Başvuru, tapu kütüğünde kayıtlı olmayan taşınmazın olağanüstü kazandırıcı zamanaşımına dayalı olarak başvurucu adına tescil edilmesi talebinin taşınmazın imar ve ihya edilmediği gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; tapu kütüğünde kayıtlı olmayan taşınmazın olağanüstü kazandırıcı zamanaşımına dayalı olarak başvurucu adına tescil edilmesi talebinin taşınmazın imar ve ihya edilmediği gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/10/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Hamdi Uluçay 1951 doğumlu olup Ankara'da ikamet etmektedir. Başvurucu; Ankara'nın Altındağ ilçesi Aydıncık köyünde bulunan 151 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, dedesinden miras yolu ile intikal ettiğini, doğusunda bulunan 060 metrekarelik kısmın 1952 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında ekilemez arazi vasfı ile tespit dışı bırakıldığını, önce murislerinin, sonra da kendisinin 151 parsel sayılı taşınmazı ve tespit dışı bırakılan 060 metrekarelik taşınmaz bölümünü o tarihten bu yana ekip biçtiğini, nizasız ve fasılasız olarak kullandığını, imar ve ihya koşullarının oluştuğunu belirterek taşınmazın adına tesciline karar verilmesi istemiyle 23/6/2011 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) Hazine ve ilçe ile il belediyeleri aleyhine dava açmıştır. Mahkemece 6/2/2013 tarihinde mahallinde teknik bilirkişilerle birlikte keşif yapılmıştır. Jeodezi ve fotogrametri mühendisi iki kişilik bilirkişi heyetince düzenlenen ve 22/2/2013 tarihinde Mahkemeye sunulan raporda tespit edilen hususlar şu şekildedir:i. Dava konusu taşınmazın Altındağ Belediyesi sınırları içinde kaldığı, belediye hizmetlerinden yararlanmadığı, ham toprak niteliğinde ve imarsız olduğu, ayrıca etrafının yapılaşmamış olduğu, merkeze 23 km uzaklıkta bulunduğu anlaşılmıştır.ii. Altındağ Tapu Müdürlüğünün 27/1/2012 tarihli yazısına göre tescile konu edilen taşınmazın kuzeybatısında yer alan tapulama 151 sayılı parselin 1/1/1995 tarihli ve 253 yevmiyeli satışla Hamdi Uluçay'a tescilinin yapıldığı belirlenmiştir.iii. Dava konusu taşınmazın Büyükşehir Belediye Meclisinin 16/2/2007 tarihli kararıyla onaylanan 2023 Başkent Ankara Nâzım İmar Planı kapsamında kaldığı ifade edilmiştir.iv. Ankara İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün 18/4/2012 tarihli yazısında dava konusu yapılan tescil harici yerin 2001 yılında tamamlanan mera tespit çalışmalarına göre mera olarak değerlendirilen alanlardan olduğu hususuna vurgu yapılmıştır.v. 1983 ve 1991 tarihli hava fotoğraflarının incelenmesi neticesinde dava konusu taşınmazın tarımsal faaliyet yapılmış bir yer olduğu ve gösterilen sabit sınırların arazi üzerinde bulunduğu tespit edilmiştir. Yüksek ziraat mühendisi olan bilirkişi tarafından düzenlenen ve 12/3/2013 tarihinde Mahkemeye sunulan raporda tespit edilen hususlar şu şekildedir:i. 1952 yılında tapu harici kalan dava konusu taşınmazın 318 metrekare olduğu, toprak yapısı itibarıyla sınıf yapıda olup burada kuru tarım yapıldığı, mera ile arasında 35 metre bulunduğu anlaşılmıştır.ii. Dava konusu taşınmazın 1970 yılından beri nizasız ve fasılasız olarak Hamdi Uluçay tarafından işlenip tarla olarak kullanıldığı, içinde hâlen taşların görüldüğü, bunların her yıl temizlendiği, sınıf tarım arazisi olan taşınmazdaki verimin düşük olduğu, taşınmazda nadas-buğday münavebesi yapıldığı belirlenmiştir.iii. Ankara İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün dava konusu tescil harici yerin mera olarak değerlendirildiğine ilişkin yazısının fiilî durumu yansıtmadığı belirtilerek çalışmaların harita üzerinden gerçekleştirildiği ve taşınmazın fiilen tarım arazisi olarak kullanıldığı vurgulanmıştır.iv. 1983 ve 1991 