11. Hukuk Dairesi 2011/1749 E. , 2012/8426 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29.11.2010 tarih ve 2010/466-2010/486 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları…
**11. Hukuk Dairesi 2011/1749 E. , 2012/8426 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29.11.2010 tarih ve 2010/466-2010/486 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, Federal Almanya Cumhuriyeti Bochum Eyalet Asliye Hukuk Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin I-4 O 8/08 numaralı dosyasında davalı aleyhine açılan alacak davasına ilişkin 17.03.2009 tarihli kararın usulüne uygun olarak onaylanmış tercümesinin tenfizini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, Türkiye’de aynı şekilde açılan davaların reddedildiğini, kararın Türk kamu düzenine aykırı olduğunu, Türk hukuku uygulanması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, yabancı mahkeme kararına konu teşkil eden hususun Türk mahkemelerinde de çekişme konusu olduğu ve TTK.nun 405/2. maddesi gereğince davaların reddedildiği, bu durumda tenfize konu edilen yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden kamu düzenine aykırı olduğu, ayrıca 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli belgelerin yabancı memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesine Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğine dair çekincesi bulunduğu, gıyapta verilen tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının savunma hakkını kısıtladığı, MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı, şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmediğinden mükerrer bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun kamu düzenine açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle, tenfiz şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin TTK’nun 329 ve 405/2. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.