Başvuru, defin işleminin engellenmesi ve cenazenin mezardan çıkarılması olayının faillerine yönelik şikâyet üzerine yapılan soruşturmanın devletin pozitif yükümlülüklerine uygun yürütülmemesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, defin işleminin engellenmesi ve cenazenin mezardan çıkarılması olayının faillerine yönelik şikâyet üzerine yapılan soruşturmanın devletin pozitif yükümlülüklerine uygun yürütülmemesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 29/12/2017 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, olay tarihinde Kocaeli Kandıra F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunmaktadır. Başvurucunun annesi H.T., 13/9/2017 tarihinde vefat etmiştir. Defin işlemine, başvurucunun ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekillerinin de katılacağı yönünde elde edilen bilgi doğrultusunda emniyet güçlerince cenazenin defnedileceği İncek Mezarlığında gerekli tedbirlerin alınması amacıyla harekete geçilmiştir. İlgili tutanakta, aynı gün saat 15 itibarıyla cenaze aracının başvurucunun da aralarında olduğu yaklaşık yüz yirmi cenaze yakını eşliğinde mezarlık alanına doğru dağınık şekilde yola çıktığı ve saat 50'de cenaze aracının mezarlık alanına ulaştığı belirtilmiştir. Ayrıca güvenlik tedbirlerinin alınmasının akabinde saat 01'de defin işlemine başlandığı ve saat 15 itibarıyla bitirildiği ifade edilmiştir. Bu esnada mezarlık etrafında toplanan kişilerce "burada terörist cenazesi istemiyoruz, burada şehit mezarı var." şeklinde cenaze yakınlarına yönelik ısrarlı tepkiler gösterilmiş, taşkınlık yapan grup ihtar edilmesine rağmen gerginliğin ve kalabalığın artması üzerine yakınlarının rızasıyla cenaze saat 00'de mezardan çıkarılmış ve saat 20 dolaylarında Batıkent Cem Evine götürülmüştür. Cenaze, yakınlarının isteği üzerine Tunceli'ye defnedilmek üzere saat 15 itibarıyla cenaze arabasına konulmuş ve Ankara'nın Çakırlar çıkışına kadar kolluk görevlilerinin eşliğinde sevk edilmiştir. Başvurucu; olayın başlangıcında yalnızca beş kişinin bulunduğunu, kolluk güçlerince bu kişilere yeterli ve gerekli şekilde müdahale edilmemesi nedeniyle grubun iki yüz kişiye ulaştığını, cenazenin mezardan çıkarılması sonucuna gelinmesinde kamu görevlilerinin ihmali olduğunu belirterek vekili aracılığıyla suç duyurusunda bulunmuştur. Gerekli önlemlerin alınması hâlinde olayın bu noktaya gelmeyeceğini, saldırganlık yapan ve ırkçı söylemlerde bulunan şüphelilerinin mezarlık dışına çıkarılmadığını, cenaze aracı mezarlıktan uzaklaşmasına rağmen kamu görevlilerinin ihmali nedeniyle cenaze yakınlarının alandan ayrılamadığını, cenazenin mezardan çıkarılmasının ailenin keyfî kararı olmadığını ileri sürmüş ve toplanan grupta yer alan şüphelilerle ihmali bulunan kamu görevlilerinin cezalandırılmalarını talep etmiştir. İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, hakaret, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme ve bunların hareketlerine katılma suçları kapsamında Gölbaşı Cumhuriyet başsavcılığınca (Başsavcılık) başlatılan soruşturmada, olay anına ilişkin kamera görüntüleri ve bilirkişi raporları soruşturma dosyasına eklenmiştir. Ayrıca birçok şüpheli gözaltına alınmış ve şüphelilerden B.