12. Ceza Dairesi 2025/7939 E. , 2026/2802 K. "" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2025/2746 E., 2025/4191 K. SUÇ : Sahte belge düzenleme HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının sanık tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde bölge adliye mahkemel…
12. Ceza Dairesi 2025/7939 E. , 2026/2802 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2025/2746 E., 2025/4191 K. SUÇ : Sahte belge düzenleme HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının sanık tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre İstanbul Anadolu 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.09.2020 tarihli ve 2017/99 Esas, 2020/198 Karar sayılı kararı ile verilen beraat hükmüne yönelik Cumhuriyet savcısı ve katılan vekilinin istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 14.01.2021 tarihli ve 2021/26 Esas, 2021/90 Karar sayılı kararı ile "Sanığın vergi mükellefi şirkette %100 oranında hisse sahibi olduğu ve temsil yetkisinin bulunduğu ve kendi adına şirket açıldığından haberinin olduğuna dair savunmaları da göz önüne alındığında maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından, tarh dosyası getirtilerek mükellefiyet tesis işlemleri sırasında kullanılan kimlik belgesinde ki fotoğrafın sanığa ait olup olmadığının belirlenmesi,ana sözleşme, imza sirküleri, işe başlama bildirimi, imzası bulunan yoklama fişi, işyeri ile ilgili kira sözleşmesi asılları üzerindeki imzaların sanığın eli ürünü olup olmadığı konusunda (seçmen listesi...Başkanlığı gibi yerlerden samimi imzaları ile, el yazı ve imza örneklerinin huzurda bol miktarda alınması ile) bilirkişi raporu aldırıldıktan sonra, belgelerde ki imzaların sanığın eli ürünü olduğunun tespiti halinde; Faturaları kullandığı belirlenen mükellefler hakkında karşıt inceleme raporu düzenlenip düzenlenmediğinin ilgili vergi dairesinden sorularak, düzenlenmiş ise onaylı örneklerinin getirtilmesi, Aynı mükellefler hakkında dava açılıp açılmadığının araştırılması; dava açılmış ise, dosyalarının getirtilerek incelenmesi ve bu davayla ilgili belgelerin onaylı örneklerinin çıkartılarak dosya içine konulması, Faturaları kullanan şirket yetkilileri, CMK'nin 48. maddesi uyarınca çekinme hakları hatırlatılarak tanık sıfatıyla dinlenmesi; kendilerinden, sözü edilen faturaları hangi hukuki ilişkiye dayanarak kimden aldıklarının, sanığı tanıyıp tanımadıklarının sorulması, ve faturaların alınması konusunda sanığın bir iştirakinin bulunup bulunmadığının sorulması, Sanık adına fatura basan matbaa sahibinin tanık sıfatıyla dinlenerek, gerekirse sanık ile yüzleştirilerek faturaları alan kişinin sanık olup olmadığının sorulması, Şirket adına muhasebe işlemlerini yürüten kişi tespit edilerek, CMK'nin 46/1-c. maddesi uyarınca çekinme hakları hatırlatılarak tanık sıfatıyla dinlenmesi, fiilen şirketi kimin idare ettiğinin, sanığı tanıyıp tanımadığının sorulması ile toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmeden sadece mülk sahibinin tanık olarak dinlenmesi, fatura imzalarının sanığa ait olmadığı gerekçesi ile beraat hükmü kurulması" şeklindeki gerekçeler ile hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bozma kararında belirtilen hukuka aykırılığın aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen yine aynı Kanun’un 289. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde yer alan “hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “…bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine...” hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin 14.01.2021 tarihli ve 2021/26 Esas, 2021/90 Karar sayılı bozma kararı ile bozma üzerine verilen İstanbul Anadolu 20. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.04.2025 tarihli ve 2021/131 Esas, 2025/256 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğnâme'ye aykırı olarak BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi'ne gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.03.2026 tarihinde karar verildi.