11. Ceza Dairesi 2026/677 E. , 2026/2127 K. "" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2023/4626 E., 2024/4248 K. SUÇ :Kamu kurum ve kuruluşlarının vb. tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık HÜKÜM : Mahkûmiyet İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Ret İTİRAZA KONU KARAR: Bozma İTİRAZ EDEN: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Yargıtay 11. Ceza Dairesinin, 20.11.2025 tarihli ve 2024/6154 Esas, 2025/14876 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.01.…
11. Ceza Dairesi 2026/677 E. , 2026/2127 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2023/4626 E., 2024/4248 K. SUÇ :Kamu kurum ve kuruluşlarının vb. tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık HÜKÜM : Mahkûmiyet İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Ret İTİRAZA KONU KARAR: Bozma İTİRAZ EDEN: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Yargıtay 11. Ceza Dairesinin, 20.11.2025 tarihli ve 2024/6154 Esas, 2025/14876 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.01.2026 tarihli ve KD-2024/14496 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı CMK'nın 308/1 maddesinde belirtilen kanuni süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2 maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.01.2026 tarihli ve 11-2024/114496 sayılı itiraz isteminin; " 5271 sayılı CMK’nın Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma başlıklı 280. maddesinin birici fıkrasında;“ e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,f)(Ek:17/10/2019-7188/27 md.) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine, g) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına, Karar verir.” Direnme yasağı başlıklı 284. maddesinde ise; “(1) Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez; bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemez. (2) İtiraz ve temyize ilişkin hükümler saklıdır.” Hükümlerine yer verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince verilen bozma kararlarına karşı direnilemeyeceği kanunun açık hükmü olup, mahkemece usule (CMK m. 280/1-e-f) aykırı olsa dahi bozma kararına uyularak işlem yapılması bir zorunluluktur. Yapılan yargılama sonucu verilen hükmün istinaf edilmesi halinde ise iki olasılık doğacaktır. Birincisi, bölge adliye mahkemesi tarafından bozma kararı verilmeyip, esastan yapılan inceleme sonucu bir karar verilmesi halinde aslında temyizi kabil olacak hükmün, usule aykırı bu bozma nedeniyle temyiz kesinlik sınırına takılması halidir. Bu durumda, KESİN olan karardaki usule aykırılığın olağanüstü kanun yolu başvurusuna konu edilebileceği düşünülebilir ise de, Yargıtay uygulamasının temyiz başvuru hakkını ortadan kaldıracak bu aykırılık halinde kararın temyizen incelenmesi ve bu hususun usul bozmasına konu edilmesi biçiminde geliştiği görülmektedir. İkinci olasılık, bölge adliye mahkemesince usule aykırı verilen BOZMA kararının temyiz kanun yolu başvuru hakkını ortadan kaldırmaması halidir. Bu durumda, yapılacak usul bozmasının usul ekonomisi yönünden ayrıca değerlendirilmesi uygun olacaktır. Gerekçelerine CGK’nun 28.12.2012 gün ve 2011/11–2 94... /64 karar sayılı kararında yer verildiği üzere, hükmün esasına etkisi bulunmayan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların, temyiz incelemesi aşamasında dosyanın esasına girilmeden önce mutlak bozma nedeni yapılması, Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasının “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklindeki hükmüne ve usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın uzamasına ve yeni yargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca iç hukuk normu haline gelen ve yasaların aynı konuda farklı düzenleme getirmesi durumunda bile uygulanması zorunlu olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin “herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir” şeklindeki düzenlemesine de aykırılık oluşturacaktır. Bu durum karşısında, hükmün esasına etkili bulunmayan ve bozmadan sonra kurulacak hükmü de değiştirmeyecek olan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıklar, temyiz incelemesi sırasında hükmün esasının incelenmesine geçilmeden önce mutlak bozma nedeni yapılmamalı, ancak hükmün bozulmasını gerektiren maddi hukuk normlarına ilişkin başka bir hukuka aykırılığın bulunması durumunda, anılan hukuka aykırılığa da yer verilmek suretiyle hükmün bozulması yoluna gidilmelidir. Somut olayda, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 06.03.2023 tarihli 2022/2685 esas, 2023/1046 Karar sayılı gerekçelerine yukarıda yer verilen BOZMA kararı Yüksek Daire kararında da vurgulandığı gibi CMK’nın 280/1-e-f maddelerine aykırı olup, bu husus uyuşmazlık dışıdır. Bozmadan önce Söke 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.05.2022 tarihli ve 2022/19 esas, 2022/225 sayılı kararı ile sanık hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının vb. tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan katılan ...'ye yönelik eylem nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 158/1-d, 62,52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 30.