Ş., Ö. ve A. belirtilen suçlar kapsamında Gölbaşı Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanmıştır. Başsavcılık tarafından hazırlanan 21/9/2017 tarihli iddianamede; mezarlıkta toplanan kalabalığın kolluk görevlilerince sakinleştirilmeye çalışıldığı, bu sırada bazı şüphelilerin "Bu mezarlıkta şehidimiz var, bu cenazeyi burada istemiyoruz, eğer gömerseniz sabaha kadar burada bekleyip bu cenazeyi çıkartırız." şeklinde bağırmaya devam ettiği, kolluk görevlileri tarafından protestocu grup ile cenaze yakınları arasına barikat oluşturulduğu, bu şekilde her iki tarafın birbirlerine herhangi bir fiziki müdahalede bulunmasının engellendiği ifade edilmiştir. İddianamede; şüphelilerden B.Ş., O.K., A. ve İ.K.nın cenaze yakınlarına küfür ettikleri ve tehditte bulundukları, yine şüphelilerden Ö.nün "Burası Türk toprağı, ... gece saatlerinde gizli kapaklı cenaze defnedilir mi?" şeklinde sözler sarf ettiği, şüphelilerden N.A., S.A., O.K., U., Y.K., N.B. ve O. nin cenazenin mezardan çıkarılmaması durumunda orada toplananlarca çıkarılacağına yönelik beyanlarda bulundukları belirtilmiştir. İddianamede; toplanan kalabalığın B.Ş., Ö., E.A., N.A., O.K. ve N.K. ile diğer bazı şüpheliler tarafından provoke edildiği, bu şüphelilerin cenaze yakınlarının defin işlemini gerçekleştirmelerini engellemeye çalıştıkları, cenaze yakınlarının rızası ile cenazenin mezardan çıkarıldığı, bu esnada üst düzey kamu görevlilerinin olay yerine gelerek kalabalığı sakinleştirmeye çalıştıkları, mezarlık güvenliğinin sağlanmasının akabinde cenazenin Cem Evine götürülmek üzere mezarlık alanından uzaklaştırıldığı ifade edilmiştir. Müşteki olan başvurucunun, vefat eden annesinin dini inançları doğrultusunda ritüel olan cenaze merasimini gerçekleştirmek üzere mezarlığa geldiği, gece vakti gizlice terörist cenazesinin defnedildiği zannına kapılan gösterici grubun defin işlemini engellemek amacıyla eylemde bulundukları, kolluk güçlerince uyarılmalarına rağmen dağılmadıkları, bu suretle şüphelilerin üzerilerine atılı olan suçları işledikleri yönünde değerlendirmelerde bulunulmuştur. Öte yandan şüphelilerden Z.Ş., Y.K., H.S., A.A., E.K., H.Ç., K., E.G., A.K., Ç. ile kolluk görevlileri yönünden kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin ek karar verilmiştir. 21/9/2017 tarihli kararın gerekçesinde; defin işlemlerinin başlamasından önce kolluk güçlerince her türlü önlemin alındığı, defin sırasında güvenlik tedbirlerinin artırıldığı, içinde kendi aile yakınları ve şehit cenazesi bulunan mezarlıkta gece vakti terörist cenazesinin defnedildiği zannına kapılan mahalleli grup tarafından defnin engellenmesine yönelik protestolar düzenlendiği, bunun üzerine takviye güçlerin alana yönlendirildiği, cenazenin ailenin rızasıyla mezardan çıkarıldığı ve bu aşamada kolluk güçlerince alınan önlemler sayesinde cenazenin güvenli şekilde alandan uzaklaştırıldığı ifade edilmiştir. Kolluk güçlerinin cenaze yakınlarına ya da cenazeye fiziki temasta bulunulmasını engellediği, bu hususların görüntü kayıtları, tanıklar ve tutanaklarla sabit olduğu, dolayısıyla görevin ihmal edildiğine ilişkin iddiaların soyut olduğu belirtilmiştir. Başvurucu; soruşturmanın özenli şekilde yürütülmediğini, olay anında orada olan HDP milletvekillerinin tanık sıfatıyla ifadelerinin alınmadığını, şüphelilere ilişkin çözümlemelerin yapılmadığını, şüphelilerin olay yerine nasıl geldikleri hususunda araştırma yapılmadığını, kolluk kuvvetlerinin ihmaline ilişkin ortaya konulan gerekçelerin ikna edici olmadığını belirterek söz konusu takipsizlik kararına itiraz etmiştir. Ankara Sulh Ceza Hâkimliğince 26/10/2017 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen ek kararın usule ve yasaya uygun olduğu, gösterilen gerekçelerin dosya içeriğiyle uyumlu olduğu ve ileri sürülen itiraz nedenlerinin yerinde olmadığı belirtilmiştir. Söz konusu karar 30/11/2017 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Diğer şüpheliler yönünden Gölbaşı Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında; E.A., İ., İ.