10. Hukuk Dairesi 2025/15298 E. , 2025/17813 K. "" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/337 E., 2025/116 K. Mahkeme kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; d…
10. Hukuk Dairesi 2025/15298 E. , 2025/17813 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/337 E., 2025/116 K. Mahkeme kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin Mersin Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ... Sosyal Güvenlik Merkezi sınırlan dâhilinde ... numaralı Karayolları Müdürlüğü Kamu ihalesi ile ilgili oluşturduğu işyeri siciline 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin birinci fıkrası (i) bendinde öngörülen 5 puanlık indirimden yararlanma şartlarım taşıdığı halde hiçbir kanun numarasına bağlı olmaksızın (5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin birinci fikrasının (i) bendinde öngörülen beş puanlık indirimden faydalanmadan) 2010/03-12 dönemine ait aylık prim ve hizmet belgelerini kanuni surelerinde beyan ettiği ve yasal vade sürelerinde Sosyal Güvenlik Kurumunun banka hesabına ödediği, 5510 sayılı Kanun kapsamında söz konusu dönemlere ilişkin aylık prim ve hizmet belgelerinin beş puanlık indirimden faydalanmadan şirket tarafından Sosyal Güvenlik Kuramıma ödeme yapıldığı için şirketin istihkaklarından İhale Makamınca da herhangi bir kesinti yapılmadığı, şirketin bu kez 11.10.2012 tarih ve 10598776 sayılı dilekçesi ile Mersin Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ... Sosyal Güvenlik Merkezi'nden 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin birinci fıkrası (i) bendinde öngörülen beş puanlık indirimden yararlanma şartlarını taşıdığı halde daha önce 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin birinci fıkrası (i) bendinde öngörülen beş puanlık indirimden faydalanmadan sehven beyan ettiği 2010/03-12 dönemlerine ait aylık prim ve hizmet belgelerini iptal eden iptal belgeleri ile ilgili dönemlere ait verilen belgelerdeki çalışanların isimleri, prim gün ve prim matrah tutarlarının aynı kalacak şekilde ancak, 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin birinci fikrası (i) bendinde öngörülen beş puanlık indirimden faydalanarak hazırlanan ek aylık prim ve hizmet belgelerinin kabulünü istediği, ... Sigorta Primleri Daire Başkanlığı tarafından Şirket ile aynı durumda olan şirkete Daire Başkanı Şube Müdürü ... tarafından imzalı 15.12.2011 tarihli cevap yazısında özetle faaliyeti son ermiş olan ihale sonusu temizlik işlerinizle ilgili olarak genelgenin hükmü uyarınca 5 puanlık işveren sigorta primi indiriminden yararlanabilmeniz için dilekçenizde belirtmiş olduğunuz işlerinizin taahhüt edildiği ihale makamları nezdinde yazışma yapılarak beş puanlık prim indiriminden yararlandırılıp, yararlandırılmayacağınız hususunda ilgili idareden alınacak cevâba göre işlem yapılacağından, ihale makamlarınca anılan indirimden yararlandırılmanız hususunda cevap verilmesi üzerine genelgede açıklandığı gibi gayri faal bu iş yerlerinizden dolayı geriye doğru söz konusu indirimden yararlandırılmanız, bu meydana doğacak prim farkının faal olan iş yerlerinizin prim borcuna mahsup edilmesi mükün bulunmaktadır denildiği, ... Sosyal Güvenlik Merkezinin davacı şirketle aynı durumda olan şirkete verilen SGK Başkanlığı yazısına istinaden aylar sonra ilgili İhale Makamına 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin birinci fikrası (i) bendinde öngörülen beş puanlık indiriminin istihkaklarındım kesilip kesilmediğini Kurum yazışması ile sorduğu, İhale Makamının da beş puanlık indirimin daha ünce beyan edilen aylık prim ve hizmet belgeleri tahakkuklarında bulunmadığı (Şirket tarafından beş puanlık indirimden faydalanmadan beyan edildiği için) şirketin istihkaklarından kesilmediğini ... Sosyal Güvenlik Merkezine yazı ile bildirdiği, bu gelişmeler ışığında Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ... Sosyal Güvenlik Merkezinin tekrar Sosyal Güvenlik Kanuna Başkanlığından konu ile ilgili bilgi istediği, ... sigorta primleri Müdürlüğünün ilgili kuruma vermiş olduğu 30.11.2012 tarih - 19365142 sayılı cevap yazısında "bilindiği üzere 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi 6111 sayılı Kanunun 39. maddesi ile değiştirilmiş olup, 01.03.2011 tarihinden sonra 2886 sayılı Devlet ihale Kanunun 4734 sayılı Kamu İhale Kanununu ve Uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri 4734 sayılı Kanandan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerlerinde beş puanlık İndirimden yararlanması mümkün bulunmamakta iken 01.03.2011 tarihinden önce ihale konusu işlerde söz konusu indirimden yararlanılmasına imkan bulunmakta idi. Bu bağlamda ihale komşu işlerle ilgili 2011/ Şubat öncesi aylara ilişkin beş puanlık indirimden yararlanma talebi olan işverenlerce