Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/4179 E. , 2024/3426 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/4179 Karar No : 2024/3426 KARAR DÜZELTME İSTEMİNDE BULUNAN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ...'e velayeten ... ve ... VEKİLLERİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının düzeltilerek onanmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 14/12/2021 tarih ve E:201
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/4179 E. , 2024/3426 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/4179 Karar No : 2024/3426 KARAR DÜZELTME İSTEMİNDE BULUNAN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ...'e velayeten ... ve ... VEKİLLERİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının düzeltilerek onanmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 14/12/2021 tarih ve E:2019/6713, K:2021/6278 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, Denizli Asker Hastanesinde görev yapan ...'in hamilelik sürecinin bu hastanede kontrol edilmesi ve sonrasında doğum yaparak çocuğu ...'i dünyaya getirmesi sırasında çocuğun oksijensiz kalarak ağır engelli doğmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla küçük ... için 30.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, anne ... için 25.000,00 TL manevi, baba ... için 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince; gerek dava dosyasındaki bilgi ve belgeler gerekse de dava konusu olayla ilgili olarak tanzim edilen bilirkişi raporlarının incelenmesi neticesinde, uygulanan tıbbi tetkik ve tedaviler bakımından davalı idareye yüklenebilir herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı anlaşılmakla, maddi ve manevi tazminat istemli işbu davanın reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Davacıların temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, temyize konu karar hukuka ve usule uygun bulunarak kararın vekâlet ücreti yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. KARAR_DÜZELTME TALEP_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun iddiaları karşılamaktan uzak olduğu, daha önceden dosyaya sunulan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun raporu ile sonradan alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun raporunun birebir aynı olduğu, hekim hatasının bulunduğu, bilirkişi raporunda doğumun gerçekleştiği askeri hastanenin yoğun bakım ünitesinin olmaması, riskli bir doğumun bu hastanede yaptırılmasının uygun olup olmadığı, ultrason incelemesinin radyoloji uzmanınca değil de konunun uzmanı olmayan kadın doğum uzmanınca yapılması hususlarının tartışılmadığı, doğumun takibinin ebeye bırakıldığı, tansiyonunun sadece bir kez ölçüldüğü, nabzının bir kez sayıldığı, oksijensiz kalmayı önlemek amacıyla oksijen verilmediği, bebeğin kalp atımlarının sayılmadığı ve kaydedilmediği, tüm bu hususların kusurlu davranış olup olmadığının yanıtsız bırakıldığı, riskli bir doğum olacağı açıkça ortada iken hiçbir ileri tetkik yapılmadığı, aydınlatılmış onamın alınmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Düzeltilmesi istenen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, ileri sürülen nedenlerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesine uymadığı, bu nedenle istemin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabulü ile Daire kararının kaldırılarak, Mahkeme kararının davacıların maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanması, Mahkeme kararının reddedilen maddi tazminat nedeniyle davalı idare lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmı ile davacıların manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ise bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 14/12/2021 tarih ve E:2019/6713, K:2021/6278 sayılı kararı kaldırılarak davacıların temyiz istemi yeniden incelendi: İNCELEME VE GEREKÇE : Temyiz istemine konu Mahkeme kararının, maddi tazminat isteminin reddi yönünden incelenmesi: İdare ve vergi Mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Temyiz istemine konu Mahkeme kararının, reddedilen maddi tazminat nedeniyle davalı idare lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmı Yönünden İncelenmesi: İLGİLİ MEVZUAT: 21/12/2015 tarih ve 29569 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve Mahkeme kararı tarihi itibarıyla uyuşmazlığa uygulanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret" başlıklı 13. maddesinde; "Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7nci maddenin ikinci fıkrası, 9uncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile 10uncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. Aynı Tarifenin "Manevi tazminat davalarında ücret" başlıklı 10. maddesinde ise "(1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. (4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir" düzenlemesi yer almaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bakılmakta olan dava, 30.