10. Hukuk Dairesi 2025/15469 E. , 2025/17814 K. "" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/335 E., 2025/106 K. Mahkeme kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; d…
10. Hukuk Dairesi 2025/15469 E. , 2025/17814 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/335 E., 2025/106 K. Mahkeme kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin Mersin Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ... Sosyal Güvenlik Merkezi sınırlan dâhilinde Karayolları Müdürlüğü Kamu ihalesi ile ilgili oluşturduğu iş yeri siciline 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinin birinci fıkrası (i) bendinde öngörülen 5 puanlık indirimden yararlanma şartlarım taşıdığı halde hiçbir kanun numarasına bağlı olmaksızın (5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinin birinci fikrasının (i) bendinde öngörülen beş puanlık indirimden faydalanmadan) 2008/10-12,2009/10-08 dönemine ait aylık prim ve hizmet belgelerini kanuni surelerinde beyan ettiği ve yasal vade sürelerinde Sosyal Güvenlik Kurumunun banka hesabına ödediği, 5510 sayılı Kanun kapsamında söz konusu dönemlere ilişkin aylık prim ve hizmet belgelerinin beş puanlık indirimden faydalanmadan şirket tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna ödeme yapıldığı için şirketin istihkaklarından ihale makamınca da herhangi bir kesinti yapılmadığı iddiasıyla davalı Kurum tarafından işleme alınmayan aylık prim ve hizmet belgelerinden doğan 121.992,22 TL'nin Kurumdan yazılı olarak talepte bulundukları 15.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın 5510 sayılı Kanun ve konuya ilişkin mevzuat ile öngörülen hükümlere aykırı olduğu, dava dilekçesinde talep konusu edilen %5'lik hazine desteği karşılığı olan prim indiriminin 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendinde ki düzenlemeye dayalı olduğu, aynı bendin son cümlesindeki fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esas Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenir" hükmüne istinaden 19.11.2009 tarihli 2009/139 sayılı Genelge yayınlandığınu 5510 sayılı Kanun'un 81 /I (i) bendinde belirtilen şartlan taşıyan işverenlerin ödeyecekleri primlerden işveren hissesinin beş puanhk kısmına isabet eden tutarın Hâzinece karşılanacağı, Kurumun 2009/139 sayılı Genelge uyarınca ihale makamının vereceği cevaba göre hareket etmekle yükümlü olduğu, dava konusu edilen %5'1ik hazine indirim karşılığının talep edileceği taraf olmadıkları, olsa olsa hazine veya ihale makamı olabileceği, Kuruma husumet yöneltilemeyeceği, Kurum işlemlerinin yerinde olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.MAHKEME İLK KARARI Mahkeme tarafından 16.01.2014 tarihli ve 2013/57 Esas, 2014/18 Karar sayılı kararla davanın kabulüne, 121.992,22 TL'nin Kurumdan talepte bulunulan 11.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Mahkemenin 16.01.2014 tarihli ve 2013/57 Esas, 2014/18 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Yargıtay 21 (kapatılan) Hukuk Dairesince 26.03.2015 tarihli ve 2014/5974 Esas, 2015/6242 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "...Uyuşmazlık, ihale konusu iş nedeniyle Kuruma yapılan bildirim ve prim ödemesi esnasında 5510 sayılı Kanun'un 81/1-(ı) bendi kapsamında % 5 oranındaki prim teşviğinden yararlanamayan davacı işverenin bu hakka sahip olduğunun ve Kuruma yaptığı fazla ödeme tutarının iadesi (istirdatı) istemine ilişkindir. 5510 sayılı Kanun'un 81/1-(ı) bendinde düzenlenen prim teşviği 5510 sayılı Kanun'a 5763 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile eklenmiş olup 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 81/1-(ı) bendine göre; 'Özel sektör işverenlerinin yurt dışındaki iş yerlerinde çalıştırılmak üzere 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olarak yurt içinden götürülen sigortalılar için, bu maddenin (f) bendine göre prime esas kazanç üzerinden ödenecek primin işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanır. Bu bent hükümlerinden faydalanabilmek için; çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak işverenler tarafından bu Kanun uyarınca verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içinde Kuruma verilmesi, bu sigortalılara ilişkin olarak yatırılması gereken sigorta primi tutarlarının Hazinece karşılanmayan kısmının yasal süresi içinde işverenlerce ödenmiş olması ve bu işverenlerin Kuruma prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunmaması şarttır. Ancak Kuruma olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 6183 sayılı Kanun'un 48. maddesine göre tecil ettiren ve taksitlendiren işverenler ile taksitlendirme ve yapılandırma kanunlarına göre taksitlendiren ve yapılandıran işverenler bu tecil, taksitlendirme ve yapılandırmaları devam ettiği sürece bu bent hükmünden yararlandırılır. 