T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 22. H U K U K D A İ R E S İ ESAS NO : 2025/260 ( KABUL KALDIRMA) KARAR NO : 2026/184 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 18/12/2024 ESAS-KARAR NO : 2018/91 E 2024/907 K DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit K…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 22. H U K U K D A İ R E S İ ESAS NO : 2025/260 ( KABUL KALDIRMA) KARAR NO : 2026/184 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 18/12/2024 ESAS-KARAR NO : 2018/91 E 2024/907 K DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 20/02/2026 YAZILDIĞI TARİH : 19/03/2026 Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ İDDİANIN ÖZETİ Davacılar vekili, Ankara 18. İcra Müdürlüğü'nün 2015/13553 Esas sayılı takip dosyasına konu alacağın dayanağı senetlerin dava dışı lehdara faiz karşılığı borç alınan ve ödenen borcun teminat olarak verilen senetler olduğunu, muvazaalı olarak davalıya ciro yolu ile teslim edilmesi sonucu davalı tarafından takibe konu edildiğini, bu senetlerden bir kısmının da dava dışı lehtar tarafından takibe konu edildiğini, lehtar ve ciro yoluyla hamil davalı hakkında tefecilik ve tehdit suçlarından dolayı kamu davasının açıldığını, lehdara yapılan ödemeler nazara alındığında senetlerin bedelsiz kaldığının anlaşılacağını takibe konu senetler nedeniyle davacıların davalıya borçlu olmadıklarını belirterek, icra takibine konu senetler nedeniyle müvekkillerinin borçlu olmadığının tespitine, takibin %20'sinden az olmamak üzere davalının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, davacıların haksız ve kötü niyetli icra takibi nedeniyle yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle 20.000,00 TL manevi tazminatın takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMANIN ÖZETİ Davalı vekili, senet lehtarına karşı ileri sürülebilecek def'ilerin ciro yoluyla hamil olan müvekkiline karşı ileri sürülemeyeceğini, daha önce tanışıklığı bulunduğu dava dışı lehdara verilen ödünç paraya karşılık senetlerin alındığını, davacıların iddialarının ispatının gerektiğini bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEME KARAR ÖZETİ Mahkemece; takibe konulan senetlerin keşidecilerinin davacılar olduğu ve diğer unsurlarının ise tam olduğu, davalının ise , bu senetlerde hamil konumunda bulunduğu, anılan senetlerin içeriğinde 'nakden' kaydı yer aldığı, davacıların, senetlerin alınan faizli borcun teminatı olduğuna dair yazılı bir kanıt sunamadığı, öte yandan, kural olarak lehtar konumundaki dava dışı kişiye karşı ileri sürebilecekleri kişisel def'ileri de davalıya karşı ileri sürülemeyeceği, davacıların, senetleri tefeci lehdara verildiği senetlerin amacı dışında kullanıldığı, davalı hamilin kötü niyetli olduğu ve/veya iktisapta ağır kusurlu bulunduğu hususunu ispat etmekle yükümlü olduğu, her ne kadar tefecilik suçu nedeniyle senetlerin lehtarı ile birlikte davalı hakkında kamu davası açılmış ise de anılan bu davadan beraat ettiği ve kararın kesinleştiği, davacıların senetlerden dolayı borçlu olmadıklarını usulüne uygun yazılı delille kanıtlayamadığı, senetlerin icra takibe konulmasının manevi tazminat gerektirmeyeceği, ayrıca davacıların manevi tazminatı gerektirir haksız fiil veya başka olguyu ispat edemedikleri, manevi tazminat davasının koşullarının bulunmadığı, tedbir kararının ise infaz edilmediği davalı yararına tazminat koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın ve tazminat isteminin reddine karar verilmiş, hükme karşı davacılar vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili; müvekkillleri tarafından lehdar tefeciden alınan ödünç para karşılığı senetlerin verildiği ve bedelin ödendiği bedelsiz kaldığının ceza yargılaması sonucu kesinleştiğini, davalının senetlerin bedelsiz olduğunu bildiğini ve iyiniyetli hamil olmadığını davadaki tüm iddiaların kanıtlandığını belirterek ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR Uyuşmazlık dava dışı lehdara ödünç para karşılığı tefeciye teminat olarak düzenlenerek verilen senetlerin bedelsiz olup olmadığı