DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2471 E. , 2024/1314 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2471 Karar No : 2024/1314 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- ... Odası VEKİLİ: Av. ... 2- ... Odası VEKİLİ: Av.... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... İSTEMLERİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 23/05/2023 tarih ve E:2021/11106, K:2023/5002 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2471 E. , 2024/1314 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2471 Karar No : 2024/1314 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- ... Odası VEKİLİ: Av. ... 2- ... Odası VEKİLİ: Av.... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... İSTEMLERİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 23/05/2023 tarih ve E:2021/11106, K:2023/5002 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 24/10/2020 tarih ve 31284 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesiyle esas Yönetmeliğin 4. maddesindeki "sosyal ve teknik altyapı tesisleri" tanımında yapılan değişiklikte yer alan "ibadet yeri" ve "deniz araçları ve gümrüklü sahalarda deniz taşımacılığında kullanılan deniz ve kara taşıtlarına hizmet vermek üzere akaryakıt ikmal imkanı veren sistem veya ünite" ibareleri ile söz konusu maddeye eklenen "barınak", "tonoz sistemleri" ve "rekreatif amaçlı iskele" tanımlarının; 2. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 9. maddesinin altıncı fıkrasının (ç) bendinin; 3. maddesiyle esas Yönetmeliğin üçüncü bölüm başlığına eklenen "Denizde" ibaresiyle 12. madde başlığına eklenen "Denizde" ibarelerinin; 4. maddesiyle esas Yönetmeliğin 13. maddesinin başlığına eklenen "Denizde" ibaresiyle, aynı maddeyle değiştirilen 13. maddenin birinci fıkrasının (a) bendindeki "dolfen, şamandıra" ibarelerinin, (b) bendindeki "Sahil Güvenlik Komutanlığı bağlısı gemi/bot karakolları ve destek birimleri" ibarelerinin, (c) bendindeki "rekreatif amaçlı iskele, tonoz sistemleri" ibarelerinin ve yine aynı maddeyle bu fıkraya eklenen (d) ve (e) bentleri ile birinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen fıkranın; 6. maddesiyle esas Yönetmeliğin 15. madde başlığına eklenen "Denizde" ibaresinin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 23/05/2023 tarih ve E:2021/11106, K:2023/5002 sayılı kararıyla; Usule ilişkin olarak, davalı tarafından ileri sürülen davacıların dava açma ehliyetlerinin olmadığı ve davada süre aşımı bulunduğu yönündeki usule ilişkin itirazların yerinde görülmediği, Esasa ilişkin olarak, Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan "Tonoz Sistemleri" ve "Rekreatif Amaçlı İskele" tanımları yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesiyle, esas Yönetmeliğin 4. maddesine eklenen tanımlar arasında, "Tonoz Sistemleri" ve "Rekreatif Amaçlı İskele" tanımlarının da bulunduğu, bunların; "Tonoz Sistemleri: Korunaklı deniz alanlarında, doğal koy ve ada çevreleri gibi alanlarda kıyıya fiziki bağlantısı olmayan yüzer iskelelerin ve/veya şamandıraların deniz dibine atılan tonoz veya kazık ile sabitlenmesi ile özel tekne ve yatların emniyetli bağlama ve barınma ihtiyacının karşılanması amacıyla kurulan, tekli veya çoklu bağlama imkanı sunabilen sistemlere sahip tesistir. " ve "Rekreatif Amaçlı İskele: Kıyının kayalık karakter gösterdiği ya da kıyının kumluk veya çakıllık olmasına rağmen niteliği gereği su alanından başka türlü faydalanılmasının mümkün olmadığı