölümündeki tarih satırındaki 09.06.2016 yazısı ile işbu tarihteki düzeltmeye dair atılan imzanın, müvekkili şirket yetkilisine (imza yetkilisi ...) ait olmadığını, dava dışı şirket ... A.Ş. ile ... A.Ş. İkitelli Şubesi arasında 09/06/2016 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi (GKS) düzenlendiğini, işbu kredi sözleşmesine müvekkili şirket ... AŞ'nin kefil olduğunun bildirilmesi üzerine, müvekkili şirketin 09/06/2016 tarihinde Genel Kredi Sözleşmesi imzalamamış olması sebebi ile şüpheye düşüldüğünü ve duyulan şüphe üzerine özel mütalaa talebinde bulunulduğunu, Emniyet Genel Müdürlüğü Grafoloji ve Sahtecilik Em. Uzmanı ...'ın verdiği 17/07/2018 tarihli mütalaada "...Mukayese esas alınan rakamlar ile (tarih rakamlarından 5 adedini oluşturan) "0" ve "6" rakamlarının yapılandırılma tarzı itibariyle aralarında fark saptandığından tarih satırında üzeri çizilen tarihin alt tarafına yazılmış "09.06.2016" tarihi oluşturan rakamların kuvvetle muhtemel ...'in eli ürünü olmadığı kanaatine varıldığı, mukayese esas alınan imzaları ile aralarında karşılaştırmalı incelemelerde esas alınan ve fotokopilerden tespit edilebilen kriterlerden mevcut olanların bazıları itibariyle fark saptığından inceleme konusu GKS'nin tarih satırında yapılmış düzeltmeye ilişkin imzanın kuvvetle muhtemel ...'in eli ürünü olmadığı kanaatine varıldığını... " belirtildiğini, buna ilişkin şüphelerin haklı çıktığının görüldüğünü belirterek, dava dışı şirket ... . A.Ş. ile ... AŞ. İkitelli Şubesi arasında imzalanan 09/06/2016 tarihli Genel Kredi Sözleşmesindeki kefalet sözleşmesinin ve müvekkilinin kefaletinin geçersizliğine, müvekkili şirketin davalı bankaya kefil sıfatıyla borcunun bulunmadığının tespitine ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile dava dışı ... A.Ş. arasında 5 adet Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığını, Davacı şirketin belirtilen sözleşmelerini kefaleten imzaladığını ve bu sözleşmelerden doğmuş ve doğacak her nevi kredi borcuna müteselsil kefil olduğunu, Genel Kredi Sözleşmeleri kapsamında halihazırda, dava dışı şirkete 21/07/2017 tarihinde kullandırılmış bulunan 2.500.000 TL tutarlı Taksitli Ticari Kredi Sözleşmesinden doğmuş borca, davacı şirketin müteselsil kefilliğinin mevcut olduğunu, davacı tarafın 09/06/2016 tarihli 10.000.000 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesindeki müteselsil kefil bölümünde tarihte yapılan düzeltmedeki el yazısının davacı şirket yetkilisine ait olmadığını, keza bu düzeltme yanındaki imzanın da davacı şirket yetkilisine ait olmadığını bu sebeple bu genel kredi sözleşmesindeki müteselsil kefaletin geçerli olmadığı iddialarında bulunduğunu, bu iddianın kabulünün mümkün olmadığını, Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını talep ettiklerini, davacı şirketin kaşesi altındaki diğer el yazısı ve imzalara herhangi bir iddiasının bulunmadığını, bu konu dahi iddialarının doğruluğu hakkında soru işareti doğurduğunu, davacının iddialarını kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için mezkur Genel Kredi sözleşmesindeki düzeltme el yazsı ile yanındaki imzanın davacı şirket yetkilisine ait olmadığı düşünülse bile diğer Genel Kredi Sözleşmeleri kapsamında davacı şirketin müteselsil kefaleti ve borçtan kefaleten sorumluluğunun devam ettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. BİRLEŞEN İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2019/602 ESAS SAYILI DOSYASINDA DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalı banka tarafından, müvekkili hakkında İstanbul 20. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibine girişildiğini, tebligatın yanlış adrese gönderilmesi nedeniyle kesinleşmeyen takip alacağı için bu kez Mahkememizin 2019/955 D.