Kanun türü seçilmeden yasal sûresi içinde verilmiş olan aylık ve hizmet belgeleri İçin İptal 5510 sayılı Kanun türü seçilerek asıl nitelikte aylık prim ve hizmet belgesi düzenlenmesi halinde, ihale makamlarından indirimden yararlanmak istenilen dönemlerde işverenin istihkaklarından beş puanlık indirim için kesinti yapılıp yapılmadığının sorulmasına, ihale makamınca kesinti yapıldığının bildirilmesi halinde, Kanunda aranan diğer şartları da haiz olunmak şartıyla, beş puanlık indirimden faydalanılmayan aylar için işverenin beş puanlık indirimden yararlandırılması, İhale makamınca kesinti yapılmadığının bildirilmesi halinde ise işverenin beş puanlık indirimden faydalandırılmaması gerekmektedir" denildiği, ikinci kez alınan yazı ile Mersin Sosyal Güvenlik II Müdürlüğü ... Sosyal Güvenlik Merkezinin 25.04.2014 tarihinde kendilerine tebliğ ettiği 24.04.2014 tarih ve ... sayılı yazısı ile 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin 01.03.2011 tarihinde itibaren değişen ve söz konusu tarih ile geçerli olan madde hükmü ile 2009/139 sayılı Sosyal Güvenlik Genelgesinin "Beş Puanlık Prim indiriminden Yaralanan İhale Konusu işyerleri İle İlgili Yapılacak işlemler" başlığındaki açıklamalar nedeni ile söz konusu dilekçelerindeki ilgili dönemlere alt iptal ve ek aylık hizmet belgelerinin işleme alınmayacağı hususunu belirtip taleplerini reddettiği, şirketin ilgili işyeri sicil numarasına beyan ettiği aylık hianet belgelerinin dava konusu dönemleri içeren beyan tutarının 2010 Yılının Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim , Kasım , Aralık aylarına ait prim esas kazancın 1.455.294,05 şeklinde olduğunu. Şirketin 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinin birinci fıkrası ( 1 ) bendinde öngörülen beş puanlık İndirimden faydalanması halinde 1.455.294,05 x %5 = 72.764,70 TL indirime hak kazanacaklarını, Şirketin 5510 sayılı Kanunun 81.maddesi ile tanınan diğer tüm şartlan verine getirmeline karşın, ilgili kanun maddesinin (i) bendinde öngörülen beş puanlık indirimden davalı kurumca feydalandınlmamasınm hukuksal olmadığını, Kanun Maddesi uyarınca açık bir şekilde belirtilen şartların takınması halinde öngörülen beş puanlık İndirimden faydalanmanın tartışmasız olduğu bir duruma; 2009 /139 sayılı Sosyal Güvenlik Genelgesinin" Beş Puanlık Prim indiriminden Yaralanan İhale Konusu İşyerleri İh İlgili Tapılacak İşlemler" başlığındaki açıklamalara Kurum tarafından getirilen yorumun Beş puanlık prim İndiriminden yararlandırılıp yararlandırılamayacağı hususunun ihaleyi yapan Kurumun inisiyatifine bırakılması olduğunuzu yorumun Yasa Metnine aykırılık teşkil ettiği iddiasıyla davalı Kurum tarafından işleme alınmayan aylık prim ve hizmet belgelerinden doğan 72.764,70 TL'nin Kurumdan yazılı olarak talepte bulundukları 11.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın 5510 sayılı Kanun ve konuya ilişkin mevzuat ile öngörülen hükümlere aykırı olduğu, dava dilekçesinde talep konusu edilen %5'lik hazine desteği karşılığı olan prim indiriminin 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendinde ki düzenlemeye dayalı olduğu, aynı bendin son cümlesindeki fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esas Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenir" hükmüne istinaden 19.11.2009 tarihli 2009/139 sayılı Genelge yayınlandığınu 5510 sayılı Kanunun 81 /I (i) bendinde belirtilen şartlan taşıyan işverenlerin ödeyecekleri primlerden işveren hissesinin beş puanhk kısmına isabet eden tutarın Hâzinece karşılanacağı, Kurumun 2009/139 sayılı Genelge uyarınca İhale makamının vereceği cevaba göre hareket etmekle yükümlü olduğu, dava konusu edilen %5'1ik hazine indirim karşılığının talep edileceği taraf olmadıkları, olsa olsa Hazine veya ihale makamı olabileceği, Kuruma husumet yöneltilemeyeceği, Kurum işlemlerinin yerinde olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.MAHKEME İLK KARARI Mahkeme tarafından 16.01.2015 tarihli ve 2014/125 Esas, 2015/13 Karar sayılı kararla davanın kabulüne, 72.764,70 TL nin Kurumdan talepte bulunulan 11.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Mahkemenin 16.01.2015 tarihli ve 2014/125 Esas, 2015/13 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Yargıtay 21 (kapatılan) Hukuk Dairesince 26.11.2015 tarihli ve 2015/7421 Esas, 2015/21210 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "...Uyuşmazlık, ihale konusu iş nedeniyle Kuruma yapılan bildirim ve prim ödemesi esnasında 5510 sayılı Kanun'un 81/1-(ı) bendi kapsamında %5 oranındaki prim teşvikinden yararlanamayan davacı işverenin, bu hakka sahip olup olmadığı ve Kuruma yapılan bu ödemenin iadesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. 