11. Hukuk Dairesi 2023/1824 E. , 2023/6585 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/907 Esas, 2022/1772 Karar HÜKÜM : Kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/510 E., 2022/100 K. Taraflar arasındaki menfi tespit ve istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Ad
**11. Hukuk Dairesi 2023/1824 E. , 2023/6585 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/907 Esas, 2022/1772 Karar HÜKÜM : Kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/510 E., 2022/100 K. Taraflar arasındaki menfi tespit ve istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü: Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre davacı vekili 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiş olup Mahkemece hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı 40.000,00 TL'dir. Bu durumda temyize konu edilen manevi tazminat miktarı davacı yönünden 60.000,00 TL, davalı ... yönünden ise 40.000,00 TL olup her iki tarafın temyiz istemi Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090 TL ' nin altında kalmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalılar vekilleri tarafından, duruşma istemi olmaksızın davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 07.11.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalılar vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan ...'in müvekkilinin milletvekili olduğu dönemde danışmanlığını yaptığını, bazı yakışıksız davranışları nedeniyle müvekkili tarafından uzaklaştırıldığını, müvekkili aleyhine sahte bonoya dayalı takip başlatıldığını, imzanın müvekkiline ait olduğu tespit edilmiş ise de senedin başka işler için altı imzalı olarak verilen boş bir kağıdın kambiyo senedine dönüştürülmek suretiyle elde edildiğini, ceza yargılaması devam ederken derdest icra takibinden yapılan maaş haczi nedeniyle toplamda 59.792,54 USD tahsilat yapıldığını, kalan dosya bakiyesinin 37.517,15 USD olduğunu, icra dosyasında takip konusu alacağın davalı ...'e temlik edildiğini, yaşanan olayların müvekkilinin ruh dünyasında ağır ve onarılmaz hasara neden olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin 37.517,15 USD üzerinden borçlu olmadığının tespitine, haksız yere tahsil edilen toplam 59.792,54 USD 'nin tahsil tarihlerinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 100.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte ödenmesine, takip sahte senede dayalı olarak yapıldığından ve davalılar haksız ve kötü niyetli olduğundan takip tutarının %40'ı oranında kötü niyet tazminata karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davalı ... yönünden, davacının milletvekili olmak için çaba sarfettiği dönemde ihtiyacı olan ekenomik desteği kendi gücü çerçevesinde sağladığını ve takip konusu senedin kendisine bu nedenle verildiğini, senedin geçerli bir kambiyo senedi olduğunu; diğer davalı ... yönünden ise senedin geçerli olduğunu, müvekkili davalının kendi alacağı nedeni ile dosyayı 09.09.2011 tarihli temlikname ile devraldığını, davacı ile fiili bağı ve teması olmayan müvekkilinden manevi tazminat talep edilemeyeceğini savunarak davanın reddini, %40'dan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından önceden imzalanmış antetli kağıdın, davalı ... tarafından boş olarak ele geçirilerek kendisi alacaklı gösterilmek suretiyle bono olarak tanzim ettirildiği ve icra takibine konulduğuna ilişkin ceza mahkemesince yapılan tespitlerin tarafları bağlayıcı, kesinleşmiş maddi olgu olduğu, takip dayanağı senedin gerçek bir borç karşılığı düzenlenmediği, aksine hile yoluyla elde edilen sahte bir senet olduğu açık olduğundan davacının menfi tespit ve istirdat isteminde haklı olduğu, takip dosyasında toplam 76.638,11 USD tahsilat yapıldığı, bu tutarın 61.226,94 USD'sinin davalılardan ... tarafından, 15.411,17 USD'sinin ise davalılardan ... tarafından tahsil edildiği, davalı ... tarafından yapılan tahsilat tutarı olan 15.411,17 USD'nin tahsil tarihlerindeki TL karşılığının 28.276,53 TL'ye isabet ettiği ve temlikname tutarını aşmadığı, davalı ...'in temlik aldığı miktar kadar menfi tespit ve tahsil ettiği tutar kadar istirdat yönünden diğer davalı ... ile birlikte davacıya karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, davalılardan ... 'in temlik aldığı alacağın TL cinsinden olduğu, sorumluluğundan ancak tahsil edilen USD'nin TL karşılığı olduğu, bu karşılığın bilirkişi raporu ile belirlenen 28.276,53 TL olduğu, takip dayanağı senedin davalı ... tarafından hileli bir şekilde ele geçirilerek davacı aleyhine unsurları tamamlanarak bono haline getirildiği ve takibe konu yapıldığının anlaşıldığı, olayın meydana geldiği yer ve zaman, tarafların konumları, ekonomik sosyal durumları, eylemin niteliği, zararın ağırlığı gibi unsurlar bir arada değerlendirilerek 40.