İSTİNAF KARAR TARİHİ: 04/12/2025 Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; T.C. Başbakanlık Yard. 07.08.2015 tarih ve 24316 sa…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1440 KARAR NO : 2025/1787 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 15/09/2023 NUMARASI : 2016/401 Esas - 2023/646 Karar DAVA: Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 04/12/2025 Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; T.C. Başbakanlık Yard. 07.08.2015 tarih ve 24316 sayılı onayı ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunun 20. maddesine istinaden ... Sigorta A.Ş.’nin tüm branşlardaki ruhsatlarının iptal edildiğini ve şirkete T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı tarafından yeni yönetim kurulu üyelerinin atandığını, davacı şirket ile ... Sigorta ve Reasürans Konsorsiyum (...) (... ... & ... ...) (...) adı altında tüm davalıların payları oranında sorumlu olmak kaydıyla “Motor Kotpar Reasürans Sözleşmesi/leri” imzalandığını, bu sözleşmeler gereğince davalılarla davacı arasında cari hesap ilişkisinin oluşturulduğunu ve davacı şirket tarafından tüm davalılara dağıtılmak üzere 09.08.2010 tarihinde 30.000,00 TL, 04.10.2010 tarihinde 45.000,00 TL ve 05.09.2012’de 600.000,00 TL olmak üzere ödemelerin yapıldığını ve sözleşme kapsamına giren hasarların gelmesi üzerine cari hesap ilişkisi kurulduğunu, davacı şirket ile davalılar arasında oluşturulan Konsorsiyum (...) arasındaki cari hesap ilişkisinin 30.09.2015 tarihinde kesildiğini, bu tarih itibariyle davacı şirketin defter ve kayıtlarına göre davalıların 78.482.566,08 TL borcu bulunduğunun tespit edildiği ve bu hususta davalılara ihtarname(ler) çekildiğini, ancak davalıların bu ihtarnamelere cevap olarak kendilerine prim ödenmemesi nedeniyle sözleşmenin yürürlüğe girmediğini ve geçersiz olduğu iddiasını içeren cevap verildiğini, bu iddianın hukuka uygun olmadığını, davacı şirket tarafından yapılan ödemeler ve ödenen hasarların dahil olmasıyla cari hesap ilişkisi kurulduğunu, bu sözleşmelerin yürürlüğe girdiğini ve birbirini takip eden yıllarda sözleşmelerin yenilenerek sözleşme ilişkisinin yürürlükte kaldığını belirterek 30.09.2015 tarihi itibarıyla cari olan 78.482.566,08 TL borcun 30.000,00 TL’sinin (davalıların her biri için 7.500,00 TL olmak üzere) 30.09.2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ve ferileri ile birlikte, davalıların sözleşmedeki payları oranında tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı ... ... Ltd vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; kabul anlamına gelmemekle birlikte dava konusu talep edilen alacağın TTK kapsamında sözleşmeden kaynaklanan borçlar için öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle zamanaşımına uğradığını, esasa ilişkin olarak, davacının sözleşme gereği ödenmesi gereken primleri ödemediğini, bunun dava dilekçesinde örtülü olarak kabul edildiğini, sigorta sözleşmesinin karşılıklı taahhütlere bağlı olması nedeniyle sigortacının rizikoyu taşıma ediminin karşılığı olarak sigorta ettirenin prim ödemek durumunda olduğunu, prim ödeme borcunun sigorta sözleşmesinin esaslı unsuru olduğunu, prim ödenmediği müddetçe sözleşme uyarınca sorumluluğun başlamayacağını; dava dilekçesinde prim borçlarının ödendiğinin iddia edilmediği gibi davalı ... hesaplarına aktarılan bir prim ya da hasara katılım bedeli adı altında yapılan para transferinin de bulunmadığını, bu durumun Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Sigorta Denetleme Kurulu Başkanlığı Finansal Tablolar Muhasebe İşlemleri Denetimi” konulu 24.05.2013 tarihli raporda da sabit olduğunu İleri sürülen alacak iddiasının hukuka uygun olmadığını mesnetsiz davanın reddini talep etmiştir. Davalı Commercıal ... Ltd vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Davacının dava konusu Motor-Kotpar anlaşması için prim ödemesi yapmadığı iddialarını yenileyerek yapılan ödemenin ... Sigorta ve Reasürans Konsorsiyum (...)