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait iş yerleri; 2886 sayılı Kanun ve 4734 sayılı Kanun hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri, 4734 sayılı Kanun'dan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin iş yerleri; ek 2. madde kapsamında uygulanan teşvikten yararlanan iş yerleri ile sosyal güvenlik destek primine tabi tutulmak suretiyle çalışanlar hakkında bu bent hükümleri uygulanmaz. Hazineden karşılanan prim tutarları, işverenler bakımından gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmaz.' 01.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan 'Bu fıkra hükümleri Kamu idareleri iş yerleri ile bu Kanun'a göre sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz.' cümlesi 'Bu bent hükümleri; 21.04.2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait iş yerleri ile 08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na, 04.01.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanun'dan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin iş yerleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz.' şeklinde, aynı bentte yer alan 'Bu fıkrayla düzenlenen destek unsurundan diğer ilgili mevzuat uyarınca ayrıca yararlanmakta olan işverenler aynı dönem için ve mükerrer olarak bu destek unsurundan yararlanamaz. Bu durumda, işverenlerin tercihleri dikkate alınmak suretiyle uygulama, destek unsurlarından sadece biriyle sınırlı olarak yapılır.' cümleleri 'Bu fıkra ve diğer ilgili mevzuatla sağlanan sigorta prim desteklerinin aynı dönem için birlikte uygulanması halinde, bu destek öncelikle uygulanır.' şeklinde değiştirilmiştir. 6111 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile yapılan bu düzenleme sonrasında 08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na ve 04.01.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na ilişkin iş yerleri teşvik kapsamından çıkartılmış olup bu iş yerleri 01.03.2011 tarihinden itibaren teşvikten yararlanma hakkını kaybetmiştir. Somut olayda, davacı ... Temizlik İnşaat Medikal Ota Gıda Tekstil Dekorasyon Turizm Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi'ne ait “...” sicil sayılı iş yeri 4734 sayılı Kanun kapsamında ... Büyükşehir Belediye Başkanlığından ihale yoluyla hizmet işini (genel temizlik işi) yüklenerek toplamda 2.439.844,34 TL işçilik (SPEK) bildirmiştir. Davacı anılan dönemde işveren prim teşviğinden yararlanamadığını belirterek 15.06.2012 tarihinde Kuruma sunduğu Ek APHB'nin kabulünü istemiş ise de bu istemi davacı şirketin hakedişinden kesinti yapılmadığı ve bu nedenle indirimden yararlanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının yazısına göre, Hazinece karşılanmış prim tutarlarının hakedişten kesilmediği bildirilmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumunun 2009/139 sayılı Genelgesinde '...Diğer taraftan, ihale konusu iş üstlenen bazı işverenlerin, aylık prim ve hizmet belgelerini Kanun numarası seçmeksizin düzenleyerek prim tutarlarını ödedikten ve hak ediş ile teminatlarını aldıktan sonra, geriye yönelik olarak Kanun numarası seçilmeksizin düzenlenmiş olan aylık prim ve hizmet belgeleri için iptal nitelikte ve iptal edilen prim belgelerinin yerine de 5510 sayılı Kanun numarası seçilmek suretiyle asıl nitelikte prim belgesi düzenleyerek Kuruma verdikleri ve geriye yönelik olarak anılan Kanun'da öngörülen indirimden yararlanmak istedikleri anlaşılmıştır. Bu bakımdan, ihale konusu iş üstlenen ve aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içinde kanun numarası seçmeksizin Kuruma vermiş olan işverenlerce, sonradan geriye yönelik ve düzeltme amaçlı olarak 5510 sayılı Kanun numarası seçilmek suretiyle aylık prim ve hizmet belgesi düzenlendiği durumlarda, sözkonusu belgelerin işleme alınıp alınmayacağı hususunda durum ilgili idareye bildirilecek ve ihale konusu iş üstlenen işverenin beş puanlık prim indiriminden yararlandırılıp yararlandırılamayacağı hususunda, ilgili idareden alınacak cevaba göre işlem yapılacaktır.' düzenlemesi bulunmaktadır., İhale döneminde yürürlükte bulunan Kamu İhale Genel Tebliği'nin değişik 78.23 maddesinde; '...