10. Hukuk Dairesi 2012/17833 E. , 2013/10605 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, ilâmında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı SGK Başkanlığı ile davalılardan ..., ..., ..., ...,... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki kara
**10. Hukuk Dairesi 2012/17833 E. , 2013/10605 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, ilâmında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı SGK Başkanlığı ile davalılardan ..., ..., ..., ...,... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-Davalılar vekilinin temyiz talebi yönünden; Hüküm İş Mahkemesi tarafından verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesi hükmüne göre, iş mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir. Olayda hüküm 25.06.2012 tarihinde temyiz eden davalılar vekiline yöntemince tefhim edilmiş, temyiz ise katılma yoluyla 06.07.2012 tarihinde vuku bulmuştur. İş mahkemelerinden verilen kararlara karşı katılma yoluyla temyiz olanağı bulunmadığı da gözetildiğinde, şu duruma göre davada 8 günlük temyiz süresi geçtiğinden, 01.06.1990 gün ve 1989/3 E.,... K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı da göz önünde tutularak davalıların vekilinin temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden reddine, 2-Davalı ... Başkanlığının temyiz talebi yönünden ise; Dava, 02.05.2005 tarihli trafik kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine yapılan yardımların davalılardan tahsiline karar verilmesi istemine ilişkindir. 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 39. maddesinde; “Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malül veya vazife malülü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bu Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurum zarara sebep olan üçüncü ./... -2- kişilere rücu edilir” düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin anılan kanunda, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında, davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Kanunun 63. maddesidir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun; 599’uncu maddesinde, mirasçıların, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazandıkları, kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçıların, miras bırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazandıkları ve miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu oldukları, atanmış mirasçıların da mirası, miras bırakanın ölümü ile kazandıkları, yasal mirasçıların, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlü oldukları belirtilmiş, 605’inci maddesinde, yasal ve atanmış mirasçıların mirası reddedebilecekleri, ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen belirlenmiş ise, mirasın reddedilmiş sayılacağı bildirilmiş, 606’ncı maddesinde, mirasın, üç ay içinde reddolunabileceği, bu sürenin, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri kanıtlanmadıkça miras bırakanın ölümünü öğrendikleri, vasiyetname ile atanmış mirasçılar için miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlayacağı açıklanmış, 610’uncu maddesinde, yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçının, mirası kayıtsız koşulsuz kazanmış olacağı, ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya miras bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan, ya da, tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçının, mirası reddedemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Kural olarak, bir kimsenin ölümü ile mal varlığının bir bütün olarak mirasçılarına geçmesini ifade eden külli halefiyet gereğince, miras bırakanın kişisel özelliklerinin ağır bastığı, düşünsel ve bedeni özellik ve yetenekleri göz önünde bulundurularak yapılmış, borcun bizzat miras bırakan tarafından yerine getirilmesi gereken kişisel edim borçları dışında, malvarlığından ifa durumunda olunan maddi edim borçları mirasçılara intikal eder. Miras bırakanın borçları, ölümünden önce yaptığı hukuki işlemlerden, işlediği haksız eylemlerden, malvarlığında meydana gelen sebepsiz zenginleşmeden ve ölüm anına kadar oluşan bir takım olgular nedeniyle doğrudan doğruya kanundan doğabilir. Mirasçıların sorumluluğu bakımından borcun kaynağı önem arz etmemektedir ve mirasın kesin olarak kazanılması ile başlayan bu sorumluluk, borcun esası ile sınırlı olmayıp, işlemiş ve işleyecek faizleri de kapsamaktadır. Miras açıldığı sırada terekenin pasifi aktifinden fazla ise tereke borca batık sayılmaktadır ve ayrıca, borca batıklık olgusunun tespiti dava yoluyla istenebileceği gibi açılmış bir davada itiraz olarak da ileri sürülebilir. Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında, inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davalılardan ..., ... ve ...'nin -3- yasal mirasçı sıfatları olmaması ve bu sebeple husumet tevcih edilemeyeceği belirtilerek bu davalılar yönünden davanın reddine karar verilmesi yerindedir. Ancak; diğer davalılar olan ... ve ...'nin zararlandırıcı sigorta olayında herhangi bir kusurlarının bulunmadığı ve 02.05.2005 tarihli trafik kazasında % 25 kusurlu olduğu belirtilen müteveffa sürücü ... Bağ Kur sigortalısı olduğundan bahisle bu davalılar yönünden de davanın reddine karar verilmesi ise isabetli olmamıştır. İncelenen dosyada, davalı mirasçılar mirasın borca batık olduğu itirazında bulunmalarına ve ... Sulh Hukuk Mahkemesinde reddi miras davası açıldığını belirtmelerine rağmen mahkemece, bu hususta herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Zira o davada verilecek olan kararın eldeki davanın sonucunu etkileyeceğinden, mahkemece, mirasın reddine ilişkin dava dosyası celbedilmek suretiyle araştırılmalı (TMK.605-611 md.) sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir. Mirasın reddi davasının kabul edilmesi durumunda ; mirasçıların bu sıfatla miras bırakanın borçlarından sorumlu olmayacağı dikkate alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekir Mirasın reddi davasının reddedilmiş olması durumunda ise; müteveffa sürücü ... kusur durumunu irdeleyen oluşa ve mevzuata uygun kusur raporu alınmalı ve sonucuna göre, çelişkiye yer bırakmayacak şekilde hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı SGK Başkanlığının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 17.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.