T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/341 Esas KARAR NO : 2025/1672 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2018/103 Esas - 2022/928 Karar TARİHİ: 10/11/2022 DAVA: Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payının Tespiti ve Alacağının Tahsili Kaynaklı) KARAR TARİHİ: 16/10/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/341 Esas KARAR NO : 2025/1672 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2018/103 Esas - 2022/928 Karar TARİHİ: 10/11/2022 DAVA: Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payının Tespiti ve Alacağının Tahsili Kaynaklı) KARAR TARİHİ: 16/10/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin 3.745 adet hissesine sahip olduğunu, kendisi ve temsilcisi tarafından davalıya hisselerinin yenilenmesi için müracaat ettiğini ancak sonuç alamadığı gibi davalının müvekkilin elindeki hisseler için “çalındıkları” iddiası ile 14/10/2015 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunduğunu, 2017/97 soruşturma numaralı bu şikâyet dosyası üzerinden kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, davalı şirket “şirketin aile şirketi/kapalı şirket olduğu, dışarıya hisse devredilemeyeceği, zaman aşımına uğradığını, aslında hisselerin iptal edildiğini, bu hisse ederek müvekkiline hakkını vermekten kaçındığını, TTK 484.maddesi gereğince hamiline pay senedi çıkartılması mümkün olup, dava konusu senetlerin hamiline yazılı olduğu, hamiline yazılı senetlerin devri için senedin zilyetliğinin devri yeterli olup, bu tür hisseleri ellerinde bulunduranlar TMK 990, Maddesi uyarında iyi niyetli iktisap çerçevesinde korunduğu, hamiline yazılı senetlerin devrinin sınırlandırılması veya şarta bağlanması söz konusu olmadığı, davalının hisseler iptal edildi iddiası yerinde olmadığı, dava konusu hamiline yazılı olan hisse senetlerinin müvekkilinin yedinde bulunduğunu, bu nedenle huzurdaki davanın ispat yükünün müvekkilinin haklı taleplerini reddeden davalı tarafa düştüğünü iddia ederek; mevcut hisse senetlerinin davalıya iade edilerek yenilenmiş hisse senetlerinin müvekkiline teslimine,1984 senesinden itibaren ödenmesi gereken kâr paylarının ve sair akçalı haklarının müvekkiline ödenmesine, diğer haklarının saklı tutulmasına, yargılama giderlerinin ve avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ... Holding A.Ş. ortaklığı olarak 1970 yılında kurulduğunu, şirketin ortaklarının ... topluluğu şirketler ile eski yöneticilerinden ve varislerinden oluştuğunu, ortaklık yapısının hiçbir zaman değişmediğini, halka açık bir şirket olmadığını, dava konusu hisse senetlerinin SPK'nın hisse senetlerinin şekil şartları örnek alınarak 1991 yılında yeni çıkarılan 1. Tertip hisse senetleri ile değiştirildiğini, eski 1, 2, 3, 4 ve 5 inci tertip hisse senetlerinin ortaklardan geri alındığını yerine yeni 1. Tertip hisse senetlerinin verildiğini, daha sonra yeni 2, 3, 4, 5, 6 ve 7 inci Tertip hisse senetlerinin çıkarıldığını, daha sonra Yeni Türk Lirasına geçiş nedeniyle Türk Ticaret Kanunu'nda yapılan değişiklik çerçevesinde bunların da ortaklardan geri alınarak yerine yeni 8. Tertip hisse senetlerinin verildiğini, 8. ve 9. Tertip hisse senetlerinin de 2013 yılında hamiline yazılı pay senetlerinin nama dönüşmesi sebebiyle geri alınarak 10. Tertip hisse senetleri ile değiştirildiğini, davacının tedavülden kalkan 1980'li yıllarda çıkarılan hisse senetlerini ibraz ettiğini, bu güne kadar