15. Ceza Dairesi 2012/14615 E. , 2014/6252 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Nitelikli dolandırı ılık HÜKÜM : Mahkûmiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı
**15. Ceza Dairesi 2012/14615 E. , 2014/6252 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Nitelikli dolandırı ılık HÜKÜM : Mahkûmiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK'nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir.Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır. Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde; Kendisini ... şıh ...'in torunu olarak tanıtan ve kılık kıyafetini buna göre düzenleyen sanığın yanında benzer kılık kıyafete sahip açık kimliği tespit edilemeyen bir başka şahıs daha olduğu halde şikayetçi ...'in akrabası ...nın evine adres sorma bahanesi ile gelip, tanık ...'nın özürlü çocuğunun iyileşmesi için dualar okuduğu ve yine bir bardak suya da dualar okuyup tanık ...'dan çocuğunun iyileşmesi için okunmuş bu suyu çocuğuna içirmesi, camiden alacağı suya karıştırmak suretiyle çocuğunun başını yıkaması konusunda tembihte bulunduğu, bunu gören şikayetçi ...'in rahatsızlığı sebebiyle sürekli ağlayan çocuğuna faydalı olabileceğini düşünerek sanıktan kendi çocuğu için de dualar okumasını istediği, bunun üzerine şikayetçi ..., sanık ve beraberindeki kimliği belirsiz kişinin şikayetçinin evine gittikleri, tanık ...'nin de dua okunması sırasında mağdur ...'in evinde bulunduğu, sanığın aynı şekilde şikayetçiden de dua okumak üzere bir bardak su, tabak ve tas istediği, cebinden çıkardığı bir taşı suyun içine koyduğu ve şikayetçiye çocuğunda sarılık hastalığı olduğunu söyleyip, iyileştirebilmek için dua okumak üzere evinde bulunan ve taşın içinden geçebilecek metal ve takıları getirmesini istediği, şikayetçinin 5.000,00 TL değerindeki bilezik, kolye gibi takılarını getirip sanığa verdiği, sanığın dua okumak bahanesi ile aldığı bu takıları el çabukluğu ile üzerine alıp sanki bir örtünün içine sarmış izlenimi yaratarak şikayetçiye takıları yerine koymalarını söyleyip içinde takıların bulunduğu izlenimini yarattığı örtüyü yatak odasına koyduktan sonra odanın kapısını kilitleyip, anahtarını da şikayetçiye vererek, kendileri gittikten sonra takıları tekrar kontrol etmelerini söyleyip aldığı takılarla birlikte şikayetçinin evinden uzaklaştığı olayda, mahkemenin "dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık" suçunun oluştuğuna yönelik kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu halde ayrıca yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınması gereken tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak tayini suretiyle çelişkiye düşülmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasındaki adli para cezasının belirlenmesine ilişkin bölümlerdeki "300 gün" ve "6.000,00 TL" ibarelerinin yerine sırasıyla "5 gün" ve "100,00 TL" ibarelerinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 02.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.