12. Hukuk Dairesi 2013/15610 E. , 2013/23162 K. ESAS NO : 2013/15610 KARAR NO : 2013/23162 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise…
**12. Hukuk Dairesi 2013/15610 E. , 2013/23162 K.** **"İçtihat Metni"** ESAS NO : 2013/15610 KARAR NO : 2013/23162 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Mahkemece grafoloji dalında uzman bilirkişiden alınan 26.04.2012 tarihli ilk raporda: "senetteki imzanın borçlu eli ürünü olduğunun kabulü gerektiği" belirtilmiştir. 25.06.2012 tarihli ek bilirkişi raporunda ise: "senetteki imza ile borçlunun huzurda ve nüfus cüzdanı talep belgesinde atılı imzaları arasında, aynı elin ürünü olduğunu gösterir nitelikte ilgi ve irtibat tesis edilemediği" bildirilmiştir. Mahkemece bonolardaki imzaların borçlunun eli ürünü olmadığı kanaatine varılarak takibin durdurulmasına karar verilmiştir. Bu durumda borçlu imzası yönünden raporlar arasında çelişki oluşmuştur. Her iki rapor da adli makamlarca istem üzerine alındığından raporlardan birinin diğerine üstünlüğü kabul edilemez (Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2009 tarih ve 2009/12-382 esas, 2009/415 karar sayılı kararı). O halde, mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden ve ehil bilirkişilerden oluşacak bir kuruldan mütalaa alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. Öte yandan borçlu vasisinin, borçlunun zekasının yerinde olmadığını iddia ettiği, bu yönde vesayet kararı ve doktor raporlarının bulunduğu görülmektedir. TMK. 9. madde hükmüne göre fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir. 10. madde hükmüne göre ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. 13.madde hükmüne göre yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir. 14.madde hükmüne göre Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.15.madde hükmüne göre Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz. 16.madde hükmüne göre ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Akıl hastalığı yahut akıl zayıflığı gibi sebeplerden biri ile makul surette hareket etmek iktidarından mahrum bulunanlar, başka bir deyimle tam ehliyetsiz olanların yaptıkları hukuki işlemler kanuni mümessilleri tarafından onaylanmadıkça geçersizdir. 11.6.1941 gün 1941/4-21 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç bölümünde "...Mümeyyiz olmayan bir kimse ile hukuki muamelede bulunan diğer akidin bunu bilmeyerek hüsnüniyetle hareket etmiş olması zikri geçen 15. maddenin mutlak ve kat'i sarahatı karşısında öyle bir kimsenin tasarrufu üzerine hukuki hükmün terettüp etmesi için kafi değildir. Kanun o gibi temyiz kudretinden mahrum kimselerin esasen hüküm ifade etmeyen tasarrufları hususunda o tasarruftan dolayı hak iddia edenlerin hüsnüniyetlerini himaye etmemektedir ".... Medeni Kanunumuzun metin ve ruhundan başka türlü bir netice çıkarılmasına imkan yoktur..." şeklindedir. İçtihadı birleştirme kararının sonuç bölümündeayırt etme gücünden yoksun olan kişilerin tasarruflarının geçersiz olduğu açıkça vurgulanmıştır. Hukuki işlemlerde tarafların fiil ehliyeti kamu düzenine ilişkin olduğu için mahkeme tarafından re'sen gözönüne alınmak zorundadır. Somut olayda Bolu Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 28.10.2009 tarih ve 2009/951-1530 sayılı kararı ile borçlunun akıl hastalığı sebebiyle vesayet altına alınarak, kendisine M... A..'in vasi tayin edilmesine dayanak oluşturan 15.06.2009 tarih ve 1590 sayılı İzzet Baysal Bolu Devlet Hastahanesi’nin raporunda, adı geçende zihinsel gerilik hastalığı saptandığı, hastalığının sürekli olduğu belirtilmiştir. O halde mahkemece bu yöndeki şikayetin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre bir hüküm tesisi gerekirken bu yönde olumlu olumsuz bir karar verilmemesi de isabetsizdir. SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.