5510 sayılı Kanun'un 81/1-(ı) bendinde düzenlenen prim teşviği, 5510 sayılı Kanun'a 5763 sayılı Kanun'un 24.maddesi ile eklenmiş olup 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Somut olayda 5510 sayılı Kanun'un 81/1-(ı) bendindeki düzenlemeye göre; aynı yasanın 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı çalıştıran işverenlerce ödenecek primin işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutarı Hazine tarafından karşılanacağından, gerek bu tutarın Hazinece karşılanmaması, gerek işverenin bu tutarı davalı Kuruma ödemiş olması, gerekse de ihale makamınca işveren şirketin hak edişlerinden, sigorta primi işveren hissesinin, %5 puanlık muafiyet indirimi yapılmadan tümüyle kesilmesi durumunda sebepsiz zenginleşen Hazine olacaktır. Bu durumda husumetin Hazineye yöneltilmesi gerekir. Hal böyle olunca mahkemece, davanın pasif husumet (davalı sıfatı) yokluğu nedeni ile reddi gerekirken bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile işin esasına yönelik olarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..." 2.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 23.05.2016 tarihli ve 2015/221 Esas, 2016/150 Karar sayılı kararla davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. 3. Mahkemenin 23.05.2016 tarihli ve 2015/221 Esas, 2016/150 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Yargıtay 21 (kapatılan) Hukuk Dairesince 13.04.2017 tarihli ve 2016/18487 Esas, 2017/3121 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "...Uyuşmazlık; ihale konusu iş nedeniyle Kuruma yapılan bildirim ve prim ödemesi esnasında 5510 sayılı Kanunun 81/1-ı bendi kapsamında % 5 puanlık prim teşvikinden yararlanamayan davacı şirketin Sosyal Güvenlik Kurumuna husumeti yöneltip yöneltemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 5510 sayılı Kanun'un 81/1-(ı) bendinde düzenlenen prim teşviği 5510 sayılı Kanuna 5763 sayılı Kanun'un 24.maddesi ile eklenmiş olup 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanunun 81/1-(ı) bendine göre; 'Özel sektör işverenlerinin yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olarak yurt içinden götürülen sigortalılar için, bu maddenin (f) bendine göre prime esas kazanç üzerinden ödenecek primin işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanır. Bu bent hükümlerinden faydalanabilmek için; çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak işverenler tarafından bu Kanun uyarınca verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içinde Kuruma verilmesi, bu sigortalılara ilişkin olarak yatırılması gereken sigorta primi tutarlarının Hazinece karşılanmayan kısmının yasal süresi içinde işverenlerce ödenmiş olması ve bu işverenlerin Kuruma prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunmaması şarttır. Ancak Kuruma olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 6183 sayılı Kanunun 48. maddesine göre tecil ettiren ve taksitlendiren işverenler ile taksitlendirme ve yapılandırma kanunlarına göre taksitlendiren ve yapılandıran işverenler bu tecil, taksitlendirme ve yapılandırmaları devam ettiği sürece bu bent hükmünden yararlandırılır. 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri; 2886 sayılı Kanun ve 4734 sayılı Kanun hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri, 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri; ek 2 nci madde kapsamında uygulanan teşvikten yararlanan işyerleri ile sosyal güvenlik destek primine tabi tutulmak suretiyle çalışanlar hakkında bu bent hükümleri uygulanmaz. Hazineden karşılanan prim tutarları, işverenler bakımından gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmaz.' 01.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun'un 38.maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan 'Bu fıkra hükümleri Kamu idareleri işyerleri ile bu Kanuna göre sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz.' cümlesi 'Bu bent hükümleri; 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz.' şeklinde, aynı bentte yer alan 'Bu fıkrayla düzenlenen destek unsurundan diğer ilgili mevzuat uyarınca ayrıca yararlanmakta olan işverenler aynı dönem için ve mükerrer olarak bu destek unsurundan yararlanamaz. Bu durumda, işverenlerin tercihleri dikkate alınmak suretiyle uygulama, destek unsurlarından sadece biriyle sınırlı olarak yapılır.” cümleleri “Bu fıkra ve diğer ilgili mevzuatla sağlanan sigorta prim desteklerinin aynı dönem için birlikte uygulanması halinde, bu destek öncelikle uygulanır.' şeklinde değiştirilmiştir. 