zorunlu hallerde yapılan, yolcu ve yük indirme-bindirme ve yanaşma yapılmayan, denize girme, güneşlenme, amatör su sporları gibi faaliyetleri içeren ve genişliği 3m.yi geçmeyen, platform niteliği taşımayan, usul ve esasları, 2634 sayılı Kanun kapsamındaki alanlarda Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Bakanlık tarafından müştereken, diğer alanlarda ise Bakanlıkça belirlenen, imar planına konu edilmeyen kıyı yapılarıdır." şeklinde tanımlandığı, Kıyı Kanunu'nun 6. maddesinin 5. fıkrasının (a) bendinde, kıyıda imar planı kararıyla, iskele, liman, barınak, yanaşma yeri, rıhtım, dalgakıran, köprü, menfez, istinat duvarı, fener, çekek yeri, kayıkhane, tuzla, dalyan, tasfiye ve pompaj istasyonları gibi kıyının kamu yararına kullanımı ve kıyıyı korumak amacına yönelik alt yapı ve tesislerin yapılabileceğinin düzenlendiği, bu düzenlemede, kıyının kamu yararına kullanımı ve kıyıyı korumak amacına yönelik alt yapı ve tesislerin örnekleme yoluyla sayıldığı, Dava konusu Yönetmelik değişikliğiyle tanımlanan tonoz sistemlerinin, kıyının kamu yararına kullanımına, ilişkin tesisler kapsamında yer aldığı değerlendirildiğinden, anılan düzenlemenin Kıyı Kanunu'na uygun olduğu, Kıyı Kanunu'nun 6. maddesinde, "tonoz sistemleri" ifadesine açıkça yer verilmemiş olmasının, düzenlemede, kıyıda yapılabilecek tesislerin, tahdidi olarak değil, örnekleme yoluyla sayılmış olması nedeniyle Kanuna aykırı bir durum olarak değerlendirilmediği, 14/02/2020 tarih ve 7221 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 6. maddesine eklenen 4. fıkrasında, "Kıyının kumluk veya çakıllık olduğu alanlarda denize girme, güneşlenme, amatör su sporları gibi faaliyetlerin gerçekleştirilmesine yönelik rekreatif amaçlı iskele yapılamaz. Ancak, kıyının kayalık karakter gösterdiği ya da kıyının kumluk veya çakıllık olmasına rağmen niteliği gereği su alanından başka türlü faydalanılmasının mümkün olmadığı zorunlu hallerde genişliği üç metreyi geçmeyen ve platform niteliği taşımayan rekreatif amaçlı iskeleler yapılabilir. Buna ilişkin usul ve esaslar, 2634 sayılı Kanun kapsamındaki alanlarda Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlık tarafından müştereken, diğer alanlarda ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenir." hükmüne yer verildiği; aynı maddenin 5. fıkrasında ise, kıyıda imar planı kararlarıyla yapılabilecek yapı ve tesislerin sayıldığı, Dava konusu Yönetmelik değişikliğiyle getirilen "rekreatif amaçlı iskele" tanımının, 3621 sayılı Kanun'un 6. maddesine, 7221 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle eklenen 4. fıkraya uygun olduğu, Öte yandan, Kanun'un belirtilen maddesinde, her ne kadar rekreatif amaçlı iskelelerin imar planına konu edilmeden yapılabileceğine ilişkin açık bir ifade yer almasa da, anılan fıkranın, aynı maddenin kıyıda imar planı kararı ile yapılabilecek yapı ve tesisleri gösteren 5. fıkrasından bir önceki fıkra olarak düzenlenmesi, 5. fıkranın (a) bendinde, genel bir tanım olarak "iskele" ibaresine yer verilmesi, rekreatif amaçlı iskelelerin ise, gerek yapılabileceği yerler, gerekse büyüklük vb. özellikleri itibarıyla sınırlandırılarak ayrı bir tanımlamaya konu edilmesi sebepleriyle, çok genel bir tanım oluşturan iskele tanımı kapsamında düşünülemeyeceği, Kanunun genel sistematiği ve maddenin kendi içerisindeki düzenleniş şekli itibarıyla, dava konusu tanımdaki "imar planına konu edilmeyen" ifadesinde de, Kanuna aykırılık bulunmadığı, Yönetmeliğin 