/... ... & ... ... (...) kuruluş masrafları için olduğunu belirterek, davacının sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği için sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını doğurmayacağını iddia etmiştir. Davalı ... ... Ltd. İle ... ... Co Ltd usulüne uygun olarak dava dilekçesi tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanmış olup davalı tarafından süresi içerisinde dosyaya herhangi bir cevap dilekçesi verilmediği anlaşılmakla HMK M.128 hükmü uyarınca işbu davalının dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaları inkar etmiş sayılmasına karar verilerek yargılama yapılmıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ,Mahkememizce taraflarca dosyaya sunulmuş olan belgeler, ticari evraklar üzerinden inceleme yapılarak bilirkişi raporu alınmıştır. Söz konusu raporda davacının ticari defterlerindeki alacak kayıtlarının genel olarak "prim alacağı" olarak kaydedilmiş olduğu, taraflar arasındaki sözleşmeler kapsamında uyuşmazlığın genel olarak cari hesap alacağından kaynaklandığının söylenemeyeceği, alacağın konusunun sigorta sözleşmesi kapsamında taahhüt edilen prim alacaklarından kaynaklandığı kanaatine varılmış olup işbu sebeple davalıların zamanaşımı itirazları bakımın TTK'nın sigorta hukukunu düzenleyen 6. Kitabının içerisindeki 1420. Maddesinin "(1) Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar." şeklindeki düzenlemesi uyarınca somut olayda 2 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği kanaatine varılmış olup taraflar arasında akdedilmiş olan ve davacının da alacağının kaynağı olarak belirtmiş olduğu son tarihin - son reasürans kapsamında sigortalanan dönemin 01.01.2013- 31.12.2013 olması karşısında borcun doğum tarihinden itibaren davanın açıldığı 12.04.2016 tarihi arasında 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu kanaatine varılmış olup mahkememizin işbu dosyası ile benzer mahiyette olan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/8924 Esas, 2017/5110 Karar Sayılı, 05/10/2017 Tarihli "... Taraflar arasındaki sözleşmeler nazara alındığında taraflar arasında kapalı koasürans uygulamasının yer aldığı, sözleşmelerin hukuksal niteliği açısından bir tür sigorta sözleşmesi olduğu, dolayısıyla TTK'nın sigorta sözleşmelerine ilişkin hükümlerine tabi bulunduğu anlaşılmaktadır. TTK’da yer alan bütün emredici hükümler ve anlaşmada aksi öngörülmüş olmadıkça TTK’daki bütün yedek hukuk hükümleri taraflar arasındaki hukuki ilişki bakımından da geçerli olacaktır. ... somut uyuşmazlıkta 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1268. maddesinde düzenlenen iki yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmekte olup, davalı vekilinin zamanaşımı def’inin buna göre değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, yanlar arasındaki ilişkinin sigortacı-sigortalı ilişkisi olmadığı, taraflar arasında sözleşmeye dayalı edimlerin süreklilik ve karşılıklılık arz etmekte olduğu ve cari hesap ilişkisi şeklinde yürüdüğü, dolayısıyla somut olayda uygulanacak zamanaşımı süresinin genel zamanaşımı süresi olan on yıl olduğu gerekçesiyle zamanan aşımı def’inin reddi ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir." şeklindeki gerekçeli ilamı da göz önünde bulundurulduğunda davacının davasının zamanaşımı sebebiyle reddine karar vermek gerekmiştir. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin "Avukatlık ücretinin aidiyeti, sınırları ve ortak veya değişik sebeple davanın reddinde davalıların avukatlık ücreti" başlığını taşıyan 3. Maddesinin 2. Fıkrasının "(2) Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur." şeklindeki düzenlemesi uyarınca tüm davalılara karşı açılmış olan işbu davanın aynı sebeple reddedilmiş olması sebebiyle davalılar lehine tek vekalet ücretine hükmolunarak ..." Tahkim ilk itirazının ve husumete yönelik itirazların reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalıların oluşturduğu Konsorsiyum ( ... ) arasındaki cari hesap ilişkisi 30.09.2015 tarihinde kesilmiş, bu tarih itibarı ile müvekkili şirketin defter ve kayıtlarına