Başvurucu, 24/5/2002 tarihinde Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tescil davasına ilişkin yargılama sonunda, delillerin takdirinde ve değerlendirilmesinde hataya düşülerek davanın reddedildiğini, keyfi ve gerekçesiz kararlar verildiğini, bilirkişi raporlarının kararlara yanlış aktarıldığını, makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının, yaşam hakkının, çalışma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, gerekli görülmesi h
Başvurucu, 24/5/2002 tarihinde Antalya Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tescil davasına ilişkin yargılama sonunda, delillerin takdirinde ve değerlendirilmesinde hataya düşülerek davanın reddedildiğini, keyfi ve gerekçesiz kararlar verildiğini, bilirkişi raporlarının kararlara yanlış aktarıldığını, makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının, yaşam hakkının, çalışma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, gerekli görülmesi halinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına veya yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini ve tazminata hükmedilmesi talep etmiştir. Başvuru, 31/5/2013 tarihinde Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 20/10/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 1/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 19/12/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 24/5/2002 tarihinde Antalya Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tescil davasında, dava konusu iki ayrı taşınmazın, kırk yılı aşkın zamandır nizasız ve fasılasız olarak malik sıfatı ile zilyedi olduğunu belirterek, kadastro tespiti dışında kalan söz konusu taşınmazların adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi, 17/11/2005 tarihli ve E.2003/312, K.2005/420 sayılı kararı ile resmi kurumlardan alınan bilgiler, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporları ile tanık beyanları, diğer Mahkemeler nezdinde yapılan zilyetlik araştırması doğrultusunda, anılan taşınmazların fen bilirkişisi ve orman bilirkişisinin raporlarına göre orman tahdidinin dışında fundalık, çalılık bir arazi iken başvurucunun babası tarafından 1963 yılından başlayıp, 1965 yılına kadar imar ihya çalışmaları ile kültür arazisi haline getirildiğini, her iki yerin dava tarihine kadar zilyetlik ile edinme süresinin de dolduğunu belirterek, davanın kabulüne hükmetmiştir. Davalı Maliye Hazinesinin temyiz talebinde bulunması sonucu, Yargıtay Hukuk Dairesi, 26/3/2009 tarihli ve E.2009/2159, K.2009/5134 sayılı ilâmı ile “…3402 Sayılı Kadastro Kanun’un maddesi gereğince orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan toprak getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar ihya olarak kabul edilemez) ve imar ihyanın tamamlandığı tarihten tescil davasının açıldığı ya da tesbit tutanağının düzenlendiği güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Kanunu’nun maddesinde yazılı diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile dava ya da kadastro tesbit tarihinden 15 - 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen streoskopik çift hava fotoğraflarının streoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip kesin olarak belirlenmesi gerekir. Somut olayda mahkemece, anlatılan biçimde bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. …. Ayrıca, a) Taşınmazın eski ve yeni niteliği konusunda jeoloji mühendisinden de ayrıntılı rapor alınmalı, b) Keşif sırasında taşınmazın çeşitli yönlerinden hali hazır durumunu gösterir renkli fotoğrafları çektirilip onaylanarak dava dosyası içine konulmalı, c) Davanın açıldığı tarihten önce ya da sonra Hazine yetkilileri tarafından hazırlanan idari tahkikat ve haksız işgal (ecrimisil) tutanakları varsa bu tutanaklar da yerine uygulanıp tutanaklarda ismi yazılı kişiler tanık sıfatıyla dinlenilmeli, d) Özgürler Toprak Sanayi A.