İş sayılı dosyası ile ihtiyati haciz kararı alınmak suretiyle infaz edildiğini, müvekkilinin hakkındaki takipten, araçlarının kaydına konulan ihtiyati haciz şerhleri ile haberdar olduğunu ve akabinde İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2019/1007 D.İş. sayılı dosya ile 04/07/2019 tarihinde icra takibinin ihtiyaten durdurulmasının talep edildiğini, Mahkemece, tedbir isteminin mürafaalı olarak değerlendirilmesine karar verilerek talep tarihinden 8 gün sonrasına 12/07/2019 tarihine mürafaa günü verildiğini, mezkur takipte araçların kaydına haciz-yakalama şerhi konulması, bankalara haciz ihbarnamesi gönderilmesi ve haciz-muhafaza işlemleri için talimat alınması nedeni ile haciz tehditi altında; Sektöründe bilenen bir firma olan müvekkilinin borcu olmamasına rağmen hacze maruz kalması, bankalar nezdinde kredibilitesinin sarsılması ile kredilerinin geri çağrılması gibi mahva sebebiyet verecek riskler doğduğunu, talep edilen asıl alacak miktarı, ihtiyati haciz vekalet ücreti,yargılama gideri ve tahsil harcı olmak üzere ihtirazi kayıtla 08/07/2019 tarihinde 1.394.406,98 TL dosyaya yatırılmak zorunda kalındığını, 12/07/2019 tarihli mürafaa gününde Mahkemece; "...İİK 72/3 son cümle gereğince İstanbul 20.İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasındaki icra dosyasına girmiş veya girecek olanın paranın %20 teminat karşılığında alacaklıya ödenmesinin ihtiyati tedbiren durdurulmasına, ... takibin durdurulmasına yönelik tedbir talebinin İİK 72/3 birinci cümle gereğince yasal engel nedeniyle reddine ..." karar verildiğini, bu arada müvekkilinin hakkındaki icra takibinin kesinleştiğini, bakiye alacak için alacaklının yasal olarak haciz tatbik etme hakkı doğduğunu, Mahkemece verilen tedbir kararında öngörülen %20 teminatın bakiye ile birlikte yatırılması, zaten borcu olmayan bir parayı ödemek zorunda kalan müvekkili için ekonomik olarak müşkil teşkil ettiğinden bu kere 18/07/2019 tarihinde müvekkilinin ihtirazi kayıtla bakiye borcunun 151.229,31 TL olarak ödenmek zorunda kaldığını, müvekkilinin davalıya takibe konu senetten veya herhangi bir nedenden ötürü de borcu olmadığını, dava dışı şirket ... A.Ş. ile ... A.Ş. İkitelli Şubesi arasında 09/06/2016 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi düzenlendiğini, iş bu kredi sözleşmesine müvekkili şirketin kefil olduğunun bildirilmesi üzerine, müvekkili şirketin 09/06/2016 tarihinde böyle bir Genel Kredi Sözleşmesi imzalamamış olması hasebi ile şüpheye düştüğünü ve duyulan şüphe üzerine özel mütalaa talebinde bulunulduğunu, mütalaada da şüphelerin haklı olduğunun görüldüğünü ve neticeten; Müvekkili şirketin davalı bankaya karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmadığından 09/06/2016 tarihli 10.000.000 TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesindeki kefaletle sözleşmesinin ve müvekkili şirketin kefaletinin geçersizliği, ayrıca müvekkilin bankaya kefil sıfatıyla borcunun bulunmadığını tespitine karar verilmesi için Mahkememizin 2018/785 esas sayılı dosyası ile menfi tesbit davası açıldığını, davalı bankanın aleyhlerine açılan davanın kayıp edileceği düşüncesinden olsa gerek; teminat olarak alınan ancak sonrasında müvekkilinin kefil olmaktan vazgeçmesi nedeni ile bankanın elinde kaldığını düşündükleri senedi doldurmak sureti ile icra takibine konu ettiğini, yargılama aşamasına gelinene kadar yapılan ihtari yazışmaların, dava dosyası içerisindeki beyanların ve hatta davalı banka tarafından son olarak gönderilen 12/06/2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamenin hiç birinde, davaya konu edilen senetten bahis edilmediğini, müvekkilinin senetten ötürü borcunun bulunduğunun bildirilmediğini, borcu