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi tazminat istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince, davanın reddine ve reddedilen maddi tazminat yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre nispi olarak hesaplanan 3.600,00 TL, reddedilen manevi tazminat yönünden ise maktu olarak belirlenen 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacılar tarafından davalı idareye ödenmesine karar verilmiştir. Maddi tazminat talebiyle açılan davalarda, kabul edilen tazminat miktarının önemli bir kısmının vekalet ücreti olarak davalı idareye ödenmesi, açılan tazminat davasını davacı açısından anlamsız hale getirmekte, bazı olaylarda ise, davacının dava açılmadan önceki durumundan daha kötü bir duruma girmesine neden olmakta, bu durum, gerek Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarında gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilmektedir. Tümden ret ya da kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanan maddi tazminat davalarında, taraflar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin, kişilerin hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeden ne şekilde hesaplanacağı konusunda Tarifenin 10. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına paralel bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle, reddedilen maddi tazminatın Tarifenin üçüncü kısmına göre belirleneceğine ilişkin Tarife hükmünün ihmal edilmesi, hakkaniyete daha uygun olacaktır. Bu durumda, İdare Mahkemesi'nce reddedilen maddi tazminat miktarı için davalı idare lehine temyize konu Mahkeme kararının verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, nispi vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır. Temyiz istemine konu Mahkeme kararının, manevi tazminat isteminin reddi yönünden incelenmesi: MADDİ OLAY : Denizli Asker Hastanesinde görev yapan davacı ...'in hamilelik sürecinin bu hastanede kontrol edilmesi ve sonrasında doğum yaparak çocuğu ...'i dünyaya getirmesi sırasında çocuğun oksijensiz kalarak ağır engelli doğmasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek küçük ... için 30.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, anne ... için 25.000,00 TL manevi, baba ... için 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmış, öncesinde aynı taleple adli yargıda açılan dava ... tarih ve E:..., K:... sayılı ... Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile görev yönünden reddedilmiş ve bu karar 30/09/2013 tarihinde kesinleşmiştir. ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nce dosyanın incelenmesi sırasında kusur tespitine yönelik olarak Adli Tıp Kurumu aracılığı ile bilirkişi incelemesi yaptırılmış, konu hakkında Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... sayılı raporda: "... kızı ... doğumlu ...'in 20.10.2006 tarihinde saat 08:00 da Denizli Askeri Hastanesi'ne 39 haftalık ağrılı gebe olarak müracaat ettiği, ikinci gebeliği olduğu, önce normal vajinal doğum kararı alındığı, saat 14:00 de ilerlemeyen travay nedeni ile sezaryene alındığı, bebeğin doğum sonrası solunum sıkıntısı sebebiyle bir üst merkeze sevk edildiği, mevcut tıbbi belgelere çekilen NST ler ile ÇKS takiplerine göre bebeğin intrauterin (rahim içinde) yakından takip edildiği, bebeğin sıkıntıda ve fetal distreste olduğunu gösteren bulguların bulunmadığı, ilerlemeyen travay nedeni ile sezaryen ameliyatına alınmasının doğru bir eylem olduğu, doğum sonrası çocuk hekiminin takip ve tedavisinin tıp kurallarına uygun olduğu" görüşüne yer verilmiştir. Adli Tıp Kurumu'nun konu hakkındaki 06/08/2012 tarihli raporunda da "...'in zihinsel ve fiziksel engeli bulunduğu, bu durumun doğum sırasında meydana gelen olaylara bağlı olduğu, ancak doğumu yaptıran hekimlerin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu" hususu belirtilmiştir. Davanın ... İdare Mahkemesinde