Ş. tarafından, beton santralı yapılmak üzere Hazineden taşlık ve çalılık 500 m2 alanın kiralanmak ya da satın alınmak istenmesi üzerine, Hazine tarafından bu yerin tescili yoluna gidildiği, bu amaçla tespit işlemi yapıldığı, üzerinde bulunan gecekondu sahipleri için işgalci olarak ecrimisil tahakkuk ettirildiği, gecekonduların yıkılma aşamasında olduğu, aynı yöreye ilişkin dosyalarda, Milli Emlak Müdürlüğünce bildirildiğine göre, ilgili belge ve haritalar getirtilerek çekişmeli taşınmazın bu arazinin içinde olup olmadığı belirlenmeli,…” gerekçelerine dayanarak İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur. Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi bozma ilamına uyarak yaptığı yeniden yargılamada, bozma ilâmında eksik olduğu belirtilen hususları yerine getirmiş, taşınmazın bulunduğu yerdeki memleket haritası ve hava fotoğraflarını getirtmiş, çevre parsellerin tedavüllü tapu kayıtlarını, tapulama tutanaklarını dosya içerisine almış, mahallinde mahalli bilirkişi, davacı tanıkları ile yeniden keşif yapmış, fen, orman, ziraat ve jeoloji bilirkişilerinden raporlar almış, yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda, 14/12/2010 tarih ve E.2009/182, K.2010/383 sayılı kararı ile “…Dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde ilk tapulama tespitinin 1965 yılında yapıldığı, o tarihte dava konusu taşınmazların tapulama harici yer olarak bırakıldığı, orman bilirkişisinin raporunda gösterdiği üzere taşınmazların bulunduğu yerde 1946 yılında yapılan 4785 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun’a uygun orman sınırlandırılmasında orman dışında kaldığı, hava fotoğrafları üzerinde cep streoskopi ile yapılan incelemede her iki bölümünde bodur, çalılık, makilik alan olarak tespit edildiği, memleket haritasında ise, A harfi ile gösterilen kısmın orman alanı içerisinde kısmen açıklık alanda, B harfi ile gösterilen kısmın ise, açıklık alanda olduğu, 1/000 ölçekli orman amenajman haritasında A harfi ile gösterilen yerin yeşil ile gösterilen orman alanlık içerisinde B harf ile gösterilen kesimin sınır olan beyaz renkli açıklık alan içerisinde olduğu bilirkişiler tarafından bildirildiğine göre kadastro tespitinin yapıldığı 1963 yılında dava konusu yerin imar ihyası yapılmayan makilik alan olduğu, bu sebeple davacı tanıklarının imar ihyanın tamamlandığı tarih olarak gösterdikleri 1951 yılının orman bilirkişinin raporunda teknik belgelerin incelenmesi denilen bölümle uyuşmadığı bu nedenle bu tanık beyanlarının doğruyu yansıtmadıkları, keza Yüksek Yargıtay’ın bozma ilamında gösterdiği üzere bir yer üzerinde ev yapmak ya da toprak çekmenin imar ihya mahiyetini taşımadığı, eylemli zilyetliğin ekonomik amaca uygun olarak sürdürülmediği, davacının A harfi ile gösterilen taşınmazda inşa halinde ev yapmaya çalıştığı ve jeoloji mühendisi bilirkişinin raporunda gösterdiği üzere 0- 05 metre karelik kısma toprak çekildiği, bunun dışında herhangi bir tarımsal faaliyetin bulunmadığı, diğer taşınmazda ziraat bilirkişisinin raporunda da belirttiği gibi üzerinde herhangi bir kültür bitkisinin bulunmadığı, yüzeyinin otlarla kaplı olduğu, bilirkişiye göre nadasa bırakıldığı belirtilmişse de burada da ekonomik amaca uygun bir kullanımın söz konusu olmadığı, kısmen imar ihyanın da tamamlanmadığı halen dava konusu edilen taşınmazın bir bölümünün çalılık halde olduğu,…” gerekçeleriyle davanın reddine karar vermiştir. Başvurucu tarafından İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi sonucu, Yargıtay Hukuk Dairesi, 24/4/2012 tarih ve E.2011/5526, K.2012/6205 sayılı ilâmı ile bozma ilâmında ifade edilen hususlara göre hüküm kurulduğunu belirterek, temyiz itirazlarını reddetmiş ve İlk Derece Mahkemesinin kararını onamıştır. Aynı Daireye yapılan karar düzeltme istemi, 15/4/2013 tarih ve E.2013/2735, K.2013/4385 sayılı ilâm ile reddedilmiştir. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilâm 4/5/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 31/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usul ekonomisi ilkesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un “b.Olağanüstü zamanaşımı” kenar başlıklı maddesinin ilk fıkrası şöyledir:“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” 21/6/1987 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti” kenar başlıklı maddesinin ilk fıkrası şöyledir: “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”