kabul etmek anlamına gelmemek ile birlikte alacaklı tarafından icra takibine konu edilen senedin teminat senedi olduğunu ve bu senedin mücerret borç ikrarını içermediğinin sabit olduğunu, davalı tarafından gönderilen ihtarnamede, müvekkilinin sözde borcunun krediye kefaletten ötürü kendi ifadeleri ile 1.392.843,48 TL olduğu noter huzurunda beyan edildiğini, aynı bankanın bu kez müvekkili hakkında giriştiği kambiyo takibinde takip müstenidatının 09.06.2016 tanzim 14.06.2019 ödeme tarihli 10.000.000 TL bedelli senetten ötürü müvekkili hakkında 1.392.843,48 TL asıl alacak miktarı üzerinden icra takibine girişildiğini, görüleceği üzere talep edilen asıl alacağın ihtarnamede de icra takibinde de kuruşu kuruşuna aynı olan "1.392.843,48-TL." tutarının olduğunu, bu durumda bankanın açıkça senedin teminat senedi olduğunu ikrar ettiğini, takibe konu senedin tanzim tarihinin 09 Haziran 2016, ödeme tarihinin de tam 3 yıl sonra 14 Haziran 2019 yılı olarak net tarih belirlenmesi hali hayatın olağan akışına ve bankacılık uygulamalarına açıkça aykırı olduğunu, bankanın hesap kat ihtar tarihinin 12 Haziran 2019 olması, bu ihtarda ödeme için 1 gün süre verilmiş olması ve senetteki ödeme tarihinin ise 14 Haziran olarak yazılmış olması hali dahi senedin ödeme tarihinin gerçekte boş olduğunun da bir göstergesi olduğunu, tüm bu olgular ve sunulan sözleşme ve ihtarname içerikleri ile takibe konu senedin, kayıtsız şartsız ödeme vaadi unsurunu içermediğinin ve Genel Kredi Sözleşmesi teminatı olduğunun açıkça bir göstergesi olduğunu belirterek, müvekkilinin cebri icra tehdidi altında borçlu olmadığı halde ödemek zorunda kaldığı 1.545.636,29 TL nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte istirdadına ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı bankanın dava dışı ... A.Ş. ile girmiş olduğu alacak ilişkisi sonucu bu şirket tarafından 09/06/2016 düzenleme 14/06/2019 vade tarihli, 10.000.000 TL bedelli, kayıtsız ve şartsız borç ikrarını içeren bir bono düzenleyerek müvekkiline verdiğini, davacı şirketin bu bonoyu müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, davacının müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı işbu bono yönünden dava dışı borçlular ve davacı aleyhine ihtiyati haciz kararı alınarak İstanbul 20. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile kambiyo takibine girişildiği ve 08/07/2019 ile 23/07/2019 tarihli ödemeler ile konu dosya borcunun tamamının ödenmesi üzerine icra dosyasının infazen kapatıldığını, ancak bu ödemelerin öncesinde davacı tarafça İstanbul 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/643 Esas sayılı dosyasıyla 04/07/2019 tarihinde dava açıldığını, huzurdaki davaya benzer şekilde itirazında da davacı; takip konusu bononun teminat senedi olduğundan bahisle takibin iptalini istediğini, davacının huzurda görülen bu davada da takip konusu bononun teminat senedi olduğunu iddia ettiğini, fakat bonoların sebepten soyut, kayıtsız şartsız borç ikrarı içeren kıymetli evraklar olduğunu, davacının, takip konusu bonodaki imzaya herhangi bir itirazda bulunmadığına göre her ne kadar kefillikten vazgeçtiğini ve senedin sonradan doldurulduğunu iddia etse de müvekkili bankaya karşı kayıtsız ve şartsız bir borç ikrarında bulunduğunu, bononun bir şeyin teminatı olarak verildiği hallerde ise bunun senet üzerine "teminat senedidir" şeklinde bir ibareyle belirtilmesi ve neyin teminatı olduğunun da açıkça yazılması gerektiğini, bunun yanında kambiyo senetlerine dayalı icra takiplerinde takip dayanağının yasada belirlenen şartları taşıyıp taşımadığını icra müdürününde re'sen incelenmesi gerektiğini, bu husustaki hukuka aykırı işlemin şikayet merciinin İcra Hukuk Mahkemeleri olduğunu, davacının