İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/02/2026 İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355.maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 22/05/2016 tarihinde, dava dışı sürücü......'nin sevk ve idaresindeki .…
8. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2022/674 KARAR NO: 2026/275 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 11/02/2022 NUMARASI: 2017/708 Esas - 2022/111 Karar DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/02/2026 İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355.maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 22/05/2016 tarihinde, dava dışı sürücü......'nin sevk ve idaresindeki ..... plakalı araç ile davalıların sürücüsü, maliki ve ..... sigortacısı olduğu ... plaka sayılı aracın karıştığı trafik kazası neticesinde, ... plaka sayılı araçta yolcu olarak bulunan müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, kazanın oluşumunda davalı sürücünün %100 kusurlu olduğunu, kaza sonucu müvekkilinin %5 oranında özürlü hale geldiğinin sağlık kurulu raporu ile tespit edildiğini, 06.03.2017 tarihinde davalı sigorta şirketine başvuru yapıldığını ancak sonuç olamadığını belirterek, davalı sigorta şirketine başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sigorta limitleri dahilinde müvekkilinin işgücü kaybı nedeniyle uğradığı sürekli kazanç kaybı için (-belirsiz alacak-) şimdilik 1.000,00-TL maddi tazminatın davalı sigorta şirketinden tahsiline, kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 20.000,00-TL manevi tazminatın ise davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini, talep ve dava etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın usul ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı .....A.Ş tarafından cevap dilekçesi sunulmadığı görülmüştür. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; "...davalı ...AŞ tarafından düzenlenen 26.11.2015/2016 vadeli trafik sigorta poliçesi ile ... adına kayıtlı ... plakalı aracın sigortalandığı, Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri kapsamında hazırlanan ATK raporuna göre davacının daimi maluliyetinin bulunmadığı, kazanın oluşumunda davalı sürücünün tam kusurlu olduğu, verilen süre içerisinde davacı tarafça ATK faturasının yatırılmadığı, bu suretle davacının kusur raporuna ve maluliyet raporuna dayanmaktan vaz geçmiş sayılması gerektiği, bu suretle davanın ispat edilemediği...." gerekçesiyle; a-Davacının maddi tazminat davasının REDDİNE, b-Davacının manevi tazminat davasının REDDİNE karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinaf nedenleri; 22.05.2016 tarihli kazanını oluşumunda davalı sürücünün tam kusurlu olduğu, bu hususun ceza yargılaması ile de tespit edildiği, müvekkilinin kaza neticesinde yaralandığı ve bu hususa ilişkin tedavi evraklarının dosyada bulunduğu, manevi tazminat talep edilebilmesi için tüm şartların gerçekleştiği, müvekkili tarafından yalnızca ATK tarafından düzenlenen maluliyet raporuna ilişkin ödemenin yapılmadığı, oysa kusur incelemesi yapan bilirkişinin ücretinin ödendiği, dolayısıyla bu raporun karar verilirken dikkate alınması gerektiği, mahkemece yalnızca ATK faturasının ödenmemesi nedeniyle davanın ispat edemediğinden reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu hususlarına yöneliktir. Dava; tarafik kazasından kaynaklanan daimi maluliyet tazminatı ile manevi tazminat istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince, icra olunan 17/06/2021 tarihli duruşmada 1 nolu ara karar ile '' davacı vekiline ATK faturasını yatırdığına dair dekontu dosyaya sunması için 2 hafta kesin süre verilmesine aksi halde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtarına ( ihtarat yapıldı ) '' şeklinde karar verildiği, aynı oturum 3 nolu ara kararı ile, dosyanın Makine Mühendisi bilirkişiye tevdine karar verildiği ve 500,00-TL bilirkişi ücretinin mahkeme veznesine yatırılması hususunda davacı vekiline iki haftalık kesin süre verildiği, 04/11/2021 tarihli duruşmada ise '' davacı vekiline ATK faturası için 820,00-TL delil avansını mahkememiz veznesine yatırmak üzere 2 hafta kesin süre verilmesine, aksi halde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtarına (ihtarat yapıldı) ''şeklinde karar verildiği, kesin süre içerisinde delil avansının yatırılmadığı, mahkemece müteakip icra olunan 11/02/2020 tarihli duruşmada, delil avansının kesin süre içerisinde yatırılmaması nedeniyle, ispatlanamayan davanın reddi yönünde istinaf incelemesine konu kararın verildiği anlaşılmıştır.Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir ve işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanun'un 90/2.maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. (HMK.m.94/2) Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması (HMK.m. 94/2) ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir. Hakimin tayin ettiği bu ilk sürenin kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa; hiç bir tereddüte yer bırakmayacak, kesin süre ihtaratının muhatabı tarafın kesin süreye uymaması durumunda karşılaşacağı sonucu tereddütsüz bilmesine olanak tanıyacak şekilde ihtar edilmesi gerekir. İşte ancak bu nitelikteki kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Öte yandan 6100 sayılı Kanun'un 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hâkim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hakimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hakim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir. Açıklamalardan sonra somut olaya gelince, her ne kadar mahkemece HMK'nın 324. madde hükmü gereğince toplam 820,00 -TL delil avansını yatırmak üzere davacı vekiline 2 haftalık kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının davacı vekiline ihtarına karar verilmiş, müteakip delil avansının kesin süre içerisinde yatırılmadığından bahisle ve davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, a)İki haftalık sürenin ne zaman başlayacağının belirtilmemiş olması, b)Kesin süre ihtaratının hiçbir tereddüte yer vermeyecek derecede açık olmaması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa; hiç bir tereddüte yer bırakmayacak, kesin süre ihtaratının muhatabı tarafın kesin süreye uymaması durumunda karşılaşacağı sonucu tereddütsüz bilmesine olanak tanıyacak şekilde zapta geçirilip ihtar edilmemiş olması (davanın reddine karar verilebileceği vb) nedeniyle ulaşılan sonuç ve verilen karar doğru olmamıştır. Bu suretle HMK'nın 94.maddesine uygun olmaması nedeniyle, kesin süre ihtaratını içeren ara kararın; kesin süreye bağlanan sonuçları doğurmasına yasal olanak bulunmadığından eldeki davada alınan bilirkişi raporları ve toplanan deliller kapsamında davanın esasına girilerek karar verilmesi gerekirken az yukarıda belirtildiği şekilde ''ispatlanamayan davanın reddine '' şeklinde karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi, mahkemenin kabulünün doğru olduğu varsayılsa ve kesin süre ihtaratında belirtilen delillere davacı dayanmaktan vazgeçmiş sayılsa bile, dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacının trafik kazasına bağlı olarak yaralandığı, kazanın oluşumunda yolcu konumunda bulunan davacının kusurunun bulunmadığı diğer delillerden anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının manevi tazminat talebinin değerlendirilmeyerek reddine karar verilmiş olması bu açıdanda hatalı olmuştur.Bu durumda mahkemece, kaza tarihinde geçerli yönetmelik hükümlerine göre hazırlanan ATK 2. İhtisas Kurulu'nun 08/02/2021 tarihli raporunun yeterli, taraf ve yargı denetimine açık ve hükme esas alınmaya elverişli olduğu, davacının daimi maluliyetinin bulunmadığı gözetilerek, daimi malululiyet talebine ilişkin maddi tazminat talebinin reddine, Olayla ilgili olarak İstanbul Anadolu 31. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülerek davalı araç sürücüsünün cezalandırılmasıyla sonuçlandırılan ve yasa yolu denetiminden geçmek suretiyle 10/01/2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılan 05/10/2017 tarih, 2016/424 Esas ve 2017/409 Karar sayılı ilamla ve yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesi tanzim olunan raporlarla tespit edildiği üzere davalı sürücünün tam kusurlu olması nedeniyle, kazanın meydana geldiği tarih (-2016-), kazanın oluş şekli, kusur durumu (kazanın oluşumunda tüm kusurun davalı araç sürücüsünde oluşu, kazazede davacının ise kendisine atfedilebilecek herhangi bir kusurunun bulunmayışı), davacının yaralanmasının niteliği (- sağ frontal yumuşak doku şişliği ve yumuşak doku içersinde yabancı cisimler, maxiller proçesste avulsiyon kırığı izlendiği, sol periorbital ve perimaksiller yumuşak doku şişliği ve yabancı cisim izlendiği, nazal kemik solunda kırığı ve 3 aya kadar iyileşebileceği), davacı kazazedenin kaza tarihindeki yaşı (55), kaza tarihindeki paranın alım gücü, tarafların dosyaya yansıyan sosyal ve ekonomik durumları ile manevi tazminatın bir sebepsiz zenginleşme aracı değil, manevi huzuru sağlayabilecek kadar olması gerekliliği birlikte değerlendirildiğinde; 4721 sayılı TMK'nın 4. maddesinde düzenlenen takdir hakkının kullanılmasına ilişkin kurala göre davacı yararına 12.