İhale dokümanında personel sayısının belirlendiği ve haftalık çalışma saatlerinin tamamının idare için kullanıldığı fiyat farkı hesaplanması öngörülen hizmet alımı ihalelerinde, sözleşmenin yürütülmesi aşamasında, yüklenicinin yukarıda anılan Kanun hükmü uyarınca 01.03.2011 tarihinden önceki dönemlere ait prim ödemelerinde işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutarın Hazinece karşılanması uygulamasından yararlanması halinde, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na Göre İhalesi Yapılacak Olan Hizmet Alımlarına İlişkin Fiyat Farkı Hesabında Uygulanacak Esasların 8. maddesinde yer alan, “b) İhale (son teklif verme) tarihi itibarıyla işveren tarafından karşılanacak olan sosyal sigorta primi ve işsizlik sigortası primine ilişkin toplam tutarda; asgari ücret değişikliği veya sigorta primi alt sınır değişikliği ile prim oranları değişikliği gibi sebeplerle meydana gelecek fark, 506 sayılı Kanun gereğince işveren nam ve hesabına Hazinece yapılacak olan ödemeler de dikkate alınmak suretiyle bu Esasların 7. maddesi uygulanmaksızın ödenir veya kesilir.” hükmü gereğince, Hazine tarafından karşılanan prim tutarı, idare tarafından yüklenicinin hakedişinden kesilecektir.' düzenlemesi bulunmaktadır. Davada çözülmesi gereken temel sorun, ihale makamının hakedişten % 5 oranındaki Hazine prim teşviğini kesmeyerek davacı şirkete ödemesi halinde, davacının teşvikten yararlanamadığı aylar için teşvikten yararlanma hakkı olup olmadığı ve bu yöndeki kabulün teşvikten mükerrer yararlanma sonucunu doğurup doğurmayacağı, davacının ek ve iptal aylık prim ve hizmet belgesi (APHB) sunma hakkı var ise iadesi gereken yersiz ödeme miktarının belirlenmesi ve faize hakkı olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Dava dosyası içerisinde ihale sözleşmesi, teknik şartname ve var ise özel şartname ile diğer ihale belgelerinin, tahakkuk, hakediş ve ödeme belgelerinin tamamı bulunmadığı gibi bilirkişi kamu ihale mevzuatı konusunda uzman olmadığından karar eksik inceleme ve araştırma ile yetersiz bilirkişi raporuna dayalıdır. Yapılacak iş, ihale sözleşmesi, teknik şartname ve var ise özel şartname ile diğer ihale belgelerinin, tahakkuk, hakediş ve ödeme belgelerinin tamamını getirtmek, dava dosyasını kamu ihale mevzuatı ve sosyal güvenlik hukuku konularında uzman üç kişilik bilirkişi heyetine tevdii ederek; davacı şirket ile ihale makamı arasında yapılan sözleşme şartları ile diğer belgeleri inceleyerek hakediş içerisinde davacı şirketin Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmesi gereken işçi ve işveren sigorta priminin tamamının (% 5 dahil) olup olmadığı, hakediş ödeme tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre hakedişten % 5 kesinti yapılmaması halinde davacının davaya konu isteminin kabulü ile ödenen miktarın Kurumdan tahsili halinin teşvikten mükerrer yararlanma sonucunu doğrup doğurmayacağı, ödenen prim ve % 5 indirim miktarı hakkında ayrıntılı ve açıklayıcı bilirkişi raporu almak ve 5510 sayılı Kanun'un 89. maddesinin 3. fıkrasına göre yanlış veya yersiz alınmış olduğu tespit edilen primlerin faizi ile birlikte iadesi gerekir ise de "İşveren Uygulama Tebliği" çerçevesinde Kuruma APHB'nin verilmesi ve primlerin ödenmesi aşamasında işvereni zorlayıcı bir işlem bulunmadığına ve bu nitelikteki sigorta işlemleri beyana dayalı olduğuna göre bu madde kapsamında faiz hakkının doğup doğmayacağını tartışmak ve sonucunda davanın esası hakkında bir karar vermekten ibarettir..." 2.