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, takip dayanağı senedin elde edilmesinde ve bono olarak oluşturularak takibe konulmasında davalı ...'in bir dahli bulunmadığından bu davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının ise reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; her iki davalı hakkında müşterek sorumluluğa ilişkin hüküm tesis edilmesi gerekirken her biri hakkında ayrı ayrı hüküm tesis edilmesinin doğru olmadığını, USD para birimi üzerinden icra takibine başlanıldığı ve tahsil tarihindeki efektif satış kuru üzerinden tahsilinin talep edildiği halde mahkemece istirdat hükmünün davalı ... yönünden de USD cinsinden kurulmamasının hatalı olduğu, hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının az olduğunu, ayrıca ... yönünden de manevi tazminat davasının reddi kararının hatalı olduğu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ...’e alacağın temlik edildiği 09.09.2011 tarihi itibariyle açılmış bir ceza davası ya da menfi tespit davası olmadığından muvazaa iddiasının kabulünün hatalı olduğunu, ayrıca temlikin karşılık içerdiğini, bu müvekkili aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu, diğer müvekkili ... yönünden ise hükmün ek karar ile tamamlanarak asıl kararda hükme bağlanmayan kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin doğru olmadığını, Mahkemece ceza davası ve sonucunda verilen kararın hatalı değerlendirildiğini, ceza dosyası kapsamında alınan adli tıp raporunda da müvekkilinin haklılığının tespit edildiğini, ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmiş bir karar olarak değerlendirilemeyeceğini, senede karşı senetle ispat kuralının ihlal edildiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ceza mahkemesince tespit edilen ve esasen yüksek mahkeme bozma ilamı ile tespit edilen maddi olguların taraflar arasında kesin delil niteliği taşıdığı, temlik edene karşı ileri sürülen defilerin temlik alana karşı da ileri sürülebildiği, hükmedilen manevi tazminat miktarının yeterli olduğu, davalı ...’e karşı açılan manevi tazminatın şartlarının oluşmadığı, kötüniyet tazminatının 6100 sayılı Kanun'un 305 inci maddesinin A bendi kapsamında tamamlanmasına ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı ... yönünden maddi tazminata ilişkin hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğu gerekçesi ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile Mahkeme kararının düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, menfi tespit ve istirdat istemi yönünden davacının istirdat isteminin, menfi tespit istemini de içerdiği düşünce ve kabulü ile; davacının, Ankara 19. İcra Müdürlüğünün 2006/5151 E. sayılı icra takip dosyasında davalılara 86.470,00 USD (davalı ... yönünden 84.000,00 TL kadar) borçlu olmadığının tespitine, takip dosyasında davalı yanlarca tahsil edilen edilen toplam 76.638,11 USD'nin istirdadına, toplam 76.638,11 USD'nin (davalı ... 28.276,53 TL'den sorumlu olmak üzere) tahsil tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsil tahsili ile davacıya ödenmesine, davacının kötü niyet tazminat isteminin davalı ... yönünden kabulüne; takipte kesinleşen 86.470,00 USD'nin takip tarihindeki ... Bankası efektif satış kuru karşılığının % 40'ı (davanın 6352 sayılı Yasa değişikliğinden önce açıldığı gözetilerek) oranında kötü niyet tazminatının takip alacaklısı davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davalı ... yönünden koşulları oluşmadığından kötü niyet tazminatı isteminin reddine, manevi tazminat yönünden davalı ... aleyhine açılan manevi tazminat davasının kısmen kabulüne, 40.000,00 TL manevi tazminatın, taleple bağlı kalınarak, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı ... aleyhine açılan manevi tazminat davasının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalılar arasındaki temlik işleminin muvazaalı olduğu, kaldı ki, takip dosyasının ve dosya konusu alacağın temlikinin temlik edene karşı ileri sürülebilecek def’ilerin temlik alana karşı ileri sürülmesine engel olmadığı, davalıların müşterek sorumluluğu esasıyla hüküm tesis edilmesi gerekirken, her iki davalı yönünden ayrı ayrı hüküm tesis edilmiş olmasının hatalı olduğunu, USD para birimi üzerinden icra takibine başlanıldığı ve tahsil tarihindeki efektif satış kuru üzerinden tahsilinin talep edildiğini, USD para birimi üzerinden olan bir alacağın tahsil edilmeye çalışılmasının sonucunda doğacak istirdat yükümlülüğünün de USD para birimi üzerinden olması