T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/550 KARAR NO : 2025/1499 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13.12.2022 NUMARASI : 2021/824 Esas 2022/1130 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali KARAR TARİHİ : 24.10.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 24.10.2025 İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.12.2022 tarih 2021/824 Esas 2022/1130 Karar say…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/550 KARAR NO : 2025/1499 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13.12.2022 NUMARASI : 2021/824 Esas 2022/1130 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali KARAR TARİHİ : 24.10.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 24.10.2025 İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.12.2022 tarih 2021/824 Esas 2022/1130 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ....... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, müvekkili banka ile davalı borçlu arasında imzalanan sözleşmeye istinaden nakdi ticari krediler kullandırıldığı, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine davalı kredi borçlusunun hesapları kat edilerek Beşiktaş 1.Noterliği'nin 27.09.2019 tarihli 35958 yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edildiği, ihtarnamenin tebliğ edildiği ancak borcun ödenmediği, bu nedenle davalı hakkında İzmir 6.İcra Dairesi'nin 2020/9468 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı ve davalının haksız itirazı nedeniyle takibin durduğundan bahisle davalının itirazının iptaline, takibin devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili, müvekkilinin Bornova 5.Noterliği'nin 21.03.2019 tarihli ve 7593 sayılı genel kurul kararı ile ... Ltd. Şti.'de bulunan paylarını .....ve .....'a devretmesiyle müvekkilinin pay ve temsil yetkisinin sona erdiği, davacı delilleri arasında yer alan sözleşmelerin tamamı müvekkili şirketin devredildikten sonra şirketin yeni sahipleriyle düzenlenmiş olan sözleşmeler olduğu, bir sözleşmenin ise müvekkilinin bireysel bankacılık sözleşmesi olduğu, ancak müvekkilinin bankaya borçlu olmadığı, davacı tarafından gönderilen ihtarnamede müvekkilinin kefil olarak gösterildiği, davacı tarafın delil olarak sunulan sözleşmelerde müvekkilinin sorumluluğunu doğuracak bir sözleşme bulunmadığı gibi kredi sözleşmesinde kefalete müvekkilinin eşinin rızasını gösterir imza veya muvafakatname belgesinin de mevcut olmadığından bahisle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı yan yönünden verilen kefaletin geçerli olduğu, davalının sorumlu olduğu 21.06.2016 tarihli genel kredi sözleşmesi sebebiyle dava dışı şirket lehine düzenlenen teminat mektubunun nakde çevrilmesine yönelik işlem bakımından davacı banka nezdinde oluşan zararın bilirkişi marifetiyle tespiti suretiyle davacının davalıdan dayanak icra dosyası üzerinden alacaklı olduğu kanaatiyle davanın kabulüne yönelik karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili, itirazın iptali davalarında takipte dayanılmayan kredi sözleşmesine davada dayanılmayacağından bu yönden davanın reddine karar verilmesi gerektiği, davacı tarafça takipte müvekkilinin imzası olan belgeye dayanmadığı ve dava dilekçesinde delil olarak 12.04.2019 tarihli GKS sözleşmesinin gösterildiği, bu sözleşmede müvekkilinin kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı, itirazın iptali davalarında Yargıtay içtihatlarıyla benimsendiği üzere takipte dayanılmayan belgelere dayanılamayacağı ancak mahkemece yapılan incelemede bu hususun aksi değerlendirme ile yapılan incelemenin hukuka aykırı olduğu, müvekkilin kredi asıl borçlusu şirketteki hissesinin devir ettiği, bu devirden sonra oluşacak borçtan sorumlu olmasının mümkün bulunmadığı, kat tarihi itibariyle şirket payının devredildiği, geçerli bir kefalet ilişkisinin kurulmadığı, kredi borcunun ferdileştirilmediği hususlarını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklı itirazın iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Davacı banka ile dava dışı ...... Şti arasında 21/07/2016 tarihli ve 100.000,00 TL bedelli, 12/04/2019 