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu hükmün Bölge Adliye Mahkemesince eksik inceleme nedeniyle BOZULMASI üzerine ilk derece mahkemesince sanığın yine TCK'nın 158/1-d, 62,52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 30.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Buna göre, Söke 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.05.2022 tarihli ve 2022/19 esas, 2022/225 karar sayılı mahkumiyet hükmü ile sanığın katılan ...'ye yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 158/1-d, 62,52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 30.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına dair kararın Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak yapılacak yargılama sonucunda aynı kararın veya bozma nedenine göre daha az cezayı gerektirecek şekilde karar verilmiş olması halinde, ceza miktarı itibarıyla bu hükmün temyiz incelemesine konu edilip edilemeyeceğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekecektir. 5271 sayılı CMK’nın Temyiz başlıklı 286. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde " İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları," temyiz edilemez olduğu hükmüne yer verilmiştir. 5271 sayılı CMK’nın Temyiz başlıklı 286. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ise, “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,” temyiz edilemez hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda; ilk derece mahkemesince cezanın bireyselleştirilmesinde BAM bozma öncesi ve sonrası kurulan her iki hükümde alt sınır ve aynı oranlar üzerinden yapılan uygulama sonucunda sanık hakkında 4 yıl 2 ay hapis ve 30.000 TL adli para cezasına hükmedildiği, bozmaya uyularak verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin son karar da nazara alındığında, hukuka aykırı görülmeyen bu nihai hükmün duruşmalı yargılama sonucu bölge adliye mahkemesince verilmiş olması halinde dahi hüküm temyizi kabil değil KESİN, olacaktır. Zira, bu karar CMK’nın 286/2-a maddesi kapsamında İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararı niteliğindedir. Kararın, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi ve sonucunda hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilerek yeniden hüküm kurulması gerekeceğine dair BOZMA nedeninin kanun yolu başvuru şekline bir etkisinin bulunmadığı değerlendirilmiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yazısında belirtilen nedenler ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 26.09.2024 tarihli ve 2023/4626 Esas, 2024/4248 Karar sayılı kararına konu dava dosyasının tetkiki neticesinde; 5271 sayılı Kanun’un 280/1-e ve f bentlerinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hallerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, sanık hakkında Söke 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.05.2022 tarihli ve 2022/19 Esas, 2022/225 Karar sayılı mahkûmiyet kararlarının sanık müdafi ve katılanlar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine inceleme yapan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince 5271 sayılı Kanun'un 280/1-e maddesine yollamada bulunularak duruşma açılmaksızın mahkumiyet hükümlerinin eksik inceleme nedeniyle bozulmasına karar verildiği, oysa ki anılan fıkranın (e) ve (f) bentlerinde İlk derece mahkemesi kararlarının hangi hallerde bozulabileceğinin açık ve tahdidi şekilde belirtildiği, verilen bu bozma kararının aynı Kanun’un 280/1-e ve f bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından duruşma açarak karar vermek yerine sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri göz ardı edilerek dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde hukuka aykırı şekilde 06.03.2023 tarihli bozma kararının verildiği ve anılan karara karşı direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden 21.09.2023 tarihli hükümlerin kurulduğu, bu kararın yeniden sanık müdafi tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca esastan ret kararı verildiği, ancak açıklandığı üzere Bölge Adliye Mahkemesince usulüne uygun olarak duruşma açılıp, ilk hükmün niteliği değiştirilerek karar verildiğinde temyiz kanun yoluna tabi olan bir hükme yönelik, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda izah edilen uygulaması ile temyiz kanun yoluna başvurma hakkı olan tarafların temyiz haklarını kullanmalarının önüne geçilmesi, ayrıca uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir uzantısı olarak hüküm ve kararlara karşı başvurulacak bir kanun yolunun açık olmasının kural, kapalı olmasının istisna olması karşısında, Somut olayda; ilk derece mahkemesinin 13.05.2022 tarihli kararı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağırılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda bozma kararı verilmesi, bu hukuka aykırılığın kanun yollarına başvurma yönünden davanın esasına etki etmesi karşısında, yargılamaya devam edilerek 26.09.2024 tarihli esastan ret kararının verilmesi, usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. III. KARAR 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy birliğiyle REDDİNE, 2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Yargıtay 11. Ceza Dairesinin, 20.11.2025 tarihli ve 2024/6154 Esas, 2025/14876 Karar sayılı bozma kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.02.2026 tarihinde karar verildi.