göre davalıların 78.482.566,08 TL borcu bulunduğunun tespit edildiğini, işbu hesap müvekkili şirket tarafından gönderilen ihtarnameler ile davalılara bildirilmiş ve böylece hesap kat edilmiş olmasına rağmen, davalıların söz konusu sözleşme ilişkisinin müvekkili şirket tarafından kendilerine herhangi bir prim ödenmediği gerekçesiyle yürürlüğe girmediğini ve geçersiz olduğunu iddia eder nitelikte cevap verdiğini, mezkur sözleşmelerin hukuken geçerli olduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarıyla da ortaya konmuş bulunduğunu, bu sözleşmeler gereğince davalılarla müvekkili şirket arasında cari hesap ilişkisi oluşturulduğu ve müvekkili şirket tarafından tüm davalılara dağıtılmak üzere 09.08.2010 tarihinde 30.000,00 TL, 04.10.2010 tarihinde 45.000,00 TL ve 05.09. 2012‘de 600.000,00 TL olmak üzere ödemeler yapıldığını, sözleşme kapsamına giren hasarların da gelmesi üzerine cari hesap ilişkisi kurulduğunu, bu noktada, taraflar arasında kurulan cari hesap sözleşmesi ilişkisi gereği davalılardan olan talep zamanaşımlarının dolmadığını, işbu dava bir reasürans sözleşmesi gereği bir prim alacağına dayanmamakta, taraflar arasında kurulan cari hesap sözleşmesi sonucu oluşan bir kümülatif talebe dayandığını, bu nedenle, davalıların sigorta ilişkilerinden kaynaklanan zamanaşımı süresinin bu talebe uygulanması gerektiğine ilişkin hüküm cari hesap ilişkisine aykırılık oluşturduğunu, müvekkili şirket ile davalılar arasında cari hesap ilişkisi bulunduğunu, (prim borcu ve hasar mahsubu) cari hesap ilişkisinin devam etmesi nedeniyle 2 yıllık zamanaşımı süresinin başladığını, Mahkeme kararının gerekçesinde müvekkili şirketin alacağı, prim alacağı olarak değerlendirilerek hatalı bir tespit yapıldığını, davaya konu alacak, primden değil ödenen hasarın reasürör tarafından şirkete ödenmesi olan hasar alacağından kaynaklandığını, hasar alacağı olması nedeniyle zamanaşımı başlaması için muacceliyetin poliçenin vade tarihi olarak değerlendirilmemesi gerekirken, bu yönde değerlendirme yapılarak hatalı hüküm kurulduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla Mahkeme tarafından reasürans alacağının cari hesap ilişkisine dayanmadığı yönünde görüşü varsa da, her bir hasarın ödeme tarihleri ile reasüröre ihbar tarihleri esas alınarak muacceliyet tarihi belirlenmeli ve hasarların 2 yıllık zamanaşımı başlama süresi bu tarihlere göre ayrı ayrı tespit edilmesi gerektiğini, bu yönden bilirkişi incelemesi yapılmamış ve eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, kararın yeniden incelemeyi gerektirdiğini, açıklanan nedenlerle istinaf taleplerinin kabulüne karar verilerek istinaf incelemesi neticesinde kararın kaldırılmasını ve yeniden inceleme yapılmasını ve talepleri doğrultusunda inceleme yapılarak yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE: Dava, reasürans sözleşmesi kapsamında alacak davasıdır. İlk derece mahkemesince davanın zamanaşımı reddine karar verilmiş, davacı vekilince süresinde istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının davalılardan alacağı bulunup bulunmadığı, alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktalarındadır.TTK'nın ''Reasürans'' başlıklı 1403.maddesi ''(1) Sigortacı, sigorta ettiği menfaati, dilediği şartlarla, tekrar sigorta ettirebilir. (2) Reasürans, sigortacının, sigorta ettirene karşı borç ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz; sigorta ettirene, tekrar sigorta yapana karşı, doğrudan dava açmak ve istemde bulunma haklarını vermez.'' hükmünü içermektedir. Reasürans, sigortacıların, yapacakları sigorta sözleşmeleri aracılığıyla sigortalılara ait riskleri üstlenmeleri ve taşıyabilmeleri açısından gerekli bir risk devir ve dağıtım aracıdır. Bununla sigortacı, üstlendiği riskleri kendi üzerinde tutmamak ve bu risklerin büyük veya önemli bir kısmını başka kuruluşlara (reasürörlere) aktarmak olanağını elde etmektedir. Reasürans, sözleşmesel borçlara (sigortacının sigorta sözleşmesinden doğan borçlarına) karşı sigorta güvencesi elde