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 31.05.2016 tarihli ve 2015/86 Esas, 2016/141 Karar sayılı kararla davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir. 3. Mahkemenin 31.05.2016 tarihli ve 2015/86 Esas, 2016/141 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Yargıtay 21 (kapatılan) Hukuk Dairesince 05.06.2017 tarihli ve 2016/13938 Esas, 2017/4866 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "... Mahkemece yapılacak iş; ihale sözleşmesi, teknik şartname ve var ise özel şartname ile diğer ihale belgelerinin, tahakkuk, hakediş ve ödeme belgelerinin tamamını getirtmek, dava dosyasını kamu ihale mevzuatı ve sosyal güvenlik hukuku konularında uzman üç kişilik bilirkişi heyetine tevdii ederek; davacı şirket ile ihale makamı arasında yapılan sözleşme şartları ile diğer belgeleri inceleyerek hakediş içerisinde davacı şirketin Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmesi gereken işçi ve işveren sigorta priminin tamamının (%5 dahil) olup olmadığı, hakediş ödeme tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre hakedişten %5 kesinti yapılmaması halinde davacının davaya konu isteminin kabulü ile ödenen miktarın Kurumdan tahsili halinin teşvikten mükerrer yararlanma sonucunu doğrup doğurmayacağı, ödenen prim ve %5 indirim miktarı hakkında ayrıntılı ve açıklayıcı bilirkişi raporu almak ve varılacak sonuca göre davanın esası hakkında bir karar vermekten ibarettir..." 4.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 08.05.2018 tarihli ve 2017/147 Esas, 2018/219 Karar sayılı kararla dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. 5. Mahkemenin 08.05.2018 tarihli ve 2017/147 Esas, 2018/219 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Yargıtay 21 (kapatılan) Hukuk Dairesince 20.05.2019 tarihli ve 2018/5334 Esas, 2019/3960 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "...27.03.20 18... (mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7103 sayılı Vergi Kanunları İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 70. maddesi ile 5510 sayılı Kanun'a eklenen Ek 17. maddesi ile prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanabileceği halde yararlanmayan işverenlere belirlenen şartlarda prim teşviki, destek ve indiriminden istifade etme imkanı tanınmıştır. Ek 17. maddede aynen; “Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde Kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olmak üzere tüm şartları sağladığı halde bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmamış işverenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yararlanılan prim teşviki, destek ve indirimlerin değiştirilmesine yönelik talepte bulunan işverenler tarafından en son bu maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde Kuruma başvurulması halinde, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşvik, destek ve indirimi ile değiştirilebilir. Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutar, maddenin yürürlük tarihinden önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise, talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle hesaplanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde ödenir. Ödeme, öncelikle bu Kanun'un 88. maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak, üç yıl sonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılır. Görülmekte olan davalarda ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumunca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır." şeklinde düzenleme getirilmiştir. Yapılacak iş, İlk Derece Mahkemesince Kurumdan davacının yukarıda açıklanan Ek madde 17 hükmüne göre başvurusu bulunup bulunmadığı sorularak anılan Kanun maddesi kapsamına göre değerlendirme yapmak, Kurumun başvuruyu kabul etmemesi halinde işin esasına girerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir..." 6.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 12.01.2021 tarihli ve 2019/89 Esas, 2021/9 Karar sayılı Kararla Ek 17 gereği de işlem yapılmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 121.992,22 TL'nin, Kurumdan talep edilen 15.06.2012 tarihlinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. 