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle ve davanın ispat edilemediği gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.Ne var ki, Dairemizce tespit edilen hukuka aykırılık yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davacı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılması, HMK'nın 353/1-b/2.maddesi hükmü gereğince yeniden esas hakkında hüküm tesisi gerekmiştir. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1/İstanbul Anadolu ..... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ....../02/2022 tarih, 2017/..... Esas, 2022/..... Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen KABULÜNE, (HMK.m.353/1-b/2) 2/İstinaf karar ve ilam harcının talep halinde davacıya iadesine, 3/İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 4/İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin takdiren kendi üzerinde bırakılmasına, 5/İstanbul Anadolu .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ../02/2022 tarih, 2017/... Esas, 2022/. Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b/2.maddesi hüküm gereğince KALDIRILMASINA, a/Davacının maddi tazminat talebinin REDDİNE, b/Davacının manevi tazminat talebinin KISMEN KABULÜ ile; 12.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 22/05/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... ve davalı ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, c/Maddi tazminata ilişkin dava yönünden; karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, d/Manevi tazminata ilişkin dava yönünden; karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca, hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı üzerinden belirlenen 819,72-TL nispi karar ve ilam harcından, davanın başında davacı tarafından peşin olarak yatırıldığı anlaşılan 71,73-TL peşin harcın düşümü ile kalan 747,99-TL bakiye harcın davalı ... ve davalı ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydedilmesine, e/Davanın başında davacı tarafından yatırıldığı anlaşılan 71,73-TL peşin harcın davalı ... ve davalı ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı verilmesine, f/Manevi tazminata ilişkin dava bakımından; davacı taraf yararına hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca belirlenen 12.000,00-TL vekalet ücretinin davalı ... ve davalı ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı verilmesine, g/Davalı ... ve davalı ... kendini vekil ile temsil ettirmiş ise de, 14/03/2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 25/12/2024 tarihli ve 2024/29 Esas, 2024/226 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile HMK'nın 326/2 maddesinde yer alan "Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır." hükmünün manevi tazminat yönünden iptaline ve kararın resmi gazetede yayınlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği, Anayasa Mahkemesinin bu kararının 14/12/2025 tarihinde yürürlüğe girdiği anlaşılmış olmakla, bu sebeple manevi tazminat yönünden davalılar lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesine yer olmadığına, h/Davacı tarafından yapılan 31,40-TL başvurma harcı, 576,50-TL'si tebligat ve posta gideri, 500,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.107,90-TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranı dikkate alınarak belirlenen 664,74-TL'sinin davalı ... ve davalı ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı yan üzerinde bırakılmasına, ı/Adli Tıp Kurumu Başkanlığı' nın........ seri numaralı ....../03/2021 tarihli 820,00-TL bedelli Adli Tıp Kurumu fatura alacağının davanın red/kabul oranına göre hesaplanan 468,57-TL'sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen; bakiye 351,43-TL'sinin ise davacı tarafından İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nın Adli Tıp Kurumu Döner Sermaye Saymanlığının..... Bankası......Şubesindeki TR........... iban nolu hesabına ödenerek makbuzun mahkeme dosyasına sunulmasına, 6/Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK'nın 362/1-a madde hükmü gereğince miktar itibariyle davalılar yönünden ve davacının manevi tazminat istemi yönünden kesin, davacının maddi tazminat istemi yönünden HMK'nın 361 ve 362. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.26/02/2026