Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2021/3843 E. , 2024/10755 K. T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2021/3843 Karar No : 2024/10755 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı - ANKARA 2- ... Genel Müdürlüğü - ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davac…
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2021/3843 E. , 2024/10755 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2021/3843 Karar No : 2024/10755 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı - ANKARA 2- ... Genel Müdürlüğü - ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, Denizli ili, Tavas İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; dava konusu uyuşmazlıkta, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçundan dolayı kamu davası açıldığı, ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... kararda özetle, "...sanığın (davacının) anılan bankada ... tarihinde ... müşteri numaralı hesabı açtırdığı, Aralık 2013 tarihinde hesapta 20.826-TL mevcut olduğu, 19/04/2013- 16/05/2013- 15/07/2013 - 02/12/2013 tarihlerinde TL karşılığı altın hesabı olduğu, 17/01/2014 tarihinde 197,21 gram altın üzerinden 91 gün vadeli katılım hesabı açıldığı, 24/01/2014 tarihinde 80 günlük 11.500-TL'lik katılım hesabı açıldığı, 08/08/2014 tarihinde 40 günlük 13.462-TL'lik katılım hesabı açıldığı, bu hesabın vade tarihinin 22/09/2014 tarihi olduğu, ancak 15/09/2014 tarihinde vadesinden önce kapatıldığı, katılım hesaplarının açılma tarihleri, miktarları ve açık kaldığı süreler dikkate alındığında sanığın örgütsel talimatla hareket ettiği, sanığın anılan bankanın örgütle irtibatını bilmediği yönündeki savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu, zira polis memuru olan sanığın 2014 yılında görevi kapsamında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün emniyet müdürlüğü yapılanmasına yönelik soruşturmalarında görev aldığına dair savunmasına göre sanığın anılan bankanın örgütle irtibatını bilmemesinin akla uygun olmadığı, bildiği halde söz konusu bankada, üstelik yukarıda izah edildiği şekilde bankaya destek niteliğinde işlemler yapmasının örgüt liderinin talimatı doğrultusunda gerçekleştiğini gösterdiği; somut olayda sanığın, çocuklarını örgütle irtibatlı okullara göndermesinin ve örgütle irtibatlı bankaya para yatırmış olmasının iltisak ve sempati boyutunu aşıp örgütsel bağ ve hiyerarşik yapıya dahil olma boyutuna ulaştığına dair aleyhine yeterli delil olmadığı, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile organik bağ kurduğuna dair belli yoğunluğa erişmiş ve süreklilik gösteren eyleminin tespit edilemediği, dolayısıyla örgüt üyeliği suçlamasının kuşkulu kaldığı, bu sebeple de sanığın örgüt üyesi sayılamayacağı ancak bu örgütün terör örgütü olduğunu bildiği halde bu örgütün mali kaynak ve finansman aracı olan Bank Asya isimli katılım bankasına örgüt liderinin talimatlarına uygun şekilde para yatırması, altın ve katılım hesapları açtırması nedeni ile bu örgüte açıkça, bilerek ve isteyerek yardım ettiği sonucuna varıldığı" gerekçesiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 314/3. maddesinde düzenlenen ''silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme'' suçunu işlediği sabit görülerek 1 yıl 13 ay hapis cezasıyla cezalandırıldığı, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla esastan reddedildiği ve dosyanın temyiz aşamasında olduğu; bu durumda, davacı hakkında ''silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme" suçundan hapis cezası verildiği hususu dikkate alındığında, idarece, davacının söz konusu eylemleri nedeniyle FETÖ/PDY terör örgütüyle bağı olduğu şeklinde değerlendirilmesinin makul ve hakkaniyete uygun düştüğü, dolayısıyla Anayasayla kurulmuş hür demokratik düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan terör örgütüne yardım ettiği konusunda somut verilere ulaşılan davacının, Anayasadaki sadakat yükümlülüğünü de ihlal ettiği anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu, istinaf başvurusunun kabulünü gerektiren başka bir neden bulunmadığı belirtilerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Kanun Hükmünde Kararname ile tesis edilen işlemin Anayasa'nın 15. maddesine aykırı olduğu, terör örgütü ile iltisaklı olduğuna dair hiçbir somut delil bulunmadığı, suç teşkil eden herhangi bir eylemi olmadığı, karara esas alınan mahkumiyet kararının henüz kesinleşmediği, aleyhine delil olarak kullanılamayacağı, bekletici mesele yapılması gerektiği, masumiyet karinesinin ihlal edildiği, örgüt üyeliği için dikkate alınan kriterlerin kendisi yönünden mevcut olmadığı, Bank Asya'ya örgüt talimatıyla para yatırmadığı ve bu yönde herhangi bir tespit ve delil bulunmadığı, örgüt talimatı olarak belirtilen 2014 yılı Eylül ayında hesaptaki paranın tamamını çektiği ve hesabını kapattığı, hayatın olağan akışına aykırı herhangi bir durum olmadığı, Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edildiği, Mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucunda delillerin takdirinde hataya düşülerek karar verildiği belirtilerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği, ayrıca 7080 sayılı Kanunun 2. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu, iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği ileri sürülmektedir. SAVUNMALARIN ÖZETİ : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334. maddesi uyarınca adli yardım talebi daha önce kabul edilmiş olan davacının, aynı Kanunun 335. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam eder." hükmü gereğince temyiz aşamasındaki adli yardım talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek ve davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi bulunmayarak gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY ve İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye'de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde sona ermiştir. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 4/1-(b) maddesinde; 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununa tabi personelin Jandarma Genel Komutanının teklifi ve İçişleri Bakanının onayıyla kamu görevinden çıkarılacağı düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Diğer yandan, olağanüstü hâlin sona erdirilmesinden sonra 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye geçici 35. madde eklenmiştir. Anılan maddede, ''...B) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen (Anayasa Mahkemesinin 30/06/2022 tarih ve E:2018/137, K:2022/86 sayılı kararıyla,"...üyeliği, mensubiyeti veya..." ibaresinin iptaline karar verilmiştir.) ;...6) Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü personeli İçişleri Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır. '' hükmü getirilmek suretiyle, 667 sayılı KHK'nın 4/1-(b) maddesiyle benzer düzenlemeye yer verilmiş, ayrıca aynı maddenin son fıkrasında, (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği belirtilmiştir. Daha sonra, 28/07/2021 tarih ve 31551 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesiyle, söz konusu geçici 35. maddenin (B) fıkrasında yer alan “üç yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir. Denizli ili, Tavas İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan davacı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca 05/03/2020 tarih ve 2020/1 sayılı işlem ile kamu görevinden çıkarılmıştır. Bunun üzerine, anılan işlemin iptali istemiyle temyizen incelenen davayı açmıştır. Diğer yandan, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ceza davası açılmış ise de, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... kararı ile "silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme'' suçundan 1 yıl, 13 ay hapis cezası verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvursunun ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla esastan reddedildiği, UYAP üzerinden yapılan incelemede Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla dosyanın temyiz incelemesinde olduğu anlaşılmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 667 sayılı KHK'nın 4. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin, “kamu görevinden çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla, "terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler" hakkında; 667 sayılı KHK'nın 4. maddesiyle, olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte tedbir, OHAL kalktıktan sonra 375 sayılı KHK'nın Geçici 35. maddesiyle de dört yıl süreyle uygulanmak üzere kamu görevinden çıkarma yaptırımı getirilmiştir. AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, kamu görevlilerinin devlete sadakat yükümlülüğünü yitirildiğini ortaya koyan ve bahse konu yaptırımın uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan yaptırımın uygulanabilmesi için yeterlidir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bununla birlikte iptal davaları idarî işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalardır. İdari işlem ise idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği hukuki sonuç doğuran işlemdir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden maddi ve hukuki etkenler ise idari işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 35. maddesinde yer alan, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin “meslekten veya kamu görevinden çıkarılmasına karar verilir.'' hükmü gereğince davacı hakkında dava konusu işlem tesis edilmiştir. Bu kapsamda davacı hakkındaki terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönünde davalı idarece yapılan değerlendirmenin de kuşkusuz keyfilikten uzak olması gerekir. Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak, davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirme ve ayrıca sistem dökümü belgesine göre, Bank Asya'da 19/04/2013 tarihinde açılmış olan hesabının bulunduğu, anılan hesaba ilişkin 2013-2016 yılları arasındaki hesap hareketlerinin incelenmesinden, anılan dönemde 46 adet işlem hareketi olduğu, 01/01/2014 tarihi sonrasında alacak türünde 22 adet işlem hareketi olduğu, 01/01/2014 tarihi sonrasındaki işlem hareketleri incelendiğinde, TL cinsinden toplam 24.962-TL tutarında 2 adet, XAU cinsinden 197.27-TL tutarında 1 adet katılım hesabı açma, TL cinsinden toplam 506.32-TL işlem tutarında 6 adet, XAU cinsinden toplam 197.78-TL tutarında diğer bankacılık işlemi hareketi olduğu; Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin istemi üzerine hazırlanan Bilirkişi Raporunun incelenmesinden, davacıya ait hesabın 19/04/2013 tarihinde açılan hesapta Siirt Şubesinden yapılan işlemlerin olduğu, cari hesap, katılım hesabı ve internet bankacılığının kapalı gözüktüğü, 2013 Aralık ayı hesap bakiyesinin 20.826-TL olduğu ve 2013 yılı Nisan ayından gelen altın hesabı kaynaklı bakiye olduğu, 2014 yılı Ocak ayı bakiyesinin 24.862-TL olarak gerçekleştiği, 2014 yılı Ağustos ayı bakiyesinin 32.790-TL ile en yüksek bakiye olduğu, 2014 yılı Eylül ayından raporlama tarihine kadar olan hesap bakiyesinin olmadığı, 15/09/2014 itibarıyla mevcut bakiyenin nakit olarak çekildiği, bu tarihe kadar davacı hesabına nakit yatan ve davacı tarafından yatırılan aidat, anılan hesaptan nakit çekilen 40 günlük katılım hesabı açılması, hesabın vadesinden önce kapatılması cinsinden çeşitli tarihlerde ve miktarlarda işlemler gerçekleştirildiğinin görüldüğü; davacının Bank Asya adlı bankada örgüt liderinin medyaya yansıyan destek olma talimatı sonrası destek amaçlı hesap hareketlerinin bulunduğunun gösterildiği; Mahkemece, davacı hakkında yürütülen ceza yargılamasındaki tespitlere yer verilerek ve hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesince 'silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme' suçundan hapis cezası verilmiş olması gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun Bölge İdare Mahkemesince reddedildiği görülmüştür. Bu nedenle, öncelikle, davalı idarece dava dosyasına sunulan davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla hukuka uygun bulunan İdare Mahkemesi kararında yer alan davacı hakkındaki tespit ve değerlendirmeler incelendiğinde; a) İdare Mahkemesi kararında; davacının, Bank Asya'daki hesabına örgüt liderinin talimatından sonraki süreçte, altın ve katılım hesapları açtırması nedeni ile bu örgüte açıkça, bilerek ve isteyerek yardım ettiği, dolayısıyla örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hareket ettiği hususunun davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesiyle ilgili olarak; Davacı tarafından, bu tespite ilişkin olarak dava dosyasındaki ve hakkındaki ceza soruşturmasındaki beyanlarında özetle; Bank Asya'da bulunan hesabını 2012 yılında açtığını, Bank Asya'ya örgüt talimatıyla para yatırmadığı ve bu yönde herhangi bir tespit ve delil bulunmadığı, örgüt talimatı olarak belirtilen 2014 yılı Eylül ayında hesaptaki paranın tamamını çektiği ve hesabını kapattığı, hayatın olağan akışına aykırı herhangi bir durum olmadığını, FETÖ/PDY terör örgütüne bağlı herhangi bir kuruluşa maddi yardımda bulunmadığı ileri sürülmüştür. FETÖ lideri tarafından talimatın verildiği 25/12/2013 tarihinden, Bank Asya'nın TMSF'ye devredildiği 29/05/2015 tarihine kadar, örgüt liderinin emri doğrultusunda mali olarak zor duruma düşen Banka'nın parasal yönden iyi durumda olduğunu göstermek amacıyla örgüt mensuplarınca, gerek bir kısım malvarlıkları elden çıkarılarak, gerekse başka finans kuruluşlarından kredi çekilerek tasarruf ve kâr amacı gözetilmeksizin, kendileri, eşleri, reşit olmayan çocukları ve bazen de anne-babaları adına para yatırılmış, katılım hesapları açılmış, döviz ve altın alım-satımı gibi işlemler yapılmıştır. Nitekim, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/12/2017 tarihli ve E:2017/1862, K:2017/5796 sayılı kararı ile örgüt liderinin talimatı doğrultusunda Bank Asya'ya para yatırma fiilinin terör örgütünün amacına hizmet eden yardım suçu kapsamında değerlendirildiği; Anayasa Mahkemesince de, örgütün mali kaynağını oluşturan ve bu yolla gelir elde ettiği anlaşılan Banka'ya, örgüt liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine para yatırmanın somut olayın koşullarına göre silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak değerlendirilebileceğini kabul edilmiştir (AYM, Metin Evecen, B. No: 2017/744, 04/04/2018, § 59). Dava dosyasının incelenmesinden; davacının Bank Asya'da 19/04/2013 tarihinde 4089810 müşteri numaralı hesabı açtırdığı, Aralık 2013 tarihinde hesabında 20.826-TL mevcut olduğu, 19/04/2013-16/05/2013-15/07/2013-02/12/2013 tarihlerinde altın hesabı olduğu, 17/01/2014 tarihinde 197,21 gram altın üzerinden 91 gün vadeli katılım hesabı açıldığı, 24/01/2014 tarihinde 80 günlük 11.500-TL'lik katılım hesabı açıldığı, 08/08/2014 tarihinde 40 günlük 13.462-TL'lik katılım hesabı açıldığı, bu hesabın vade tarihinin 22/09/2014 olduğu, ancak vadesinden önce, 15/09/2014 tarihinde kapatıldığı görülmektedir. Dolayısıyla, davacının Asya Katılım Bankası hesabına ilişkin dosyaya sunulan bilgi ve belgeler dikkate alındığında; davacı tarafından 2. talimat döneminden önce, yani 2014 yılı Eylül ayında hesabını kapattığı da göz önünde bulundurulduğunda, davacının Bank Asya'daki işlemlerinin rutin bankacılık işlemleri kapsamında olduğu, terör örgütü liderinin talimatı doğrultusunda örgütsel amaçla yapıldığına dair somut bir tespitin bulunmadığı anlaşıldığından, söz konusu Bank Asya hesabına ilişkin bilgilerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. b) İdare Mahkemesi kararında; davacının çocuğunu örgütle irtibatlı okullara göndermiş olması hususunun davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesiyle ilgili olarak; Davacının çocuğunun FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle kapatılan özel öğretim kurumları arasında yer alan Celal Değer İlköğretim Okulunda, 2014-2015 yıllarında (Siirt'te görev yaptığı dönemde) kaydının bulunduğu hususunun davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirildiği görülmüş ise de; davacı hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyası ile yapılan yargılamada davacının alınan savunmasına göre, "2010 yılında Siirt'e atamamız çıkmıştı. Ben Koruma Şubede çalışıyordum. O dönem Siirt'te basına yansıyan 2 tane ilkokul öğrencisine bir kısım kamu görevlilerinin tecavüz olayı olmuştu. Ben bu olayın soruşturmasında görev almıştım. Tedirgin olduğum için kendi çocuğumu özel okula gönderdim. Celal Değer isimli özel okul Siirt'te tek özel okuldu. Kamera kayıtlarına ulaşabiliyorduk ve kapısında da güvenlik görevlisi vardı. Emniyetli hissettiğim için çocuğu bu okula vermiştim. Ayrıca benim görev yaptığım dönemde okullardaki cinsel istismar soruşturmalarında da çalıştığım için tedirgin olduğumdan çocuğumu özel okula verdim. Başka bir amacım yoktur." şeklinde beyanlarda bulunduğu görülmüştür. Dolayısıyla, davacının çocuğunu söz konusu okula gönderirken eğitim saikiyle değil örgütsel saikle hareket ettiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında yer almadığı anlaşıldığından, anılan hususun davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. c) Davacı hakkındaki kodlamanın FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı yönünden değerlendirilmesiyle ilgili olarak; ; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan ve örgütün emniyet içindeki mahrem yapılanmasına dair soruşturma kapsamında "..." isimli gizli tanıktan ele geçirildiği belirtilen SD kart içindeki güncel listeyi içeren veri inceleme raporunda davacının derecesinin "DİL" (Emniyet içerisindeki FETÖ mensubu olmayan ancak FETÖ mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişi); alanının "AD" (Emniyet içindeki FETÖ yapılanmasının etki alanı dışındaki kişi) olarak kodlandığı, kurs taksiti, ofis ve etüt bilgisinin bulunmadığı; davacıya ilişkin güncel listeleri içeren Veri Analiz Raporunda da davacının alanının "AD" (Emniyet içindeki FETÖ yapılanmasının etki alanı dışındaki kişi) olarak kodlandığı, söz konusu kodlamanın anlamı ve diğer tespitler de dikkate alındığında, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Tüm dosya kapsamı (idari soruşturma kapsamında alınan savunmalar, ceza yargılamasındaki savunma vb.) ve davacının, 17/25 Aralıktan sonraki süreçte PDY soruşturmalarında aktif olarak görev aldığı, birçok polis memuru ve emniyet müdürünün ihracında imzası olduğuna ilişkin beyanları dikkate alındığında, davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatının bulunmadığı sonucuna varılmıştır Bu durumda, yukarıdaki tüm tespit ve değerlendirmeler dikkate alındığında, dava konusu işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne; 2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddine dair temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 25/06/2024 tarihinde, oybirliğiyle karar verildi.