7. Mahkemenin 12.01.2021 tarihli ve 2019/89 Esas, 2021/9 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 08.06.2021 tarihli ve 2021/4931 Esas, 2021/7877 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "...5510 Sayılı Kanun'un 81. maddesinin (ı) bendinde yer alan teşvik indiriminden faydalandırılma ve fazladan ödenen primlerin faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsili istemine ilişkin olarak açılmış olan davada, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yargılama ve temyiz aşamasında 01.04.2018 tarihi itibari ile 5510 sayılı Kanun'un ek 17. maddesi yürürlüğe girmiş, olup, bu maddenin ilk fıkrasında aynen: 'Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde Kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.' hükmü ve ikinci fıkrasında ise; 'Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olmak üzere tüm şartları sağladığı halde bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmamış işverenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yararlanılan prim teşviki, destek ve indirimlerin değiştirilmesine yönelik talepte bulunan işverenler tarafından en son bu maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde Kuruma başvurulması halinde, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşvik, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.' şeklinde belirtilmiş hükümler mevcut olup, bu yeni madde hükümleri ile tüm teşvik unsurlarından faydalandırılma veya fazla ödemelerin iadesi veya değiştirme istemleri hakkındaki uyuşmazlıklarda ek 17. maddede yer alan hükümlerin irdelenmesi gerektiği açıktır. Değinilen Ek 17. maddenin üçüncü fıkrasında ise; 'Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutar, maddenin yürürlük tarihinden önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise, talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle hesaplanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde ödenir. Ödeme, öncelikle bu Kanun'un 88. maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak, üç yılsonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılır.' hükümleri mevcuttur. Eldeki davada ise, Ek 17. Maddenin yürürlüğe girmesi ile birlikte 5510 Sayılı Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlere ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun ile birlikte anılan ilgili kanunların teşvik veya destek hükümlerinde yer alan yararlanma şartlarının mahkemelerce irdelenmesi gerekmekle birlikte, değiştirme veya oluşabilecek fark prim tutarlarının iadesi istemleri hakkında yapılacak değerlendirmede; aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki hükümlerin de uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Diğer taraftan Ek 17. maddenin 4. Fıkrası hükmündeki 'Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumunca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.' İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. Sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş olup, karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi gazetede yayımlanmıştır. Anayasanın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33. maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu re'sen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtayın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur. Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği takdirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Eldeki davada ise, Mahkemece, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, Ek 17. maddenin gelmesi ile oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ile davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal tüm dayanaklar ve teşvik hükümlerinden faydalandırılma ve faydalandırılma sonrasında fazla ödenen tutarların iadesi/mahsubu istemleri bakımından ek 17. maddenin ilk üç fıkrası da dâhil olmak üzere yasal tüm dayanaklar irdelenmeli, teşvik veya destekten faydalandırılma şartlarının varlığı ile birlikte incelenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir..." 8.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 25.01.2022 tarihli ve 2021/196 Esas, 2022/14 Karar sayılı kararla davacının, 5510 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda sağlanan prim teşviki ve destek indiriminden yararlanabileceği halde yararlandırılmadığı tespiti ile (Ek 17., 2. ve 3. fıkrası gereği) 121.992,22 TL'nin 01.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile davacıya ödenmesine, (ilgili maddenin yürürlük tarihini takip eden takvim yılı başı olan 01.01.2019'dan başlayarak 3 yıl içerisinde ödenmesi gerektiğinin tespitine) karar verilmiştir. 