etmesidir ve bu bakımdan da pasif sigortası niteliğindedir. Sigortacı, dar anlamda bir çıkarla ilgili olarak sigorta güvencesi sağlamış (mesela mal varlığındaki bir aktifi, söz gelişi bir motorlu aracı veya bir konutu sigorta etmiş) olsa dahi reasürör nezdinde sigorta ettirilecek olan o çıkar değil, o çıkarın zedelenmiş olmasından dolayı sigortacının sigortalısına tazminat ödeme yükümlülüğüdür (Prof. Dr. Samim Ünan, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Sigorta Hukuku, Cilt I, s.43, 45). Reasürans sözleşmeleri TTK'nın sigorta sözleşmelerine ilişkin hükümlerine tabi olup TTK’da yer alan bütün emredici hükümler ve anlaşmada aksi öngörülmüş olmadıkça TTK'daki bütün yedek hukuk hükümleri, taraflar arasındaki hukuki ilişki bakımından da geçerli olacaktır (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 05.10.2017 tarih ve 2016/8924 Esas, 2017/5110 Karar sayılı kararı).Somut olayda, davacı ile davalılar aralarında ... Sigorta ve Reasürans Konsorsiyum (...) (... ... &... ...) (...) adı altında tüm davalılar arasında payları oranında sorumlu olmak kaydıyla “Motor Kotpar Reasürans Sözleşmesi/leri” imzalanmış, davacı, bu sözleşmelerden kaynaklı olarak cari hesap ilişkisinin 30.09.2015 tarihinde kesildiğini ve işbu tarih itibariyle davacının davalılardan toplamda 78.482.566,08 TL cari hesap alacağı olduğunu, şimdilik 30.000,00 TL’nın (davalıların her birinden şimdilik 7.500,00 TL olmak üzere) tahsilini talep etmiştir.Dosya kapsamından alınan bilirkişi raporunda,16.01.2019 tarihli raporda, reasürans sözleşmelerinin özel bir düzenlemeye tabi olmadığı, genel hükümlere tabi nevi şahsına münhasır bir sözleşme türü olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle, sigorta sözleşmelerine ilişkin hükümlerden sadece, reasürans anlaşmalarının ruhuna uygun olanların uygulanması gerektiği, dava konusu uyuşmazlığa konu sözleşmelerde risk devirlerinin yapıldığı, taraflar arasında riskin kabulü ve devrine ilişkin icap ve kabulün oluştuğu, bu şekilde geçerli bir sözleşmenin kurulduğu, reasürans sözleşmelerinde azami iyi niyet kuralı gereği, prim devri yapılmaması, kayıtlarda eksiklik yahut hata olması veya hasar ihbarlarının yapılmaması durumunda dahi tarafların sorumluluğunun başlayacağı, bu nedenle davacı tarafça primin ödenip ödenmemesinin öneminin, taraflar arasında sözleşmedeki sorumluluğun başlangıcı açısından değil, davacının bakiye alacağının olup olmadığının tespiti açısından önem arz ettiği belirtildiğini, uyuşmazlığa konu sözleşmelerde risk devri söz konusu olduğundan, sözleşme hukuku gereği geçerli bir sözleşme mevcut olup sorumluluğun başlaması, davacı ve davalılar açısından bölüşmeli otomatik reasürans anlaşması olmasından dolayı her poliçenin tanziminde otomatik olarak ve kabule bağlı olmaksızın aynı anda başlayacağı, sözleşmenin hukuken feshi halinde de sözleşmelerde Run Off sisteminin uygulanmasına istinaden reasürör açısından sorumluluğun devam edeceğinin, sözleşmenin taraflar arasında geçerli bir şekilde kurulduğu tespitine katıldığını, fakat primlerin ödenmiş olup olmamasının taraflar arasındaki ilişkiye etkisinin ise, bu konuda adı geçen rapordaki detaylı değerlendirmelerden hareketle Mahkeme’nin varacağı kanaat doğrultusunda, Mahkeme’nin kanaatinin ilk primin ödenmediği yönünde olması halinde sözleşmenin cayma ile; kanaatin sonraki primlerin ödenmemiş olması ve hükümde yer alan diğer şartların yerine getirilmiş olması halinde (ki dosya münderecatından bu yönde bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır) ise fesihle sona ermiş olacağı; aksi halde ise taraflar arasındaki ilişkinin geçerli olacağı belirtilmiştir.Taraflar arasındaki sözleşme tarihleri ile ilişkinin sona erdiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun “...” başlıklı 1268. maddesi uyarınca “Sebepsiz yere ödenmiş bulunan primin veya sigorta bedelinin geri alınması alacakları dahil sigorta mukavelesinden doğan bütün mutalebeler, iki yılda müruruzamana uğrar.” Taraflar arasındaki kapalı birlikte sigorta (kapalı koasürans) olarak nitelendirilen sözleşmeler bir sigorta mukavelesi olup, açıklandığı üzere sigorta sözleşmelerine ilişkin hükümlere tabidir. Dolayısıyla, somut uyuşmazlıkta 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1268. maddesinde düzenlenen iki yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmekte olup, bu nedenle davacının taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunduğu, dolayısıyla somut olayda uygulanacak zamanaşımı süresinin genel zamanaşımı süresi olan on yıl olduğuna ilişkin itirazı yerinde görülmemiştir.Mahkeme, zamanaşımı itirazı bulunması halinde bu konuda gerekli incelemeyi yapıp hangi zamanaşımı süresinin uygulanacağını tespit ederek talebin zamanaşımına uğrayıp uğramadığını ortaya koymakla yükümlüdür. Bu durumda, somut olayda, yukarıdaki tespit ve açıklamalara göre taraflar arasındaki sözleşmeler nazara alındığında, taraflar arasında reasürans uygulamasının yer aldığı, reasürans sözleşmelerinin hukuksal niteliği açısından bir tür sigorta sözleşmesi olduğu, bu nedenle de TTK'daki ilgili zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerektiği açıktır. Bu hâlde taraflar arasındaki reasürans sözleşmeleri uyarınca somut olayda davacı talepleri yönünden TTK'nın ilgili sorumluluk sigorta sözleşmelerinin tabi olduğu zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerekmektedir. 6762 sayılı TTK'nın 1268. maddesine göre, sebepsiz yere ödenmiş bulunan primin veya sigorta bedelinin geri alınması alacakları dâhil sigorta mukavelesinden doğan bütün mutalebelerin, iki yılda müruruzamana uğrayacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu maddenin 6102 sayılı TTK'daki karşılığı ise 1420.maddedir. Bu durumda, mahkemece, davacı alacağının muaccel olduğu tarihte yürürlükte olan TTK hükümleri tespit edilerek alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespiti gerekirken, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi isabetsiz görülmüştür.Bu durumda, mahkemece öncelikle, davacının dava dilekçesinde, davacı ile davalılar aralarında ... Sigorta ve Reasürans Konsorsiyum (...) (... ... &... ...) (...) adı altında tüm davalılar arasında payları oranında sorumlu olmak kaydıyla “Motor Kotpar Reasürans Sözleşmesi/leri” imzalandığı ve bu sözleşmelerden kaynaklı olarak cari hesap ilişkisinin 30.09.2015 tarihinde kesildiğini ve işbu tarih itibariyle davacının davalılardan toplamda 78.482.566,08 TL cari hesap alacağı olduğunu, şimdilik 30.000,00 TL’nın (davalıların her birinden şimdilik 7.500,00 TL olmak üzere) tahsilini talep ettiğini belirtmiş olması karşısında, davacının taleplerinin dayanağı olan her bir sigorta poliçesinin, bu poliçe kapsamında davacı yanca açılan hasar dosyalarının, ödeme belgelerinin, davacının yaptığı ödemeleri davalıya bildirdiğine ilişkin hasar bildirimlerinin, prim ödemelerine ilişkin belgelerin eksiksiz şekilde dosyaya kazandırılması için gerekli ara kararlar oluşturulmalıdır. Bu belgeler hem zamanaşımı definin karara bağlanması hem de davacının talebine konu ödemelerin sigorta poliçeleri kapsamında ve dolayısıyla davalının sorumluluğunda olup olmadığının belirlenmesi yani davalının savunmalarının karara bağlanabilmesi bakımından önemlidir. İspat yükü davacıda olup bu belgelerin sunulmamasının sonuçlarının buna göre değerlendirilmesi gerekir.Yukarıda belirtilen belgelerin, hasar dosyalarının ibrazı sağlandıktan, prim ödeme yükümlülüğü varsa ödenip ödenmediğine ilişkin de inceleme yapıldıktan sonra, hasarların teminat kapsamında olup olmadığı, davacının her bir poliçe kapsamındaki taleplerinin ayrı ayrı zamanaşımına uğrayıp uğramadığının o tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümleri kapsamında tespit edilmesi, zamanaşımına uğramadığı belirlenen taleplere ilişkin ödemelerin ise poliçe kapsamındaki ödemeler olup olmadığı, hatır ödemesi olup olmadığı ve dolayısıyla davacının alacaklı olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. KARAR :Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 04/12/2025