teminat fonksiyonun devam edip etmediği, ciro yoluyla hamilin iyiniyetli hamil olup olmadığı hususuna ilişkindir. DELİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava; ödünç alınan paranın temini için düzenlenen senetlerin bedelinin ödendiği bedelsiz kaldığı ancak teminat olarak verilen senetlerin iade edilmeyerek ciro edilerek takibe konu edildiği iddiasına dayalı senetler nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile manevi tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355.madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü davalı alacaklı üzerindedir. Ancak dava kambiyo senetlerine ve bononun teminat amacıyla verildiği iddiasına dayalı ise davacı borçlu bu durumu yazılı delillerle ispatlamak zorundadır. Davacılar düzenleyen ve aval veren sıfatına sahip olup davalı ise ciro yoluyla hamildir. Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 687. maddesi anlamında bir kişisel def’idir. Bedelsizlik bir kişisel def’i olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’ini ileri sürebilir. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’ini dermeyan etme hakkını vermektedir. Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir deyişle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmi bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir. Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel def’i olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan def’inin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacılar tarafından düzenlenen senedin lehtar olan dava dışı kişiye teminat olarak verildiği, lehdarın da davalıya ciro ettiği, bunun üzerine davalı hamil tarafından davacılar aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe başlandığı anlaşılmaktadır. Davacılar vekili, icra takibinden sonra, icra takibine konu senetlerin ödünç alınan bedelin teminatı amacıyla verildiğini ve senedin lehtarına ödünç alınan paraların ödendiği senedin iade edilmeyerek diğer davalıya ciro edilerek kötü niyetle icra takibine konu edildiğini müvekkillerinin teminat senetleri ve tefecilik ilişkisi nedeniyle borcu bulunmadığını ileri sürerek eldeki menfi tespit davasını açmıştır. Dava konusu senetlerin üzerinde teminat kaydı bulunmamaktadır. Senetlerin, teminat olarak verildiği iddiası karşısında senedin nakden düzenlendiği davacılar tarafından lehtara karşı borçlu olmadıklarını senedin bedelsiz olduğu teminat olarak verildiğine dair iddiaların davacılar tarafından yazılı delille kanıtlanması gerekir. Senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan def’inin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür. Öte yandan uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olayda uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) “Defi'ler” başlıklı 687/1.maddesinde; “Poliçeden dolayı kendisine başvuran kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def'ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğer ki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.” hükmü yer almaktadır. Anılan madde hükmüne göre; Hukuk Genel Kurulunun 06.11.2015 tarihli ve 2013/15-2410 E. 2015/2433 K. sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse, keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan def’ileri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; meğer ki hamil poliçeyi iktisap ederken savunmaya esas olan durumu bile bile ve borçlunun zararına hareket etmiş ise, borçlu bu savunmayı alacaklıya karşı ileri sürebilir. Bu maddede öngörülen borçlunun zararına bile bile hareket ve kötü niyetin ise yasa koyucu herhangi bir yazılı ispat şeklinden söz etmediğinden, tanık dahil her türlü delille ispat edilebileceğinin kabulü gerekir. Ceza yargılaması sonucu; sanık ...'in farklı zamanlardaki eylemi ile zincirleme olarak tefecilik suçunu işlediği, dosya kapsamından, tefecilik suçlamasıyla dava dışı lehtar aleyhine, davacının da katılan sıfatıyla yer aldığı Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/38 Esas, 2023/534 Karar sayılı dosyası üzerinde ceza davası açıldığı, mahkemece dava dışı