(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/4656 E. , 2009/12899 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, ... Mahallesinde bulunan 11 no’lu parselin 600 m2’lik bölümünü, davalılardan ...’den 5.5.1999 tarihinde 3.000 YTL satış bedeli ka…
**(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/4656 E. , 2009/12899 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, ... Mahallesinde bulunan 11 no’lu parselin 600 m2’lik bölümünü, davalılardan ...’den 5.5.1999 tarihinde 3.000 YTL satış bedeli karşılığında, aynı parselin 500 m2’lik bölümünü ise diğer davalı ...’dan 23.8.2000 tarihinde 3.500 YTL satış bedeli karşılığında harici satış sözleşmesi ile satın aldığını, taşınmazın tapusunun devredilmediği gibi açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının da reddedildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, taşınmazın üzerindeki ev ve serayla birlikte toplam rayiç değeri olan 30.000 YTL ile 1.000 YTL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalılardan ..., davacının taşınmazı kendisinden değil, diğer davalı ...’dan satın aldığını, kendisine herhangi bir satış bedeli ödenmediği halde 5.5.1999 tarihli sözleşmeyi, davacının talebi üzerine iyiniyetle imzaladığını, diğer davalı ... ise, sözleşmenin geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, sebepsiz zenginleşmesi bulunmadığı gerekçesiyle davalılardan ... hakkındaki davanın reddine, davalılardan ... hakkında açılan davanın ise kısmen kabulüne, 3.500,00 YTL asıl alacak ile 669,20 YTL işlemiş faiz olmak üzere toplam 4.169,20 YTL’nin, asıl alacağa dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar 2009/4656-12899 verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Davalılardan ...’a karşı açılan davada, hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında bulunan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Taraflar arasında tapulu taşınmazın satışına ilişkin düzenlenmiş olan 23.8.2000 tarihli sözleşme, resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (MK.706, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri) O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar sadece verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata 2009/4656-12899 çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır. Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır. Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır. HUMK.nun 76.maddesi gereğince, bir davada maddi vakıaları bildirmek taraflara, bunların hukuki nitelendirilmesini yapmak ise hakime aittir. Somut olayda davacı, geçersiz sözleşme ile satın almış olduğu taşınmazın rayiç bedelinin ödetilmesini istemiş olduğundan, ‘çoğun içinde az da vardır’ kuralı gereğince ödediği bedelin denkleştirici adalete göre iadesini de talep ettiği kabul edilerek, sözleşme tarihinde ödenen satış bedelinin, (reddedilen tapu iptal ve tescil davasının kesinleştiği tarih, dava tarihinden sonraki bir tarih olduğundan) dava tarihi olan 2.12.2003 tarihi itibariyle enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak sureti ile ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, Hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmelidir. Mahkemece açıklanan hususlar gözardı edilerek, yazılı şekilde sadece ödenen bedelin iadesine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı 2009/4656-12899 gerektirir. 3-Davacının, davalılardan ...’ye karşı açmış olduğu davada verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Davacı, 11 no’lu parselin 600 m2’lik bölümünü, davalılardan ...’den 5.5.1999 tarihinde 3.000 YTL satış bedeli karşılığında satın aldığını ileri sürmüş olup, davalının imzasını taşıyan aynı tarihli harici satış sözleşmesine dayanmıştır. Davalı sözleşmedeki imzasını kabul etmekle birlikte, davacı ile herhangi bir akdi ilişkisinin bulunmadığını, davacının, diğer davalı ...’e karşı haklarını daha iyi savunabilmesi için ve onun talebi üzerine iyiniyetle sözleşmeyi imzaladığını, herhangi bir satış bedeli almadığından kendisine karşı dava açılamayacağını savunmuşsa da, bu savunmasını yasal delillerle ispat edememiştir. HUMK’nun 288. maddesi gereğince dava miktarı itibariyle olayda tanık dinlenemeyeceğinden, mahkemece dinlenilen tanık beyanlarına da itibar edilemez. Ne var ki adı geçen davalı, 29.6.2004 tarihli delil listesinde, “her türlü delil” demek suretiyle “yemin” deliline de dayanmış olduğundan, savunmasını ispat konusunda karşı tarafa yemin yöneltmeye hakkı bulunduğu hatırlatılarak, sonucuna göre karar verilmelidir. Savunmanın, “yemin”le ispat edilmesi halinde şimdiki gibi, aksi durumda ise, davalı ... Çiftçinin de, yazılı sözleşmede belirtilen satış bedelinin, az yukarda açıklanan ilkeler doğrultusunda denkleştirici adalete göre dava tarihi itibariyle ulaştığı alım gücü karşılığı üzerinden davacıya karşı olduğunun kabulü ile, adı geçen davalı yönünden de belirlenecek bu miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle ve yazılı delilin aksi ispat edilemediği halde, mahkemece davalı ...’e karşı açılan davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: 1. bentte açıklanan nedenlerle davacının davalılardan ...’a karşı açmış olduğu davada, diğer temyiz itirazlarının reddine, temyiz edilen hükmün, davalı ...’a karşı açılan dava yönünden 2. bent, davalı ...’ye karşı açılan dava yönünden ise 3. bent gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 9.11.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.