Ş., E.A., R.R.K. ve Y.A.nın inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasının engellenmesi suçu kapsamında eylemlerinin sabit olduğuna ve 1 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, adı geçen sanıkların üzerilerine atılı eylemi birden fazla kişiyle birlikte gerçekleştirmeleri nedeniyle cezanın bir kat artırılmasına ve 2 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, haklarında takdiri indirim nedenlerinin uygulanmamasına karar verilmiştir. Yine sanıklardan N.B., O., O.K., S.A. ve U. hakkında inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasının engellenmesi suçu kapsamında 2 yıl 20 ay hapis cezasına ve takdiri indirim nedenlerinin uygulanmasına yer olmadığına hükmedilmiştir. Ayrıca sanıklardan N.A.nın inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasının engellenmesi suçu kapsamında 4 yıl; B.Ş., Ö. ve A. hakkında 4 yıl 8 ay hapis cezasına hükmedilmiş ve suçun işleniş şekli, sanıkların olumsuz değerlendirilen sosyal ilişkileri ile kişilikleri dikkate alınarak yeniden suç işlemekten çekinecekleri hususunda olumlu kanaat oluşmaması nedeniyle haklarında herhangi bir indirim uygulanmamış ve haklarında verilen hüküm açıklanmıştır. 5/3/2019 tarihinde verilen kararın gerekçesinde; cenaze aracı mezarlıktan ayrılana kadar sanıkların dağılmadığı, eylem ve sözleriyle cenazenin mezardan çıkarılması konusunda başvurucuyu mecbur bıraktıkları, defin işleminin yapılmaması amacıyla hareket ettikleri ve bu suretle başvurucunun dini inancını yerine getirmesine engel oldukları belirtilmiştir. Elde edilen tüm görüntülerin bilirkişiler marifetiyle farklı açılardan çözümlendiği, tüm tanıkların dinlendiği, sanıkların araç, telefon, HTS kayıtları ile sosyal medya paylaşımlarının incelendiği ifade edilmiştir. A., O.K., B.Ş. isimli sanıklar hakkında ayrıca hakaret suçu kapsamında da hapis cezasına hükmedilmiştir. A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Cebir veya tehdit kullanarak, bir kimseyi dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan meneden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) (Değişik: 2/3/2014-6529/14 md.) Dini inancın gereğinin yerine getirilmesinin veya dini ibadet veya ayinlerin bireysel ya da toplu olarak yapılmasının, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi hâlinde, fail hakkında birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur. (3) (Ek: 2/3/2014-6529/14 md.) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale eden veya bunları değiştirmeye zorlayan kişiye birinci fıkra hükmüne göre ceza verilir. " 5237 sayılı Kanun'un "Hakaret" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. ..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), özel hayat ve aile hayatı kavramlarının yakın bir akrabayı defnetme ve bu defin esnasında hazır bulunma hakkını kapsadığını kabul etmektedir (Gülbahar Özer ve Yusuf Özer/Türkiye, B. No: 66406/09, 29/5/2018, § 26; Sabanchiyeva ve diğerleri/Rusya, B. No: 38450/05, 6/6/2013, §§ 117-123; Maric/Hırvatistan, B. No: 50132/12, 12/6/2014, § 59). Öte yandan AİHM, devletlerin Sözleşme’nin maddesi uyarınca uygun bir yasal koruma çerçevesi oluşturma ve uygulama yükümlülüğünün her zaman ceza hükümlerinin tatbik edilmesi anlamına gelmeyeceğini de vurgulamıştır (Söderman/İsveç [BD], B. No: 5786/08, 12/11/2013, § 79; P./Portekiz, B. No: 27516/14, 7/9/2021, §§ 40, 41).