6111 sayılı Kanun'un 38.maddesi ile yapılan bu düzenleme sonrasında 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na ve 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na ilişkin işyerleri teşvik kapsamından çıkartılmış olup bu işyerleri 01.03.2011 tarihinden itibaren teşvikten yararlanma hakkını kaybetmiştir. Somut olayda; Darimezin önceki uygulamalarına göre yasal düzenleme uyarınca, prime esas kazanç üzerinden ödenecek primin işveren hissesinin % 5 puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanacağından bu tutarın karşılanmaması durumunda sebepsiz zenginleşen hazine olacağından husumetin hazineye yöneltilmesi gerektiğinden bahisle mahkeme kararı bozulmuşsa da, Yargıtay HGK'nun 05.04.2017 gün, 2017/21-387-657 E,K, 2016/21-2693 E., 2017/656 K. Sayılı ilamları ile de benimsendiği üzere; davalı Kurumun taraf ehliyetinin bulunduğu ve işin esasına girilmesi gerektiği görüşü Dairemizce benimsenmiştir. Şöyle ki; işveren hissesine ait primlerin Hazinece karşılanabilmesi için, işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak 5510 sayılı Yasa uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermeleri, sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarı ile Hazinece karşılanmayan işveren hissesine ait tutarı yasal süresinde ödemeleri, Sosyal Güvenlik Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmaması şarttır. Ayrıca teşviklerden yararlanabilmek için Kurumca denetlenecek işverene, işyerine ve sigortalıya ait ayrı ayrı şartlar mevcuttur. Bu şartları denetleyecek olan ve denetleme sonucuna göre işverenlerin beş puanlık indirimden yararlanıp yararlanmayacağına karar verecek olan Kurum, 5510 sayılı Yasa'nın 79. maddesine göre primleri tahsil etmekle yükümlü Sosyal Güvenlik Kurumudur. Sosyal Güvenlik Kurumu inceleme sonucu işverenin teşvikten yararlanamayacağına karar verdiğinde % 5 puanlık primi işverenden tahsil edecek aksi takdirde bu miktarı Hazineden yani genel bütçeden alacaktır. Prim borcunun doğup doğmadığı hususu prim ödeme durumunda olan işveren ile SGK arasındaki ihtilaftır. Maliye Bakanlığının prim borcunun doğumu ve prim teşvikinden kimlerin yararlanacağı konusunda görevi yoktur. Aksi halde 5510 sayılı Kanun ile Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen görevler Maliye Bakanlığı’nca yerine getirilmesi gerekecektir. Yapılacak iş, Sosyal Güvenlik Kurumunun taraf ehliyeti bulunduğundan işin esasına girilerek, davacı şirket ile Karayolları Müdürlüğü ile yapılan ihale işinin 2010/3-12. aylar arasındaki ihale aşamasında % 5 puanlık teşvik indiriminden yararlanacağı hususunda ihtilaf bulunmadığından, söz konusu ihale dosyası getirtilerek, gerekirse alanında uzman bir bilirkişiden rapor alınmak sureti ile, ihaleye konu iş ile ligili olarak işçi ücretlerinin ihale belgeleri ve sözleşmede belirlenip belirlenmediği, belirlenmişse hakedişlerin % 5 prim teşviki oranının dikkate alınıp alınmadığı, özetle; ihale edilen iş ile ilgili sigorta primlerinin tamamının davacı şirkete ödenip ödenmediği tespit edilip, ödendiğinin tespiti durumunda mükerrer ödeme söz konusu olacağından davanın reddine, ödenmediğinin tespit edilmesi durumunda ise çıkacak sonuca göre karar vermekten ibarettir..." 4.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 22.01.2019 tarihli ve 2017/450 Esas, 2019/6 Karar sayılı kararla davanın kabulüe ile 72.764,70 TL'nin, kurumdan talep edilen 11.06.2012 tarihlinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı kurumdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. 5. Mahkemenin 22.01.2019 tarihli ve 2017/450 Esas, 2019/6 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Yargıtay 21 (kapatılan) Hukuk Dairesince 11.06.2020 tarihli ve 2019/3401 Esas, 2020/2180 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "... 27.03.20 18... (mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7103 sayılı Vergi Kanunları İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 70. maddesi ile 5510 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 17. maddesi ile prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanabileceği halde yararlanmayan işverenlere belirlenen şartlarda prim teşviki, destek ve indiriminden istifade etme imkanı tanınmıştır. Ek 17. maddede aynen; 'Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde Kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olmak üzere tüm şartları sağladığı halde bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmamış işverenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yararlanılan prim teşviki, destek ve indirimlerin değiştirilmesine yönelik talepte bulunan işverenler tarafından en son bu maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde Kuruma başvurulması halinde, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşvik, destek ve indirimi ile değiştirilebilir. Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutar, maddenin yürürlük tarihinden önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise, talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle hesaplanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde ödenir. Ödeme, öncelikle bu Kanunun 88 inci maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak, üç yıl sonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılır. Görülmekte olan davalarda ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumunca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.' şeklinde düzenleme getirilmiştir. Somut olayda, her ne kadar Mahkemece yargılama aşamasında yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa'nın Ek 17. maddesi kapsamında yapılan herhangi bir başvuru olup olmadığı Kuruma sorulmuş ise de Kurumun 06/07/2018 tarihli ve 7343453 sayılı cevabî yazısı başvuru ve neticesine ilişkin herhangi bir bilgi ve kayıt içermektedir. Yapılacak iş, İlk Derece Mahkemesince Kurumdan davacının yargılama devam ederken yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un Ek 17. hükmüne göre başvurusu bulunup bulunmadığı tekrardan sorularak anılan Yasa maddesi kapsamına göre değerlendirme yapmak, Kurumun başvuruyu kabul etmemesi halinde işin esasına girerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir..." 6.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 30.03.2021 tarihli ve 2020/171 Esas, 2021/231 Karar sayılı kararla Ek 17 gereği de işlem yapılmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 72.764,70 TL'nin, kurumdan talep edilen 11.06.2012 tarihlinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı kurumdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. 7. Mahkemenin 30.03.2021 tarihli ve 2020/171 Esas, 2021/231 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 09.12.2021 tarihli ve 2021/9636 Esas, 2021/15814 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "... 4447 sayılı Yasanın geçici 10. maddesinde yer alan teşvik indiriminden faydalanma hakkının tespiti istemine ilişkin olarak açılmış olan davada, davanın kabulüne dair karar verilmiş ise de, yargılama ve temyiz aşamasında 01.04.2018 tarihi itibari ile 5510 sayılı Yasanın ek 17. maddesi yürürlüğe girmiş, olup, bu maddenin ilk fıkrasında aynen: 'Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde Kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.' hükmü ve ikinci fıkrasında ise; 'Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olmak üzere tüm şartları sağladığı halde bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmamış işverenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yararlanılan prim teşviki, destek ve indirimlerin değiştirilmesine yönelik talepte bulunan işverenler tarafından en son bu maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde Kuruma başvurulması halinde, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşvik, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.' şeklinde belirtilmiş hükümleri mevcut olup, bu yeni madde hükümleri ile tüm teşvik unsurlarından faydalandırılma veya fazla ödemelerin iadesi veya değiştirme istemleri hakkındaki uyuşmazlıklarda ek 17. maddede yer alan hükümlerin irdelenmesi gerektiği açıktır. Değinilen ek 17. maddenin üçüncü fıkrasında ise; 'Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutar, maddenin yürürlük tarihinden önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise, talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle hesaplanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde ödenir. Ödeme, öncelikle bu Kanunun 88 inci maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak, üç yılsonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılır.' hükümleri mevcuttur. Eldeki davada ise, ek 17. maddenin yürürlüğe girmesi ile birlikte 5510 sayılı Yasa veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlere ilişkin olarak 5510 sayılı Yasa ile birlikte anılan ilgili kanunların teşvik veya destek hükümlerinde yer alan yararlanma şartlarının mahkemelerce irdelenmesi gerekmekle birlikte, değiştirme veya oluşabilecek fark prim tutarlarının iadesi istemleri hakkında yapılacak değerlendirmede; aynı maddenin ikinci veya üçüncü fıkrasındaki hükümlerin de uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Diğer taraftan ek 17. maddenin 4. fıkrası hükmündeki 'Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında ...'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.' ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş olup, karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur. Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği takdirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Eldeki davada ise, mahkemece, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, ek 17. maddenin gelmesi ile oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ile davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal tüm dayanaklar ve teşvik hükümlerinden faydalandırılma, fazla ödenen tutarların iadesi/mahsubu istemleri bakımından ek 17. maddenin ilk üç fıkrası da dâhil olmak üzere yasal tüm dayanaklar irdelenmeli, teşvik veya destekten faydalandırılma şartlarının varlığı ile birlikte incelenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir..." 8.