Başvuru; terör olayı nedeniyle uğranılan manevi zararın tazmini amacıyla açılan davanın reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; terör olayı nedeniyle uğranılan manevi zararın tazmini amacıyla açılan davanın reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Bireysel başvuru formu ekinde yer alan belgelere göre 1975 doğumlu olan başvurucu olay tarihinde Diyarbakır'ın Sur ilçesinde ikamet etmektedir. Başvurucu sokağa çıkma yasağı ilanının geçerli olduğu dönemde, çatışmaların yaşandığı ortamda evinde ikamet etmek zorunda kalmış ve 10/12/2015 tarihinde sivil vatandaşların tahliyesi kapsamında, eşyalarını da geride bırakarak evini terk edebilmiştir. Başvurucu, evinden eşyalarını çıkaramaması, müzisyenlikle uğraşması ve müzik aletlerinin de evde kalması nedeniyle ekonomik sıkıntı yaşaması, çatışmalar sırasında eşi ve çocuklarının evde mahsur kalması nedeniyle uğradığı manevi zararlarının tazmini amacıyla 28/3/2017 tarihinde İçişleri Bakanlığına başvuruda bulunmuştur. İçişleri Bakanlığı anılan başvurunun Diyarbakır Valiliğince (Valilik) değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek 29/3/2017 tarihinde başvuru dosyasını Valiliğe göndermiştir. Valilik 3/4/2017 tarihinde taşınır eşya zararlarına ilişkin başvurucuya 400 TL maddi tazminat teklif etmiş, manevi tazminat talebinin ise 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'da manevi tazminat ödeneceğine dair bir düzenleme yer almadığı gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Başvurucu, Valiliğin maddi zararlarının tazmini amacıyla 400 TL teklif edilmesine yönelik verdiği kararın iptali, fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak uğranılan eşya zararı için 400 TL, mal varlığına ulaşamamasından dolayı 50 TL, çalışamadığı günler için de 50 TL olmak üzere toplam 500 TL maddi tazminatın ödenmesi talebiyle Diyarbakır İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Diyarbakır İdare Mahkemesi 19/1/2018 tarihinde dava konusu işlem bakımından davanın reddine, talep edilen tazminatın kısmen kabulü ile 400 TL'nin başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte başvurucuya ödenmesine, davanın 100 TL'lik kısmı bakımından ise reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; idarece zarar tespitinin mevzuata uygun yapıldığı, meydana gelen zararların kalem kalem beyan edildiği ve başvurucu da hazır bulundurularak keşif gerçekleştirildiği, tutanağın taraflarca imzalandığı vurgulanmıştır. Anılan karara karşı başvurucunun istinaf talebi Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi tarafından bireysel başvuru tarihinden sonra 4/11/2020 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu, Valiliğin manevi tazminat talebinin reddine yönelik işlemin iptali ve 000 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle 1/6/2017 tarihinde Diyarbakır İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; operasyonların sivil vatandaşların can ve mal emniyeti dikkate alınmadan organize edildiğini, kamu hizmetinin eksik ve kötü yürütüldüğünü, uzun süre evinden uzakta yaşamak zorunda kaldığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca evinin içerisinde bulunan maddi ve manevi değeri olan eşyalarla beraber yıkıldığını, müzisyenlik işi ile uğraştığını, işini icra ederken kullandığı müzik aletlerinin de zarar gördüğünü, bu süreçte çalışamadığını iddia etmiştir. Mahkeme 30/3/2018 tarihli kararıyla dava konusu işlemin iptali ile manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ve 000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde;i. terör eylemlerine maruz kalan vatandaşların hayatları boyunca maruz kalacakları manevi zararların da mevcut bulunduğu, bu manevi zararların büyük sıkıntılara yol açacağının inkâr edilemez bir gerçek olduğu, buna göre bu tür toplumsal olayların sosyal risk ilkesi esasına göre tazmininin lazım