icra takibinin açılmasının ardından 04/07/2019 tarihinde açtığı 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/643 esas sayılı dosyasında da aynı gerekçelere dayanarak takibin iptalini istediğini, bu davanın halen derdest olduğunu, söz konusu bonoya dayalı kefalette yasal olarak davacının kefaletten vazgeçme hakkının da bulunmadığını, ayrıca kefaleti sona erdiren bir durumunda söz konusu olmadığına göre davacının kefillikten vazgeçtiği iddiasının da hukuken dinlenemeyeceğini, davacı tarafça İstanbul 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/643 esas sayılı dosyasıyla şikayet, bu dosya ile menfi tespit davası ikame edildiğini, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını, iş bu davada talep edilen paranın iadesi talebinin ise İcra Mahkemesindeki şikayetin karara bağlanmasından sonra gündeme gelebileceğini belirterek öncelikle usulden ve bu talep yerinde görülmez ise esastan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, Asıl davada davacının, dava dışı .... A.Ş. ile ... A.Ş. İkitelli Şubesi arasında imzalanan 09/06/2016 tarihli Genel Kredi Sözleşmesindeki kefalet sözleşmesinin ve kefaletinin geçersizliğine, davalı bankaya kefil sıfatıyla borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ettiği, 09.06.2016 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin 41.sayfasının 1. Müteselsil bölümünde tarih hanesindeki "09.06.2016" ibareli tarih rakamlarının ve bu rakamların yan kısmında bulunan düzeltme imzasının davacı şirket yetkilisi ...' e ait olmadığının Adli Tıp Kurumu raporu ve bilirkişi raporu ile anlaşıldığından TBK.nın 583/1. maddesi gereğince davacının kefaletinin geçerli olmadığı sonuç ve kanaatine varılarak asıl davanın kabulüne, davacının 09.06.2016 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinden dolayı davacının kefil sıfatıyla davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının kötü niyetli olduğu ispatlanmadığından davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Birleşen davada; davacı takip konusu bononun teminat senedi olduğunu belirterek takip dosyasına ödenen 1.545.636,29 TL nin istirdadına karar verilmesini talep etmiştir. İstanbul 20. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında davacı ve diğer borçlular hakkında 09.06.2016 düzenleme tarihli, 14.06.2019 vade tarihli 10.000.000 TL bedelli bonodan dolayı 1.402.230,86 TL alacak için icra takibi yapıldığı, bonoda ödeyecek kişinin ... .... A.Ş. olduğu, davacı şirketin ve diğer 3 şirketin bononun ön yüzünde imzasının bulunduğu görülmüştür. TTK.nın 778/2-3 maddesinin yollaması ile bonolarda da uygulanacak TTK.nın 701/3 maddesi gereğince bononun ön yüzüne, düzenleyenin imzası dışında atılan imzalar aval hükmündedir. TTK.nın 702.maddesine göre aval veren kişi kimin için taahhüt altına girmiş ise aynen onun gibi sorumlu olur. Dava konusu bonoda davacının bononun ön yüzünde imzası bulunması nedeniyle aval veren konumunda olduğu ve bu bonodan dolayı düzenleyen gibi sorumlu olduğu kabul edilmiştir. HGK'nun 14.3.2001 tarih ve 2001/12-233 sayılı ve yine 20.6.2001 tarih ve 2001/112-496 sayılı kararlarında da benimsendiği üzere dayanak belgenin hangi ilişkinin teminatı olduğu yazılı belge ile kanıtlanmalıdır. İİK.nın 169/a maddesi uyarınca belgede takip dayanağı senede açıkça atıf yapılması zorunlu olup, açıkça atıf yapıldığının kabulü için senedin, vade ve tanzim tarihleriyle miktarlarının belirtilmesi gereklidir. Davacı, senedin teminat senedi olarak verildiğini iddia etmiş ise de; bu iddianın yazılı belge ile ispatı zorunludur. Yerleşik Yargıtay İçtihatlarına göre senedin banka kredi sözleşmesi kapsamında teminat için verildiğinin iddia edilmesi halinde, kredi sözleşmesinde takibe konu