Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin her türlü ticari defter ve kayıtlarının tutulduğu bilgisayarların bilişim sistemlerine girme saldırısı yaşadığını, şirketlerin tüm verilerinin hacklendiğini beyanla; TTK 82/7. Maddesi uyarınca 2020 yılı Nisan ayından itibaren tutulan tüm defter, fatura ve sair belgelerin zayi olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... A.Ş.'nin ilk başta bir limited ortaklık olarak kurulmakla birlikte, devam eden süreçte tür değiştirmek suretiyle anonim ortaklığa dönüşen plastik hammaddesinden her türlü mamul ve aksamın imali, alımı, satımı, ithali ve ihracatı olmak üzere, buna dayalı faaliyetleri işletme konusu olarak belirleyen “aile tipi” bir sermaye ortaklığı olduğunu, Ciro hacmi ve yıllık üretim kapasitesi oldukça yüksek seviyelerde seyreden davalı şirketin, 1992 yılından bu yana ... markalı ürünleriyle Türkiye dışında çok sayıda ülkede hizmet verdiğini, bununla birlikte, işbu dava tarihi itibarıyla hâlihazırda 20.000.000 TL esas sermayesi bulunan davalı ... A.Ş.’nin kuruluşundan bu yana değişen sermaye ve ortaklık yapısı dikkate alındığında, davacı şirketin 3.200.000 TL sermaye payı karşılığında 3.200.000 adet paya sahip olup, davalı şirkette % 16 oranında paya sahip azınlık pay sahibi statüsünde olduğunu, İş bu davanın konusu haklı sebep ile fesih olup bu kapsamda; çoğunluk pay sahiplerinin gücünü sürekli ve sistematik olarak davacı vekiledeni şirket aleyhine kötüye kullandıklarını, bu doğrultuda kar payı ve rüçhan hakkının ağır şekilde ihlal edildiğini bu konuda kar payı alacağının davacı şirketten tahsili için terditli olarak İstanbul 3 Asliye Ticaret Mahkesinin 2016/286 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını ve derdest olduğunu, rüçhan hakkının yasaya ve dürüstlük kuralına aykırı genel kurul ve yönetim kurulu kararıyla kısıtlandığını, 06/02/2017 tarihli genel kurul toplantısında esas sözleşmenin değiştirilerek sermayenin artırılmasına ilişkin verilen karar yönünden İstanbul 18 Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2012/203 Esas sayılı dosya ile dava açıldığını, ancak genel kurul kararı tescil ettirilmediğinden davanın konusuz kaldığını, keza 2016 yılı olağan genel kurul toplantısı gündeminde yine sermaye artılmasına dair gündem maddesinin iptali için İstanbul 11 Asliye Ticaret Mahkesinin 2017/475 Esas sayılı dava dosyası ile dava açıldığını, genel kurur kararlarının mutlak butlan sebebiyle iptalinin istendiğini ve davanın derdest olduğunu, çoğunluk pay sahiplerine rüçhan haklarının önceden kullandırıldığını ve bu aşamada kanuna aykırı tutumun ısrarla sürdürüldüğünü, rüçhan hakkının kullanılması noktasında yönetim kurulunun kararının geçersizliğinin tespiti için de İstanbul 11 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/621 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını ve davanın derdest olduğunu, davalı şirketin sermaye artırım serüveninin bununla da sınırlı kalmadığını, 24/08/2017 tarihli toplantıda ilan edilen esas sözleşme değişikliği ile sermaye artırım kararı alındığını, tüm bu hususların mal varlığı haklarının geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde ihlali tahtında pay sahipleri arasındaki eşit işlem ilkesine aykırı davranış olduğunu,Toplantılara katılma, oy, bilgi alma ve inceleme ile özel denetçi talep etme haklarının telafisi mümkün olmayacak şekilde ihlal