geldiği,ii. idare hukuku kuralları çerçevesinde Anayasa'ya dayalı olarak geliştirilen bir ilke uyarınca manevi zararların karşılanma olanağının, içeriği itibarıyla engelleyici bir hüküm taşımayan yasa ile ortadan kaldırıldığından bahsedilmesinin olanaksız bulunduğu, iii. somut olayda, her ne kadar hizmetin kötü ve eksik yürütüldüğünden bahisle idareye hizmet kusuru da atfedilmişse de güvenlik güçleri tarafından yürütülen terörle mücadele faaliyetlerinin kapsam ve sınırları dışında fevkalade ölçüsüz bir müdahaleden söz edilemeyeceği, devlet otoritesinin yeniden tesisi ve kamu güvenliğinin sağlanması sırasında başvurucunun taşınır veya taşınmaz mallarına özel bir kastla zarar verilmek istendiği hususunda da somut bir verinin bulunmadığı,iv. başvurucunun eşi ve üç çocuğunun bulunduğu, çocuklarının 1999, 2000 ve 2004 doğumlu oldukları, Sur ilçesinde uygulanan sokağa çıkma yasakları ve terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sonucunda evlerinin ve eşyalarının zarar gördüğü, evlerinden eşyalarını alamadan tahliye edilmek zorunda kaldıkları, evde zarar gören saz/bağlama ve yardımcı müzik ekipmanlarından anlaşıldığı kadarıyla başvurucunun geçimini müzik aletlerinden sağladığı ve bu sebeple maddi sıkıntıya düştüğü, ifade edilmiştir. Başvurucu ve davalı İçişleri Bakanlığı tarafından karara karşı istinaf yoluna başvurulmuştur. Başvurucu istinaf dilekçesinde, müzik aletlerinin eviyle beraber enkaza karışması nedeniyle uzunca bir süre çalışamadığını, bu olaylar sebebiyle eşiyle boşanma aşamasına geldiğini, bir çocuğunun da okulu bırakmak zorunda kaldığını, verilen tazminat miktarının manevi zararını giderebilecek oranda olmadığını ileri sürmüştür. İçişleri Bakanlığı vekili istinaf dilekçesinde; 5233 sayılı Kanun kapsamında manevi zararların karşılanmasının olanaklı olmadığını, sosyal risk ilkesi gereğince tazminata hükmedilebilmesi için ise davranış ile zarar arasında bir illiyet bağının bulunması gerektiğini ancak 5233 sayılı Kanun'un bu durumun istisnası konumunda bulunduğunu ifade etmiştir. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) başvurucunun istinaf başvurusunun reddine, İçişleri Bakanlığının istinaf başvurusunun ise kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinde;i. manevi tazminata hükmedilebilmesi için idarenin, ağır hizmet kusurunun varlığı; bir kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında hukuk kurallarının uygulanması dışında, mevzuata aykırı işlem veya eylemi sonucunda ilgililerin kişilik haklarının, şeref ve haysiyetlerinin zedelenmesi ya da ağır bir elem ve acı duymasına neden olunması gerektiği,ii. sokağa çıkma yasağının, bölücü terör örgütü mensuplarınca mayın ve patlayıcılarla tuzaklanmış hendek ve barikatları bertaraf etmek ve vatandaşların can ve mal güvenliğini korumak ve kamu düzenini sağlamak amacıyla ilan edildiği, kamu düzeninin olağan hayatı kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu, bu süreçte yaşanan olaylarla birçok yapı ve altyapının hasar gördüğü, çatışmalı bölgelerden vatandaşların tahliyesi, gıda, sağlık ve barınma konularında gerekli tedbirlerin alındığı, iii. kişilerin yaşadığı veya çalıştığı yeri terk etmesinin idari tedbirlerin doğal bir sonucu olduğu; bu suretle, manevi tazminata hükmedilebilmesi için aranan şartların gerçekleşmediği, manevi tazminat talebinin reddine yönelik idari işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, belirtilmiştir. Karara muhalif kalan üye, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan ve bu sebeple ailevi, içtimai ve iktisadi düzenleri bozulan vatandaşların yaşadıkları elem ve kederi kısmen de olsa dindirmek amacıyla belirli bir miktarın manevi tazminat olarak ödenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu nihai kararı 6/7/2019 tarihinde öğrendikten sonra 1/8/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.