Başvuru, tıbbi ihmal sonucu yüz çehresinde kalıcı hasar kalması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; açılan tazminat davasının makul sürede tamamlanmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu yüz çehresinde kalıcı hasar kalması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; açılan tazminat davasının makul sürede tamamlanmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 17/3/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvuruculardan Eliçe Aydın, diğer başvurucuların kızıdır ve 2002 doğumludur. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin (Hastane) 13/4/2006 tarihli raporuna göre başvurucu Eliçe'de çok ileri derecede işitme kaybı söz konusudur ve yeniden işitebilmesi için cerrahi bir müdahale ile kendisine koklear implant uygulanması gerekmektedir. Bu amaçla başvurucu 17/10/2006 tarihinde Hastanede ameliyat olmuştur. Ameliyat notuna göre koklea bulunamadığı için operasyona son verilmiştir. Sonuç itibarıyla uygun bir yer bulunamaması nedeniyle başvurucuya implant takılamamıştır. Ameliyat sonrasında başvurucu Eliçe'nin yüzünün sol tarafında birtakım sorunlar baş göstermiş ve başvurucu ilaç tedavisi görmüştür. İlaç tedavisi de başvurucunun sorunlarını gidermede yeterli olmamıştır. Başvurucu 12/12/2006 tarihinde yeniden aynı kurumda, aynı sağlık ekibinin katıldığı bir ameliyata daha alınmış ve başvurucuda oluşan hasarın giderilmesine çalışılmıştır. İkinci ameliyata rağmen başvurucunun yüzünde meydana gelen sağlık sorunu giderilememiştir. Başvurucuların beyanına göre sağlık ekibi, yaşanan sorun karşısında yapılabilecek bir şey olmadığını ifade etmiştir. Başvurucular, başka doktorlara muayene için gittiklerinde Eliçe'nin yanlış ameliyat edildiği, bu nedenle yüzünün sol kısmında felç geliştiği ve bunun düzelmesinin imkânsız olduğunun söylendiğini beyan etmişlerdir. Tıbbi müdahaleler sonucuna göre, güldüğünde başvurucunun çenesi sola doğru kaymakta ve sol göz kapağı kapanmamaktadır. Başvurucular zararlarının tazminini idareden talep etmiş iseler de talepleri zımnen reddedilmiştir. Bunun üzerine kusurlu eylem sonucu başvurucu Eliçe'nin yüzünün sol kısmında kalıcı bozukluk oluştuğunu belirterek uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini için 17/12/2007 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesine (Mahkeme)tam yargı davası açmışlardır. Mahkeme tarafından yargılama dosyası Adli Tıp Kurumuna (ATK) gönderilerek bilirkişi raporu alınmıştır. 12/5/2010 tarihli İhtisas Kuruluna ait bilirkişi raporunun sonuç kısmında;- Eliçe Aydın'a Prof. Dr. Ç.B. tarafından yapılan sol kohlear implant operasyonu esnasında implantın kulağın anatomik koşulları uygun olmadığı için takılamadığı,- Gelişen fasiyal paralizinin bu tür ameliyatların olası komplikasyonlarından olduğu,- Marmara Üniversitesinde uygulanan tıbbi işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir. Mahkeme 17/4/2012 tarihli kararında maddi tazminat talebini reddederken manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne, dava açma tarihinden itibaren davacı Eliçe için 000 TL, diğer davacılar için 000 TL ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme maddi tazminat talebinin reddine karar verirken itiraz edilmeyen bilirkişi raporuna dayandığını ve bu rapora göre gerçekleştirilen ameliyat ve sonrası tedavi sürecinde davalı idare personelinin hizmet kusuru bulunmadığını gerekçe olarak ortaya koymuş; manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verirken ise davacıların ve yakınlarının ameliyatın sürecinin gecikmesi ve ameliyat öncesi olası riskler hususunda bilgilendirildiğini gösterir belgenin mevcut olmadığını, dolayısıyla gerekli aydınlatmanın yapıldığının ispatlanamadığını, bu durumun davacılarda elem ve üzüntünün artmasına sebep olan bir kusur olduğunu belirtmiştir. Temyiz edilen karar, Danıştay Dairesinin (Daire) 21/11/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır. Söz konusu karar 18/2/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucular 17/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucuların karar düzeltme talebi bireysel başvuru yapıldıktan sonra aynı Dairenin 27/11/2015 tarihli ilamıyla reddedilmiştir. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesi şöyledir: “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin maddesi kapsamı içinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], B. No: 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], B. No: 32967/96, 17/1/2002, § 49). AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda ilgili devlet, hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, § 119, Yardımcı/Türkiye, § 59).