geçen süre zarfında müvekkili şirketin defalarca genel kurul toplantıları yaptığını, ortaklık iddiasında bulunan davacının bu toplantıların hiçbirine katılmadığını, genel kurullarda %100'e yakın nisap sağlandığını, davacının katılmış olması halinde %100'lük nisabın aşılmış olacağını, bunun da mantıken ve hukuken mümkün olmadığını, davacının ibraz ettiği hisse senetlerinin hükümsüz olduğunu ve tedavülden kalktığını, müvekkili şirkete bu konuda 14-10-2015 tarihinde yapılan ilk başvurudan itibaren hisse senetlerinin müvekkilinin rızası dışında elinden çıktığının sürekli vurgulandığını, Müvekkilinin Beykoz Cumhuriyet Baş Savcılığı'na suç duyurusunda bulunduğunu, 2017/97 numaralı dosya üzerinden yapılan soruşturma neticesinde “suç tarihi 2015 senesi olduğundan zaman aşımına uğradığından bahisle” kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, bu şekilde el değiştirme olarak açıklanan sahipliğin hırsızlık suretiyle kazanılmış olduğu kuşkusunun vurgulandığını, davacının ne şekilde ve koşulda iktisap ettiğini açıklamadığını, sadece iyi niyet karinesine dayandığını, davacının bedelli ve bedelsiz sermaye artırımlarının hiçbirisine katılmadığını, temettü almadıklarını, davacının hak ettiği hisse senetlerinin bir kısmının yenisi ile değiştirilmek üzere ... A.Ş.'den yenisi ile değiştirilmek üzere teslim alındığını, buna ilişkin tutanağın tanzim edildiğini, ... Holding A.Ş., Temel Ticaret A.Ş. ve ... A.Ş.'nin de kalamoza örneklerinin bu şekilde olduğunu, imha edilmek üzere depoda bulunan hisse senetlerinin müvekkilinin rızası dışında depodan çıkarıldığını, davacının 18.725.000.- Eski Türk Liralık hisse senedi ibraz ettiğini, bunların 7.000.000.- Eski Türk Liralık kısmının ... Holding A.Ş.'den geri alınan hisse senetlerinin içinde yer aldığını, 11/10/1991 tarihli yönetim kurulu kararı uyarınca hisse değişim kapsamında hisse senetlerinin ... Holding A.Ş.'den geri döndüğünü, dolayısıyla bu hisse senetlerinin hukuka uygun olarak elde edilmesinden söz edilemeyeceğini, davacının taleplerinin karşılanmasının mümkün olmadığını savunarak; haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, masraf ve vekil ücretinin de davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 10/11/2022 tarih ve 2018/103 Esas - 2022/928 Karar sayılı kararında;"...Dava; hukuki niteliği itibariyle davacının elinde bulundurduğu davalı şirketin ihraç ettiği, hamiline yazılı toplam 18.725.000,00- eski TL nominal değerli, 13 yaprak, 3745 adet pay senedi dolayısıyla davacının davalı şirketteki hissedarlığının tespitine ve kar payı ve akçalı haklara ilişkin şimdilik 50.000,00-TL'nin davalıdan tahsiline ilişkindir.........Tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; açılan davanın hukuki niteliği itibariyle davacının elinde bulundurduğu davalı şirketin ihraç ettiği, hamiline yazılı toplam 18.725.000,00- eski TL nominal değerli, 13 yaprak, 3745 adet pay senedi dolayısıyla davacının davalı şirketteki hissedarlığının tespitine ve kar payı ve akçalı haklara ilişkin şimdilik 50.000,00-TL'nin davalıdan tahsiline ilişkin olduğu, davacının iddiasının davaya konu meşru hamili olduğunu iddia ettiği hisse senetleri dolayısıyla davalı şirkette hak sahibi olduğu şeklinde olduğu, davalının savunmasının ise davacının elindeki davaya konu edilen hisse senetlerinin tedavülden kalkmış, imha edilmek için depoda bekleyen eski tertip hisse senetleri olduğu ve davalının rızası