2. maddesinde yer alan "ya da yargı organlarınca ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi" ibaresi yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesiyle, esas Yönetmeliğin 9. maddesinin 6. fıkrasının (ç) bendinin, "ç) Yargı organlarınca kıyı kenar çizgisinin iptali ya da yargı organlarınca ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi durumunda, mükerrer kıyı kenar çizgilerine mahal verilmemesi için; mükerrerliğe konu olan alanda Valilik Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonlarınca incelenerek yeni bir tespit yapılması," şeklinde değiştirildiği, Dava konusu Yönetmelik değişikliğiyle, anılan bende eklenen kısmın, "... durumunda, mükerrer kıyı kenar çizgilerine mahal verilmemesi için; mükerrerliğe konu olan alanda Valilik Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonlarınca incelenerek yeni bir tespit yapılması," ifadesinden ibaret olduğu, düzenlemenin bu kısımdan önceki "Yargı organlarınca kıyı kenar çizgisinin iptali ya da yargı organlarınca ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi..." şeklindeki bölümünün, dava konusu Yönetmelik değişikliğinden önce de yürürlükte bulunduğunun anlaşıldığı, Anayasa'nın "Yürütme yetkisi ve görevi" başlıklı 8. maddesinde, yürütme yetki ve görevinin, Anayasa'ya ve kanunlara uygun olmak koşuluyla münhasıran Cumhurbaşkanına verildiği; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 2. fıkrasında, "(2) İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler." düzenlemesine yer verildiği, Anılan hükümler uyarınca, yargı makamlarınca yeni bir kıyı kenar çizgisi oluşturulmasının hukuken mümkün olmadığı; kıyı kenar çizgilerinin, Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 2. bölümünde ayrıntılı olarak düzenlenen usul ve esaslar çerçevesinde, sadece, Yönetmelik'te belirtilen tespit komisyonlarınca oluşturulabileceği ve ilgili Valiliklerin uygun görüşleri üzerine Bakanlıkça onaylanabileceği, Bu doğrultuda, dava konusu düzenlemenin, mevzuatta öngörülen prosedürlere uygun olarak belirlenerek kesinleşen kıyı kenar çizgilerinin iptali istemiyle, menfaat sahiplerince, İdare Mahkemelerinde açılan davalarda, Mahkemelerce atanan bilirkişilerce, dava konusu kıyı kenar çizgilerinden farklı bir kıyı kenar çizgisinin önerildiği, bu nedenle de, idarelerce belirlenen kıyı kenar çizgilerinin Mahkemelerce iptaline karar verildiği durumlarda, Mahkeme kararlarının uygulanmasını temin etmek maksadıyla düzenlendiği sonucuna varıldığı, Belirtilen nedenlerle, yargı mercilerine yeni bir kıyı kenar çizgisi belirleme yetkisi ve görevi verdiği şeklinde yorumlanması mümkün olmayan anılan düzenlemede, hukuka ve özellikle Anayasa'nın yukarıda yer verilen hükümlerine aykırılık bulunmadığı, Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan "millet bahçesi" ibaresi yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesiyle, esas Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (e) bendinde, "e) Yaya, yürüyüş ve bisiklet yolları, park, çocuk bahçesi, oyun alanları, açık spor alanları, meydan, tematik bahçeler gibi açık alan kullanımları ile toplam emsali alanın %5’ini ve yüksekliği cami hariç 6,50m.yi aşmayan; yeme içme yeri, büfe, çay bahçesi, sergi üniteleri, millet kıraathanesi, cami, mescit, tuvalet, duş, sağlık üniteleri (acil yardım ve benzeri) ve idare binalarını içeren millet bahçesi." düzenlemesine yer verildiği, 14/02/2020 tarih ve 7221 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 6. maddesinin 