gerektiğini, davalı ... yönünden hükmedilen sorumluluğun da USD olarak tanımlanması ve hüküm altına alınması gerekirken, bu davalının sorumluluğunun TL olarak sınırlandırılmış olmasının hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, yine davalı ... yönünden manevi tazminat davasının reddine karar verilmiş olmasının yanlış olduğunu, müvekkili lehine gerek maddi gerekse manevi tazminat talepleri yönünden hükmedilen vekâlet ücretlerinin ilk derece mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan Tarife'ye göre belirlendiğini oysa Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihindeki Tarife'nin esas alınması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; adil olmayan olağanüstü bir yargılama ile müvekkilleri aleyhine karar verildiğini, ceza mahkemesince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, kesin nitelikte bir karar olmadığı için bu karar gerekçe yapılarak karar verilemeyeceğini, müvekkili ... yönünden dosyada herhangi bir delil olmadığını, bu müvekkilinin ceza davasında sabık olmadığını, temlik tarihinde açılmış bir ceza davası veya menfi tespit davası bulunmadığını, temlikin muvazaalı olmadığını, ivazlı olduğunu, müvekkili lehine vekâlet ücretinin hatalı hesaplandığını, diğer müvekkili ... yönünden ise; zorlama bir hukuki süreç işletildiğini, ek karar ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmadığını, Yargıtay bozma ilamında maddi bir tespit olmadığını, kararda müştekinin/davacının zararının bulunmadığı tespitine müşteki tarafça itiraz edilmediğini, ceza dosyasında alınan tüm bilirkişi raporlarında çoğunluk görüşünün senedin sahte olmadığı şeklinde olduğunu, senede karşı ispatın senetle yapılması gerektiğini, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir milletvekilinin boş kağıt imzalayacağına, kimsenin inanmayacağını, kabul etmemekle birlikte böyle bir durum varsa dahi boş kağıdı imzalayan kişinin senedin iradesine aykırı doldurulduğunu yazılı delil ile ispat etmesi gerektiğini, davacının icra dosyasında 15.11.2006 tarihli zabıtta imza itirazı olduğunu, imzanın kendisine ait olması halinde dosya borcunu ödeyeceğini beyan ettiğini, imza dışında bir itirazını olmadığını kabul ettiğini, ayrıca icra dosyasına borcu ödeyeceğine dair 22.09.2017 tarihli muvafakat talebinin bulunduğunu, borcu kabul ettiğini, 76.638,11 USD’ye avans faizi işletilmesinin hatalı olduğunu, 76.638,11 USD'nin tahsil tarihlerinden itibaren kur karşılığı Türk Lirası yönünden avans faizi şeklinde hüküm kurulması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, senede dayalı icra takibinde borçlu olunmadığının tespiti, ödenen bedelin istirdatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 158 nci maddesinin birinci fıkrasının d bendi ve 204 ncü maddesinin birinci fıkrası. 2. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (5271 sayılı Kanun)’un 231 inci maddesi. 3. 818 sayılı Borçlar Kanununun (818 sayılı Kanun) 53 üncü maddesi. 4. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 778 inci maddesi yollamasıyla 680 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekilinin maddi tazminata ilişkin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Mahkeme gerekçesinde ceza yargılamasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı gerekçe gösterilerek yazılı şekilde karar verilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, aynen seçenek yaptırıma çevirme, erteleme kurumlarında olduğu gibi, hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından birisidir. Özellikle ilk defa suç işleyen kimselerin hemen cezalandırılmasını ceza adaleti ile güdülen amaca uygun görmeyen Kanun koyucu, verilecek cezanın bireyselleştirilmesinde olduğu gibi, kurulan hükmün açıklanıp açıklanmayacağı konusunda da hâkime takdir yetkisi vermeyi uygun görmüştür. Böylece hâkimin yetkisi arttırılarak, bir şansa daha ihtiyacı olan sanıkların hâkim tarafından durumlarının bir daha değerlendirilmesi imkânı getirilmiştir. 3. Sözü edilen kurum, hukukumuzda ilk kez 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23 üncü maddesi ile çocuklar hakkında, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (5271 sayılı Kanun)’un 231 inci maddesine eklenen 5-14 üncü fıkralar ile de büyükler için kabul edilmiş, aynı Kanunun 40 ıncı maddesiyle 5395 sayılı Kanunun 23 üncü maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır. 4.Yetişkin sanıklar yönünden başlangıçta şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu müessese, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun'un 562 nci maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin 5 ve 14 üncü fıkralarında yapılan değişiklik ile hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için uygulanabilir hale getirilmiş, şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak uygulanan bu müessese Anayasa'nın 174 üncü maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Kanunlarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere, tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. 