Başvurucu, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 4/12/2012 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 13/3/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 26/3/2013 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiş olup, başvurucunun aynı konuya ilişkin 17/12/2013 tarih ve 2013/9316 sayılı bireysel başvurusu da bu başvuruyla birleştirilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 1/4/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Bakanlık görüşünü 3/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucu vekiline 25/6/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamıştır. Başvurucu Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla gönderdiği 22/10/2013 tarihli dilekçeyle vekilini azlettiğini bildirerek yazışmaların kendisiyle yapılmasını talep etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Adalet Bakanlığı görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, suç işlemek için örgüt kurma, nitelikli yağma, kasten öldürme ve hırsızlık suçlarına ilişkin olarak İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince 9/11/2006 tarih ve 2006/69 Sorgu sayılı kararla tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında anılan suçlarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 15/1/2007 tarihli iddianamesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Yargılamanın yürütüldüğü İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/70 sayılı dosyasında, 4/10/2012 tarihli duruşmada “yargılama kapsamındaki her bir suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği” gerekçesiyle tahliye talepleri reddedilerek başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Bu karara yapılan itiraz İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2/11/2012 tarih ve 2012/766 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir. Adalet Bakanlığı, bireysel başvuru konusu yargılamadan farklı olarak başvurucunun kasten öldürme suçundan Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin 27/5/2009 tarih ve E.2007/212, K.2009/177 sayılı kararıyla 14 yıl 2 ay hapis cezasına mahkûm edildiğini, bu kararın 20/9/2010 tarihli Yargıtay Ceza Dairesinin kararıyla onandığını, ayrıca Küçükçekmece Asliye Ceza Mahkemesinin 22/4/2008 tarihli ve Büyükçekmece Asliye Ceza Mahkemesinin 20/10/2010 tarihli kararlarıyla farklı suçlardan başvurucunun hapis cezalarına mahkum edildiğini, bu hükümlerin de Yargıtayca onandığını ve bu mahkûmiyetlere ilişkin cezaların içtima edilerek 7/4/2011 tarihinde infaza başlandığını bildirmiştir. Başvurucu kasten öldürme suçundan yargılandığı Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/212, K.2009/177 sayılı dosyasında 13/12/2006 tarihinde tutuklanmış ve 27/5/2009 tarihli mahkûmiyet hükmüyle birlikte başvurucu hükmen tutuklu olmuştur.B. İlgili Hukuk 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile son cümlesi şöyledir:“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,…Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”