9. Mahkemenin 25.01.2022 tarihli ve 2021/196 Esas, 2022/14 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 30.12.2022 tarihli ve 2022/12260 Esas, 2022/17138 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "..1.Eldeki davada, davacı şirket, aldığı ihaleli işler nedeniyle 5510 Sayılı Kanun'un 81. maddesinde yer alan %5 teşvik indiriminden faydalandırılma ve fazladan ödenen primlerin iadesi istemi ile davasını açmış ve yargılama devam ederken, 01.04.2018 tarihi itibari ile 7103 sayılı Kanun'un 70. maddesi ile 5510 sayılı Kanun'a eklenen ek 17. maddesi yürürlüğe girmiş ve bu maddenin 4. fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi ile yapılan başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı Karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiştir. 2.Anayasa Mahkemesi kararı incelendiğinde, ek 17. maddenin tüm hükümlerinin getiriliş amacı ile birlikte irdelendiği ve maddenin birinci fıkrasında, prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanma imkânına sahip oldukları hâlde yararlanmayanların veya yararlanılmış olan teşvikin başka bir teşvikle değiştirilmesini isteyenlerin koşullan yerine getirmek kaydıyla geriye yönelik teşvikten yararlanılmak istenen ayı/dönemi takip eden altı ay içinde SGK'ya başvurabilecekleri ve başvuru tarihinden geriye doğru en fazla altı ay için söz konusu haklardan yararlanabileceklerinin belirtildiğini; 3.Maddenin ikinci fıkrasında bu maddenin yürürlüğe girdiği 01.04.2018 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olmak üzere prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmayanların ya da yararlanmakla birlikte değişiklik yapmak isteyenlerin 01.04.2018 tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde SGK'ya başvurmaları gerektiği ve 2018 Mart ayı/dönemi ve öncesine ilişkin geriye yönelik teşvikten yararlanma veya teşvik değişiklik talepleri için işverenlerin 01.04.20 18... .06.2018 tarihleri arasında başvuruda bulunmaları gerektiğini, 4.Maddenin üçüncü fıkrası ise aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutarlara hangi tarihlerin esas alınarak kanuni faiz uygulanacağı, ödeme süresi ve şekli, diğer borçlardan dolayı yapılacak mahsuplar ile ilgili olup, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle ödenecek tutar hesaplanacağını, ödemenin, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde yapılacağını ve öncelikle 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hâle gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel hâldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirileceğini, ancak üç yılsonunda ilgili kanunlar gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilecektir. SGK'ya borcu bulunmayan işverenlere ise altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılacağını, 5. Maddenin dördüncü fıkrasında da konuyla ilgili daha önce açılmış olup görülmekte olan davalarla ilgili düzenlemelere yer verildiğini belirtmiştir. 6. Anayasa Mahkemesince, 5510 Sayılı Kanun'un ek 17. maddesinin 4. Fıkrası ile ilgili olarak; “maddenin yürürlüğe girmesinden önce açılmış davalarda ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilecektir. Bu durumda görülmekte olan davalarda, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanacaktır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilecek, yargılama giderleri idare üzerinde bırakılacak ve hak sahiplerinin kendilerini avukatla temsil etmeleri hâlinde vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilecektir. Ayrıca ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında SGK tarafından kanun yollarına başvurulmayacak ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılacaktır.” Hükmü ile kanun koyucunun, işverenlere 01.04.2018 tarihinden öncesine ait sigorta prim teşviki, destek ve indirimlerini talep etme haklarını tanımış, bunu Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk olarak görmüş ve madde gerekçesinde geçen kamu giderlerinin artmasının önüne geçilmesi ve geriye yönelik finansal belirsizliğin ortadan kaldırılması ifadeleri nedeniyle de sorunun kanun koyucu tarafından işverenlerin alacak hakkının tanınması suretiyle çözülmüş olduğu kabul edilmiştir. 