bonoya açıkça atıf yapılması zorunludur. (Yargıtay 12.HD.nin 21.01.2020 tarih ve 2019/808 E.,2020/519 K. sayılı ilamı.) Davacı bononun Genel Kredi Sözleşmesine istinaden teminat olarak verildiğini bu nedenle geçerli olmadığını iddia etmiş ise de; bonoda teminat senedi olduğuna dair hiç bir ibarenin yer almadığı, Genel kredi sözleşmesinde senede hiçbir atıf olmadığı, davacının teminat senedi olduğuna dair kesin yazılı delil sunmadığı ve yine davalının da senedin teminat senedi olarak verildiğine dair kabulünün bulunmadığı anlaşılmakla, davacının birleşen davasının reddine, ..." karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Asıl ve birleşen dosya davacısı vekili istinaf dilekçesinde özetle; istirdat davasına konu edilen senedin tanzim tarihinin 09.06.2016 olduğunu, asıl borçlunun, borcunun kaynağı 21.07.2017 tarihli kredi olduğunu, davalı yan, alacağının dava dışı-asıl borçlu ...’a kullandırdığı 21.07.2017 tarihli 2.500.000.00 TL'lık taksitli ticari krediden kaynaklandığını bildirmesine ve bilirkişi raporu ile de alacağın kaynağının 21.07.2017 tarihli kredi olduğu belirtilmesine rağmen yani davaya konu edilen 09/06/2016 tanzim tarihli senetten ötürü "bonoyu düzenleyen asıl borçlunun" dahi borcu yok iken müvekkilin bu senetten ötürü "avalist" olduğundan bahisle sorumlu tutulmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, gerek davalı vekilinin istinaf dilekçelerindeki beyanları ile gerekse bilirkişi raporundaborcun kaynağının, müvekkilin imzasının bulunmadığı, kefil olmadığı, hukuken sorumlu tutulması da mümkün olmayan 21/07/2017 tarih-... referanslı taksitli ticari krediden kaynaklandığı açıkça ortadadır. hal böyle olmakla; 09/06/2016 tarihinde tanzim edilmiş olan bir senedin daha doğmamış, yani 21/07/2017 tarihinde akdedilecek ve 2.500.000-tl. bedelli bir taksitli kredi sözleşmesinin ödemesi için verildiğini iddia etmek ve bunu kabul etmek hayatın olağan akışına ters olduğu gibi tüm bilim kurallarına da terstir. ilk derece mahkemesinin davayı kabulü gerekirken reddi açıkça usul ve yasaya aykırıdır. 2- ilk derece mahkemesince, "senetten ötürü borcun bulunmadığı"na yönelik iddiamız hiç değerlendirmeye alınmamış, salt teminat senedi kavramı üzerinde durulmuş, teminat senedine ilişkin değerlendirmede ise, dosya bütün olarak ele alınmayarak, sunulan deliller, beyanlar taraflar arasındaki aşamalı olarak yaşanan gelişmeler göz ardı edilerek dar bir yorumla hatalı sonucuna ulaşıldığını, ilk derece mahkemesi davalı yanın bir banka olduğunu dikkate almamış, bankaların iş , işleyiş ve faaliyetlerini göz ardı etmiştir davalı açıkça kötü niyetli olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Asıl ve birleşen dosya davalısı vekili istinaf dilekçesinde özetle; menfi tespit davasında mahkemece öncelikle davacının iş bu davayı ikame etmekte hukuki yararının bulunup bulunmadığına ilişkin inceleme yapılması gerektiğini, ancak bu hususa ilişkin inceleme yapılmadan hüküm kurulduğunu, esasa girilerek inceleme yapılması açık bir şekilde usul ve yasaya aykırı olduğunu, birleşen davaya ilişkin yapılan yargılama neticesinde uyuşmazlığa konu bononun teminat senedi niteliğinde olmadığı, davacının imzasının aval hükmünde olduğu belirtilmiş olup, usul ve yasaya uygun olarak davanın reddine karar verildiğini, bir davanın açılmasını HMK'nın hukuki yarar ile sınırlandırıldığını, davacının davayı açarkenki hukuki yararının korunmaya değer bir yarar olması gerektiğini, hukuki yarar dava açıldığı sırada var olması gerektiğini, ilerideki bir yarar davanın açılması için yeterli olmadığını, bu nedenle muaccel olmayan bir alacak için dava açılması mümkün olmayıp, açılması halinde davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddi