T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1707 - 2025/1900 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1707 KARAR NO : 2025/1900 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 01/11/2022 NUMARASI : 2021/128 E. - 2022/326 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesin…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1707 - 2025/1900 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1707 KARAR NO : 2025/1900 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 01/11/2022 NUMARASI : 2021/128 E. - 2022/326 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 01/11/2022 Tarih ve 2021/128 Esas - 2022/326 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, müvekkilinin 2016/81910 sayılı "..." ibareli markanın sahibi olduğunu, davalı Şirketin ise 2020/25407 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından haksız bir şekilde reddolunduğunu, taraf markalarının esas unsurları itibariyle benzer olduğunu, müvekkili markasının "..." şeklinde telaffuz edileceğini, dava konusu markanın ise "..." şeklinde yazıldığı gibi telaffuz edileceğini, işaretler arasında vurgunun az olduğu noktalarda "a" ve "l" harflerinden kaynaklı ufak farklılıklar bulunduğunu, markaların başlangıç seslerindeki benzerliğin iltibas için yeterli olduğunu, Yargıtay'ın emsal uygulamasının da bu yönde bulunduğunu, davalı markasının 01. ve 05. sınıftaki ürünler için tescil edilmek istenildiğini, müvekkili markasının ise 5. ve 35. sınıftaki aynı/bağlantılı/benzer ürünler üzerinde tescilli olduğunu, dava konusu markanın adeta müvekkili markasının serisi gibi algılanacağını, taraf markaları arasındaki benzerlik nedeniyle insan hayatlarının riske girmesinin söz konusu olduğunu, müvekkili markalarının aynı zamanda tanınmış olduğunu ve başvurunun bu nedenle de reddinin gerektiğini, müvekkilinin dava konusu marka üzerinde gerçek hak sahibi bulunduğunu ve SMK'nın 6/3 maddesi koşullarının da oluştuğunu, başvurunun kötü niyetli yapıldığını ileri sürerek, YİDK'in 2021-M-1661 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet marka arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket vekili, taraf markaları arasında bir benzerlik bulunmadığını, davacı markası “...” şeklinde 4 hece iken, müvekkili markasının “...” şeklinde üç heceden ibaret olduğunu, markaların yalnızca ilk üç harflerinin benzer bulunduğunu, bütün olarak işaretler arasında bir benzerlik bulunmadığını, davacı yan markalarının tanınmış olmadığını, sunmuş olduğu delillerin birçoğunun müvekkili başvurusundan sonraki tarihli faturalardan ibaret olduğunu, müvekkilinin kötü niyetli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı adına tescilli "..." esas ibareli marka ile davalının "..." ibareli markasının yalnızca "..." şeklindeki ilk üç harflerinin aynı sıralamada yer aldığı, bunun dışında gerek harf dizilimsel gerekse de işitsel olarak kelimeler arasında herhangi bir benzerlik bulunmadığı, kelimelerin heceleme biçimlerinin dahi "..." ve "..." şeklinde olmasından ötürü taşıdıkları ortak sesli ve sessiz harflere rağmen birbirinden yeterince ve somut bir şekilde uzaklaştığı, taraf markaları bir bütün olarak karşılaştırıldıklarında görsel, işitsel ve kavramsal unsurların hiçbiri açısından, tüketicinin, işaretler arasında yanılgı yaşayabileceği mahiyette güçlü bir benzer algı ediniminin mümkün olmadığı, taraf markalarının ilgili tüketici kitlesinin dikkatli, özenli ve seçici kimselerden oluştuğu gözetildiğinde ilgili tüketici grubunun her iki tarafa ait markalar altında sunulan hizmetleri/malları karıştırmak suretiyle satın alma yahut bu hizmetler/ mallardan yararlanma biçiminde bir yanılgıya düşme ihtimallerinin bulunmayacağı, gerek bütünsel ve gerekse içerisinde bulunan unsurlar itibariyle başvuru konusu işaretin davacı markalarını sunan işletmeyle idarî ve ekonomik anlamda bağlantılı bir işletme tarafından piyasaya sunulduğu biçimde bir algılama oluşturmasının mümkün olmadığı, başvuru kapsamında yer alan emtialar ve bu emtiaların ilgili tüketici kitlelerinin niteliği göz önüne alındığında, taraf markaları arasındaki bir kısım harfler bakımından oluşan fonetik benzerliğin markaların bütünsel algılarında oluşan belirgin farklılığın önüne geçmeye yeterli bulunmadığı, dosya kapsamında davacı markasının tanınırlığını göstermeye elverişli hiçbir delil mevcut olmadığından SMK m. 