hilafına elinden çıkmakla ortaklık hakkı bahşetmeyeceğinden bahisle davanın reddinin talep edildiği, mahkememizce uyuşmazlığın çözümü ve gerekli hesaplamaların yapılması için öncelikle mali müşavir bilirkişiye tevdii edildiği, 01/07/2020 tarihli bilirkişi raporunda mali müşavir bilirkişinin davalı tarafından iddia edilen davacının davaya konu hisse senetlerini usulsüz olarak ele geçirdiğinin ispat edilemediğinden bahisle bir takım güncel hisse senedi değeri ve temettü hesaplamasının yapıldığı, aynı heyetin düzenlediği 22/04/2021 tarihli kök ve 22/09/2021 tarihli ek bilirkişi raporunda ise davaya konu hisse senetlerinin halen geçerli olduğu ve hamiline yazılı olmakla davalının çalınma fiilini kanıtlayamadığı ve iptal kararı da olmadığından bahisle senetlerin davacıya davalı şirket nezdinde 925,40-TL temettü hakkı doğuracağı bunun 429,10-TL'lik kısmının ise zamanaşımına uğradığının rapor edildiği, davacının elinde bulunan hisse senetlerinin 1984, 1985,1986 ve 1987 senesinde tedavüle çıkartılan sırasıyla 2, 3,4 ve 5. tertibe ait olduğu, 07/08/2022 tarihli bilirkişi raporunda her tertip hisse senedinin ayrı ayrı incelendiği, yapılan incelemede her tertibe dahil olan hisse senetleri arasında uyumsuzluk olduğunun bilirkişilerce tespit edildiği, söz gelimi aynı kişiye ait olan aynı tertip hisse senetlerinde, hisse sahibinin bazı senetler için temettüsünü davalı şirketten alıp temettü kuponunun kesilmiş olmasının, diğerlerinin ise temettüsünün alınmayıp temettü kuponlarının alınmamış olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yine davacının elinde bulunan 2. tertip hisse senetlerinin üzerinde bulunan ve senet hamilinin rüçhan hakkını kullandığını belirtmek için basılan kaşelerinde tutarsız olduğu, aynı tertibe ait davacı elinde bulunan hisse senetlerinden bazılarında üç sermaye artırımı için rüçhan hakkı kullanıldığı derç edilmiş iken diğerlerinde bir ve iki sermaye artırımına iştirak edildiği, senetleri elinde bulunduran kişinin aynı tertip hisse senetleri için kimisinde iki, kimisinde üç ve kimisinde bir sermaye artırıma katılmasının kimisinde ise hiç katılmamasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yine davacının elinde bulunan 4. tertip hisse senetleri için de davacının sermaye artırımı için kullanabileceği rüçhan hakkı %400 iken bu hakkının %153,89 oranında kullanıldığı, tüm bu uyumsuzlukların davaya konu edilen her tertip hisse senedinde mevcut olduğu, davalı şirketin ülkenin önde gelen ticari/sınai topluluklarında olan ... Holding çatısı altında halka açık olmayan anonim şirket olduğu, kar eden, hisse senetlerinin fiyatı nominal değerinin üzerinde olan bir şirketin hisseleri elinde bulunan kişi yahut kişilerin ellerinde bulunan hisse senetleri gereğince sermaye artırımı tarihleri itibari ile kullanabileceği bedelli/bedelsiz sermaye artırımı oranları belli iken 1985,1986 ve 1987 tarihlerinde yapılan sermaye artırımlarında sırasıyla 7,5 kat fazla, 4.7 kat fazla ve takriben yarı oranında az rüçhan hakkı kullanımının da izahı imkansız çelişkiler doğurduğu, esasen dosyamızın dava tarihinden önce davacının davalı şirket yetkilileri ile görüşüp taleplerini iletmiş olduğunun Beykoz Cumhuriyet Savcılığı'nın 2017/97 soruşturma numaralı dosyasından anlaşıldığı, davalı şirketin dava tarihi öncesi şikayeti ile soruşturmanın başladığı, soruşturma çerçevesinde davacı da dahil olmak üzere bir takım kişilerin ifadesine