11. Hukuk Dairesi 2011/4220 E. , 2011/14987 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 03/11/2010 tarih ve 2007/652-2010/614 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm
**11. Hukuk Dairesi 2011/4220 E. , 2011/14987 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 03/11/2010 tarih ve 2007/652-2010/614 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, Ankara 2.ATM’in 2001/205 esas sayılı dosyasında şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin dava açıldığını, ancak mahkemece müvekkilinin ortaklık durumunun ihtilaflı olduğu gerekçesiyle kendilerine dava açmak üzere süre verildiğini, bu bağlamda müvekkilinin 28.08.1994 tarihli ticaret sicil kaydına göre davalı şirkette 217 paya göre % 36,16 hissesinin olduğunu, 13.05.1997 tarihli ortaklar kurulu kararı ile müvekkilinin sahte imzası atılmak suretiyle sermaye artırımına gidildiğini, 350 paya mukabil hisselerinin % 25’e düşürüldüğünü, yine 26.01.1999 tarihli ortaklar kurulu kararı ile hisselerini davalı ...’e devrettiğine ilişkin sahte imza ile karar alındığını ileri sürerek, pay devrine ilişkin kararın iptalini, fesih ve tasfiyeye esas olacak şekilde ortaklığın ve pay durumunun tespitini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, haksız açılan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, TTK’nun 520. maddesinde pay devrine ilişkin olarak yapılan düzenleme de hisse devrinin yazılı şekilde yapılması ve imzasının noterce tasdik edilmesi şartının arandığı, ancak taraflar arasında hisse devir sözleşmesi bulunmadığı, 26.01.1999 tarihli ortaklar kurulu kararıyla hisse devrine ilişkin karar alındığı, bu kararın ise tek başına hukuken geçerli olmadığı, pay tespitine ilişkin olarak ise TTK’nun 513. maddesine göre sermaye artırımına ilişkin kararların ittifakla alınması gerektiği, ortaklar kurulunun oy birliği ile karar aldığı, alınan bu kararın iptaline ilişkin olarak dava açılmadığı, aksi ispatlanana kadar alınan kararın geçerli olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, hisse devrine ilişkin işlemin iptaline, davacının davalı şirkette 350 payı bulunduğununu tespit ve tesciline karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, limited şirket ortaklığının ve pay oranının tespiti istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı , ortağı ise pay oranının ne olduğu noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, davacı tarafça 13.05.1997 tarihli sermaye artırımına ilişkin olarak ortaklar kurulunda alınan karara karşı usulüne uygun dava açılmadığı gerekçesiyle, anılan ortaklar kurulu kararı değerlendirme konusu yapılmaksızın davacının 350 hisseye tekabül eden % 25 oranında pay sahibi olduğunun tespitine karar verilmiştir. Sermaye arttırımı kararı ortakların tahhütlerini artırıcı mahiyette bir karar olmadığından bu husustaki kararın oybirliği ile alınmasına gerek yoktur. Ancak şirket ana sözleşmesinde sermaye arttırımında oybirliğini gerektirir bir hüküm varsa bunun uygulanması gerekir. Bu itibarla mahkemece davalı şirket ana sözleşmesi de dosyaya getirtilerek sermaye artırımına ilişkin alınan kararlarda oy birliğinin gerekip gerekmediği, yine davacının 13.05.1997 tarihli sermaye artırımına ilişkin karara katılmadığı ve imzanın sahte olduğuna ilişkin iddiası da incelenmek suretiyle, oy birliğinin gerekmesi ve sermaye artırımına ilişkin karardaki imzanın davacıya ait olmadığının tespiti halinde, iddiaya konu genel kurulda alınan sermaye artırımına ilişkin kararın yoklukla malul olacağının kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda 13.05.1997 tarihli ortaklar kurulunun sermaye artırımına ilişkin kararının oy birliği ile alınmasının gerekli olup olmadığı, denetime elverişli bir şekilde açıklığa kavuşturulması, oy birliğinin gerekli olduğunun tespiti halinde sermaye artırımına ilişkin alınan genel kurul kararının iptali için ayrıca bir dava açılmasına gerek bulunmaksızın hadise şeklinde incelenerek, davacının payının bu çerçevede belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış ilkeden hareketle, eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın anılan taraf yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.