DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2186 E. , 2024/1384 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2186 Karar No : 2024/1384 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Ticaret AŞ. VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av.... İSTEMİN KONUSU:... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: ... İli ... İl…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2186 E. , 2024/1384 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2186 Karar No : 2024/1384 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Ticaret AŞ. VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av.... İSTEMİN KONUSU:... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: ... İli ... İlçesi ... Mahallesi ... ada ... parsel nolu 64.959,99 m2 yüzölçümlü ve tapuda orman vasfıyla Hazine adına tescilli taşınmazın turizm yatırımı kapsamında davacı lehine tahsisin uzatılması sürecinde kapasite artışından kaynaklanan ek orman köylüleri kalkınma gelirine bağlı olarak 07/12/2018 tarihinde ödenen 289.475,36-TL ve 186.482,74-TL olmak üzere toplam 475.958,10-TL gecikme faizinin haksız tahsil edildiğinden bahisle söz konusu ödemenin iadesi için davalı idareye yapılan 20/03/2019 tarihli başvurunun reddine dair Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü'nün ... tarih ve E... sayılı işleminin iptali ile gecikme faizi olarak ödenmiş olan 475.958,10 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Uyuşmazlık konusu olayda; kapasite artışı nedeniyle ödenen ek orman köylüleri kalkınma gelirine bağlı olarak 07/12/2018 tarihinde gecikme faizine yönelik ödeme yapıldığı, 07/12/2018 tarihinden itibaren 60 günlük süre içerisinde dava açılması ya da bu süre içerisinde idareye başvurulması gerekirken bu süre geçirildikten sonra, 20/03/2019 tarihli başvuru üzerine tesis edilen ... tarih ve E... sayılı işlemin iptali ve gecikme faizi olarak ödenmiş olan 475.958,10 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davanın esasının incelenme olanağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi.... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Davacı tarafından, gecikme faizinin 07/12/2018 tarihinde ödendiği, davacının bu ödemeyi izleyen günden itibaren 60 gün içerisinde doğrudan dava açmak yerine, dava açma süresi içerisinde idareye (Kültür ve Turizm Bakanlığı'na) müracaat etmesinin de mümkün olduğu ve davacının doğrudan dava açmak yerine idareye (Kültür ve Turizm Bakanlığı'na) müracaat etme yolunu tercih ettiği, ancak idareye (Kültür ve Turizm Bakanlığı'na) müracaatın 07/12/2018 tarihinden itibaren 60 gün içerisinde yapılması gerekirken, bu süreden sonra 20/03/2019 tarihinde idareye (Kültür ve Turizm Bakanlığı'na) yapılan müracaatın dava açma süresini ihya etmeyeceği, bu nedenle 28/05/2019 tarihinde açılan davanın süresinde açılmadığı sonucuna varıldığından, istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararında sonucu itibariyla isabetsizlik görülmediği ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte olmadığı belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun belirtilen gerekçe ile reddine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 16/12/2022 tarih ve E:2021/6365, K:2022/7773 sayılı kararıyla; İdari bir makama yapılan başvurunun, 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi uyarınca yapılmış bir başvuru olarak kabul edilebilmesi için, idarece daha önce tesis edilmiş ve hukuk aleminde varlık kazanmış bir idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması talebinin üst makamdan veya üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenmesi gerektiği, bu anlamda, üst makam veya işlemi tesis eden makama yapılmayan başvuruların bu madde kapsamında değerlendirilebilmesine hukuken olanak bulunmadığı, somut olayda da Kültür ve Turizm Bakanlığına yapılan başvurunun (gecikme bedelinin tahsili konusunda işlem tesis eden makam olmadığından) 2577 sayılı Kanunun 10. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru olarak kabulü gerektiği, belirtilen başvuru üzerine tesis edilen... tarih ve E... sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı işlemine karşı 28/05/2019 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varıldığı, Bu itibarla, gecikme zammı bedelinin ödendiği tarihten itibaren 60 günlük süre içinde Kültür ve Turizm Bakanlığına başvuru yapılması gerekirken belirtilen süre geçirildikten sonra yapılan başvuru üzerine tesis edilen işleme karşı açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunu reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Gecikme bedelinin davacı tarafından 07/12/2018 tarihinde ödendiğinin görüldüğü; dolayısıyla, davacı şirketin bu ödemeyi yaptığı günü izleyen günden itibaren 60 gün içerisinde (2577 sayılı Kanun'un 12 nci maddesi kapsamında) doğrudan dava açabileceği gibi; dava açmak yerine, dava açma süresi içerisinde idareye müracaat etmesinin de mümkün olduğu; davacının doğrudan dava açmak yerine idareye müracaat etmeyi tercih ettiği, ancak bu müracaatını önce yanlış idareye yaptığı, yanlış idareye yaptığı müracaat sonrasında, doğru idareye yönelik müracaatını ise idareye müracaat süresi geçirildikten sonra yaptığının görüldüğü, Ancak olayda, hukuk aleminde daha evvelden zuhur eden bir işlem (gecikme bedeli tahakkuku) mevcut olduğundan, hukuk aleminde zaten var olan bu işleme yönelik müracaatın, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında kaldığı, bu müracaatın hukuk aleminde zuhur eden bir işlem hiç yokken, hakkında bir işlem tesis ettirerek buna dava açmayı düzenleyen 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle ilgisinin bulunmadığı, Bu durumda; gecikme bedelinin davacı tarafından 07/12/2018 tarihinde ödendiği, davacının bu ödemeyi izleyen günden itibaren 60 gün içerisinde doğrudan dava açmak yerine, dava açma süresi içerisinde idareye (Kültür ve Turizm Bakanlığı'na) müracaat etmesinin de mümkün olduğu, davacının doğrudan dava açmak yerine idareye (Kültür ve Turizm Bakanlığı'na) müracaat etme yolunu tercih ettiği, ancak idareye (Kültür ve Turizm Bakanlığı'na) müracaatın 07/12/2018 tarihinden itibaren 60 gün içerisinde yapılması gerekirken, bu süreden sonra 20/03/2019 tarihinde idareye (Kültür ve Turizm Bakanlığı'na) yapılan müracaatın dava açma süresini ihya etmeyeceği, bu nedenle 28/05/2019 tarihinde açılan davanın süresinde açılmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun gerekçeli reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Bölge İdare Mahkemesince, ihtirazi kayıt ile yapılan ödeme ile davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı'na yapılan başvuru arasında kendileri tarafından hiçbir işlem yapılmamış gibi hüküm kurulmuşsa da, bu süre zarfında ... Orman Bölge Müdürlüğü’ne, ... tarih ve ... sayılı dilekçe ile başvuru yapıldığı ve bu başvurunun sonucunun beklenildiği; zaten Bölge İdare Mahkemesince verilen kararda idareye yapılan başvurudan söz edildiğinde parantez içinde Kültür ve Turizm Bakanlığı açıklamasına yer verme gereğinin duyulmasının sebebinin de bu olduğu zira kendileri tarafından birden fazla idareye başvuru yapıldığı ancak Mahkemece davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan önce ... Orman Bölge Müdürlüğü’ne yapılan başvuru yokmuş gibi hüküm kurulduğu; 2577 sayılı Kanunun 11. madde hükmünün " idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan" istenmesi şartını aradığı, dava açma süresinin durması için bu madde kapsamında yapılmış olan başvurunun dava açılan kuruma yapılmış olması şartının aranmadığı; “borcu yoktur” yazısı alınabilmesi için, ödenen bedellere ilaveten gecikme faizi ödenmesi gerektiği, aksi halde “borcu yoktur” yazısı verilemeyeceğinin Orman Genel Müdürlüğü’nce belirtildiğinden ve gecikme faizine ilişkin ödemenin de bu bildirimi, yapan kuruma yapıldığından, bu bildirim ile dava açma süresinin duracağı ancak buna rağmen Bölge İdare Mahkemesince kararda, başvurunun basiretli bir tacir gibi doğru kuruma yapılması gerektiği yönündeki gerekçesi ile Orman Genel Müdürlüğüne yapılan ve yanlış olduğu belirtilen başvurunun dava açma süresinin hesabında dikkate alınamayacağının belirtildiği; zaten basiretli tacir olarak ihtirazi kayıt ile ödemeyi yaptığı ve hukuka aykırı ödemenin iadesi için gerekli kurumlara başvuru yaparak sonuç alınamaması üzerine süresinde davanın açıldığı; her ne kadar Mahkemece "yanlış başvuru" yapıldığı belirtilmişse de doğru başvurunun nereye yapılan başvuru olduğu ya da olacağı bugün itibariyla dahi netlik kazanamadığı; Orman Genel Müdürlüğü ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, yani idarenin bizzat kendisi tarafından dahi "doğru başvurunun" nereye yapılacağı