7.Ne var ki, görülmekte olan davalarda ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren kanuni faizin uygulanması söz konusu olsa da, ek 17 nci maddenin 4 üncü fıkrasında, mahsup veya iade edilme yönünden üçüncü fıkra hükümlerine yaptığı atıftan dolayı ödemelerin üç yıla yayılacağını öngörmesi karşısında, faizin başlama tarihi ve ödeme için öngörülen süre göz önünde bulundurulduğunda kuralın mülkiyet hakkını sınırladığı kabul edilmiş ve bu sınırlamanın anayasaya aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. 8. Anayasa Mahkemesi, yaptığı irdeleme ile, Anayasa'nın 13. maddesinde "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksam yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Hükmüne göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren kanuni düzenlemelerin Anayasa'da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerektiğini, bu kuralın, prim teşviki, destek ve indirimlerinden geriye yönelik yararlanma taleplerinin İdari merciler ve yargısal makamlar önünde neden olduğu sorunun daha az maliyetle ve mümkün olan en kısa sürede çözülmesi amacıyla getirilmiş olup, prim teşviki, destek ve indirimlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların devlete en az gider yüklenerek bir an önce çözüme kavuşturulması biçimindeki kamu yararının sağlanması bakımından sınırlamanın elverişli olduğu, bu uyuşmazlıklar çerçevesinde belirli şekilde hesaplanacak alacak tutarlarının yine belirli bir yöntem dâhilinde mahsubu veya İadesi bakımından kanun koyucunun takdir yetkisinin olduğu dikkate alındığında sınırlamanın gerekli olduğu da kabul edilebilir ise de, prim teşviki, destek ve indirimlerle ilgili ödemelerin birçoğunun işverenlerin idari başvuru tarihlerinden daha öncesine dayandığını, fakat İşverenlere iade edilecek tutarın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faize göre hesaplanmasının işverenlerin mülkiyet hakkı kapsamındaki alacaklarında meydana gelen eksilmenin orantısız ve aşırı olması sonucunu doğuracağını belirtmiştir. 9.Diğer taraftan, ek 17. maddenin 4. fıkrasındaki atıf nedeniyle uygulanması gereken üçüncü fıkra çerçevesinde, iade edilecek tutarın ödenmesinin üç yıl gibi uzun bir süreye yayılması, görülmekte olan davalar sonucunda alacaklarına derhâl ve toptan kavuşabilecek işverenlere aşırı bir külfet yüklendiğini ve bu nedenle kuralın hak sahiplerine orantısız bir yük getirerek araç ile amaç arasında bulunması gereken makul dengenin idare lehine bozulduğunu, mülkiyet hakkının ölçüsüz bir şekilde sınırlanmasına neden olduğunu belirtmiştir. 10.Anayasa Mahkemesi ayrıca, Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" hükmüne yer verilmiş olduğunu, bu madde de düzenlenen adil yargılanma hakkının, kişilere davanın görüldüğü mahkemeden uyuşmazlığa ilişkin bir karar verilmesini isteme güvencesini de içermekte olduğunu, Dava hakkını kullanan bireyin asıl amacının davanın sonunda, uyuşmazlık konusu ettiği talebinin esasıyla ilgili olarak bir karar elde edebilmek olup, dava sonucunda bir karar elde edilemiyorsa dava açmanın da bir anlamı kalmayacağını belirtmiş, karar hakkının bireylerin sadece yargılama sonucunda şekli anlamda bir karar elde etmelerini güvence altına almayıp, aynı zamanda dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerin yargı merciince bir sonuca bağlanmasını da gerektirdiğini belirtmiş olup, yargılamanın henüz devam ettiği bir süreçte, taraflardan birinin aleyhine olacak ve yargı merciinin uyuşmazlık konusu talep hakkında karar vermesini engelleyecek şekilde davayı ortadan kaldıran ya da davanın incelenmesini durdurarak karara bağlanmasına engel olan kanunlar çıkarılmasının karar hakkını sınırlayacağını, ek 17. maddenin 4. fıkrasında yer alan kural ile de karar hakkına bir sınırlama getirildiğini, ne var ki bu sınırlamanın orantısız ve ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 11.Sonuç itibari ile Anayasa Mahkemesince, görülmekte olan davalar bakımından, faizin başlama tarihi olarak ödeme tarihini değil, dava öncesinde yapılan idari başvuru tarihini esas alan ve hesaplanacak tutarın üç yıl gibi uzun bir süreye yayarak mahsubunu veya iadesini hükme bağlayan kuralın; uyuşmazlığın esasını çözüme kavuşturma imkânına, davacıların alacaklarına uygulanacak faizin başlangıç tarihi ve Kanun uyarınca hesaplanacak tutara ulaşma şekil ve süresi yönünden onların aleyhine olacak şekilde bir müdahaleye neden olduğunu, buna göre davacılar bakımından, davanın görülmeye devam edilmesiyle maddi uyuşmazlığın çözümü ile elde edilebilecek birtakım menfaatlerden ek 17. maddesindeki kural nedeni ile mahrum kalındığını, davacıların alacağın tahakkuk ettiği tarih anından itibaren faize ve mahkeme kararıyla belirlenecek alacağın derhâl ve nakden tahsiline hak kazanabilecekler iken kural bu imkânları ortadan kalktığını, görülmekte olan davaları davacıların iradesi dışında ve aleyhlerine olacak şekilde ortadan kaldıran kuralın, davacılara aşırı bir külfet yüklediğini ve bu yönüyle kuralla karar hakkına getirilen sınırlamanın orantısız, dolayısıyla ölçüsüz olduğu kabul edilmiştir. 