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 27.05.2022 tarihli ve 2022/27 Esas, 2022/184 Karar sayılı kararla davanın kısmen kabulü ile davacının, 5510 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda sağlanan prim teşviki ve destek indiriminden yararlanabileceği halde yararlandırılmadığı tespiti ile (Ek17 2 ve 3 fıkrası gereği) 72.764,70 TL'nin 01.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile davacıya ödenmesine, (söz konusu ödemenin ilgili maddenin yürürlük tarihini takip eden takvim yılı başı olan 01.01.2019'dan başlayarak 3 yıl içerisinde ödenmesi gerektiğinin tespitine) karar verilmiştir. 9. Mahkemenin 27.05.2022 tarihli ve 2022/27 Esas, 2022/184 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 30.12.2022 tarihli ve 2022/12260 Esas, 2022/17138 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "..1.Eldeki davada, davacı şirket, aldığı ihaleli işler nedeniyle 5510 Sayılı Yasanın 81’inci maddesinde yer alan %5 teşvik indiriminden faydalandırılma ve fazladan ödenen primlerin iadesi istemi ile davasını açmış ve yargılama devam ederken, 01.04.2018 tarihi itibari ile 7103 sayılı Yasanın 70. maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen ek 17. maddesi yürürlüğe girmiş ve bu maddenin 4. fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlar hakkında ...'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne somut norm denetimi ile yapılan başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiştir. 2.Anayasa Mahkemesi kararı incelendiğinde, ek 17 nci maddenin tüm hükümlerinin getiriliş amacı ile birlikte irdelendiği ve maddenin birinci fıkrasında, prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanma imkânına sahip oldukları hâlde yararlanmayanların veya yararlanılmış olan teşvikin başka bir teşvikle değiştirilmesini isteyenlerin koşullan yerine getirmek kaydıyla geriye yönelik teşvikten yararlanılmak istenen ayı/dönemi takip eden altı ay içinde SGK'ya başvurabilecekleri ve başvuru tarihinden geriye doğru en fazla altı ay için söz konusu haklardan yararlanabileceklerinin belirtildiğini; 3.Maddenin ikinci fıkrasında bu maddenin yürürlüğe girdiği 1.4.2018 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olmak üzere prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmayanların ya da yararlanmakla birlikte değişiklik yapmak isteyenlerin 1.4.2018 tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde SGK'ya başvurmaları gerektiği ve 2018 Mart ayı/dönemi ve öncesine ilişkin geriye yönelik teşvikten yararlanma veya teşvik değişiklik talepleri için işverenlerin 1.4.20 18... .6.2018 tarihleri arasında başvuruda bulunmaları gerektiğini, 4.Maddenin üçüncü fıkrası ise aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutarlara hangi tarihlerin esas alınarak kanuni faiz uygulanacağı, ödeme süresi ve şekli, diğer borçlardan dolayı yapılacak mahsuplar ile ilgili olup, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle ödenecek tutar hesaplanacağını, ödemenin, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde yapılacağını ve öncelikle 5510 sayılı Kanun'un 88, maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hâle gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel hâldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirileceğini, ancak üç yılsonunda ilgili kanunlar gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilecektir. SGK'ya borcu bulunmayan işverenlere ise altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılacağını, 5. Maddenin dördüncü fıkrasında da konuyla ilgili daha önce açılmış olup görülmekte olan davalarla ilgili düzenlemelere yer verildiğini belirtmiştir. 6. Anayasa Mahkemesince, 5510 Sayılı Kanunun ek 17 nci maddesinin 4. Fıkrası ile ilgili olarak; “maddenin yürürlüğe girmesinden önce açılmış davalarda ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilecektir. Bu durumda görülmekte olan davalarda, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanacaktır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilecek, yargılama giderleri idare üzerinde bırakılacak ve hak sahiplerinin kendilerini avukatla temsil etmeleri hâlinde vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilecektir. Ayrıca ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında SGK tarafından kanun yollarına başvurulmayacak ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılacaktır.” Hükmü ile kanun koyucunun, işverenlere 1/4/2018 tarihinden öncesine ait sigorta prim teşviki, destek ve indirimlerini talep etme haklarını tanımış, bunu Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk olarak görmüş ve madde gerekçesinde geçen kamu giderlerinin artmasının önüne geçilmesi ve geriye yönelik finansal belirsizliğin ortadan kaldırılması ifadeleri nedeniyle de sorunun kanun koyucu tarafından işverenlerin alacak hakkının tanınması suretiyle çözülmüş olduğu kabul edilmiştir. 