Başvuru; iş kazası nedeniyle açılan tazminat davasında ıslah talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ve engelli kalması nedeniyle de maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; iş kazası nedeniyle açılan tazminat davasında ıslah talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ve engelli kalması nedeniyle de maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu, Bursa'da bulunan bir özel şirkette işçi olarak çalışırken 13/9/2006 tarihinde hidrolik boru kesme makinasına sol el işaret parmağını sıkıştırması neticesinde başvurucunun parmağı birinci boğumundan kopmuş ve başvurucu hakkında 21/5/2013 tarihinde %4 oranında sürekli iş göremezlik raporu düzenlemiştir. Başvurucu27/6/2014 tarihinde çalıştığı şirket aleyhine fazlaya dair hakları kalmak kaydı ile 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminat davasını Bursa İş Mahkemesinde (İş Mahkemesi) açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde özetle ilgili şirketin kazanın meydana gelmesinde gerekli güvenlik tedbirlerini almadığını, koruyucu aparatları takılı olmayan makinede üretim yaptırıldığını, kendisine şikâyetçi olmaması hususunda yoğun telkinlerde bulunulduğunu, maddi ve manevi zararlarının davalı şirket tarafından karşılanmadığını böylece ilgili şirketin kusurlu olduğunu ileri sürmüştür. Yargılama sürecinde İş Mahkemesi, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulundan maluliyet oranı hakkında rapor aldırmıştır. Ayrıca, dosya içerisinde bulunan 21/5/2014 tarihli raporda, başvurucunun iş kazası nedeniyle meslekte kazanma gücünden kaybetme/azalma (sürekli iş göremezlik derecesi) oranının %4 olduğu, yardıma muhtaç olmadığı ve kontrol gerekmediği belirtilmiştir. İş Kazası ve Meslek Hastalığı Değerlendirme Komisyonu 4/12/2013 tarihli kararı ile davalı işyerinde 13/9/2006 tarihinde meydana gelen olayın iş kazası niteliğinde olduğunu belirtmiştir. İş Mahkemesi; bu rapordan başka, üç kişilik bilirkişi heyetinden işçi sağlığı ve iş güvenliği hususunda, bir hukukçu bilirkişiden de maddi tazminatın hesaplanması hususunda farklı tarihlerde raporlar aldırmış, belgeleri ve kayıtları incelemiş, keşif yapmıştır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği hususlarında alınan rapora göre davalı işverenin %60, başvurucunun %40 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. Başvurucu 14/11/2016 tarihinde dava dilekçesinde talep etmiş olduğu 000 TL maddi tazminat miktarını 000 TL daha artırmak için ıslah dilekçesi sunmuştur. Böylece başvurucu, dava ve ıslah dilekçelerine göre 000 TL maddi ve 000 TL manevi olmak üzere toplam 000 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme, davayı kısmen kabul kısmen reddetmiştir. Mahkeme 804,99 TL maddi, 000 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak başvurucuya ödenmesine diğer taleplerin ise reddine istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Başvurucu; tazminat hesabı yapılırken itirazlarının dikkate alınmadığını, hesaplamaya esas net ücretin belirlenmesinde hata yapıldığını, hükmolunan manevi tazminatın da maluliyete göre düşük oranda takdir edildiğini ileri sürüp davanın kabulüne karar verilmek üzere İş Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. Davalı şirket ise iş kazası tarihine göre davanın ıslah edilen kısmının zamanaşımına uğradığını, ıslah dilekçesine karşı süresinde verdikleri dilekçede zamanaşımı itirazında bulunmalarına rağmen dikkate alınmadığını, kazanın oluşumuna davacının kendi kusurlu eylemlerinin neden olduğunu, müvekkili şirkete kusur izafe eden kusur raporunun olaya uygun düşmediğini ve hatalı değerlendirmeler yapıldığını, başvurucunun kazadan sonra altı yıl daha şirkette çalıştığını, işten ayrılmasından üç yıl sonra bu davayı açtığını, manevi tazminatın da reddedilmesi gerektiğini ileri sürüp davanın reddine karar verilmek üzere İş Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) başvurucunun istinaf başvurusunun reddine, davalı şirketin ise istinaf başvurusunun kabulüne, İş Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın esastan kısmen kabulüne kısmen reddine temyizi kabil olmak üzere karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucu açısından 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 13/9/2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak başvurucuya verilmesine, fazla istemlerin ise reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir: ''...[D]avalı vekilinin zamanaşımı konusundaki istinafına gelince; 2006gerçekleşen iş kazası tarihine göre 27/06/2014 tarihli ilk dava dilekçesinde talep edilen 000,00TLmaddi tazminat açısından zamanaşımı söz konusu değildir. Ancak 14/11/2016 tarih ve harç tarihli maddi tazminatın ıslah edilen kısmı için ıslah dilekçesine karşı davalı vekilinin süresinde verdiği dilekçede zamanaşımı def'inde bulunmuştur....Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere zamanaşımı, failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Davaya konu olayda, davacının iş kazası neticesinde gelişen bir duruma bağlı maluliyet değişiminin ve zararının olmadığı ve kazayla birlikte "sol el Parmak DIP Ampute" (kopma ve kesilmesi) söz konusu olup gelişen bir duruma bağlı maluliyet değişiminin ve zararı oluşumu söz konusu değildir. Bu bakımdan somut olayda maddi tazminatın, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talep hakları saklı tutularak kısmi dava olarak talep edildiği ortadadır. Bu duruma göre zamanaşımı süresi dava dilekçesi ile talep edilen maddi tazminat yönünden dava tarihinde kesilecek, bakiye alacak miktarı yönünden işlemeye devam edecektir. Hal böyle olunca, maddi tazminat yönünden aleyhine hüküm kurulan davalı vekilinin, ıslah dilekçesini tebliğ aldıktan sonra zamanaşımı def'ini süresinde ve açıkça ileri sürdüğü değerlendirilerek, maddi tazminat konusunda dava dilekçesindeki taleple sınırlı olarak karar verilmesi gerekirken; ıslah edilen kısmı da kapsayacak şekilde maddi tazminata karar verilmesi doğru olmamıştır...'' Yargıtay Hukuk Dairesi, başvurucu için kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla temyiz sınırının altında kaldığı ve böylece temyiz kabiliyeti bulunmadığı gerekçesiyle temyiz talebinin reddine 7/2/2019 tarihinde karar vermiştir. Kesinleşen karar başvurucu vekiline 22/3/2019 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine 19/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.