5. fıkrasına eklenen (g) bendiyle, kıyıda imar planı kararıyla millet bahçelerinin yapılabileceğinin düzenlendiği, Dava konusu Yönetmelik değişikliğinde, anılan Kanun değişikliği doğrultusunda, millet bahçesi kapsamında oluşturulabilecek açık alan kullanımlarıyla, toplam emsalin alanın %5'ini aşmaması ve cami hariç olmak üzere, yüksekliğin 6,50 m'yi aşmaması koşullarıyla yapılabilecek yapıların sayıldığı görüldüğünden, anılan düzenlemede Kıyı Kanunu'nun yukarıda belirtilen hükmüne aykırılık görülmediği, Dava konusu diğer düzenlemeler yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesinin yukarıda incelenen bölümleri dışında kalan "sosyal ve teknik altyapı tesisleri" tanımında yapılan değişiklikte yer alan "ibadet yeri" ve "deniz araçları ve gümrüklü sahalarda deniz taşımacılığında kullanılan deniz ve kara taşıtlarına hizmet vermek üzere akaryakıt ikmal imkanı veren sistem veya ünite" ibareleri ile söz konusu maddeye eklenen "barınak" tanımı; 3. maddesiyle esas Yönetmeliğin üçüncü bölüm başlığına eklenen "Denizde" ibaresiyle 12. madde başlığına eklenen "Denizde" ibareleri; 4. maddesinin yukarıda incelenen bölümleri dışında kalan esas Yönetmeliğin 13. maddesinin başlığına eklenen "Denizde" ibaresiyle, aynı maddeyle değitirilen 13. maddenin birinci fıkrasının (a) bendindeki "dolfen, şamandıra" ibareleri, (b) bendindeki "Sahil Güvenlik Komutanlığı bağlısı gemi/bot karakolları ve destek birimleri" ibareleri, (c) bendindeki "rekreatif amaçlı iskele, tonoz sistemleri" ibareleri ve yine aynı maddeyle bu fıkraya eklenen (d) bendi ile birinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen fıkrasının ve 6. maddesiyle esas Yönetmeliğin 15. madde başlığına eklenen "Denizde" ibaresinin, genel olarak Kıyı Kanunu'nda 10/12/2018 tarih ve 30621 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 29/11/2018 tarih ve 7153 sayılı Kanun ile 20/02/2020 tarih ve 31045 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 14/02/2020 tarih ve 7221 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler doğrultusunda yapıldığı ve söz konusu düzenlemelerde, Anayasa, Kıyı Kanunu ve İmar Kanunu hükümlerine ve genel olarak kıyı mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesine ilişkin olarak, Kıyı Kanunu'nun kıyıda ve doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan araziler üzerinde yapılabilecek yapıları sınırlandıran 6. ve 7. maddeleri doğrultusunda, kıyı ve dolgu alanlarında yapılabilecek yapıların genel olarak, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olan zorunlu bir kısım tesisler, kıyının kamu yararına kullanılmasına ve kıyının korunması amacına yönelik altyapı ve tesisler ile faaliyetlerinin özelliği gereği kıyıdan başka yerde yapılmaları mümkün olmayan tesislerden ibaret olduğu, “Sosyal ve teknik altyapı tesisleri” tanımındaki değişiklikler kapsamında yer verilen “ibadet yeri” ifadesinin, Kanun'un anılan maddelerinde yer almayıp bu maddeleri aşar şekilde Yönetmelikle düzenlendiği, bunun kıyıda yapılacak yapıların belirlenmesine ilişkin kriterlerle de bağdaşmadığı; deniz ve kara taşıtlarına hizmet vermek üzere kıyıda akaryakıt ikmal üniteleri yapılmasının kıyıların tahribatına ve denizlerin kirlenmesine yol açacağı, bu tesislerin kıyıdan başka yerlerde yapılmasının mümkün olduğu; "Barınak" tanımıyla, mevcut durumda liman ve balıkçı barınakları kullanımına ek olarak, maddede öngörülen koşullarla, yeni bir yapılaşma kararı getirildiği, bu şekilde, farklı tanımlar