başvurulduğu, ifadeler incelendiğinde hisse senetlerinin nasıl ele geçirildiğine dair gerek davacı gerek diğerleri tarafından somut bir oldu beyan edilmediği, ermeni veya Yahudi tüccarların kasasından bir kadının bulduğu, sonrasında bu kadın tarafından ...'in anne babasına verildiğinin belirtildiği, diğer bir ifadede ise ...'in dedesi müteveffa ...tarafından ...'e verildiğinin beyan edildiği, Bekir Yiğit'in davaya konu senetleri alacağına karşılık aldığını beyan etmelerine rağmen kimden aldığının ise ifade edilemediği, davacının hak iddia ettiği hisse senetlerinden en eskisinin 1984 senesinde yapılan sermaye artırımı sebebiyle çıkarışmış olan hisse senetleri olduğu, bu sermeye artırımıyla davalı şirketin 50.000.000,00-TL(eski TL) olan sermayesinin 200.000.000,00-TL artırılarak 250.000.000,00-TL'ye yükseltildiği, artırımdan önceki sermayenin davalının gerçek ve tüzel kişi ortakları arasında olduğu, davacının ortaklar arasında olmadığı, artırım neticesinde de davacının içerisinde olmadığı 16 ortak tarafından rüçhan haklarının eksiksiz kullanıldığı, artırılan sermayenin ise hamiline yazılı hisse senetleri olarak çıkarılmasının kararlaştırıldığı, bu durumda davalı şirketin 1984 tarihli sermaye artırımı neticesinde ortaklarının kimlerden oluştuğunun kesin olarak belirlendiği, oysa davacının elinde bulunan ve mahkememize de ibraz edilen ikinci tertip hisse senetleri ile 250.000.000,00-TL'lik sermayede payının olduğunu savunduğu, bu durumun da davacının elindeki hisse senetlerinin davalı şirketin imha edilmek üzere depoladığı evrak arasından hukuka aykırı yollarla ele geçirilen tedavülden kaldırılmış hisse senetleri olduğunun mahkememizce kabul edildiği, her ne kadar davalı şirket yetkililerince Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan 2017/97 soruşturma numaralı suç duyurusunda soruşturma zamanaşımı sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiş ise de bu hususun davacının elindeki hisse senetlerinin tutarsızlığı ve hukuki durumu hakkında mahkememizce yukarıda tafsilatlı olarak yapılan izahatların hilafını teyit etmediği, yine davacının sunmuş olduğu en yeni tarihli olan 5. tertip 1987 senesinde yapılan sermaye artırımı neticesinde davalı şirketçe ihraç edilen hisse senetlerinin de tutarsız olduğu zira yapılan 4.000.000.000,00-TL(eski TL) sermaye artırımı neticesinde rüçhan hakkını kullanan ortaklarında dosya kapsamında sabit olmakla bunlar arasında da davacının olmadığı, davalı şirketin 11/10/1991 tarihli, 1991/14 sayılı yönetim kurulu kararı ile Sermaye Piyasası Kurulu'nun 23/06/1989 tarihli 5 numaralı tebliği uyarınca eski 1,2,3,4 ve 5. tertip hisse senetlerinin tedavülden kaldırılarak çıkarılacak olan yeni 1. tertip hisse senetleri ile değiştirilmesine karar verildiği, davacının mahkememize ibraz ettiği ve bu davanın da asıl ve tek dayanağı olan hisse senetlerinin bu karar ile tedavülden kaldırılıp yerini yeni 1. Tertip hisse senetlerine bırakan tedavülden kalkmış eski hisse senetleri olduğu, davalı şirketin savunmasının da eski tertip tedavülden kalkan hisse senetlerinin depodan meçhul kişi yahut kişiler tarafından çalındığı yönünde olduğu, davalı şirket tedavülden kalkan ve bir şekilde davacının eline geçen hisse senetlerinin imha tutanaklarını tam olarak belgelendiremese de 3. ve 4. Tertip toplam itibari değeri 7.000.000,00-TL(eski TL) olan hisse senetlerinin yukarıda zikredilen yönetim kurulu kararı gereğince yenileri ile değiştirilmesi için ... Holding A.