lehtar aleyhine, anılan sanık hakkında sanığın dolaylı ikrarı ve bilirkişi heyeti raporu doğrultusunda; davacılara faizle borç para verdiği ve borç miktarının üzerinde senetler aldığı böylece kazanç sağlamak amacıyla faizle ödünç para vererek üzerine atılı tefecilik suçunu işlediği gerekçesiyle, mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmaktadır. Anılan karar, Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 5. Ceza Dairesinin, 03/10/2024 tarih, 2023/2782 Esas, 2024/2179 Karar sayılı ilam ile dava dışı lehtar sanık hakkında açılan dava hakkında düşme kararı verilmiş, verilen karar temyize tabi olup karar kesinleşmeden davalı hakkında verilen beraat kararının esastan reddine yönelik kararın kesinleşmesi gerekçe yapılarak davanın reddine karar verilmiştir. Ceza mahkemesi kararlarının, hukuk mahkemesindeki davaya etkisini düzenleyen Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesinde; hakimin, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı bulunmadığı, aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararının da, hukuk hakimini bağlamadığı düzenlenmesi bulunmaktadır. Bu açık hüküm karşısında ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, illiyet gibi esaslarının hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Diğer yandan tefecilik suçunu oluşturan tüketim ödüncü (karz) sözleşmesi, TBK 26. ve 27/1. maddesi (Eski Borçlar Kanunu’nun 19/2 ve 20/1. maddesi) kapsamında kanuna ve ahlaka aykırıdır. 6098 sayılı Kanunun 74. maddesi uyarınca ceza mahkemesince verilen beraat kararı; kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacaktır. Ancak hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşıyacaktır. Bu doğrultuda maddi vakıanın tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlayıcı olup ceza mahkemesince bir maddi vakıanın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/11-92 E., 2018/1362 K. sayılı kararı). O halde mahkemece, ceza dosyasının aslı getirtilip bilirkişi raporu, dava dışı sanığın bağlayıcı beyanları, ceza dosyası bir bütün olarak değerlendirilerek, dava dışı lehtar aleyhine tefecilik suçundan verilen mahkumiyet kararına ilişkin temyiz incelemesinin sonuçlanmadığı, ceza davasının anılan kişi yönünden henüz kesinleşmediği, ceza dosyasındaki maddi vakıanın bağlayıcı olduğu nazara alınıp, ceza dosyasının bekletici mesele yapılması ve kesinleşmesi beklenerek TBK’nın 26 ve 27. maddesi kapsamında inceleme yapılmak suretiyle sonucu dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Öte yandan eksik tahkikatla hüküm kurulamaz. Şu halde mahkemece HMK'nun 222/1 maddesi gereğince tarafların tüm delilerinin toplanmasına karar verilerek davacıların, hamilin kötüniyetli hamil olduğu iddiaları üzerinde durulup yargılamanın görülüp sonuçlandırılması gerekirken, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira HMK'nun 31. maddesi gereğince hakimin davayı aydınlatma görevi vardır. Bu bakımdan ilk derece mahkemesince davanın esasına yönelik uyuşmazlığın giderilmesi için yukarıda açıklanan nedenlerle davacının iddiaları üzerinde durularak delillerin toplanmaması ve bu delillere ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamış olması bakımından davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-a-6. maddesi uyarınca kabulüne ve ilk derece mahkemesinin kararının anılan gerekçelerle kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2018/91Esas, 2024/907Karar ve 18/12/2024 tarihli kararının KALDIRILMASINA, 2-HMK.'nin 353/1-a-6.maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf başvurma harcı dışında alınan istinaf karar ilam harcının istek halinde yatıranlara İADESİNE, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Davacılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6-Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, HMK'nin 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 20/02/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan... e-imzalıdır Üye... e-imzalıdır Üye... e-imzalıdır Katip... e-imzalıdır NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."