adı altında kıyılardaki yapılaşma koşullarının artırılmaya çalışıldığı, kıyıların kamu yararına aykırı olarak özel kullanımlara açıldığı, barınak yapılarının da yine kıyıda yapılması zorunlu olan yapılar kapsamında değerlendirilemeyeceği; "tonoz sistemleri" tanımıyla, özel tekne ve yatların, doğal karakterini muhafaza etmiş deniz alanlarında konaklamasının sağlandığı, düzenlemeyle, bu alanların özel kullanıma açıldığı ve buralardaki turistik faaliyetlerin artmasıyla denizel ekosistemin tahrip olacağı, bu durumun ilgili mevzuata ve kamu yararına aykırı olduğu; "rekreatif amaçlı iskele" tanımıyla, kayalık alanlar veya su alanından faydalanılmasının mümkün olmadığı kıyı alanlarında söz konusu iskeleler yardımıyla denizden faydalanılmasının amaçlandığı, ancak kıyılarda ilgili kurumlarca usul ve esasları belirlenen alanların yer seçimlerinin düzenleyici idari bir işlem olan imar planlarından muaf tutulmasının bu kullanımların kıyılarda plansız bir şekilde çoğalmasına ve doğal karakteri korunmuş söz konusu alanlarda kullanım baskısının kontrolsüzce artmasına sebep olacağı, bu tür yapıların imar planlarıyla planlanması, ihtiyaç analizinin yapılması ve sadece gerekli görülmesi halinde inşa edilmesi gerektiği, aksi halde kıyı alanlarındaki tahribatın artacağı; 2. maddesine ilişkin olarak, 9. maddenin 6. fıkrasının (ç) bendi değişikliğine ilişkin olarak, yargının idare yerine geçerek işlem tesis edemeyeceği, dolayısıyla, söz konusu düzenlemede geçen “yargı organınca ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi”yle neyin kastedildiğinin anlaşılamadığı; 3. ve 4. maddelerine ilişkin olarak, esas Yönetmeliğin 3. Bölüm, 12. ve 13. madde başlıklarında yer alan “Kıyıda” ifadesinden sonra gelmek üzere “Denizde” ifadesinin eklenmesiyle, içerdiği diri fay hatları nedeniyle deprem coğrafyası olarak tanımlanabilecek ülkemizde, sadece istisnai hallerde inşa edilmesi gereken dolgu alanlarının yapılabilmesinin istisna olmaktan çıkarılıp, olağan bir karar haline getirildiği, Yönetmeliğe göre dolgu alanlarında kara, deniz ve hava ulaşımına yönelik altyapı tesisleri, ibadet yeri, takılıp sökülebilir lokanta… vb. yapıların yapılabileceği, bunların birçoğunun esasen kara alanında da yapılabileceği, dolayısıyla bunların dolgu alanlarında yapılmasının zorunluluk arz etmediği, bu kullanımların deniz dolgu alanlarında inşa edilmelerinin kıyılarımızda ekolojik tahribat yaratacağı gibi ciddi ekonomik maliyet yaratarak mali kaynaklarımızın verimsiz şekilde kullanımına da sebep olacağı; 4. maddesine ilişkin olarak, 1. fıkranın (c) bendindeki değişiklik ve maddeye eklenen 2. fıkrayla ilgili olarak, (c) bendi değişikliğiyle rekreatif amaçlı iskele ve tonoz sistemlerinin eklendiği, 2. fıkrayla da bunların imar planına konu edilemeyeceğinin düzenlendiği; bunların, düzenleyici bir idari işlem olan imar planı olmaksızın kıyıda yapılaşmayı artıran, kıyılardaki ekolojik sistemi tahrip etme tehlikesi barındıran düzenlemeler olduğu; aynı fıkraya eklenen (e) bendiyle ilgili olarak, bentte sayılan kullanımların hepsinin kıyıda yapılaşma zorunluluğu olmayan kullanımlar olduğu, bunların karasal alanda da yapılabileceği, bu alanların park, yürüyüş alanı, bisiklet yolu gibi kullanımlarla sınırlı kalmasının daha uygun olacağı, kıyıda yapılaşmanın önünü açan söz konusu düzenlemedeki kullanımların zaman içinde farklı gereksinimleri de doğurarak beraberinde yeni yapılaşmaların da önünü açacağı; 6. maddesine ilişkin olarak, esas