Başvuru, doğal hâkim ilkesine aykırı kurulmuş, tarafsız ve bağımsız olmayan mahkemelerce kanuna aykırı olarak tutuklanmaları ve isnat edilen suçlara ilişkin hakların bildirilmemesi nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının, soruşturma sürecinde kamu görevlilerinin insan haysiyeti ile bağdaşmayan eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının, haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmamasına karşın suçlu ilan edilmeleri nedeniyle masumiyet karinesinin, mensubu oldukları iddia edilen cemaate yönelik ne
Başvuru, doğal hâkim ilkesine aykırı kurulmuş, tarafsız ve bağımsız olmayan mahkemelerce kanuna aykırı olarak tutuklanmaları ve isnat edilen suçlara ilişkin hakların bildirilmemesi nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının, soruşturma sürecinde kamu görevlilerinin insan haysiyeti ile bağdaşmayan eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının, haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmamasına karşın suçlu ilan edilmeleri nedeniyle masumiyet karinesinin, mensubu oldukları iddia edilen cemaate yönelik nefret ve ötekileştirme söylemi ile meslekten atılmaları ve uydurma soruşturmalar açılması nedeniyle ayrımcılık yasağının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurular, 24/10/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonu 24/11/2014 tarihlinde 2014/16849 numaralı başvurunun, 28/11/2014 tarihinde 2014/16851 ve 2014/16840 numaralı başvuruların, 2/12/2014 tarihinde 2014/16838 numaralı başvurunun; İkinci Bölüm Birinci Komisyonu ise 26/11/2014 tarihinde 2014/16844 numaralı başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyaların Bölüme gönderilmesine karar vermişlerdir. Yapılan incelemede; 2014/16838, 2014/16840, 2014/16844, 2014/16849 ve 2014/16851 numaralı başvurular arasında konu bakımından bağlantı bulunma nedeniyle 2014/16838 numaralı başvuru üzerinde birleştirilmelerine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlık, başvurucu Kazim Aksoy ile ilgili görüşünü 7/1/2015, İbrahim Şener ile ilgili görüşünü 10/3/2015, diğer başvurucular ile ilgili görüşünü ise 21/1/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvuruculara 15/1/2015-16/3/2015 tarihleri arasında tebliğ edilmiştir. Başvurucu İbrahim Şener haricindeki başvurucular, açıklamalarını süresi içinde Anayasa Mahkemesine sunmuşlardır. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri, Bakanlık görüş yazısı ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, kamuoyunda “25 Aralık Operasyonu” olarak isimlendirilen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 2012/656 numaralı soruşturma evrakının hazırlanma aşamasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde rütbeli personel olarak çalışmışlardır. Başvurucu Kazim Aksoy, Başsavcılığa verdiği 4/8/2014 tarihli dilekçe ile adli makamların her türlü talimatına uymak üzere ikametinde bulunduğunu ve ifade vermeye hazır olduğunu belirtmiştir. Başvurucu Yakup Saygılı, 4/8/2014 tarihinde Başsavcılığa başvurarak ifade vermeye hazır olduğuna ilişkin beyanda bulunduğunu, buna ilişkin belgenin, süresi içerisinde temin edilemediğini, bu konuya ilişkin basında çıkan haberleri sunarak ilgili belgenin Başsavcılıktan istenilmesini talep etmiştir. Başsavcılık, 31/8/2014 tarihli ve 2014/115949 Soruşturma sayılı kararla “görevi kötüye kullanma, resmî belgede sahtecilik, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya veya hükûmetin görevini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs, casusluk, gizliliğin ihlali” suçlarından şüphelilerin kaçma ve delilleri yok etme ihtimali ve isnat olunan suçların niteliği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un ve maddeleri gereğince başvurucuların da aralarında bulunduğu toplam 33 kişi hakkında gözaltına alınmaları kararı vermiştir. Başvurucular 1/9/2014 tarihinde gözaltına alınmışlardır. Başvurucularla ilgili 1/9/2014 ve 2/9/2014 tarihli tutanaklarda, 5271 sayılı Kanun’un maddesindeki yasal hakların yüzlerine okunduğu, aynı tarihli müdafi-şüpheli görüşme tutanaklarında da isnat olunan suçların yazılı olduğu ve şüphelilerin müdafileri ile görüşme yaptıkları belirtilmiştir. Başvurucu Yakup Saygılı’nın, gözaltında tutulduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğünde kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü H.S. ve müdür yardımcısı A.N. hakkında yaptığı şikâyet üzerine Başsavcılık, 18/12/2014 tarihli ve 2014/88642 sayılı kararla kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu eksik soruşturma yapıldığı gerekçesiyle bu karara karşı itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu Yakup Saygılı, 1/10/2014 tarihinde İstanbul Valiliğine; gözaltında kötü muamele, işkence, hakaret ve görevi kötüye kullanma şikâyetiyle İstanbul Emniyet Müdürü, müdür yardımcısı, şube müdürü ve şube müdür yardımcısı hakkında şikâyette bulunmuştur. Başvurucu, İstanbul Valiliğinin 15/12/2014 tarihli ve 95270804-497-2014 sayılı dilekçenin işleme konulmaması kararına karşı 2/1/2015 tarihli dilekçe ile İstanbul Bölge İdare Mahkemesine itirazda bulunmuştur. Başvurucu, itiraz taleplerinin sonucu ile ilgili belge sunmamakla birlikte yapmış oldukları başvurular neticesinde lehlerine bir karar elde edilmediğini, bu nedenle kötü muamele yasağının ihlali iddiası ile ilgili olarak başvuru yollarının tüketilmesinin gerekli olmadığını belirtmiştir. Başvurucular, “Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya veya hükûmetin görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme” suçlarından tutuklanmaları talebiyle İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmişlerdir. Başvurucular Kazim Aksoy ve Yakup Saygılı İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 4/9/2014 tarihli ve 2014/95 Sorgu sayılı; başvurucular Mehmet Habip Kunt, İbrahim Şener ve Mehmet Fatih Yiğit ise aynı Hâkimliğin 5/9/2014 tarihli ve 2014/114 Sorgu sayılı kararlarıyla “Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya veya hükûmetin görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçundan tutuklanmışlardır. Aynı kararda başvurucuların “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme” suçu ile ilgili olarak tutuklama talebinin reddine karar verilmiştir. Her iki tutuklama kararının gerekçesi özetle şu şekildedir: “Şüphelilerin Üzerlerine Atılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya Veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme (TCK.nun 312/1) suçu ile ilgili tutuklama talebi irdelendiğinde;…Somut olaya bakıldığında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Kapanan TMK. Maddesi ile görevli) 2012/656 soruşturma sayılı dosyası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/115949 soruşturma sayılı dosyaları ve bu dosya içerisine dayanak yapılan HSYK Teftiş Kurulu tarafından düzenlenen rapor, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından kullanılan bilgisayarlar üzerlerinde yapılan incelemeler sonucunda düzenlenen rapor, TİB başkanlığının tespitleri, emniyet genel müdürlüğü teftiş kurulu başkanlığı müfettişleri tarafından yürütülen disiplin soruşturması, gizli tanık Fatih’in beyanları ve tüm somut dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;Somut olayda şüphelilerin emniyet müdürlüğü, mali suçlarla mücadele şube müdürlüğünde görev aldıkları, emniyet müdürlüğü hiyerarşik organizasyonu içerisinde hareket etmeyerek yasal olmayan oluşum çerçevesinde faaliyet yürüttükleri, meşru emir komuta zinciri dışına çıkabilen gizliliğe, güvenliğe, denetime önem veren ayrı bir hiyerarşik yapı oluşturdukları anlaşılmıştır, ancak bir kısım şüphelilerin, kanaatimizce yalnızca TCK’nın maddesinde düzenlenen suçu işledikleri yönünde anlaşmaya vardıkları, amaçları doğrultusunda hedef şahıslar olmadığı halde yasama dokunulmazlığı bulunan Hükümetin Başbakanı R.T.E., (2012 tarihinden 2013 tarihine kadar 63 kez)” olmak üzere yasama dokunulmazlığı bulunan çok sayıda bakan ve milletvekillerinin “muhtelif tarihlerde hedef şahıslarla olan görüşmeleri kayıt altına alarak tape haline getirerek dosyaya konulduğu, ancak yasama dokunulmazlığı olan bu kişilerle ilgili suç unsuruna rastlanılması halinde CMK.nun maddesinde belirtilen hükümler çerçevesinde işlem yapılmadığı, özel soruşturma usulüne tabi olduğu halde evrak tefrik edilerek özel soruşturma bürosuna gönderilmediği, bu şekilde yasal olamayan hiyerarşik yapılamanın gizliliğe riayet ettiği, hedef şahıslar üzerinden hükümet ve hükümet üyelerinin dinlendiği ve hükümeti iş göremez hale getirmek için kurdukları ittifak doğrultusunda hareket ettikleri, yaptıkları bilgisayar incelemeleri sonucunda düzenlenen raporlarda Hükümetin Başbakanı R.T.E. hakkında örgüt lideri ve dönemin Başbakanı şeklinde ibareler kullanıldığına ilişkin fezleke örneklerinin ele geçirildiği, 2013 günü fezleke yazılarak Cumhuriyet Başsavcılığı (Kapatılan TMK. Maddesi ile görevli)’na gönderilen fezlekede suç örgütünün yapılanması başlığını taşıyan bölümde yasama dokunulmazlığı olan eski Ulaştırma Bakanı