5.Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahiptir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19.02.2008 gün ve 346-25 sayılı kararında da bu husus; “Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Müessesenin yargılama kanununda düzenlenmiş bulunması da onun karma niteliğini değiştirmez” şeklinde ifade edilmek suretiyle de açıkça vurgulanmıştır. 6.5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, hukuki nitelikçe durma kararı niteliğinde değildir. Ceza Genel Kurulu’nun yukarıda anılan kararında da vurgulandığı üzere bu karar “koşullu bir düşme kararı” niteliğinde olup, anılan maddede yasa yolu da açıkça itiraz olarak öngörülmüştür. Koşulların gerçekleşmesi halinde 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde belirtilen düşme kararı verileceğinden, ancak bu aşamada yani düşme kararı verildiğinde, hükümlere ilişkin yasa yolu olan, temyiz yasa yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir. 7.Öte yandan, yargılama sistemimizde temyiz yasa yolu, yalnızca hükümler bakımından kabul edilmiştir. Hükümler ise 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde sınırlı olarak sayılmış olup, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bunlar arasında yer almadıklarından hüküm niteliğinde de değildir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 gün ve 2009/4-13 E., 2009/12 K. sayılı ilamı). 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde bu kararlardan hangilerinin hüküm olduğu açıklanmıştır. Buna göre; "mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşme kararları” birer hükümdür. Yine “adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları” da yasa yolu bakımından hüküm sayılır. Bunlardan mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir kabul bulunmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ise, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde belirtilen hükümlerden değildir. “Kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını” ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir “hüküm” değildir. Bunun sonucu olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.05.2011 gün ve 2011/4-61 E., 2011/79 K.; 06.10.2009 gün ve 2009/4-169 E., 2009/223 K. sayılı ilamları). Kaldı ki, 5271 sayılı Kanun'un 231 nci maddesinin beşinci fıkrasında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmayacağı açıkça ifade edilmiştir. 8. Böylece hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile kurulan hüküm, belli bir süre sanık hakkında hüküm ifade etmemekte, herhangi bir sonuç doğurmamaktadır. Sanık bulunduğu hal üzere bırakılmakta, aynen yargılanan kimsenin durumunda kalmakta ve yapılan yargılama geçici bir süre askıda kalmaktadır. Askı süresi boyunca, yargılanan kimsenin sanık sıfatı devam eder ise de, hiçbir şekilde bu kimse hükümlü sayılamaz. Bu nedenle hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen kimse, hiçbir haktan yoksun bırakılamaz ve ayrıca bu karara dayanarak hiçbir hukuki statüden dışarıya çıkarılamaz. 9. Bu açıklamalar ışığında 818 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesine ilişkin değerlendirmeye gelince; 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “ceza hukuku ile medeni hukuk arasında münasebet” başlıklı 53 üncü maddesinde yer alan; “Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.” hükmünden de anlaşılacağı üzere ceza mahkemesi kararının maddi olgu yönüyle kesinleşmiş olması gerekir. Eğer bu yönden kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmuyorsa, hukuk hâkimini bağlayacak bir ceza mahkemesi kararından da söz etmek mümkün değildir. 10. Somut olay açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde: davalılardan ... hakkında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçundan yapılan yargılamada sanığın üzerine atılı suç sabit görülerek 5237 sayılı Kanun 'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının d bendi ve 204 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca da “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” karar verildiği anlaşılmaktadır. Az yukarıda da açıklandığı üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesin bir mahkumiyet anlamında değildir. Bu nedenle ortada ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmadığından hukuk hâkimini bağlamayacaktır. 