Yönetmeliğin 15. maddesinde, madde başlığıyla birlikte yapılan değişikliğin, eski düzenleme ile aynı içerikte gibi görünüyor olsa da, söz konusu maddede atıfta bulunulan 13. maddeye, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesiyle yeni bent ve fıkralar eklendiğinden (a bendine eklenen “dolfen ve şamandıra”, b bendine eklenen “Sahil Güvenlik Komutanlığı bağlısı gemi/bot karakolları ve destek birimleri”, c bendine eklenen “rekreatif amaçlı iskele ve tonoz sistemleri” ile d ve e bentleriyle getirilen yeni kullanımlar), belirtilen maddeyle denizde yapılaşmaya izin verilmiş olduğu ve kıyıda, dolgu ve kurutma yöntemleriyle elde edilen arazi alanlarında yapılaşmaların, bu eklemeler nedeniyle artırılmış olduğu; bunun, ekolojik dengeyi ve çevre düzenini bozacağı, ayrıca, söz konusu yapıların karasal alanlarda da yapılabilecek yapılar olmaları sebebiyle dolgu alanlarında yapılmalarının zorunluluk arz etmediği, bununla birlikte söz konusu kullanımların deniz dolgu alanlarında inşa edilmesinin ciddi bir ekonomik külfet de yaratacağı, üzerinde yoğun kapalı mekanlar barındıran dolgu alanlarının deprem riskinin en yoğun şekilde var olduğu kıyılarda dolgu alanları üzerinde yapılmasının da başka bir önemli sorun teşkil ettiği; sonuç olarak, Anayasa'nın 43. maddesi gereği devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kıyılarımızda yasal düzenlemeler ile müdahalelerin arttığı, kıyı ve denizlere baskı uygulandığı, kıyı alanlarının sistematik bir şekilde yapılaşmaya feda edildiği, denizlerde yeni dolgu alanları oluşturularak ekolojik tahribatın ve olası doğal afetlerden kaynaklanabilecek risklerin boyutlarının artmasına ve kamu kaynaklarının verimsiz kullanılmasına sebep olunduğu, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan "Rekreatif Amaçlı İskele" tanımı yönünden; 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 6. maddesine, 14/02/2020 tarih ve 7221 sayılı Kanunla eklenen 4. fıkrada, kıyılarda hangi durumlarda ve hangi ebatlarda rekreatif amaçlı iskele yapılabileceği düzenlenmiş, ancak bunların imar planları kapsamı dışında bırakılabileceğine ilişkin istisnai bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu durumda, dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesiyle, rekreatif amaçlı iskelelerin imar planları kapsamı dışına çıkarılmasının, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 6. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. 3621 sayılı Kanun'da iskele/rekreatif amaçlı iskelenin imar planı kararıyla yapılabileceği öngörülmüş iken dava konusu Yönetmelikle imar planı dışında tutulmasında, dolayısıyla, Yönetmeliğin 1. maddesinde yer verilen "Rekreatif Amaçlı İskele" tanımındaki "imar planına konu edilmeyen" ifadesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 2. maddesinde yer alan "ya da yargı organlarınca ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi" ibaresi yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesiyle, esas Yönetmeliğin 9. maddesinin 6. fıkrasının (ç) bendi, "ç) Yargı organlarınca kıyı kenar çizgisinin iptali ya da yargı organlarınca ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi durumunda, mükerrer kıyı kenar çizgilerine mahal verilmemesi için; mükerrerliğe konu olan alanda Valilik Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonlarınca incelenerek yeni bir tespit yapılması," şeklinde değiştirilmiştir. Anayasa'nın "Yürütme yetkisi ve görevi" başlıklı 8. maddesinde, yürütme yetki ve