edildiğini, nitekim 2015 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan tüm genel kurul kararlarının hükümsüzlüğü tahtında İstanbul 13 ATM nin 2016/857 Esas sayılı dosyasında görülen davanın kabulüne karar verildiğini, dosyasının istinaf aşamasında olduğunu, 2017 yılı olağan genel kurul toplantıları yapılmadan vekiledenini bilgi alma hakkını kullandığını ancak genel kurul toplantısı öncesi ve sonrasındada talep edilen bilgi ve belgelerin verilmediğini, özel denetçi atanması taleplerinin reddedildiğini, Pay sahipleri arasında kişisel husumetin mevcut olduğunu ve bunun şirketin işleyişine olumsuz etkisi bulunduğunu, ortaklar arasında bağların ve güven ilişkisinin yok olma derecesine geldiğini, çoğunluk pay sahipleri tarafından şirketin kötü yönetildiğini, işçi sayısında ciddi azalma olduğunu, sürekli şekilde nakit ve kaynak sıkıntısı içinde bulunduğunu, kredi kuruluşları nezdinde güvenirliliğini kaybettiğini, mali açıdan sürekli dar boğazda olduğunu, 2016 yılında şirketin ciddi gümrük cezasına çarptırıldığını, çoğunluk pay sahiplerinin davalı şirket malvarlığını, kendi kişisel malvarlıkları gibi kullandıklarını, davalı şirket fabrikalarının başka yerlere taşındığını, bu hususların TTK 408/II-f hükmü bağlamında önemli miktarda şirket malvarlığının toptan satışı görünümünde olduğunu, kar payı dağıtılmamasına karşılık çoğunluk pay sahibi yöneticilerin yüksek tutarda gelir elde ettiklerini, şirketin yüksek tutarda zararı açıklanmış olmasına rağmen yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesi ve davalı şirketin sorumluluk davası açma hakkının bilinçli olarak ortadan kaldırılması ve yönetim kurulu üyelerine TK 395-396 madde hükümleri gereğince izin verilmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, esas sözleşme değişikliklerinin usulsüz ve sakat olduğunu, tüm bu hususlarla ilgili iptal ve/veya butlan davaları açılmasına rağmen davalı şirketin tutumunu değiştirmediğini, hukuka aykırık zincirinin ısrarla ve bilinçli olarak devam ettirileceği yönünde kesin neticeye ulaşıldığını, bu durumun ise TTK madde 531 hükmü kapsamında hukuken himaye edilemeceğini belirterek, davalı şirketin haklı sebeple feshine, aksi halde vekiledeninin şirketten ayrılma bedeli ödenerek çıkarılmasına, ya da mahkemece uygun bir çözüme hükmedilmesine, davalının kötü niyetle veya muavazalı işlemler yapmasını engellemek amacıyla aktiflerin devrini önyecek şekilde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, bu kapsamda HMK 400 madde uyarınca delil tespiti yapılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6103 s. Kanun m. 2/c gereğince, TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara TTK hükümlerinin uygulanacağını, anonim ortaklığın haklı sebeple feshi davasının, ancak TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen hukuki olgulara dayalı olarak açılması gereğinden davacı tarafın iddialarının buna göre ayrıştırılması gerektiğini, davacının davasına sözde haklı neden olarak ileri sürdüğü iddialarındaki ve 2016 yılından bu yana yaşanan süreçte en büyük kusurun kendisinde olduğu gerçeğinin tüm somut veriler yanında mahkeme kararlarıyla da sabit olduğunu, kimsenin kendi hukuka aykırı fiiline dayanarak hak iddia edemeyeceğini düzenleyen MK m. 2 uyarınca kusurlu pay sahibinin ortaklığın haklı sebeple feshini dava etme hakkının bulunmadığını, TTK m. 531 gerekçesinde, azınlık hakkı olarak