Başvuru, imar uygulaması ile kamuya terk edilen taşınmazın terk amacı dışında kullanılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, imar uygulaması ile kamuya terk edilen taşınmazın terk amacı dışında kullanılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 14/3/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyon 7/11/2019 tarihinde başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, başvurucunun diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Başvuru Konusu Olayın Arka Planı Başvurucular 21/12/2016 tarihinde vefat eden O.B.nin mirasçılarıdır. İstanbul ili Bahçelievler ilçesi Bahçelievler Mahallesi'nde bulunan 1090 ada 1 ve 2 parsel (eski 1042 ada 7 parsel) sayılı taşınmaz 24/5/1978 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan mevzi imar planında yeşil alan olarak ayrılmıştır. Başvurucuların murisi bu taşınmazın 1/2 hissesini 1984 yılında satın almıştır. Başvurucuların beyanına göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan imar planı doğrultusunda Bakırköy Belediyesinin 13/11/1984 tarihli encümen kararı ile bu taşınmaz tek taraflı olarak ifraz edilmiştir. Yeni oluşan 1 numaralı parsel, düzenleme ortaklık payı olarak yeşil alana ayrılmıştır. Başvurucuların beyanına göre Bakırköy Belediyesinin 3/9/1987 tarihli encümen kararıyla 1 numaralı parsel ifraz edilerek yeni oluşan 052 m2 yüz ölçümlü 6 numaralı parsel Türk Böbrek Vakfına (Vakıf) tahsis edilmiştir. 1989 yılında da Vakıf tarafından bu taşınmaz üzerinde hastane faaliyetleri başlatılmıştır. Başvurucular ayrıca İstanbul Valiliği ile Vakıf arasında 20/2/1991 tarihinde imzalanan protokol ile de bu taşınmazın 788 m2lik kısmının ilköğretim alanı, 640 m2lik kısmının da ortaöğretim alanı olarak Vakfa tahsis edildiğini savunmuşlardır. Bahçelievler Belediyesi tarafından 2003 yılında bu taşınmazı da kapsayan alandaki 1/000 ve 1/000 ölçekli planlarda fonksiyon değişikliğine gidilerek bu taşınmaz eğitim ve sağlık alanı içine alınmıştır. 8/1/2004 tarihli encümen kararı ile de bu taşınmazın sağlık tesisi alanı olarak Belediye adına tescil edilmesine karar verilmiştir. B. İmar Planı Değişikliğinin İptali Süreci Başvurucuların murisi imar planı değişikliği işlemi ve taşınmazın Bahçelievler Belediyesi adına tescil edilmesi yönünde alınan kararların iptali istemiyle 2004 yılında -dosyada belirtilmeyen bir tarihte- İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 21/6/2006 tarihinde davanın kabulü ile dava konusu işlemlerin iptaline karar vermiştir. Kararda; plan değişikliklerinin nazım ve uygulama imar planlarına uygun olmadığı, plan değişikliğine yönelik olarak ilgili kurumun görüşünün alınmamış olduğu hususlarına vurgu yapılmıştır. Kararda ayrıca imar uygulaması ile kamuya terk edilmiş bir alanın başka bir amaçla kullanılmaması gerekirken Belediyeye tahsis edilmesinin şehircilik ilkeleri ve planlama teknikleri ile kamu yararına aykırı olduğu ifade edilmiştir. Danıştay Altıncı Dairesi 26/11/2008 tarihinde kararı onamıştır. Başvuruya Konu Yargılama Süreci Başvurucuların murisi, imar planı değişikliği işlemi nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararlarının tazmini amacıyla 29/7/2009 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde özetle 13/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun maddesi uyarınca davaya konu taşınmazın %65'e varan kısmının yeşil alan olarak terk edildiği ancak bu kısma fiilen özel sağlık tesisi ve özel eğitim kurumu kurulduğu, sonrasında yapılan imar planı değişikliğiyle taşınmazın yeşil alan vasfının değiştirildiği belirtilmiştir. Bu nedenlerle oluşan hak kayıplarının giderilmesi için maddi ve manevi tazminat talep edilmiştir. Mahkeme 27/12/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda özetle şu hususlara değinilmiştir:i. 1090 ada 1-2 parsel (eski 1042 ada 7 parsel) sayılı taşınmazın 24/5/1978 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onanan mevzi imar planında yeşil alanda olduğuna, bu doğrultuda yapılan imar uygulaması sonrası düzenleme ortaklık payı kapsamında taşınmazın bir kısmının davacı tarafından kamuya terk edildiğine