12.Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtayın, iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığı mahkemelerce iptal edilmiş bir hüküm uyarınca karar verilmesine imkân yoktur. 13.Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği takdirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. 14.Dairemizce de, işte bu durumun dikkate alınması ve iptal edilmiş bir maddeye dayalı olarak verilen kararların hukuk sistemimiz içerisinde yer almasının önüne geçilmesi amacıyla, alt derecedeki mahkemelerce 5510 Sayılı Kanun'un ek 17. madde kapsamında karar verilen dosyaların anayasa mahkemesi kararı gözetilerek yeniden bir değerlendirme yapılması amacıyla bozma kararları verilmiştir. 15.Gelinen son aşamada, eldeki dava bakımından irdeleme yapıldığında, ek 17. Maddenin 4. Fıkrasında yer alan kuralın iptal edilmiş olması, Anayasa Mahkemesi kararının 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanması ile yürürlüğe girmesinden sonra, mahkemelerce iptal edilmiş olan Ek 17. maddenin 4. Fıkrası kapsamında uygulama yapılarak karar verilmesi olanağının ortadan kalkması ve bu fıkranın içeriğinde yer alan atıfla maddenin 3. Fıkrasında yer alan düzenlemenin mevcut bir dava olmaksızın yapılan başvurular bakımından hüküm ifade etmesi, yani, davasız başvuru halinde, kuruma getirilen ödeme yükümlülüğünün çerçevesini düzenlemesi dikkate alındığında, davacının ek 17. madde kapsamında aşamalarda yaptığı başvurunun, kurumca kabul edilmediğinin de belirgin olması nedeniyle, artık, teşvik indirimine ilişkin uyuşmazlığın, temel kanun maddesi, yani 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesi hükümlerinin, davanın yasal dayanağı olarak kabul edilmesi ve bu maddedeki koşulların irdelenmesi ile bu madde çerçevesinde uygulama yapılması, davacının uyuşmazlığı kökünden çözecek şekilde gerekçeli karar elde etme ve mülkiyet hakkı çerçevesinde bir karar verilmesi, gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir..." 10.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında Ek 17. maddenin eldeki uyuşmazlık bakımından uygulanma olanağının kalmadığı, 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesi kapsamında uyuşmazlığın değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmış bu kapsamda yukarıda belirtildiği üzere Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2016/139 38... /4866 Karar sayılı bozma ilamında belirtilen şekilde aldırılan 23.03.2025 tarihli rapor ile de tespit edildiği üzere, davacının 5 puanlık indirimden yararlanma talebinde bulunduğu 2008/10-11-12, 2009/1-2-3-4-5-6-7-8.aylara ait dönem yönünden 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesi kapsamındaki şartları taşıdığı, davacıya yapılan hak ediş ödemelerinde KDV ve Damga Vergisi kesintisi yapıldığı, %5 indirim yapılmadı, işveren hissesine isabet eden %11 sigorta prim oranının hak ediş ödemelerine dahil olması nedeniyle mükerrerlik oluşmayacağı ve alacak miktarına başvuru tarihi olan 15.06.2012 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 121.992,22 TL'nin 15.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; Kurum işlemlerinin yerinde olduğu, eksik araştırma ile karar verildiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, prim teşvik hükümlerinden yararlandırılmamasına dair Kurum işleminin iptali ile fazladan ödediği primlerin iadesine ilişkindir. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz kapsam ve nedenlerine göre, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı Kurum vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 23.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.