gerektiğini, takipten önce açılan menfi tespit davalarında da davanın ikame edilebilmesi için borçlu maddi hukuk bakımından ödemekle yükümlü olmadığı bir alacak talebi ile karşılaşmış olmalı ve borcu olmadığının hemen tespitinde korunmaya değer bir hukuki yararı bulunması gerektiğini, Beşiktaş 3. Noterliği, 12.06.2019 tarihli, ... yevmiye numaralı hesap kat ihtarına bakıldığı zaman, davacının ... referanslı krediden sorumlu olduğu belirtilmiş olup, uyuşmalığa konu 09.06.2016 tarihli genel kredi sözleşmesi ile ilgili bir işlem yapılmadığı ortada olup dava konusu genel kredi sözleşmesi ile hiç bir işlem yapılmadığı, bu genel kredi sözleşmesinden kaynaklı muaccel bir alacağın bulunmadığı ayrıca zaten dava dışı ... ürünleri şirketi ile müvekkil arasında imzalanan ve davacının müştereken ve müteselsilen kefil olduğu dört farklı genel kredi sözleşmesi gereği devam eden müştereken ve müteselsilen kefillik durumu da göz önünde bulundurulduğunda 09.06.2016 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklı olarak borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir hukuki yarar olmadığı açık bir şekilde ortada olup kaldı ki( kabul anlamına gelmemek kaydı ile) mahkemece hukuki yarara ilişkin olan istinaf nedenlerinin göz önünde bulundurulmaması halinde ise davacı tarafından 09.06.2016 tarihli genel kredi sözleşmesindeki düzeltme tarihi ve imzasına ilişkin şirketi imzaya yetkili şahsın el ürünü olmadığı bu nedenle kefaletlerinin geçersiz olduğu iddia edilmiş olsa da, dosyada mevcut 04.11.2019 tarihli atk raporu ile 29.06.2020 tarihli üçlü heyetten oluşan grafolog bilirkişi raporunda imza konusunda net bir kanaate varılamamış olup, düzeltme imzasına ilişkin olarak kuvvetle muhtemel olarak davacı şirket yetkilisine ait olmadığı kanaatine varıldığını, mahkemece net bir kanaat içermeyen raporların esas alınarak hüküm kurulmuş olması iş bu hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu gösterdiğini, dosyadaki mevcut deliller ve bilirkişi raporu ile de sabit olduğu üzere davacının davalıya borçlu olduğu ortada olup, asıl dava yönünden 09.06.2016 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklı olarak davacının davalı şirkete karşı borçlu olmadığının tespitine ilişkin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, asıl dava yönünden verilen davanın kabulüne ilişkin kısmının usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE: Asıl dava, genel kredi ve kefalet sözleşmesi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti(menfi tespit), birleşen dava ise takibe konu bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile ödenen bedelin istirdatı davasıdır. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, kefalet sözleşmesindeki düzeltmeye dair imzanın davacıya ait olup olmadığı ve kefaletin geçerli olup olmadığı, bononun teminat senedi niteliğinde olup olmadığı ve bono nedeniyle borç bulunup bulunmadığı noktasındadır. Dava dışı ... .... A.Ş. ile davalı banka arasında 09/06/2016 tarihli 10.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalanmış, davacı ise bu sözleşmeyi aynı limitle müteselsil kefil olarak imzalamıştır.Ayrıca, dava dışı ... .... A.Ş. tarafından 09/06/2016 tarihinde davalı ... A.Ş. lehine 10.000.000,00 TL bedelli ve 14/06/2019 vade tarihli bono keşide edilmiştir. Bonoda nakden kaydı bulunmaktadır. Ayrıca, davacının imzası, bononun ön yüzünde bulunduğundan keşideci lehine aval hükmündedir.Davacı tarafça, kefalet sözleşmesindeki düzeltme imzasının kendisine ait olmadığı ve kefaletin geçerli olmadığı iddiasıyla borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle asıl dava; bononun teminat amacıyla verildiği ve genel kredi sözleşmesi gereğince borçlu olunmadığından icra tehdidiyle ödenen paranın istirdatına karar verilmesi istemiyle birleşen dava açılmıştır.