Ş'den alındığının dosya kapsamında kanıtlandığı, ancak davacının sunmuş olduğu hisse senetlerinin içerisinde geri alınan bu tedavülden kalkmış hisse senetlerinin de bulunduğu, davalı şirketin kuruluşundan bu yana gerek kuruluş sermeyesi ve ortakları, gerekse yapılan bedelli/bedelsiz sermaye artırımlarıyla rüçhan hakkını kullanan ortakların belirli ve sabit olduğu, ortaklar ve sermaye silsilenin şirketin hali hazır durumu ile ilk sermaye artırımına ve şirket kuruluşuna kadar düzgün bir şekilde tamamlandığı, arada her hangi bir kopukluk olmadığı, davacının elinde bulunan ve bu vesile ile davalı şirkette hak iddia ettiği hamiline yazılı hisse senetlerinin davalı şirketin yukarıda zikredilen yönetim kurulu kararınca tedavülden kaldırılan ve yerine 1. Tertip yeni hisse senetleri ihraç edilen imha edilmek üzere depoya kaldırılan hisse senetleri olduğu, davacının bu hisse senetlerini nasıl ele geçirdiğini izah edemediği, kaldı ki yapılan bilirkişi incelemesiyle davacının elindeki hisse senetlerinin tedavülden kaldırılmış, imha için depolanmış hisse senetleri olduğunun da açıkça belirlendiği, davaya konu hisse senetlerinin lalettayin ele geçirilip toplandığı, aralarında bütünlük, uyum ve irtibatın olmadığı, bu tutarsızlıklar birlikte düşünüldüğünde aynı kişiye ve hatta aynı 2 veya 3 kişiye bile ait olmayacağı, bu tespitin özellikle rüçhan hakkının kullanılması/sermaye artırımı ve temettü kuponlarının yırtılıp yırtılmaması gibi spesifik tespitlerle de tahkim edildiği, davacının genel kurullara katılmadığı, rüçhan haklarını kullanmadığı, temettü almadığı, hiç bir dönemde davalı şirketin ortağı olmadığı, davacının ibraz ettiği hisse senetlerinin tamamının yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere yenileri ile değiştirildiği, davacının elindeki hisse senetlerinin tedavülden kalkan hisse senetleri olduğu ve tedavülden kalktıktan sonra davacının eline geçtiği, ezcümle tedavülden kalkan hisse senetlerini bir şekilde ele geçiren davacının davalı şirket nezdinde ortaklık hakkı talep edemeyeceği mahkememizce değerlendirilmiş, 07/08/2022 tarihli bilirkişi heyeti raporu gerekçeli, bilimsel ve denetime uygun olmakla hükme esas alınmış ve zikredilen gerekçe ile açılan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir." gerekçesi ile, ''1-Davanın REDDİNE'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilin veya herhangi bir kimsenin sermaye şirketine ait hamiline yazılı hisse senedini iktisap ederken ilgili firmaya danışmak veya bu devri kaydettirmek zorunluluğunun bulunmadığını, zilyetliğin devrinin hisse senedi mülkiyetinin geçmesi için yeterli olduğunu, benzer şekilde hisse senetlerinin sadece bir hissedardan temin edilme zorunluluğu veya birden fazla hissedardan hisse edinme yasağı gibi durumların da yasada veya uygulamada söz konusu olmadığını, bir kimseden devreden hisse senedi olması durumunda, ilgili hissedarın tüm hisselerinin tamamının alınmasını şart koşan bir yasal düzenleme veya mantıksızlıktan da bahsedilemeyeceğini, o halde neden veya neye dayanarak bilirkişilerin bu şekilde hisselerin aynı kişiden devralınmadığı, devreden ortakların da hala elinde hisseleri bulunduğundan bahisle rapor düzenlediklerinin anlaşılamadığını, bu mesnetsiz ve anlamsal düzlemde çelişkili rapora itibar edilerek kurulan hükmün de usul, yasa, akıl ve mantığa aykırı olduğunu, 31.12.2020 tarih ve 31351 (5. mük.) sayılı R.G.de yayımlanan 7262 sayılı Kanunun ile getirilen değişikliklerin olayda uygulanma imkanının olmadığını, 6102 Sayılı TTK, 426/2 maddesi uyarınca "Hamiline yazılı pay senedinin zilyedi bulunduğunu ispat eden ve Merkezi Kayıt Kuruluşuna bildirilen kimse, şirkete karşı pay sahipliğinden doğan hakları kullanmaya yetkilidir." bu madde metnine 7262 sayılı Kanunun 30. maddesiyle, 01.04 2021 tarihinde yürürlüğe girmek üzere ve "Merkezi Kayıt Kuruluşuna bildirilen" ibaresinin eklendiğini, o halde senetlerin üzerinde yazılı olan tarihlerde ve dahi dava tarihinde hamiline yazılı senedin zilyedi bulunduğunu ispat eden kişinin ortaklık haklarını kullanmaya yetkili olduğunu,Benzer nitelikte, 6102 Sayılı Kanunun, 489. maddesinin de "Hamiline yazılı pay senetlerinin devri, şirket ve üçüncü kişiler hakkında, ancak zilyetliğin geçirilmesiyle hüküm ifade eder." şeklinde olduğunu, karar tarihinden sonra yürürlüğe giren değişiklikle Merkezi Kayıt Kuruluşu'na bildirim şartı getirildiğinden, olayımızda hamiline yazılı hisse senedi hamili müvekkilin hakları gözetilmeksizin kurulan hükmün hatalı olduğunu, bu değişikliklerin dava konusu olaya veya müvekkil elinde bulunan önceki tarihli hamiline senetlere uygulanmasının mümkün olmadığını, Senetlerin iptali veya sahteliğinin söz konusu olmadığını, davaya konu hisse senetlerinin asıllarının mahkemeye ibraz edildiğini ve kalemde muhafaza altına alındığını, bu hisse senetlerinin sahteliğinin hiçbir aşamada iddia edilmediğini, bunların iptaline yönelik olarak da davalı tarafından başlatılmış hiçbir yasal süreç olmadığını, o halde geçerli ve orijinal hamiline senetlerin hamili olan müvekkilin hissedarlığına karar verilmesi gerekirken aksi yönde kurulan hükmün hatalı olduğunu, Senetlerin imha için geri alınıp değiştirildiğinin ispatlanamadığını, davalı şirketin 1991/14 sayılı Yönetim Kurulu kararında, hisse senetlerinin yeni tertip hisse senetleri ile değiştirilmek üzere toplandığı ve aynı karar doğrultusunda imha edilmek üzere gönderildiğinin iddia edildiğini, karara dayanak alınan raporu düzenleyen 3. heyet bilirkişilerce de bu yönde görüş bildirildiğini, ancak buna dair hiçbir delil ibraz edilmediğini, Senede karşı soyut düşünce ve değerlendirme ile ispat yapılamayacağını, davanın dayanağı hisse senetlerinin asıllarının ibraz edildiğini, talep ve iddialarının senet ile ispatlandığını, buna karşın davalı tarafça ne bir imha tutanağı ne de senetlerin tam olarak toplandığına dair bir tutanak sunulamadığını, bilirkişilerin yapmış olduğu tutarsız hesaplamalar ile afaki şekilde senetlerin imha edildiği ve tedavülden kaldırıldığı sonucuna varıldığını, bu hatalı yorumun dayandığı hesaplamalarda bilirkişilerin önce hesaplama yapılamayacağını, silsilenin takip edilemeyeceğini söylediklerini, sonradan (tespit edemediklerini söyledikleri) bu silsileye göre hisselerin geldisini ve değerlerini hesapladıklarını, kendi içerisinde çelişen bu ön kabullere dayalı raporun kabulünün mümkün olmadığını, müvekkile ait senetlerin tahrifsiz şekilde asıllarıyla ibraz edildiğini, hissedarlık olgusunun senetle ispatlandığını, Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini, adil yargılamanın en temel ilkesi olarak tüm tarafların yargı ve kanun önünde eşit sayılması gerektiğini, bu nedenle davacının yazılı senedindense davalı tarafın tek taraflı tuttuğu kayıtlara itibar eden bilirkişi raporuna dayalı kurulan hükmün hatalı