tarihli ve 2.000.000,00 TL bedelli olmak üzere iki adet genel kredi sözleşmesinin imzalandığı, 21/07/2016 tarihli sözleşmenin 43. maddesi ile genel kredi yanında borçlu lehine gayri nakdi kredi kullanılma imkanı tanınmakla borçlu tarafından dava dışı üçüncü şahsa 25/07/2018 tarihli ve 35.000,00 TL bedelli teminat mektubunun verildiği, davalı yanın 21/07/2016 tarihli sözleşmede aynı limit ile müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, teminat mektubunun 22/10/2020 tarihinde tazmin edildiği, bahse konu teminat mektubu sebebiyle kredi hesabı kat edilerek asıl borçlu ve davalı aleyhine ihtarname düzenlenmekle davalı yan yönünden tebliğ işleminin yapıldığı ve borcun ödenmemesi üzerine 01407TZ000000017650 nolu kredi sebebiyle dava dışı asıl borçlu şirket ve kefil konumundaki davalı aleyhine İzmir 6. İcra Müdürlüğünün 2020/468 esas sayılı dosyası üzerinden ilamsız takip başlatıldığı anlaşılmıştır. Davalı yanın borcun esasına yönelik istinaf istemlerinin incelemesine geçmeden evvel kefaleti konusundaki istinaf istemlerinin değerlendirilmesi gerektiği kabul edilerek kefalet konusunda açıklama yapılması gerekmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 581. maddesine göre; kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir. Türk Borçlar Kanunu 583. maddesindeki şekil unsuru geçerlilik unsurudur. Yani kefalet sözleşmesinin geçerli olarak kurulabilmesi için; sözleşmenin yazılı olması, kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihinin belirtilmesi, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Aksi halde kefalet sözleşmesi geçersiz olacaktır. Anılan düzenlemeden anlaşıldığı üzere şekle uymamanın yaptırımı kesin hükümsüzlüktür. Bu geçersizlik hakim tarafından resen dikkate alınır. Hakim, Türk Hukukunu re’sen uygular. Mahkeme emredici düzenlemelerinin gereğini yerine getirmek zorundadır. (yargıtay hgk. 13/03/2013 tarih ve 2013/802 e - 2013/347 k. ) Somut olayda aksi iddia edilmekle birlikte davalının 21/07/2016 tarihli sözleşmedeki kefaleti geçerlilik şartlarını sağladığı gibi ticaret sicil kayıtlarına göre sözleşmenin imza tarihinde kredi asıl borçlusu şirketin ortağı olunduğundan adı geçen yasanın 584/3 maddesi gereğince kefaleti için ayrıca eş rızasının aranmasına gerek olmadığı anlaşılmakla bu yönlerden davalı vekilinin istinaf talebinin yerinde olmadığı değerlendirilmiştir. Her ne kadar davalı yanca borcun pay devrinin yapılmasından sonra ortaya çıktığı ve bu nedenle sorumlu olunmadığı belirtilmiş ise de; dava dayanağı takip borcun 21/07/2016 tarihli genel kredi sözleşmesinin 43. maddesine göre gayri nakdi kredi kapsamında dava dışı üçüncü şahsa verilen 25/07/2018 tarihli ve 35.000,00 TL'lik teminat mektubunun nakde çevrilmesinden kaynaklandığı, mektubun nakde çevrilmesi pay devri yapılmasından sonra ise de söz konusu mektubun pay devri öncesi sözleşmenin 43. maddesi kapsamında verildiği hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde borçtan davalı yanın müteselsil sıfatla sorumlu olduğu, bunun yanında pay devri yapılmakla birlikte kefaletten dönme yönünde bir iradenin bildirilmediği gibi bildirilse bile 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesine göre dönmeye muvafakat edilmesi halinde dönme geçerli olacağından (Yargıtay 11 HD'nin 2023/3631 esas ve 2024/6279 karar sayılı ilamı) davalının pay devri sebebiyle borçtan sorumlu olmadığı yönündeki beyanının yerinde olmadığı değerlendirilerek bu yönde de davalı vekilinin istinaf isteminin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Yapılan açıklamalar karşısında ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, davalı yan yönünden borcun varlığı ile müteselsil sıfatlı borçtan sorumlu olduğunun tespit edilmesine, davalının aksi yöndeki iddiasının ispatlanamamasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, istinaf itirazları yerinde değildir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 2.472,52-TL'den peşin alınan 618,13-TL'nin mahsubu ile bakiye 1.854,39-TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 24.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.