7.Ne var ki, görülmekte olan davalarda ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren kanuni faizin uygulanması söz konusu olsa da, ek 17 nci maddenin 4 üncü fıkrasında, mahsup veya iade edilme yönünden üçüncü fıkra hükümlerine yaptığı atıftan dolayı ödemelerin üç yıla yayılacağını öngörmesi karşısında, faizin başlama tarihi ve ödeme için öngörülen süre göz önünde bulundurulduğunda kuralın mülkiyet hakkını sınırladığı kabul edilmiş ve bu sınırlamanın anayasaya aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. 8. Anayasa Mahkemesi, yaptığı irdeleme ile, Anayasa'nın 13. maddesinde "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksam yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Hükmüne göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren kanuni düzenlemelerin Anayasa'da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerektiğini, bu kuralın, prim teşviki, destek ve indirimlerinden geriye yönelik yararlanma taleplerinin İdari merciler ve yargısal makamlar önünde neden olduğu sorunun daha az maliyetle ve mümkün olan en kısa sürede çözülmesi amacıyla getirilmiş olup, prim teşviki, destek ve indirimlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların devlete en az gider yüklenerek bir an önce çözüme kavuşturulması biçimindeki kamu yararının sağlanması bakımından sınırlamanın elverişli olduğu, bu uyuşmazlıklar çerçevesinde belirli şekilde hesaplanacak alacak tutarlarının yine belirli bir yöntem dâhilinde mahsubu veya İadesi bakımından kanun koyucunun takdir yetkisinin olduğu dikkate alındığında sınırlamanın gerekli olduğu da kabul edilebilir ise de, prim teşviki, destek ve indirimlerle ilgili ödemelerin birçoğunun işverenlerin idari başvuru tarihlerinden daha öncesine dayandığını, fakat İşverenlere iade edilecek tutarın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faize göre hesaplanmasının işverenlerin mülkiyet hakkı kapsamındaki alacaklarında meydana gelen eksilmenin orantısız ve aşırı olması sonucunu doğuracağını belirtmiştir. 9.Diğer taraftan, ek 17 maddenin 4 fıkrasındaki atıf nedeniyle uygulanması gereken üçüncü fıkra çerçevesinde, iade edilecek tutarın ödenmesinin üç yıl gibi uzun bir süreye yayılması, görülmekte olan davalar sonucunda alacaklarına derhâl ve toptan kavuşabilecek işverenlere aşırı bir külfet yüklendiğini ve bu nedenle kuralın hak sahiplerine orantısız bir yük getirerek araç ile amaç arasında bulunması gereken makul dengenin idare lehine bozulduğunu, mülkiyet hakkının ölçüsüz bir şekilde sınırlanmasına neden olduğunu belirtmiştir. 10.Anayasa Mahkemesi ayrıca, Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" hükmüne yer verilmiş olduğunu, bu madde de düzenlenen adil yargılanma hakkının, kişilere davanın görüldüğü mahkemeden uyuşmazlığa ilişkin bir karar verilmesini isteme güvencesini de içermekte olduğunu, Dava hakkını kullanan bireyin asıl amacının davanın sonunda, uyuşmazlık konusu ettiği talebinin esasıyla ilgili olarak bir karar elde edebilmek olup, dava sonucunda bir karar elde edilemiyorsa dava açmanın da bir anlamı kalmayacağını belirtmiş, karar hakkının bireylerin sadece yargılama sonucunda şekli anlamda bir karar elde etmelerini güvence altına almayıp, aynı zamanda dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerin yargı merciince bir sonuca bağlanmasını da gerektirdiğini belirtmiş olup, yargılamanın henüz devam ettiği bir süreçte, taraflardan birinin aleyhine olacak ve yargı merciinin uyuşmazlık konusu talep hakkında karar vermesini engelleyecek şekilde davayı ortadan kaldıran ya da davanın incelenmesini durdurarak karara bağlanmasına engel olan kanunlar çıkarılmasının karar hakkını sınırlayacağını, ek 17 nci maddenin 4 üncü fıkrasında yer alan kural ile de karar hakkına bir sınırlama getirildiğini, ne var ki bu sınırlamanın orantısız ve ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 11.Sonuç itibari ile Anayasa Mahkemesince, görülmekte olan davalar bakımından, faizin başlama tarihi olarak ödeme tarihini değil, dava öncesinde yapılan idari başvuru tarihini esas alan ve hesaplanacak tutarın üç yıl gibi uzun bir süreye yayarak mahsubunu veya iadesini hükme bağlayan kuralın; uyuşmazlığın esasını çözüme kavuşturma imkânına, davacıların alacaklarına uygulanacak faizin başlangıç tarihi ve Kanun uyarınca hesaplanacak tutara ulaşma şekil ve süresi yönünden onların aleyhine olacak şekilde bir müdahaleye neden olduğunu, buna göre davacılar bakımından, davanın görülmeye devam edilmesiyle maddi uyuşmazlığın çözümü ile elde edilebilecek birtakım menfaatlerden ek 17 nci maddesindeki kural nedeni ile mahrum kalındığını, davacıların alacağın tahakkuk ettiği tarih anından itibaren faize ve mahkeme kararıyla belirlenecek alacağın derhâl ve nakden tahsiline hak kazanabilecekler iken kural bu imkânları ortadan kalktığını, görülmekte olan davaları davacıların iradesi dışında ve aleyhlerine olacak şekilde ortadan kaldıran kuralın, davacılara aşırı bir külfet yüklediğini ve bu yönüyle kuralla karar hakkına getirilen sınırlamanın orantısız, dolayısıyla ölçüsüz olduğu kabul edilmiştir. 