olduğunu, Bir hissedarın uzun süredir genel kurullara katılmamasının fırsat bilinerek bunlara ait hisselerin sanki yenileriyle değiştirilmiş gibi gösterildiği bir tablo düzenlemesi ihtimali göz ardı edilerek, depodan çalınan hisse senetleridir şeklinde yürütülen mantığın asla tarafsız olmadığını, müvekkilin usulsüzlük yapmış olması ihtimalinin davalı şirketin usulsüzlük yapmış olma ihtimalinden daha üstün tutularak, bu ön kabule dayalı tümden gelim yöntemiyle hazırlanan rapor ve bu rapora dayalı kurulan hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, Masumiyet ve iyi niyet karinelerinin yok sayıldığını, aksi ispat edilmemiş olmasına karşın müvekkilin bu senetleri usulsüz ele geçirdiği şeklinde yapılan yoruma hesaplamalarla kılıf yaratılmaya çalışılarak oluşturulan rapora dayalı kurulan hükmün hatalı olduğunu, müvekkilin usulsüz veya haksız bir eyleminin tespit veya ispat edilemediğini, aksine davalı şirketin bu yazılı senetleri haksız şekilde kayıtlarına kendi yararına almaya çalıştığını, Hisselerin geldisi konusundaki çelişkinin giderilmediğini, karar dayanak alınan 3. heyetin raporunda dava konusu hisse senetlerinin geçerliliğine karar verilecek olursa, mükerrer hisse senetlerinin iptalinin gerekeceğini, oysa bu senetlerin yerine çıkartılmakla mükerrerliğe sebebiyet veren senetlerin hangileri olduğunun ve ilgili hissedarın tespitinin mümkün olamayacağını, ayrıca hisse senetlerinin aynı hissedara dahi ait olamayacağı belirtildikten sonra davaya konu senetlerin ... ve ... Holding hisseleri olduğu ve bu şirketlerin davaya konu hisseler yerine kendi yeni hisselerini aldıklarının iddia edildiğini, bu çelişkinin dahi raporun tümden gelimle hazırlandığının kanıtı olduğunu, hisselerin geldisi tespit edilemiyorsa bu şirketlerin nasıl tespit edildiğinin anlaşılamadığını, bu şirketler asılları mahkeme kasasındaki senetler yerine kendilerine yeni senet çıkartmış ise de bu durumun usulsüzlük olduğunu, kamuoyunda tanınmış şirketlerin tek taraflı eylem ve işlemlerinin müvekkilin senetle ispat ettiği mevcut durumuna tercih edilerek düzenlenen bu rapora itibar edilmesinin hatalı olduğunu, Hukuki konuda teknik bilirkişi raporu alınmasının hatalı olduğunu, hamiline senedin ne olduğu, mahiyeti ve sağladığı hakların tamamen hukuki mesele olduğunu, münhasıran hakim tarafından değerlendirilmesi gereken konular olduğunu, bu nedenle teknik bilirkişilerin senetlerin geçerliliği ve ispat gücü konusunda düzenlenen hatalı raporlarına itibar edilerek kurulan hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, Çelişki olmayan konuda 3. heyetten rapor alınmasının hatalı olduğunu, alınan ilk ve ikinci heyetlerin raporlarında sadece hesaplama farklılıkları olduğunu, buna mukabil her iki raporda da yasanın amir hükümleri ile hamiline senetlerin zilyedine tanıdığı hakların kabul edildiğini, senetlerin geçerliliği konusunda bu iki farklı heyetin raporları arasında çelişki olmadığını, ancak dosyaya alınan 3. heyetin hazırladığı raporun bu iki rapor ile çelişkili olduğunu, 3 heyet raporunun hükme esas alınamayacağını, bu rapora dayalı kurulan hükmün kaldırılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının elinde bulunan hamiline yazılı hisse senetlerine göre davalı şirkette hissedar olduğunun, hisse adetinin ve hissenin güncel değerinin tespiti ile hisse senetlerinin yenisi ile değiştirilmesi ve davacının şirketteki kar payı ve sair akçalı haklarının