6/5 koşullarının oluşmadığı, davacı yanın, uyuşmazlık konusu mallarda fiili kullanımları ve buna bağlı bir hak elde edindiğini gösterir birtakım delilleri dosyaya sunmuş ise de sunulan delillerin davacının 2016/81910 sayılı tescilli markasına yönelik olduğu ve anılan marka ile dava konusu marka arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı anlaşıldığından davacının anılan ibare üzerinde gerçek hak sahibi olup olmamasının nihai kanaati etkilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, istinafa konu mahkeme kararının, itiraz ettikleri hatalı ve eksik bilirkişi raporuna dayandırıldığını, bu raporun bir kopyası gibi hazırlandığını, raporda olduğu üzere mahkeme kararında da, markaların karşılaştırılmasına ilişkin bir takım şablon bilgilerin karar içerisine dercedildiğini, ancak dava konusu markalar arasında benzerlik bulunmadığına ilişkin değerlendirmenin gerekçelendirilmediğini, dava konusu markalar arasında iltibasa yol açacak derecede benzerlik bulunduğunu, dava konusu marka başvurusunda baskın ve esas tek unsurun "..." ibaresi olduğunu, benzerlik incelemesinde bu kısmın değerlendirileceğini, buna göre taraf markalarının işitsel olarak da benzer bulunduğunu, karardaki benzerlik değerlendirmesinin Yargıtay kararları ile uyumlu olmadığını, müvekkilinin söz konusu markanın gerçek hak sahibi olduğunu, ayrıca müvekkili markanın tanınmış marka seviyesine ulaştığını ve başvurunun bu nedenle de reddinin gerektiğini, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olarak yapıldığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :1-Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre "..." ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." ibareli marka arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı, zira taraf markalarını oluşturan işaretlerin görsel ve işitsel olarak yeterince farklılaştığı, söz konusu işaretlerin bilinen bir anlamları olmadığından, kavramsal bir benzerlikten de söz edilemeyeceği, buna göre SMK'nın 6/1 maddesi koşullarının somut olayda bulunmadığı, davacı markasının tanınmışlığının da ispat edilemediği, öte yandan davacının fiili kullanımlarının, tescilli markası kapsamında kullanımlar olduğu, bu kullanımlara konu işaret ile dava konusu marka arasında benzerlik bulunmadığından, SMK'nın 6/3 maddesi kapsamında bir tescil engelinden de söz edilemeyeceği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak davacı tarafça, marka başvurusuna itiraz ve dava dilekçesinde, diğer iddiaların yanında dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğu da ileri sürülmüş olup, bu hususta ilk derece mahkemesince olumlu-olumsuz bir değerlendirme yapılmamıştır. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötü niyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde, yukarıda açıklandığı üzere, dava konusu başvuru ile davacı adına tescilli markalar arasında benzerlik bulunmadığından, SMK'nın 6/1 maddesi anlamında bir karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır. Kaldı ki benzer marka başvurusunda bulunmak dahi tek başına kötü niyetin varlığını kabul için yeterli değildir. Dosya kapsamına, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunun ispatına dair bir delil sunulmadığı da gözetildiğinde, Dairemizce dava konusu marka tescil başvurusunun kötü niyetli olmadığı kanaatine varılmış, davacının bu yöndeki iddiası yerinde görülmemiştir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesi hükmünün gerekçesine ilişkin olarak yerinde görülmekle kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 01/11/2022 gün ve 2021/128 Esas - 2022/326 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 615,40.TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 59,30.TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10.TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduğundan ve istinafa gelen davacı aleyhine hüküm kurulamayacağından, ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 15.000,00.TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 7-Davalılar tarafından ilk derece mahkemesinde ve istinaf aşamasında herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 9-Davacıdan peşin olarak alınan 179,90.TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 16/10/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/10/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.