görevi, Anayasa'ya ve kanunlara uygun olmak koşuluyla münhasıran Cumhurbaşkanına verilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 2. fıkrasında, "(2) İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler." düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan hükümler çerçevesinde, yargı makamlarınca yeni bir kıyı kenar çizgisi oluşturulmasının hukuken mümkün olmadığı sonucuna varıldığından, dava konusu düzenlemede geçen "ya da yargı organlarınca ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi" ibaresinde hukuka uyarlık görülmemiştir. Yürütme yetki ve görevinin Anayasa'nın yukarıda belirtilen maddesiyle münhasıran Cumhurbaşkanına verildiği, bununla birlikte, kıyı kenar çizgilerinin, sadece, Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 2. bölümünde ayrıntılı olarak düzenlenen usul ve esaslar çerçevesinde, Yönetmelik'te belirtilen tespit komisyonlarınca oluşturularak ilgili Valiliklerin uygun görüşleri üzerine Bakanlıkça onaylanabileceği dikkate alındığında, adli yargı makamlarınca da yeni bir kıyı kenar çizgisi oluşturulmasının hukuken mümkün olamayacağı sonucuna varıldığından, davalı idarenin, söz konusu düzenlemenin Asliye Hukuk Mahkemelerince yapılan tespitlere ilişkin olduğu yönündeki iddiasına itibar edilmemiştir. Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesiyle değiştirilen 13. maddenin birinci fıkrasının (c) bendindeki "rekreatif amaçlı iskele, tonoz sistemleri" ibareleri ve 13. maddeye eklenen 2. fıkranın ilk cümlesi yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesiyle, Esas Yönetmeliğin kıyılarda ayrıca uygulama imar planı yapılmadan yapılabilecek yapıların düzenlendiği 13. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendine "rekreatif amaçlı iskele, tonoz sistemleri" ibareleri de eklenmiş, (c) bendinde yapılan değişiklikle, kıyılarda uygulama imar planı olmadan yapılabilecek yapılar arasında, düzenlemenin eski halinden farklı olarak, rekreatif amaçlı iskele ve tonoz sistemleri de sayılmış; maddeye 2. fıkra olarak eklenen düzenlemede ise, rekreatif amaçlı iskele ve tonoz sistemlerinin imar planlarına konu edilmeyeceği ifade edilmiştir. Tonoz sistemi ve rekreatif amaçlı iskelelerin yapısal özellikleri dikkate alındığında, söz konusu yapıların imar planlarına konu edilmeden kıyıda yapılmalarında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığından, düzenlemede geçen "rekreatif amaçlı iskele, tonoz sistemleri" ibareleriyle, maddeye 2. fıkra olarak eklenen düzenlemenin "Birinci fıkranın (c) bendine konu tonoz sistemleri ve rekreatif amaçlı iskeleler imar planına konu edilmez." şeklindeki ilk cümlesinde hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın reddine ilişkin temyize konu kararın, dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesiyle getirilen "Rekreatif Amaçlı İskele" tanımındaki "imar planına konu edilmeyen" ibaresine, 2. maddesiyle değiştirilen, esas Yönetmeliğin 9. maddesinin 6. fıkrasının (ç) bendindeki "ya da yargı organlarınca ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi" ibaresine, 4. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendindeki "rekreatif amaçlı iskele, tonoz sistemleri" ibarelerine ve 2. fıkranın ilk cümlesine yönelik bölümünün bozulmasına, diğer kısımlarının ise onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 23/05/2023 tarih ve E:2021/11106, K:2023/5002 sayılı kararının ONANMASINA, 3.Kesin olarak, 06/06/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.