tarihli hava fotoğraflarının incelenmesi neticesinde dava konusu taşınmazın tarımsal faaliyet yapılmış bir yer olduğu ve gösterilen sabit sınırların arazi üzerinde bulunduğu tespit edilmiştir. Mahkeme 25/9/2014 tarihli ara kararı ile dava konusu taşınmazın 1948 yılı ve daha sonra çekilen hava fotoğrafları ile 1950 tarihli memleket haritasındaki vasfı ve niteliğinin incelenmesi amacıyla aynı bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar vermiştir. Bilirkişi heyetince düzenlenen ve 11/11/2014 tarihinde Mahkemeye sunulan ek raporda;i. 1948 tarihli hava fotoğraflarının incelenmesi neticesinde dava konusu taşınmazın tarımsal faaliyet yapılmamış bir yer olduğu ve gösterilen sabit sınırların arazi üzerinde mevcut olmadığı anlaşılmıştır.ii. 1955 tarihli hava fotoğraflarının incelenmesi neticesinde dava konusu taşınmazın tarımsal faaliyet yapılmış bir yer olduğu ve gösterilen sabit sınırların arazi üzerinde mevcut olduğu görülmüştür.iii. 1983 tarihli hava fotoğraflarının incelenmesi neticesinde dava konusu taşınmazın tarımsal faaliyet yapılmış bir yer olduğu ve gösterilen sabit sınırların arazi üzerinde mevcut olduğu belirlenmiştir.iv. 1991 tarihli hava fotoğraflarının incelenmesi neticesinde dava konusu taşınmazın tarımsal faaliyet yapılmış bir yer olduğu ve gösterilen sabit sınırların arazi üzerinde mevcut bulunduğu tespit edilmiştir. Mahkeme, bilirkişi heyeti tarafından sunulan ek raporu esas alarak 20/11/2014 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; taşınmazın 1948 yılında çekilen hava fotoğraflarında boş ve doğal görünümünde olduğu, tarımsal faaliyet yapılmamış bir yer olarak gözüktüğü ve sabit sınırların arazi üzerinde mevcut olmadığı açıklanmıştır. Buna karşın 1955 yılında -kadastro çalışmaları yapıldıktan sonra- çekilen hava fotoğraflarında ise tarımsal faaliyet yapılmış bir yer olduğu ve gösterilen sabit sınırların arazi üzerinde mevcut olduğu ifade edilmiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun evveliyatı ekilemez arazi olan taşınmazı, sadece sürdüğünü ve varsa bir kısım taşını temizlediğini belirtmiştir. Mahkemeye göre başvurucunun bunlar dışında 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun ve maddesinde belirtilen, imar ve ihya olarak nitelendirilebilecek başka bir çalışması bulunmamaktadır. Sonuç olarak başvurucu yönünden imar, ihya ve zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının oluşmadığına dikkat çekilmiştir. Mahkeme kararı, Yargıtay Hukuk Dairesinin (Daire) 17/4/2017 tarihli kararıyla onanmış; karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 3/10/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 24/10/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 30/10/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 3402 sayılı Kanun'un "Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.'' 3402 sayılı Kanun'un "İhya edilen taşınmaz mallar" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir.İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz." 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir....Tescil davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılır.Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur.Son ilândan başlayarak üç ay içinde yukarıdaki koşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itiraz yerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim tescile karar verir. Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.Davalılar ve itiraz edenler, aynı davada kendi adlarına tescile karar verilmesini isteyebilirler.Kararda, tescili istenilen taşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir ve karara, uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir.Özel kanun hükümleri saklıdır."