ve tapu kütüğüne de bu şekilde işlendiğine vurgu yapılmıştır. ii. Söz konusu parsel üzerinde yapılan protokollerle bir kısmının eğitim alanı, bir kısmının da sağlık alanı olarak kullanılması yönünde fiilî uygulamalara gidildiğine değinilmiştir. Ayrıca kamuya terk edilmiş yeşil alan işlevinde olan taşınmazın 1/000 ve 1/000 ölçekli planlarda fonksiyon değişikliğine gidilerek eğitim ve sağlık alanı içine alındığı, 2004 tarihli belediye encümeni kararı ile parselin Bahçelievler Belediyesi adına ihdas edildiği ifade edilmiştir.iii. Ancak anılan imar planı değişikliklerinin iptali istemiyle açılan davanın İstanbul İdare Mahkemesinin 21/6/2006 tarihli kararıyla iptal edildiği, Danıştay Altıncı Dairesince bu kararın onandığı, davalı idarelerce yargı kararının gereği yerine getirilerek 24/5/1978 tasdik tarihli mevzi imar planındaki donatı alanlarının korunması yönünde plan değişikliğinin yapıldığı açıklanmıştır. iv. Buna göre mevcut durumda taşınmazın kamuya ayrılmış yeşil alan özelliğini kaybetmediği, yeşil alan vasfının devam ettiği, idarenin hukuka aykırı işleminden ya da eyleminden doğan somut bir zararın söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştır. Danıştay Altıncı Dairesi 5/12/2016 tarihinde kararı onamıştır. Başvurucular bu karara karşı karar düzeltme yoluna gitmemiştir. Nihai karar başvurucular vekiline 14/2/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 14/3/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 3194 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde olup uygulama imar planında düzenleme ortaklık payına konu kullanımlarda yer alan taşınmazlar;a) Bu kullanımlardan umumi hizmetlere ayrılan alanlar öncelikle 18 inci maddeye göre arazi ve arsa düzenlemesi yapılarak,...ilgili kamu kurum ve kuruluşunca kamulaştırılarak kamu mülkiyetine geçirilir." 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun maddesi şöyledir:''İmar mevzuatı gereğince düzenlemeye tabi tutulan parsellerden düzenleme ortaklık payı karşılığı olarak bir defaya mahsus alınan yol, yeşil saha ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan yerlerle, özel parselasyon sonunda malikinin muvafakatı ile kamu hizmet ve tesisleri için ayrılmış bulunan yerler için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamaz ve karşılığı istenemez.''B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) her ne kadar Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinde açık olarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmese de bu maddenin keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanun dışı, keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazların sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya konabilme olanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 55; Jokela/Finlandiya, B. No: 28856/95, 21/5/2002, § 45). Ayrıca AİHM'e göre usule ilişkin güvencelerin özel kişiler arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında taraflardan birinin devlet olması durumunda bu ilke daha kuvvetli uygulanma alanı bulur (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, § 100). Bu bağlamda AİHM, mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeye sahip olması gerektiğine değinmiştir. AİHM bu zorunluluk davacının her iddiasına ayrıntılı cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının yargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanması gerektiğini vurgulamıştır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05, 34786/05, 34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54). Gereksar ve diğerleri/Türkiye kararına konu olayda idare tarafından sulama kanalına hasar verilmesi nedeniyle başvurucuların tarlalarının zarar görmesi söz konusudur. AİHM, derece mahkemelerinin kararlarının davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia ve itirazlara cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği tespitine yer vermiştir. AİHM, bu sebeple Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinde öngörülen usul güvencelerinin yerine getirilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, §§ 55-64).