12.Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın, iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığı mahkemelerce iptal edilmiş bir hüküm uyarınca karar verilmesine imkân yoktur. 13.Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği takdirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. 14.Dairemizce de, işte bu durumun dikkate alınması ve iptal edilmiş bir maddeye dayalı olarak verilen kararların hukuk sistemimiz içerisinde yer almasının önüne geçilmesi amacıyla, alt derecedeki mahkemelerce 5510 Sayılı Kanunun ek 17 nci madde kapsamında karar verilen dosyaların anayasa mahkemesi kararı gözetilerek yeniden bir değerlendirme yapılması amacıyla bozma kararları verilmiştir. 15.Gelinen son aşamada, eldeki dava bakımından irdeleme yapıldığında, ek 17. Maddenin 4. Fıkrasında yer alan kuralın iptal edilmiş olması, Anayasa Mahkemesi kararının 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanması ile yürürlüğe girmesinden sonra, mahkemelerce iptal edilmiş olan Ek 17’nci maddenin 4. Fıkrası kapsamında uygulama yapılarak karar verilmesi olanağının ortadan kalkması ve bu fıkranın içeriğinde yer alan atıfla maddenin 3. Fıkrasında yer alan düzenlemenin mevcut bir dava olmaksızın yapılan başvurular bakımından hüküm ifade etmesi, yani, davasız başvuru halinde, kuruma getirilen ödeme yükümlülüğünün çerçevesini düzenlemesi dikkate alındığında, davacının ek 17nci madde kapsamında aşamalarda yaptığı başvurunun, kurumca kabul edilmediğinin de belirgin olması nedeniyle, artık, teşvik indirimine ilişkin uyuşmazlığın, temel kanun maddesi, yani 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesi hükümlerinin, davanın yasal dayanağı olarak kabul edilmesi ve bu maddedeki koşulların irdelenmesi ile bu madde çerçevesinde uygulama yapılması, davacının uyuşmazlığı kökünden çözecek şekilde gerekçeli karar elde etme ve mülkiyet hakkı çerçevesinde bir karar verilmesi, gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..." 10.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ihale konusu Karayolları Genel Müdürlüğü işine ilişkin davacı ... Temizlik İnşaat Medikal Ota Gıda Tekstil Dekorasyon Turizm Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi'ne ait “4.4942101.01. 1...3 .13.32” sicil sayılı işyeri işyerinin 01.03.2010 tarihinde kanun kapsamına alındığı, 31.12.2010 tarihinde işin bittiği, 2010/3-12.ay dönemine ilişkin primlerini süresinde ödediği, borcu bulunmadığı ve Hazine tarafından karşılanan prim tutarlarının kesilmediği, davacı anılan dönemde işveren prim teşviğinden yararlanamadığını belirterek 11.06.2012 tarihinde Kuruma sunduğu Ek APHB'nin kabulünü istemiş ise de bu istemi davacı şirketin hakedişinden kesinti yapılmadığı ve bu nedenle indirimden yararlanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle reddedildiği, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında Ek 17. maddenin eldeki uyuşmazlık bakımından uygulanma olanağının kalmadığı, 5510 sayılı Kanunun 81. maddesi kapsamında uyuşmazlığın değerlendirilmesi gerektiği, bu kapsamda aldırılan 23.03.2025 tarihli rapor ile de tespit edildiği üzere, davacının 5 puanlık indirimden yararlanma talebinde bulunduğu 2010/3-12.aylara ait dönem yönünden 5510 sayılı Kanunun 81. maddesi kapsamındaki şartları taşıdığı, işveren hissesine isabet eden %11 sigorta prim oranının hak ediş ödemelerine dahil olması nedeniyle mükerrerlik oluşmayacağı ve alacak miktarına başvuru tarihi olan 11.06.2012 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 72.764,70 TL'nin 11.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; Kurum işlemlerinin yerinde olduğu, eksik araştırma ile karar verildiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, prim teşvik hükümlerinden yararlandırılmamasına dair Kurum işleminin iptali ile fazladan ödediği primlerin iadesine ilişkindir. 1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz kapsam ve nedenlerine göre, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı Kurum vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 23.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.