10. Hukuk Dairesi 2021/1035 E. , 2021/16737 K. "İçtihat Metni" Bölge Adliye Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi ...Hukuk Dairesi Dava, iş kazasından sigortalının vefatı nedeniyle hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacılar vekilinin istinafa başvurması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi ....Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar
**10. Hukuk Dairesi 2021/1035 E. , 2021/16737 K.** **"İçtihat Metni"** Bölge Adliye Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi ...Hukuk Dairesi Dava, iş kazasından sigortalının vefatı nedeniyle hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacılar vekilinin istinafa başvurması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi ....Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesince verilen kararın davacılar vekili tarafından süresi içersinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I- İSTEM: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi sigortalı ...’ın...tarihinde meydana gelen kalp krizi niteliğindeki iş kazasında vefatı nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere her bir müvekkili için 500,00 TL’şer maddi tazminat ile 50.000,00 TL’şer manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. II- CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu olayın iş kazası olmadığını, müteveffanın geçirmiş olduğu kalp krizinin iş kazası olarak kabulünün mümkün bulunmadığını, davacıların murisi işçinin kalp krizinin işyerinde değil öğle arasında dinlenmeye çıktığı sırada işyeri sınırlarının dışında geçirdiğini, öğle saatinde gölgelik alanda dinlendiği esnada rahatsızlanarak arkadaşlarına telefonla haber verdiğini, müteveffanın yoğun çalışma temposunda çalıştırıldığını ve fazla çalışma yaptığı iddiasının doğru olmadığını, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda son derece özenli hareket ettiklerini, işyerinde işyeri hekiminin bulunmadığı iddiasının doğru olmadığını, müvekkili firmada işyeri hekiminin çalışmakta olduğunu, olaydan sonra arkadaşları tarafından vakit kaybetmeksizin en yakın sağlık kuruluşuna getirilerek müdahalede bulunulduğunu, müvekkili şirkete atfedilecek bir kusur bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III- MAHKEME KARARI: A-İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk derece mahkemesince; “Yapılan yargılama, toplanan deliller, dinlenen tanık beyanları kapsamında dosya üzerinden kusur tespiti açısından bilirkişi incelemesi yoluna gidilmiş, ... tarihli üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporda davalı şirketin %20, müteveffa ...'ın %10 oranında kusurlu oldukları ve %70 oranında ölüm olayının kişisel bünyeye bağlı faktörlerden ileri geldiği belirtilmiş, rapora itiraz üzerine dosya yeniden 3 kişilik Kardiyolog, İş Güvenliği Uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetine tevdii edilmiş, ölüm olayında müteveffa ...'ın %30 oranında kusurlu olduğu, olayda kişisel bünyeye bağlı faktörlerin etkisinin %70 oranda olduğu belirlenmiş, iki rapor arasında farklılık nedeni ile yeniden heyette Kalp ve Damar Cerrahı uzmanıda katılmak suretiyle iş güvenliği uzmanlarından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetine verilmiş, raporda da müteveffanın %30 oranında kusurlu olduğu, ölümün meydana gelmesinde %70 oranında kaçınılmazlık faktörünün etkili olduğu, davalı şirkete atfı kabil kusurun bulunmadığı belirlenmiştir. Olayın iş kazası olduğuna ilişkin bir uyuşmazlık bulunmamaktadır, alınan iki raporda davalı şirkete atfı kabil bir kusurun bulunmadığı belirlenmiş olduğu” gerekçesiyle “Davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine” karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI: Bölge Adliye Mahkemesince “Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,” karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle: İşveren, işyerinde İlk Yardım Yönetmeliği 1. Maddesi uyarınca personel sayısına göre ilk yardım görevlisi bulundurmak zorunda olmasına karşın bu nitelikte personel istihdam etmediği, kalp krizi durumunda, ilk anda yapılması gereken ilk yardımın olay yerindeki işçiler ve iş yeri hekimi tarafından gerçekleştirilmemiş olduğunu, Olayın görgü tanıklarından ... duruşmada hazır edilmesine karşın dinlenilmediğini, işveren tarafından iş sağlığı ve güvenliğinin işyerinde temini açısından gerekli denetim ve kontrol mekanizması oluşturulmadığını, maddi tazminatın hesaplanması gerektiği halde hesaplanmaması, manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken hükmedilmemesi nedeniyle kararın yerinde olmadığına işaretle kararın bozulmasını talep etmiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Dava, iş kazası sonucu sigortalının vefatı nedeniyle sigortalının hak sahipleri olan eş ve çocuklarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. Anayasanın 17. maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir. Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığını 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında düzenlemiştir. Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanununun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer. Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 77. maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanununun 77. ve devamı bir kısım maddeler 30/06/2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesine göre; (1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede; a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır. d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır. (2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. (3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz. Aynı kanunun "Risklerden Korunma İlkeleri" kenar başlıklı 5. maddesine göre; (1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur. a)Risklerden kaçınmak. b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek. c) Risklerde kaynağında mücadele etmek. ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek. d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak. e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek. f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek. g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek. ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek. Yine 6331 sayılı Kanun "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" karar başlıklı 10. maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir. (1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır. a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu, b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi, c) İşyerinin tertip ve düzeni, ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu, 2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler. (3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, "Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5.maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK. 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar) 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverenlerin yükümlülüklerini belirlerken aynı zamanda çalışanların da yükümlülüklerini belirlemiştir. Kanunun 19. maddesine göre; (1) Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşünmemekle yükümlüdür. (2) Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim talimatları doğrultusunda yükümlülükleri şunlardır. a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek. b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak. c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek, ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak. d) Kendi görev alanında iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle 4857 sayılı Kanunun 2. maddesinin dördüncü fıkrası, 63. maddesinin dördüncü fıkrası, 69, maddesinin dördüncü, beşinci ve altınca fıkraları, 77,78,79,80,81,83,84,85,86,87,88,89,95,105 ve geçici 2. maddeleri yürürlükten kaldırılmış, 4857 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan " İş Sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere" ifadesi ile 98. maddesinin birinci fıkrasında yer alan " 85. madde kapsamındaki işyerlerinde ise çalıştırılan her işçi için bin Yeni Türk Lirası" ifadesi metinden çıkartılmıştır. Yine 6331 sayılı Kanunun "Atıflar" kenar başlığını taşıyan geçici 1. maddesinde "(1) Diğer mevzuatta iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu kanuna yapılmış sayılır" hükmü düzenlenmiştir. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanununun 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4. ve 5. maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19. maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 6331 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan tenik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanununun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre sigortalı ...’