B.Y. hakkında Grubun lideri olarak gösterildiği, Hükümetin Başbakanı R.T.E.’nin Nisan 2012 tarihinde Haliç Kongre Merkezinde yaptığı görüşmelerin güvenlik kamera görüntülerinin celp edilerek dosyaya konulduğu, CMK.’nın maddesinde şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve iş yerlerinin teknik araçlarla izlenerek ses veya görüntü kaydı alınabileceği hükmü altına alınmışken R.T.E’na suç işlemek amacıyla örgüt kurma, ihaleye fesat karıştırma suçu gerekçe gösterilerek 2012 günü saat 30 sıralarında Üsküdar ilçesinde bulunan evinde Y.E.K. isimli şahısla buluştuğuna dair cell-harita görüntüsünün dosya içerisine alındığı genel hatlarıyla görülmüştür.Bu açıklamalar ışığında şüpheliler İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Eski Amiri İbrahim Şener, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Sahtecilik Suçları Büro Eski Amiri Mehmet Habip Kunt ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Sahtecilik Suçları Büro Amirliğinde görevle eski ekip amiri Mehmet Fatih Yiğit’in TCK.nun Maddesinde anlamını bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçunu işledikleri yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren delillerin bulunduğu, yüklenen suçun yasada öngörülen ceza miktarı, işlendiği iddia edilen suçun önemli ve ciddi sayılan katalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedenini “Kanun gereğince” var sayıldığı, nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve 6352 sayılı yasa ile değişik 5271 sayılı CMK.’nun 100 ve devam eden maddeleri şüphelilerin tutuklanmasına engel bir hallerinin (tutuklama yasağı ve yargılama engeli bulunmaması hali gibi) bulunmadığı, almaları muhtemel ceza göz önüne alındığında kaçma şüphelerinin bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmaması nedeniyle şüphelilerin delilleri yok etme, gizleme, tanıklar üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik önlemi değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın maddesinde ifade olunan “ölçülülük” ilkesi uyarınca daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve bu şüpheliler açısından “yetersiz” kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği kanaatine varılarak Şüpheliler İ.Ş., Mehmet Habip Kunt ve Mehmet Fatih Yiğit’in ve müdafilerinin serbest bırakılmaları istemlerinin REDDİ ile bu şüphelilerin üzerlerine atılı suçtan 5271 sayıl CMK.nın 100 ve devamı maddeleri uyarınca ayrı ayrı TUTUKLANMALARINA [karar verilmiştir.]” Başvurucuların tutuklama kararına yönelik itirazları İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/9/2014 tarihli kararlarıyla reddedilmiştir. Karar gerekçesinde İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından itirazın reddine karar verildiği belirtilmiştir. Ret kararı başvuruculara 29/9/2014 - 30/9/2014 tarihlerinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 24/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular hakkındaki dosya soruşturma aşamasında derdesttir.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesi öyledir:“(1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1), (2) ve (4) numaralı fıkraları şu şekildedir:“(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir: a) Kişiye suçu işlerken rastlanması. b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması. (2) Kolluk görevlileri, tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptirler. (4) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./mad) Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir.” Aynı Kanun’un maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:“(1) Yukarıdaki Maddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir. (Değişik cümle: 25/05/2005-5353 S.K./mad) Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez. (Ek cümle: 25/05/2005-5353 S.K./mad) Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz. (2) Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır.” Aynı Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir; “(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir: a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa. b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa. (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir: a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; … Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315), …” Aynı Kanun’un maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. (2) (Değişik fıkra: 02/07/2012-6352 S.K./md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.”