11.Aksi düşünüldüğü takdirde beş yıllık deneme süresi içinde bir suç işlendiğinde mahkemece hüküm açıklanacak ve temyiz hakkı doğacak; şayet yapılan temyiz incelemesinde ceza mahkemesi kararı bozulursa hukuk mahkemesinin kararının da dayanağı ortadan kalkacak ve yargılamanın yenilenmesi gündeme gelecektir. Bu durum ise adalete olan güven ve saygıyı zedeleyecektir. 12.Diğer taraftan, beş yıllık denetim süresi bittikten sonra menfi tespit davası açıldığında ortada ceza mahkemesi kararı bulunmadığından 818 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesi uyarınca hukuk hakimini bağlayıcı bir karardan da söz edilemeyecektir. Aksine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hukuk hakimini bağlayacağı kabul edildiğinde hukuk hakimince verilecek karar davanın beş yıllık deneme süresi içinde ve sözü edilen süre bittikten sonra açılması veya kararın sözü edilen süre bittikten sonra verilmesi hallerinde farklı farklı hukuki sonuçlara ulaşılacaktır. Daha da ötesi, bir olayda birden fazla sorumlu olup da, bunlardan biri hakkında beş yıllık süre içinde, diğeri hakkında beş yıllık süre geçtikten sonra hukuk mahkemesinde dava açılması halinde her iki davalı hakkında da aynı olay nedeniyle farklı kararlar verilebilecektir ki, bu durum adalete olan güveni sarsacaktır. 13. Sonuç olarak maddi olgunun belirlenmesi yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından, hukuk hakimini bağlamayacağının kabulü gerekmekte olup Mahkemece aksi düşünce ile ceza mahkemesi kararının bağlayıcı olduğu şeklindeki değerlendirme ile karar verilmesi yerinde olmamıştır. 14. 6102 sayılı Kanun'un 778 inci maddesi yollamasıyla 680 inci maddesinde; "Tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bulunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa, bu anlaşmalara uyulmadığı iddiası, hamile karşı ileri sürülemez; meğer ki, hamil poliçeyi kötüniyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun." hükmü bulunduğu, Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere, bu hüküm uyarınca açığa senet düzenlenmesinin mümkün olduğu, senedin boş olan kısımlarının sonradan anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının yazılı delille kanıtlanması gerekmektedir. 15. Bu durumda, somut uyuşmazlıkta ispat yükü davacı tarafa düşmektedir. Ne var ki; davalı ...'ın milletvekili olan davacı ...'ın yardımcısı (danışmanı) olarak görev yaptığı, davaya konu belgenin alt kısmında borçlu keşidecinin telefon ve adres bilgilerinin, sol üst kısmında ise keşidecinin adının, milletvekili olduğu bölgenin yazılı olduğu, yine kağıdın Türkiye Büyük Millet Meclisi antetini taşıdığı, bu şekli ile belgenin davalı ... tarafından üretildiği ve gerçek bir borç ikrarı niteliği taşımadığı anlaşılmıştır. 16. Davacı tarafın istirdat talebi kabul edildiğine göre, takip dosyasına yapılan ödeme hangi para birimi üzerinden yapıldı ise iadenin de aynı para birimi üzerinden hüküm altına alınması gerekirken davalı ... yönünden Türk Lirası üzerinden hüküm tesisi doğru olmamış hükmün bozulması gerekmiştir. 17. Davacının kötü niyet tazminatının kabulü isabetli ise de; ... Bankası efektif satış kuru karşılığı rakamsal olarak belirtilmek suretiyle %40 ı oranında tazminata hükmedilmesi ya da doğrudan %40 'ı karşılığının rakamsal değerinin belirtilmesi ve bu şekilde hüküm tesisi gerekirken infazda tereddüt yatacak şekilde ''...USD'nin takip tarihindeki ... Bankası efektif satış kuru karşılığının %40'ı oranında'' kötü niyet tazminatının tahsiline karar verilmesi yerinde olmamış, hükmün bu sebeple de bozulması gerekmiştir. 18. Kabule göre de istirdadına karar verilen USD cinsinden dövize 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanun'un madde 4/a maddesi dikkate alınarak bu madde uyarınca faiz oranına hükmedilmesi gerekirken avans faizine hükmedilmesi de doğru değildir. 19. Davacı vekilinin vekâlet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelindiğinde, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden hüküm kurulmuş olması nedeni ile karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) uyarınca hesaplanacak vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesi karar tarihindeki AAÜT uyarınca hesaplanan vekâlet ücretine hükmedilmesi de doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin manevi tazminata yönelik temyiz istemlerinin miktardan REDDİNE, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalılardan alınarak, davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılara yükletilmesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.