tespitine ve davalıdan tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili, davalı şirkete ait 13 yaprak 3745 adet toplam 18.725.000 ETL nominal değerli hamiline yazılı hisse senedi aslının davacının elinde bulunduğunu ve davalı şirketin hissedarı olduğunu, davalı şirketten hisse senetlerinin yeni basım hisse senetleri ile değiştirilmesi talep edilmesine rağmen sonuç alınamadığını ileri sürerek davacının davalı şirkette hissedar olduğunun, hisse adetinin ve hissenin güncel değerinin tespiti ile hisse senetlerinin yenisi ile değiştirilmesi ve davacının şirketteki kar payı ve sair akçalı haklarının tespitini ve davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili ise ibraz edilen hisse senetlerinin yenileri ile değiştirilen ve imha edilmek üzere depoda bekleyen tedavülden kalkmış eski hisse senetleri olduğunu, bunların davalının rızası dışında depodan çıktığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Taraflar arasında davacının elinde bulunan hamiline yazılı hisse senetlerinin davalı şirket tarafından çıkarılan hisse senetleri olduğuna ve bu hisse senetlerinin davalı şirketin 11/10/1991 tarih ve 1911/14 sayılı yönetim kurulu kararı ile yeni hisse senetleri ile değiştirilen ve tedavülden kaldırılan hisse senetleri olduğuna ilişkin bir ihtilaf bulunmamaktadır. Dairemizce de benimsenen Mahkemece gerekçeli kararında detaylı bir şekilde açıklandığı üzere davacı tarafından dava dilekçesinde dava konusu hisse senetlerinin edinme sebebinin ve tarihinin açıklanmadığı, davalı şirket tarafından söz konusu hisse senetlerinin yenisi ile değiştirildiği, hak sahibi olduğunu iddia eden kişiler tarafından dava konusu hisse senetlerinin değiştirildiği tarihten davalı şikayet dilekçesinde belirtilen 14/10/2015 tarihine kadar yenileri ile değiştirilmesi talebinde bulunulmadığı, ibraz edilen hisse senetleri kullanımdan kalktıktan ve yeni tertip hisse senetleri ile değiştirildikten sonra da, davalı şirketin nama ve hamiline yazılı hisse senetlerinin sahiplerinin kimler olduğuna dair tespitler yapılabildiğinin ve davacının bu hissedarlar arasında olmadığının bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davalı tarafından şikayeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında davacı, davacının kuzeni ve hisse senetleri eline geçen ...'in hisse senetlerinin zilyetliğine ilişkin çelişkili beyanlarda bulunduğu, bu kişilerin beyanlarından hisse senetlerinin ... tarafından davacıya ilgilenmesi için verildiği ve yine hisse senetlerine ilişkin bu kişiler tarafından davalı şirkete başvuru yapılması üzerine davacı adına hareket eden kişi ile tutulan 29/07/2016 tarihli tutanakta hisse senetlerinin ... tarafından davacıya emaneten kasasında saklanmak üzere verildiğinin belirtildiği, bu durumda davacı tarafından tedavülden kaldırılan senetlere ne şekilde zilyet olunduğu geçerli bir şekilde açıklanmamasının yanısıra davacının senetlerinin asli zilyedi dahi olmadığı anlaşılmakla, Mahkemece bu gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi, davalı şirket kayıtlarının incelenmesi, tarafların talebi doğrultusunda itirazlarının değerlendirilmesi için bilirkişi raporu alınması ve davalı şirketin kayıtlarına göre hakimin bilirkişi tespitlerini diğer deliller ile birlikte değerlendirilerek sonuca gitmesinde herhangi bir usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 16/10/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.