açılması sonrasında ise 29/01/2015 tarihli ara kararı ile dava dosyası ile dosya içerisinde yer alan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 17/09/2010 ve 06/08/2012 tarihli raporları birlikte değerlendirildiğinde; anılan raporlarda "davacı ...te meydana gelen zihinsel ve fiziksel engelin doğum sırasında meydana gelen olaylara bağlı olduğu belirtilmesine karşın doğumu yaptıran hekimlerin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, bebeğin sıkıntıda ve fetal distreste olduğunu gösteren bulguların bulunmadığı, ilerlemeyen travay nedeni ile sezaryen ameliyatına alınmasının doğru bir eylem olduğu, doğum sonrası çocuk hekiminin takip ve tedavisinin tıp kurallarına uygun olduğunun" belirtildiği, dolayısıyla doğum sırasında meydana gelen olaylar ve doğum sürecinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun bilirkişi raporunun yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sonucuna varılarak, dosyadaki bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun raporları da göz önünde bulundurularak olayın oluşumunda davalı idare ve ajanlarına atfı kabil bir kusur bulunup bulunmadığı konusunda inceleme yapılması için dosya Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna gönderilmiştir. Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunda ise; "... kızı ... doğumlu ...'in 20.10.2006 tarihinde saat 08:00 de Denizli Askeri Hastanesi'ne 39 haftalık ağrılı gebe olarak müracaat ettiği, ikinci gebeliği olduğu, önce normal vajinal doğum kararı alındığı, saat 14:00 de ilerlemeyen travay nedeni ile sezaryene alındığı, bebeğin doğum sonrası solunum sıkıntısı sebebiyle bir üst merkeze sevk edildiği, mevcut tıbbi belgelere çekilen NST ler ile ÇKS takiplerine göre bebeğin intrauterin (rahim içinde) yakından takip edildiği, bebeğin sıkıntıda ve fetal distreste olduğunu gösteren bulguların bulunmadığı, ilerlemeyen travay nedeni ile sezaryen ameliyatına alınmasının doğru bir eylem olduğu, doğum sonrası çocuk hekiminin takip ve tedavisinin tıp kurallarına uygun olduğu, ilgili hekim ve idareye atfı kabil kusur saptanmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece, anılan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu ve davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir. Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak ve idarenin kusurunun ağırlığını ya da sorumluluğunu ve zarar doğuran olayla ilgisini ortaya koyacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davalı idare tarafından dosyaya sunulan hasta dosyasının incelenmesinden, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca, davacıya uygulanan işlemlerin komplikasyonları hakkında bilgilendirilerek rızasının alındığına ilişkin aydınlatılmış onam belgesinin olmadığı görülmekte olup, belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmemiş olmasının sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda davacıda endişeye, üzüntüye yol açacağı tabiidir. Dava konusu olayda davacının, aydınlatılmış onamın alınmamış olması nedeniyle uğradığı 150.000,00 TL manevi zararın giderilmesi gerekirken, 150.000,00 TL manevi tazminat talebinin reddi yolunda verilen Mahkeme kararında hukuka uyarlık görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, 2. Davanın reddine ilişkin temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının davacıların maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, reddedilen maddi tazminat nedeniyle davalı idare lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmı ile davacıların manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 25/09/2024 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. (X) - KARŞI OY: Dava dosyasının incelenmesinden, Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun davacıların iddialarını karşılamaktan ve ayrıntılı bilgi vermekten uzak ve soyut ifadeler içerdiği anlaşılmaktadır. Belirtilen bu durumda, eksik inceleme nedeniyle hükme esas alınamayacak nitelikte olan bilirkişi raporu uyarınca karar verilmiş olduğu sonucuna varıldığından, davacıların iddialarını karşılar nitelikte, somut ve ayrıntılı bilgi içermek suretiyle hazırlanacak yeni bir bilirkişi raporu uyarınca karar verilmesi gerektiğinden, davacıların karar düzeltme isteminin kabulü ile Daire kararının kaldırılarak Mahkeme kararının belirtilen gerekçelerle bozulması gerektiği oyuyla, Daire kararına katılmıyorum.