ın davalı şirket tarafından işletilen maden ocağı işyerinde kamyon şoförü olarak çalıştığı, olay günü olan 08.08.2014 tarihinde dava harici alçı üretimi yapan işyerine maden malzemesi temini için davalı şirkete ait kamyonla seferler yaparak çalıştığı, öğle saatlerinde ise yemek molası verildiği ve iş kazası tutanağındaki tespite göre yemek molasında olay gününün Cuma günü olması nedeniyle işçilerin ibadete giderlerken sigortalının bu gruba katılmayıp çalışma sahasına yürüyerek ilerlediği esnada yol kenarında ağaçların altında iddiaya göre köpek beslemek üzere bulunduğu sırada fenalaştığı, bu durumu ibadete giden diğer işçilere bildirip yardım istediği, olay yerine gelen işçilerin sigortalının durumunun ağırlaştığını fark edip sigortalıyı kendi imkanları ile önce Sağlık Ocağına götürdükleri, genel adli muayene raporundaki olay öyküsüne göre sağlık ocağında iken 13.10 sıralarında aniden kalbin ve solunumun durduğu, 112 acil servise haber verildiği, sigortalının 15.53’de Gölbaşı Devlet Hastanesine ulaştırıldığı acil serviste ışık refleksi, tansiyon ve nabız alınamadığının anlaşıldığı ve işçinin entübe halde olduğunun tespit edildiği, yapılan müdahalelere rağmen sigortalının 16.45 tarihinde exitus/vefat ettiğinin kabul edildiği, 12.02.2015 tarihli ... Morg İhtasas Dairesi Başkanlığı raporuna göre sigortalının ölümünün kendisinde mevcut aterosklerotik kalp hastalığından kaynaklı olduğu tespit edilmiştir. İşyerinden getirilen kayıtlara göre sigortalı için 12.01.2013 tarihinde düzenlenen çok tehlikeli işlerde çalışacaklara ilişkin işe giriş/periyodik muayene formunda tansiyonun 160/100 mm Hg – takipli ifadesinin, 21.02.2014 tarihinde işyeri hekimi tarafından düzenlenen periyodik muayene formunda ise tansiyonun 140/95 mm HG olarak yer aldığı, işyeri formeni olup davalı tanığı olarak dinlenen tanık Ersin Türk beyanına göre de sigortalının tansiyon rahatsızlığının bulunduğunun bilindiği, nitekim işyerindeki mesai arkadaşlarından öğrendiği kadarıyla bir haftadır ilaçlarını bıraktığını beyan etmiş olduğu bilgisinin de beyanlarında yer aldığı, davalı tanığı olarak dinlenen ... beyanlarına göre de sigortalının fenalaştığını iş arkadaşlarına haber vermesi üzerine bu işçilerin işyerinin malzeme götürdüğü (Knauf isimli) işyerinin hemşiresine bilgi verdiklerini beyan ettiği , davalı işyerinin 10.04.2014 tarihli İşyeri hekimi sözleşmesi gereğince işyeri hekimi olarak...’dan hizmet almakta olduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda, SGK müfettişi tarafından düzenlenen rapora göre olayın iş kazası olduğunun kabul edilmesi gerektiğine işaret edilmekle beraber, işverenin kusurunun aranmasına yer olmadığı kanaatinin belirtildiği, kusur bilirkişi heyetlerinden alınan raporlarda ise 20.04.2017 tarihli raporda davalı işveren %20, işçi %10 kusurlu kabul edilmişken olayda %70 oranında bünyesel faktörün etkisinin bulunduğu, tespit edilmişken 30.08.2017 ve 24.01.2018 tarihli raporlarda ise sigortalının %30 kusurlu olduğu, işverenin alabileceği bir önlem olmadığı belirtilerek atfı kabil kusuru olmadığı, olayda %70 oranında bünyesel faktörün etkisinin bulunduğu belirtilmiştir. Mahkemece birbirini doğrulayan bilirkişi heyeti raporlarına itibarla davanın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar doğrultusunda, Mahkemece yapılacak iş; Davaya konu olayla irtibatı olan Cumhuriyet Başsavcılığı dosyasını getirterek işçinin olay anında maruz kaldığı işyeri ve çevresel şartları belirlemek, aynı zamanda davacının kaza öncesinde mevcut tansiyon, kalp ve damar rahatsızlığına ilişkin var ise tedavi kayıtlarını getirtip, davacının bünyesinde bulunan rahatsızlığı açıkça tespit etmek, İşverenin sigortalının periyodik sağlık muayenelerini olay anında geçerli mevzuatın gerektirdiği şekilde yerine getirip getirmediğini bu cümleden olarak sigortalının bünyesel durumuna uygun işte çalıştırılıp çalıştırılmadığı açıklığa kavuşturulmak, İşverenin işyerinde sağladığı iş sağlı ve güvenliği tedbirlerinin neler olduğu hangi tedbirlerin alındığı hangi tedbirlerin alınmadığı, risk değerlendirmesinin yeterli olup olmadığını araştırmak, İşyerinde işyeri hekimi istihdam edilmekle beraber bu hekimin verdiği hizmetle mevcut olayın önlenmesinin mümkün olup olamayacağı hususunu değerlendirmek, Öte yandan davacıda olumsuz yaşam şekli, beslenme tarzı, genetik faktör, sigara kullanımı gibi etkenler ile tanık beyanlarında geçen davacının kullanması gereken ilaçları kullanmadığının araştırılıp bu gibi durumlar var ise bu gibi durumların olayın gerçekleşmesi üzerindeki etkisi hususundaki deliller toplanmak, Toplanacak bu delillerle beraber somut ölüm olayının gerçekleşmesinde işyeri şartları, yaşam şekli, bünyesel faktör ile olay anındaki etkenler bir bütün olarak değerlendirilerek, davacı itirazlarını karşılar mahiyette somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın alanında uzman Kardiyolog hekimin de yer aldığı, A sınıf İş güvenliği uzmanı heyete tevdi ederek, ölüm iş kazası olayının gerçekleşmesinde tarafların kusur oranları ve bünyesel faktörün etkisini belirleyecek mahiyette rapor aldırmak alınacak bur raporla beraber dosyadaki veriler değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak, temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ...tarihinde oybirliğiyle karar verildi.