nitelendirilen fesih davasının daha ziyade engelleyici/önleyici etki anlayışı üzerine kurulu olduğunu, fesih davasının en son çare ve ikincil bir dava olduğunu, davacının kötü niyetli olarak "sürekli ve sistematik" bir şekilde, işbu davaya gerekçe arama gayreti ile, vekil edeni şirket aleyhine bir takım haksız davalar ikame ettiğini ve dilekçelerine delil olarak sundukları davaların bu güne kadar çıkan kararlardan birisi hariç tamamını kaybettiklerini, şirket yönetim kurulunda görev alan tek hissedarın ... olduğunu, şirket Yönetim Kurulunun diğer iki üyesinin profesyonel yöneticiler olduğunu, yönetim kurulu çoğunlukla karar aldığından, hissedar yönetim kurulu üyesi ...'ın hiç bir şartta şirketi tek başına alacağı kararla yönetmesinin mümkün olmadığını, iş bu fiili gerçeklikte, davacı iddialarının bir anlamı ve değeri olmadığının ticaret sicil kayıtlarıyla da ortada olduğunu, ...'ın halen ... Topluluğu bünyesinde yer aldığını, ... Topluluğu şirketlerinin prensip olarak yıllık kar dağıtımını değil, şirketleri büyütmeyi ve belli bir büyüklüğe gelince tamamen veya kısmen satmayı ya da halka açmayı hedeflediğini, aynı mantık ve amaçla geliştirilip güçlendirilen (... Topluluğu içerisinde yer alan ... ve ... ailelerine ait) ... Gıda A.Ş. 1995 yılında, ... A.Ş. ile ... A.Ş. ise 2002 yılında yabancı yatırımcılara satılarak ortaklarına büyük rakamlarda kazanç sağladığını, davacı şirket kurucusu ve ortaklarının babası olan ...'ın belirleyici olduğu iş bu politika prensipleri ile çalışan davacı şirket ve davacı şirket hissedarlarının sahibi olduğu ... AŞ. 'nin de hiçbir zaman kâr dağıtımı yapmadığını, yaşanan global dünya krizi yanında ülkede yaşanan sorunlar içerisinde, vekiledeni ile aynı alanında iş yapan bir çok şirketin batması, iflas etmesi gerçeğinde vekiledeni şirketin halihazırda bulunduğu durumun davacı haricindeki hissedarların özverisi yanında ne denli doğru yönetildiğinin de ispatı olduğunu, davacı tarafından kâr dağıtımı yapılması istenen 2015 yılında vekiledeni şirketin yaklaşık 12 milyon TL net zarar elde ettiğini, buna karşın davacının kâr dağıtımı için ısrar etmesinin mali, hukuki ve fiili şartlarının da anlaşılamadığını, sermaye artışının amacının hiç bir zaman ve şartta davacı şirketin %16 olan hisselerini azaltmak olmadığını, matematiksel olarak kolayca hesaplanabileceği üzere, davacı şirket olarak sermaye artışının nakdi kısmına katılmasalar ve davalı şirketin diğer pay sahipleri rüçhan haklarını tam kullansalar bile davacı şirketin kendilerine ait payların yüzde 10 'un altına düşmesinin söz konusu olamayacağını, "Payların sulanması" şeklinde kullanılan ifadenin de hukuki alt yapısı olmadığı gibi, gerçeği de yansıtmadığını, vekiledeni şirket çoğunluk pay sahiplerinin davacı yana karşı güttüğü herhangi bir husumet olmadığı gibi bir tavırlarının da olmadığını, davacı şirket hissedarlarının 2016 yılı Şubat ayından bu yana tüm taleplere rağmen şahsen kendileri de ne diğer ortaklar ne de şirket yönetim kurulu üyelerinin görüşme taleplerini dahi görmezden gelerek, genel kurullara gönderilen vekilleri aracılığı ile önceden hazırlanmış matbu itiraz şerhlerini verdirip, akabinde asılsız ve mesnetsiz iddialar içeren davalar açma yoluna gittiklerini, tüm şahsi mal varlığı ile şirketi destekleyen pay sahiplerinin kötü yönetiminden söz etmenin her şeyden önce hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.