İlk derece mahkemesince bankacı bilirkişiden alınan 25/04/2021 tarihli raporda, uyuşmazlığın 21/07/2017 tarihinde kullandırılan 2.500.000,00 TL'lik krediden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bu kullanımdan önce imzalanan sözleşme ise 09/06/2016 tarihli 10.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesidir. Bu genel kredi sözleşmesine davacı tarafından verilen kefalette tarih olarak 09/06/2014 tarihi yazılmış ancak bu tarihin üzeri çizilerek 09/06/2016 tarihi yazılıp, davacı adına imzalanmıştır.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 583/1. Maddesindeki düzenlemeye göre, Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz.İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan 04/11/2019 tarihli raporda, inceleme konusu sözleşmede tarih bölümünün yanında yer alan düzeltme imzası ile ...'in mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu imzanın mevcut mukayese imzalarına kıyasla kuvvetle muhtemel ...'in eli ürünü olmadığı; inceleme konusu sözleşmede tarih bölümünde yer alan sınırlı sayıda rakamdan oluşan "09.06.2016" tarihi ile ...'in mukayese yazıları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından, söz konusu yazınıın mevcut mukayese yazılarına kıyasla kuvvetle muhtemel ...'in eli ürünü olmadığı tespit edilmiştir. 22/06/2020 tarihli bilirkişi heyeti raporunda da aynı tespitler yapılmıştır.Davacının kefalet sözleşmesindeki düzeltme imzası ve 09.06.2016 tarihinin davacının eli ürünü olmadığının tespit edilmiş olması ve davalı tarafça bahsi geçen imza ve yazının davacı eli ürünü olduğunun ispatlanamaması nedeniyle bu imza ve yazıya bir sonuç yüklenmesi mümkün değildir. Bu imza ve yazı dikkate alınmadığında ise, 09/06/2014 tarihi ise genel kredi sözleşmesi tarihi ve buna göre kefaletin verildiği tarih ile uyumlu olmaması nedeniyle TBK'nın 583/1 maddesindeki geçerlilik şartını sağlamamaktadır. Bu nedenle davacının 09/06/2016 tarihli 10.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesine verdiği kefaleti geçersiz olup, kredi borcundan dolayı sorumluluğu bulunmamaktadır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince asıl davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Birleşen davaya konu bono yönünden ise, davacı aval veren konumundadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 778/3. maddesinde, avale ilişkin 700 ilâ 702 nci maddelerin bonolar hakkında da uygulanacağı düzenlenmiştir. TTK'nın 702/2. Maddesine göre de, aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir. Buna göre, davacı aval veren keşidece ile davalı lehtar arasında olan şahsi def'ilere dayanması mümkün değildir. Bu nedenle davacı aval verenin bononun genel kredi sözleşmesinin teminatı amaçlı verildiği iddiası dinlenebilir değildir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince birleşen davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından asıl ve birleşen dosya davacısı vekili ve asıl ve birleşen dosya davalısı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir. KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Asıl ve birleşen dosya davacısı vekili ve asıl ve birleşen dosya davalısı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Asıl dava yönünden; a-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 33.045,00 TL harcın, alınması gerekli olan 132.179,15 TL harçtan mahsubu ile bakiye 99.134,15 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, b-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 3-Birleşen dava yönünden; a-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, b-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 05/02/2026