bilinmezken, bir ticari şirket olan kendilerinin, üstelik idarenin yanlış yönlendirmesine rağmen "doğru başvuru" yapacağı yeri bilmesinin beklenmesi ve bilmediği için sonuçlarına katlanması gerektiği gerekçesi ile ret kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, ısrar kararının hukuka ve usule uygun bulunduğu, davacı tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen sebeplerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge İdare mahkemelerinin temyize tabi kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle süre aşımından reddine ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin temyize konu ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının ONANMASINA, 3.Kesin olarak, 13/06/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 123. maddesinde, idarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu; 74. maddesinde, vatandaşların ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye'de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, yetkili makamlara başvurma hakkına sahip oldukları; "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde ise, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; 40. maddesinde de, devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu hükümlerine yer verilmiştir. Anılan 40. maddenin gerekçesinde; bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amacıyla ve son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline gelmesi nedeniyle yapıldığına değinilmiştir. Öte yandan, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun'un 5. maddesinde; dilekçenin konuyla ilgisi olmayan bir idari makama verilmesi durumunda bu makam tarafından yetkili idari makama gönderileceği ve ayrıca dilekçe sahibine de bilgi verileceği düzenlemesi yer almaktadır. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden; Anayasa'da yer alan idarenin bütünlüğü ilkesi ile Dilekçe Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, ilgililerin, talepleri hakkında konuyla ilgisi olmayan bir idari makama başvurmaları durumunda, bu makam tarafından dilekçenin yetkili makama gönderilmesi ve ayrıca dilekçe sahibine de bilgi verilmesi gerektiği; öte yandan, devletin, işlemlerinde, bireylerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğunu öngören Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasının, ayrı bir yasal düzenlemenin varlığını gerektirmeyen, doğrudan uygulanabilir nitelik taşımasından dolayı yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak idari veya yargı mercileri ve kanun yolları ile sürelerini belirtmesi zorunludur. Diğer yandan, adil yargılanma hakkının ayrılmaz parçalarından olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmekle birlikte ilgililer açısından mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren uygulamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edeceği açıktır. Bununla birlikte, Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır; dolayısıyla mahkemeye erişim hakkının, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsuru olduğu açıktır. Ayrıca, anılan maddeye eklenen "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçe incelendiğinde, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği belirtilmiştir. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü açısından kuşkusuz ki kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması, davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi, hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve tek başına bu durumun mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmayacağı da yargı içtihatlarında belirtilmektedir. Ancak gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında gerekse Anayasa Mahkemesi kararlarında, mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerektiği vurgulanmaktadır. İlgililerin de, dava ve başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme yükümlülüğünün bulunduğu kuşkusuzdur. İdari yargılama usulü kapsamında, idari dava açma süreleri 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde düzenlenmekle birlikte idareye başvuru hususu anılan Kanun'un 10. ve 11. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasında; ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılmasının, geri alınmasının, değiştirilmesinin veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu hükmün amacı, idarece tesis edilen hatalı veya hukuka aykırı işlemlerin dava yoluna müracaat edilmeksizin düzeltilebilmesine imkân sağlamaktır. Bu suretle idari işlemin hukuka aykırı olduğunu düşünen kişiler, idarelere hukuka aykırılık iddiaları ile birlikte başvuru yapabilmektedir. Bu başvuruya karşılık, idarenin yükümlülüğü ise ilgilinin başvurudaki iddialarını inceleyerek tekrar bir değerlendirme yapmaktır. Yukarıda aktarılanlar ışığında uyuşmazlığa geri dönülecek olursa, Orman vasıflı ve Hazine adına tescilli olan ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... sayılı parselin turizm amacıyla kullanılması maksadıyla davacı şirkete 1998 yılında kesin tahsisinin yapıldığı ve davacının parseldeki faaliyetlerine başladığı; 13/09/2018 tarihinde davacının Kültür ve Turzim Bakanlığı Arazi Tahsis Dairesi Başkanlığı'na müracaat ederek, turizm amacıyla kullandığı arazinin kesin tahsis süresinin 49 yıl uzatılması talebinde bulunduğu ve bu talep üzerine anılan Bakanlık tarafından "süre uzatımı yapılabilmesi için borcun bulunmamasının gerektiği, davacının ise daha önceki yıllarda yapılan kapasite artışından kaynaklı olarak ödemesi gereken fon bedeli borcunun bulunduğu, bu borcu ödemesi, borcun ödenmesi sonrasında süre uzatımının değerlendirilebileceği"nin davacıya bildirildiği görülmüştür. Bu bildirim üzerine, davacının 06/12/2018 tarihinde borç ana parasını, 07/12/2018 tarihinde ise gecikme bedelini ihtirazi kayıt ile ödediği ve bunun üzerine Orman idaresi tarafından 11/12/2018 tarihinde "davacının ödenmemiş borcunun bulunmadığına" dair bir yazının verildiği; bu yazının Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ibraz edildiği; bunun üzerine 27/12/2018 tarihinde tahsis süresinin 49 yıl süreyle uzatıldığı anlaşılmıştır. Aktarılan olayların akabinde, davacı şirketin, idare kaydına 17/01/2019 tarihinde giren dilekçe ile Orman Bölge Müdürlüğü'ne başvurarak 07/12/2018 tarihinde ödenen gecikme faizi miktarının iadesini talep ettiği fakat Orman Bölge Müdürlüğü'nün... tarih ve ... sayılı yazısı (ve bu yazı eki Orman Genel Müdürlüğü yazısı) ile konuya ilişkin işlem tesis etme yetkisinin Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda olduğu, bu nedenle Kültür ve Turizm Bakanlığı'na müracaat edilmesi gerektiğinin, orman idaresinin bu talep hakkında işlem tesis edemeyeceğinin davacı şirkete bildirildiği; bunun üzerine, davacı şirketin, 19/03/2019 tarihli dilekçe ile ve aynı taleple Kültür ve Turizm Bakanlığı'na başvuru yaptığı fakat bu talebe ilişkin olarak Bakanlıkça herhangi bir işlem yapılmasına imkan bulunmadığının belirtilmesi üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, Anayasa'da yer alan idarenin bütünlüğü ilkesi ile Dilekçe Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, ilgililerin, talepleri hakkında konuyla ilgisi olmayan bir idari makama başvurmaları durumunda, bu makam tarafından dilekçenin yetkili makama gönderilmesi ve ayrıca dilekçe sahibine de bilgi verilmesi gerektiği; öte yandan, Devletin, işlemlerinde, bireylerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğunu öngören Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasının, ayrı bir yasal düzenlemenin varlığını gerektirmeyen, doğrudan uygulanabilir nitelik taşımasından dolayı yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak idari veya yargı mercileri ve kanun yolları ile sürelerini belirtmesi zorunluyken davacı tarafın Orman Genel Müdürlüğüne başvurusu sonucunda Kültür ve Turizm Bakanlığına yönlendirildiği; anılan Bakanlığa yapılan başvuru sonucunda ise tekrar Orman Genel Müdürlüğüne yönlendirildiği yani her iki idarenin de birbirine yönlendirdiği; öte yandan, davacı tarafa gönderilen cevap yazılarında dava açma süreleri ile ilgili herhangi bir bilgi verilmediği görüldüğünden, idarelerin yaptığı yanlış yönlendirmelerin sonucunun davacı tarafa yüklenerek, hak arama özgürlüğünün kısıtlanmaması, mahkemeye erişim hakkının engellenmemesi açısından Kültür Turizm Bakanlığının dava konusu işleminin davacıya tebliğ tarihi olan 03/05/2019 tarihinden itibaren 60 gün içinde (28/05/2019 tarihinde) açılan davanın süresinde görülerek esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin temyize konuAçıklanan nedenlerle, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin temyize konu ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.